SPYD Başkanı Arif Ünver ile söylemişimiz

 

Sevgili Dostlar! Türkiye’de Sermaye Piyasası ve Borsa maalesef çok fazla bilinmiyor ya da yanlış biliniyor. Biz de yıllarını bu alana adamış bu alanın uzmanlarından, Sermaye Piyasası Yatırımcılar Derneği Başkanına sermaye piyasalarını, ülkeye getirilerini ve götürülerini sorduk ve sizler için güzel bir söyleşi hazırlamaya çalıştık. İyi okumalar…

–Sermaye Piyasaları Türkiye’de çok fazla tanınmıyor ya da yanlış biliniyor. Açık söylemek gerekirse Sermaye Piyasası yabancıların bizim üzerimizden para kazandığı bir yer olarak biliniyor. Siz de 24 yıldan beri bu alanın içerisindesiniz. Sermaye piyasasının hem ülkeye hem yatırımcılara hem de şirketlere yararı nedir acaba açıklayabilir misiniz?

Sermaye Piyasasının Anadolu’daki İmece sitemine benzerliği vardır. Mantığı birebir örtüşür o sitemle. Ayrıca sermaye piyasasının enteresan olarak hem İslami hem de sosyalist bir yönü vardır. İslam’da ve sosyalizmde paylaşımcılık vardır. Sermaye piyasalarında da bu vardır. Yani sermaye piyasası kapitalist bir şey değildir. Sermaye Piyasasını kapitalistleştiren türev piyasalardır. Sermaye piyasalarındaki uzun vadeli fon arz ve talebinde temel vesikalar tahvil ve hisse senedidir. Diğerleri bundan türemiştir. Tahvili ele aldığın zaman aradaki ilişki borç-alacak ilişkisidir. Hisse senedini ele aldığınız zaman da ortaklık ilişkisi var. Buradaki asıl olan da ekonomiye orta ve uