Ekonomi Nedir

Ekonomi Nedir

Ekonomi, insanların sınırsız tüketim isteklerini sınırlı, kıt kaynaklarla en iyi nasıl tatmin edilebileceğini inceleyen sosyal bir bilim dalıdır.  Eski Yunanda ekonomi nedir, ekonomi sözcüğünün sözcük anlamı, 1 evin mal varlığını yönetme sanatıydı. O dönemde alaka ya da tesir alanı 1 evden ibaret olan ekonomi, bugün her dünyayı ilgilendirmekte ve etkisi altına almaktadır.

Ayrıca ekonominin birden çok tanımının yapılması mümkündür;
1. Ekonomi, para kullanılarak ya da para kullanılmadan insanlar arasında değişim işlemlerine neden olan faaliyetlerin incelenmesidir.
2. Ekonomi, insanların çeşitli mallar (buğday, sığır, pardesü, konser, yol, bombardıman uçakları ve yat gibi) üretmek ve bunlan tüketmek üzere toplumun çeşitli üyelerine bölüştünnek için kıt ya da sınırlı üretim kaynaklannı (toprak, işgücü, makine gibi sermaye malları ve teknik bilgi) hangi biçimde kullandıklannı inceler.
3. Ekonomi, insanı, günlük geçimini kazanırken ve yaşamından zevk alırken inceler.
4. Ekonomi, insanlığın tüketim ve üretim etkinliklerini nasıl düzenlediğini inceler.
5.  Ekonomi nedir, Ekonomi servetin incelenmesidir.
Bugün iktisatçılar aşağıda tanım üstünde anlaşmış görünüyorlar. “Ekonomi, insanların ve toplumların para kullanarak ya da para kullanmadan zaman içinde çeşitli mallar üretmek ve bunları bugün ve gelecekte tüketmek üzere, toplumdaki bireyler ya da gruplar arasında bölüştürınek için, kıt üretim kaynakları kullanmak konusundaki tercihlerini inceler.”
Ekonomi, tarih incelemelerinden geniş ölçüde yararlanır. Kristof Kolomb’un altın dolu Amerika’yı keşfinden sonra İspanya ve Avrupa da yüzyıllarca fiyatlann yükselmesi bir raslantı eseri miydi? Buhar ve demiryolu devri neden Londra daki gecekondu sakinlerine yararlı oldu? Tarihin yorumu için analiz araçlan gereklidir. Çünkü, olaylar kendi açıklamalarını getirmezler.
Modern ekonomi biliminin ilk görevi, üretimin, işsizliğin, fiyatların ve bunlara benzer olayların davranışını tanımlamak, açıklamak ve aralarındaki ilişkiyi saptamaktır.

“Neden ekonomi okumalı?” sorusunun en iyi yanıtını Lord Keynes birçok tartışmaya neden olmuş klasik kitabımn sonunda şöyle verir :
“İktisatçıların ve siyasi yazarların düşünceleri, doğru olsun olmasın, genellikle sanıldığından çok daha etkilidir. Diyebiliriz ki, dünyayı bu düşünceler yönetmektedir. Her türlü entellektüel etkiden uzak olduğunu sanan pratik insanlar, genellikle artık hayatta olmayan bir iktisatçının esiridir. İktidarda bulunan ve havadan sesler işiten çılgınlar, birkaç yıl önce yazı yazmış akademik bir yazardan ilham alırlar. Eminim ki, edinilmiş çıkarlann gücü, düşüncelerin dolaylı etkisinden çok daha zayıftır. Bu hemen kendisini göstermez, belirli bir gecikmeye bağlıdır zira iktisadi ve siyasi felsefe alanında 25-30 yaşlarına geldikten sonra yeni teorilerin etkisi altına girenler çok değildir. Bu nedenle memurların ve siyaset adamlannın hatta ihtilalcilerin olaylara bakarak uyguladıkları düşünceler o kadar yeni olmayabilir. İyilik ya da kötülük için er geç tehlikeli olan, edinilmiş çıkarlar değil, düşüncelerdir”.

Ekonominin Tarihi, Geçmişi, Kökenleri

Kendisinden önce ekonomi hakkında birçok görüş belirtilse de, klasik ekonomi geleneğinin 1776da Adam Smithle başladığı kabul edilir. Onu bu kadar kritik yapan, ekonominin literatür analizinden ve ahlaki araştırmasından epey, işleyişiyle ilgilenmesiydi. A.Smith, 1776da Ulusların Zenginliği adlı 5 ciltlik 1 yapıt yayınlamış, burada kendinden önce yapılamayan, genel ve tutarlı 1 iktisadi düzen modeli ortaya koymuştur.

Tarihsel dönemlere bakıldığında, muhtelif ekonomik düzenler görülmektedir. Bu düzenler, üretim kaynağı, miktarı, yöntemi gibi konularda birbirinden epey değişik unsurlar göstermektedir. Tarihte ekonomik düzenlerde üretim kaynakları şunlar olmuştur: Toprak, emek, sermaye ve veri. Toprağın üretim aracı olduğu Sanayi Devrimi öncesi sezon, insanların yalnızca toprağı işleyerek yaşadığı ve üretimlerinin yegane tarımsal mahsüller olduğu dönemdir, bu yüzden toprak kutsal sayılmış ve savaşların başlıca nedeni olmuştur. Sanayi Devrimiyle sanayileşen, makineleşen ve atik üretime geçen insanoğlu, tarımsal üretim tekelini kırdı. Bu dönemde ekonomik aktörler; insanın kol gücünü misal alan makinalar, bunların bulunduğu fabrikalar ve buralarda çalışan işçiler ve bunları yöneten sermaye sahibi kapitalistlerdi. 20. yüzyılın ikinci yarısında, teknoloji alanında, özellikle bilgisayar, yaşanan gelişmeler de günümüzde ekonomik aracın veri olmasını sağlamıştır. Bu amaçla ve insan beynini misal alarak üretilen bilgisayarlar, bu yepyeni devrin sembolleri haline gelmiştir.

Bilgi Çağını başlatan bu gelişmeler bütün insanlığı olduğu gibi ekonominin tanımını da değişime sevketmektedir. Klasik dönem ekonomi nedir tanımı olan; Sermaye, emek, hammadde gibi limitli kaynakları ve araçları olan, Sanayi Dönemi kökenli ekonomi tanımı yerine; günümüzün bilgiye, insan beynine dayanan ekonomi sistemi, bilginin ve insan aklının sınırsız olmasından dolayı sınırsız kaynağa ve araca sahiptir. Dolayısıyla ekonomi de sınırsız kaynakların idaresini inceleyen sosyal bilim olma gerçeğiyle karşı karşıyadır.

Mikro Ekonomi ve Makro Ekonomi Nedir

Mikroekonomi, herhangi bir piyasada malın fiyatının nasıl belirlendiği, bir tüketicinin maksimum fayda elde etmek için parasını nasıl harcayacağı, bir firmanın üretim ve maliyet yapısı ve bu yapı ile ait olduğu ürün piyasasında nasıl davranacağı gibi konular üzerinde durur. Alfred Marshall “Ekonominin İlkeleri” kitabıyla mikroekomi teorisine katkılarda bulunmuştur.

Makroekonomi, ekonomideki toplam gelir, toplam tüketim, toplam tasarruf, toplam yatırım ve genel fiyat düzeyi gibi makro değişkenlerin nelerden etkilendiklerini ve ekonomide tam istihdam, fiayat istikrarı ve ekonomik büyüme gibi temel hedeflerin nasıl elde ediileceğini inceler. John Maynard Keynes’in “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı kitabı makroekonominin temelini oluşturur.

Ekonomi Nedir
3 2.67

Ne aradılar:

  • ek9nomi nedir
  • kıt kaynaklarla toplam fay
  • MAKRO EKONOMİDE DEVRİ AKIMLAR MODELİ HAKKINDA YORUMLAR
  • neo ekonomi nedir

Dolardaki yükselişin olumsuz etkileyeceği 5 veri

Dolar geçen haftayı 3 TL’nin üzerinde rekor seviyede kapattı. Önemli bir psikolojik eşik olan 3 TL’yi aşan doların yükselişine devam edip etmeyeceği başka bir haberimizin konusu olacak. Bu haberde ise yılbaşından bu yana yüzde 22 değer kaybeden TL’den neden endişe etmemiz gerektiğini 5 grafikte özetlemeye çalışacağız.

Hızla yükselen döviz kurunun elbette birçok yan etkisi olabilir. Ancak bunlardan ilk akla gelenler şunlar oluyor:

ENFLASYONenflasyon-doviz-kuru

Yükselen dolar zam demektir! İthal malların daha da pahalanacak olması Türkiye gibi ara ve yatırım mallarında dışa bağımlı olan ülkelerde fiyatları olumsuz etkiler. Son dönemde yükselen dövizin fiyatlardaki yan etkisini görüyoruz. Dövizin yükselişi gıdadan akaryakıta birçok mal grubunda zam gelmesine neden oluyor.

Aşağıdaki grafik çekirdek enflasyon (gıda ve tütün ürünleri dışarıda tutulduğunda) ile döviz sepeti arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Grafik çok açık bir şekilde dövizin yükselmesinden kısa bir süre enflasyonun artışa geçtiğini ortaya koyuyor.

 

dolarizasyon-doviz-kuruDOLARİZASYON

Doların yükselmesi ya da daha yükselecek olmasına ilişkin beklentilerin ilk etkilerinden biri de dolarizasyon oluyor. Hanehalkı ve şirketler hızla ellerinde tuttukları döviz miktarını artırmaya çalışıyor. 2013’ün ortalarından itibaren yükselen döviz karşısında döviz mevduat hesaplarının da hızla arttığı ortada. 2013 ortalarında yaklaşık 110 milyar dolar düzeyinde olan döviz mevduat hesapları 2015 Ağustos sonu itibariyle 153 milyar doları aştı.

 

 

 

ERİYEN REZERVLER

Sermaye çıkışı sonrası yükselen kura karşı Merkez Bankası düzenli olarak döviz satıyor. Bu yolla döviz kurundaki oynaklığı azaltmaya çalışan Merkez Bankası’nın rezervleri düşüşe geçiyor. Grafikte görüldüğü gibi brüt rezervler hızla gerilerken 100 milyar dolar sınırına dayandı. Net rezervler ise (yani her an satılmaya hazır döviz rezervi) 31 milyar dolar inmiş durumda.

TÜKETİCİ GÜVENİ

Türkiye’de tüketiciler döviz hareketlerine karşı çok duyarlıdır. İlişki oldukça basit: dolar yükseldiğinde tüketici güveni hızla düşer. Bu aynı zamanda harcamaların azalması, yani iç talebin ve büyümenin yavaşlaması anlamına geliyor. Tüketici güveni halihazırda 2008 krizinden bu yana en düşük seviyede. Grafik, döviz yükselirken tüketici güveninin gerilediğini gösteriyor.

REEL SEKTÖRreel-sektor-doviz-kuru

Hanehalkı gibi şirketler de dövizin yükselişinden olumsuz etkileniyor. Bir taraftan talep tarafının yavaşlaması ile satışları olumsuz etkilenen şirketler, diğer yandan döviz cinsi borçlarının maliyet artışı ile karşı karşıya kalıyor. Özel sektörün yurt dışı borçlarını aylık detaylı bir şekilde vermek yerine daha uzun vadeli durumunu gösteren bir grafikle durumu anlatmak istedik. Özel sektörün dış borcunun milli gelire oranı son yıllarda yükselerek yüzde 36 düzeyine ulaştı.

 

 

 

Kaynak: http://www.businessht.com.tr/piyasalar/haber/1125125-dolardan-neden-endise-etmeliyiz erişim tarihi 07.09.2015

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dolardaki yükselişin ilaç firmalarına etkileri

Faiz Lobisi Tüketim Hobisini Tetikliyor

Uzun zamandır gündemde olan bir konudan söz etmek istedim: Faiz Lobisi. Yüksek faiz oranlarının yatırımcı açışından bir tehdit unsuru oluşturduğu ise bu lobinin asıl kaynağı gibi görünmekte. Ancak ekonomi bilimi ve bu bilimin parametrelerindeki değişimler bir kaosa sebep olabileceğinden, her bir değişim kimilerinin lehine olabilirken, kimilerinin aleyhine olabiliyor. Yani sizler ekonomik bir enstrümanda değişiklik yaparak herkesin çıkarlarını gözetemezsiniz, bu pek mümkün değildir.

Peki faiz indirimi herkesin derdine derman olabilecek mi? Benim Türkiye’de bir süredir uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların tamamen belli bir kitlenin çıkarları doğrultusunda gerçekleştiği üzerine bir kaygım var. Bu bir kaygı mı? Yoksa bu ekonomik politikaların gerçek yüzümü bilemiyorum.

Faizde meydana gelen bir indirim, yatırım yapmak isteyen yatırımcıyı, yatırıma teşvik edebilir, ancak yüksek vergi oranları yatırımcıyı teşvik etmek için farklı bir yol olamaz mı? Bu sorular böyle hep uzar, ben Faizi iki farklı kitle tarafından incelemek istedim:

1-  Düşük – Orta Gelirli ( Hane Halkı)

2 – Yüksek Gelirli  (Hane Halkı – Yatırımcı)

Faizde meydana gelen indirim, kurda yükselmeye sebep olur. Kur – Faiz ilişkisinden yola çıkarak, kur üzerinden yatırım yapan zengin yatırımcı bir gecede milyarder olabilir, ancak kur üzerinden satışı olan mal ve hizmetlerin enflasyonist bir etki yaratması düşük ve orta gelirli bireylerin tüketim harcamalarının artmasına sebep olur.

Faizde meydana gelen indirim, talep enflasyonuna sebep olur, bu yine geliri düşük olan hane halkını etkileyecektir.

Faiz indirimi ile birlikte mal ve hizmet piyasasında meydana gelen fiyat artışı, Türkiye’deki mal ve hizmet ihracatını azaltır ve cari açığın büyümesine sebep olur.

Faiz indirimi ile kurun yükselmesi Türkiye’nin dış borç stokunun artmasına sebep olabilir.

Faiz indirimi bana şu iki ünlü deyimi hatırlattı: 1) Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak. 2) Kaş yaparken göz çıkarmak.

Benim bu duruma karşı diyeceğim ise, LOBİ kimine HOBİ kimine FOBİ…

 

Yusuf Gökhan Yıldız, KTÜ, İşletme Bölümü 07.08.2015

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • türkiye ziraat bankası uzman yardımcılığı sınav sonuçları
  • YUSUF GÖKHAN YILDIZ KTÜ İşletme Bölümü

İktisada Giriş Ders Notları

iktisada giriş ders notları

İktisadi ve idari birimler fakültesine hoş geldiniz. İşte size hayatınızın ilk iktisat sınavı. Tabi eğer bu dersi alttan almıyorsanız. Çünkü biliyorum bu sınavın ne kadar zor olduğunu. Aslında zor değil bunu ileride anlıyor insan ancak ilk sınıfta henüz yolun başında çok zor geliyor insana.
Size iktisada giriş ders notları niteliğinde birkaç paylaşımda bulunacağım. Kendime ait bir kitabım olmadığı için şimdilik size birçok kişinin faydalandığı kaynakları tavsiye edeceğim. Birkaç hocamızın internette paylaşmış olduğu ve derslerinde kullandığı iktisada giriş ders notlarını da çalışmanız için sunacağım. Bu iktisada giriş ders notlarını paylaşırken umarım hocalarımın emeklerine saygısızlık etmiş olmam. Bu nedenle onların kendi sayfalarındaki kaynağı koyarak paylaşacağım. Böylece paylaşılmasını istemeyen hocalarım, ki iktisadın paylaşım ve bölüşüm bilimi olmadığı bilmeyen hocam yoktur, kendi linklerini kaldırabilirler.
Eminim ki iktisada giriş sınavı öncesi hepiniz de bir endişe mevcut. Çünkü daha önce hiç iktisat dersi sınavına girmediniz ve temel kavramları henüz yeni öğrendiniz. Bu nedenle endişeniz var. Matematik sınavı bile şu an size daha kolay geliyordur. Grafik yorumlama eksiğiniz de mevcut. Anlayacağınız işiniz hiç te kolay değil. Bu nedenle bu dersten öğrenci jargonu ile “ tökezlemek” içten bile değil.
İşte bu dersten başarılı olabilmeniz için belli başlı üniversitelerin faydalı bulduğum birkaç iktisada giriş ders notunu sizinle paylaşacağım. Bu ders notları elinizdeki kitaplardan ya da sizin iktisat hocanızın anlattığından farklı şeyler içermiyor. Aslında hiçbir iktisat kitabı diğerinden farklı şeyler anlatmıyor. (Konu anlatımlı iktisat kitabı olarak) Çünkü iktisat bir bilim olarak genel geçerdir. Verilen teoriler, kanunlar tektir farklı olan ise kitabın yazarlarının yorum şeklidir. Kanunlar tek ve aynı olabilir ama onların yorum kısımları kişiye göre farklılık gösterebilir. O nedenle iktisada giriş ders notları aramak yerine dersinize girdiğiniz hocanızın anlattıklarını not alıp çalışmanız daha akılcı olacaktır. Çünkü cevapları okurken aynı pencereden bakmak zorunda kalabilirsiniz. Sanırım demek istediğimi doğru aktarabildim.
İktisada giriş 1 ve iktisada giriş 2 diye dönem dönem ayırmadan iktisada giriş ders notlarını tüm temel konuları içerecek şekilde sunmak istiyorum.
Birçoğunuzun tahmin edeceği gibi ilk kitap önerim Erdal Ünsal ya da Zeynel Dinler ’in kitapları olmayacaktır. Çok azınızın tanıdığı Tevfik Pekin’in “Ekonomiye Giriş” kitabını ısrarla tavsiye ediyorum. Çok yalın bir dille anlattığı için anlamamak mümkün değil. Daha sonra Erdal ve Zeynel hocalarımın kitaplarını tavsiye ediyorum. Zaten bu iki hocalarımın kitaplarını hangi ders, hangi sınav olursa olsun tavsiye edeceğim kaynaklar arasında. Tabi bu sınavlara Tıpta Uzmanlık Sınavı(TUS) vs. dahil değildir.
İktisada giriş ders notları için geçen yılın çıkmış sınav sorularını ısrarla tavsiye ederim. Bir fakültede araştırma yapılsa geçen yılki sınavlarda sorulan soruların tekrar sorulma olasılığı konu yoğunluğuna göre yüzde 50’den fazla olacağına eminim. Çünkü bir bilim olan ve her yıl aynı şeylerin anlatıldığı bir derste farklı ne sorulabilir ki? Sorular kolay olur demiyorum çok zor sorularda elbette gelecektir sadece aynı soruların sorulacağını belirtmeye çalışıyorum. Bu nedenle en zor sorular bildiğiniz üzere yoruma açık sorulardır.
İktisada giriş ders notları özet şekilde aşağıda vereceğim ancak öncesinde açık öğretim fakültesi aöf ders notları ve sınavları hakkında bahsetmek istiyorum. Emin olabilirsiniz ki aöf ders notları da en az üniversitelerinki kadar kaliteli. Alanında uzman kişiler tarafından hazırlandığından herkesin elinde olan hatta çoğu kez bedava elde edilen açık öğretim kitaplarını da önemsemeniz ve bir kaynak olarak kütüphanenizde muhafaza etmeniz. Aşağıda ki listeden hoşunuza giden iktisada giriş ders notları derlemesini inceleyerek sınava çalışabilirsiniz. İktisada giriş 1 ve iktisada giriş 2 ayrımı yapılmadığını tekrar hatırlatmak ister ve kendi konu dağılımınızı ve sınav kapsamını kontrol etmenizi öneririm. Hepinize başarılar dilerim.

*Dokuz Eylül Üniversitesi, Prof. Dr. Utku Utkulu İKTİSADA GİRİŞ

*Gazi Üniversitesi – Yrd. Doç. Dr. Ozan ERUYGUR , İktisat Bölümü

*Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Doç.Dr. Yaşar SARI, Ekonomiye Giriş

*İktisada Giriş Sınav Soruları

İktisada Giriş Ders Notları
1 5

Ne aradılar:

  • iktisada giriş ders notları
  • ekonomiye giriş ders notları
  • iktisada giriş zeynel dinler ders notları
  • iktisada giriş ders notları zeynel dinler
  • zeynel dinler iktisada giriş pdf

Ceteris Paribus nedir, ceteris paribus varsayımı nedir

Ceteris paribus nedir?

Ceteris Paribus, Üniversitelerin iktisat bölümünde okuyanların çok sık duyduğu ancak anlamını bir türlü kesin bir şekilde bilmediği, öğrenemediği ceteris paribus her iktisat öğrencisinin sıkça kullandığı bir kelime. Daha doğrusu ceteris paribus her ekonomistin kullandığı bir kavram. Öyleki ceteris paribus kelimesi aslında çok şey ifade etmekte. Türkçe net bir karşılığı olmamakla birlikte ekonomide diğer şartlar sabitken anlamı katmaktadır. Peki diğer şartlar sabitken derken ne anlamak gerek. Bildiğiniz üzere bir çok değişkenin birbirini etkilediği ekonomi biliminde her değişken olağan olarak değiştiğinden bir değişkeni açıklamak için diğer değişkenlere de bakmak ve diğer değişkenlerin her değişiminde ana değişkeni yeniden değiştirmek gerekir. Anlamca düşük bir cümle olduğunun farkındayım ancak tanım olarak böyle. Mantık olarak ise şöyle yorumlayabiliriz. Evet elimizde bir değişken var. Örneğin X değişkeni. X şudur, budur. Ancak bu X diğer şu olabileceği gibi olmaya da bilir. Yani farklı bir şey de olabilir. Peki, X’in bahsettiğimiz şu olmasının koşulu nedir, işte o da diğer değişkenlerin örneğin Y’nin işin içine girmemesi ile mümkündür.
Örnekleyecek olursak: “Enflasyon arttığı zaman işsizlik azalır ( Ceteris Paribus)”. Enflasyon arttığında ancak diğer değişkenler sabitken “döviz kuru, faiz, cari açık…” işsizlik azalır. Diğer değişkenlerden birinin işin içine girmesi sonucu farklı bir netice ortaya çıkarabilir. Enflasyon-işsizlik-döviz kuru üçlemesinde bu sonuç ortaya çıkmaya bilir. Belki de döviz kuruna bağlı olarak enflasyon arttığında da işsizlik artar.
Bu aslında ekonomistlerin birazda kolaya kaçma taktiğidir. Açıklayamadığı ya da etkisini ölçemediği durumlarda ceteris paribus diyerek işin içinden çıkarlar. Oldukça yaygın bir durumdur.
Ceteris paribus nedir açıkladıktan sonra bir iki örnek vermekte fayda var.
Merkez Bankası’nın bankalara uyguladığı zorunlu karşılık oranını düşürmesi sonucu “ceteris paribus” piyasadaki likidite durumunu iyileştirir, para arzı artar.
“Malın fiyatı yükseldiğinde, ceteris paribus, talep edilen miktarı düşer” ise diğer şartların sabit olduğu durumlarda söz konusu olduğu belirtmeye çalışır. Diğer şartların da işin içine girdiği durumlarda bu durumun yanlış olduğu ortaya çıkmaz sadece değişebileceğini gösterir

Ceteris Paribus varsayımı nedir, ceteris paribus nedir ceteris paribus iktisat soruları, ceteris paribus soru bankası, ceteris paribus sözlük yüksel bilgili

Ceteris Paribus nedir, ceteris paribus varsayımı nedir
4 3

Ne aradılar:

  • ceteris paribus nedir
  • ceteris paribus
  • ceteris paribus ne demek
  • iktisatta ceteris paribus nedir
  • ceteris paribus tanımı

Cari Açık Üzerine Sosyolojinin Etkisi

Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olarak görülen cari açık bugün hemen hemen birçok ekonomist tarafından ele alınmış, yorumlanmış, avantaj ve dezavantajları çarşaf çarşaf ekonomi sayfalarında yayımlanmıştır. Cari açığı aslında sadece ekonomik bir sorun olmaktan ziyade, sosyolojik bir problem olduğunu da gözler önüne sermek istedim. Sosyologların ‘cari açık’ üzerindeki etkilerinin ne kadar yapıcı olduğunu ve ekonomik bir sorunun çözümünün sosyolojik bir vakadan kaynaklandığını anlattığım bu yazıda cari açığın sosyolojik ya da ekonomik bakış acısıyla incelenmesinden önce cari açık hakkında kısa bir bilgi vermek isterim.

Cari açık nedir; bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin ülke dışına satılması sonucu elde edilen gelirler ile ülke dışında üretilen mal ve hizmetleri satın alırken yaptığımız ödemeler arasındaki farktır. Daha kısa bir tanımla cari açık; ihracat ile ithalat arasındaki olumsuz farktır, en kısa tanımıyla ise cari açık bir ülkenin talep ettiği dövizdir. Ne kadar ‘açık’ kelimesi o ülkenin ekonomik bakımdan zarar ettiği kanısını yaratsa da iyi finanse edildiği takdirde ve iyi bir yönetimle kontrol altına alındığında cari açık bir ülkenin ekonomik yönetiminde etkin bir rol oynayabilir. Cari açığı etkin bir şekilde finanse etmek o ülkenin finansal gücüyle ilişkilidir. Türkiye gibi altyapı hizmetleri ve üretim teknolojisi yetersiz olan ülkelerde cari açığı finanse etmek bir yana dursun, ithal ürünlerden sağlanan vergi ve bir takım gelirler haricinde tamamen tüketmek için kullanılan okyanus suyuyla döndürmeye çalıştığımız ve çarkları çok etkin çalışan bir değirmen niteliği taşır. Bu soruna çözüm ise ya üretim teknolojisi ve altyapı hizmetlerdeki yetersizliği gidermek ya da “ithalata dayalı tüketim harcamalarını” azaltmak. Çözüm eğer imkanlı olacaksa ve daha kısa vadede tamamlanacaksa ithalata dayalı tüketim harcamalarını azaltmak daha etkili bir metot olacaktır. Tüketicilerin satın alma alışkanlıklarını değiştirmek ise ekonomistlerin değil, sosyologların işidir. Ekonomistler, Merkez Bankaları, Hükümetler sade mali bir takım reformlarla tüketicilerin satın alma eğilimlerini değiştireceklerini düşünseler bile, tüketicilere dolaylı yoldan yapılan bu çağrı o kadar da büyük bir etki yaratmayacaktır. Tüketicilerin satın alma sürecinde en fazla verdiği kararlardan birisi ‘ satın almayı ertelemektir.’ Bütçesi yetersiz olan tüketici, alacağı ürünün satın alma süresini erteleyip, istediği ve kendisini tatmin ettiğini düşündüğü ürünü almaktadır. Olayın özünde tüketiciler üzerinde yaratılan bu tatminkarlığın nerden geldiği yatmaktadır, bunun cevabı ise; 3F’dir yani farklı ürün, farklı imaj ve fonksiyonellik kısaca inovatif ürün anlayışıdır. İnovasyon gücü arttıkça, inovasyon rekabetine dayanamayan ülkeler cari açıklarla boğuşmak zorunda kalacaklardır.

Tüketicilerin tatminkarlığını kısmak, onların toplum içindeki tüketim alışkanlıklarını değiştirmek ise sosyologların görevi olacaktır. Bizler ekonomik reformlarla gündem yaratacağımıza, çözümün kaynağına karşı önlem almalıyız. Asıl sorun dövizdeki dalgalanma, FED kararı, ABD’nin ekonomik politikaları değil, sorun kapitalizmin beraberinde getirdiği bitmek bilmez alışveriş çılgınlığı, özenti, farkındalık yaratmak ve insanın başka markayla kendi ruhunun ve bedeninin markasını oluşturabilme güdüsü.
Karadeniz iklimi dört mevsim yağışlı olmasına rağmen, yağmura dayanıklı bir ayakkabının yerini bezden yapılmış ithal bir ayakkabının alması asla ekonomik bir dille açıklanamaz. Bizler imaj nesliyiz, marka nesliyiz, farkındalık nesliyiz ve bunlara fiyat biçmek ne kurlarla mümkünüdür ne de para politikalarıyla.

YUSUF GÖKHAN YILDIZ
KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
İŞLETME BÖLÜMÜ ÖĞRENCİSİ

Yazıyı Değerlendirin!

En Çok Okunan Ekonomi Yazarları

 

Mahfi Eğilmez
Mahfi Eğilmez

Mahfi Eğilmez Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası gibi çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra Radikal gazetesinde uzun süre yazdı. Şimdilerde ise ‘Kendime Yazılar adlı blogunda yazılar yazmaktadır. Twitter Üniversitesi ile de öğrencilerine ders vermeye devam ediyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomi yazarları
  • en çok okunan ekonomi yazarları
  • ekonomi yazarları oku
  • ekonomi yazıları
  • ekonomi yazarlar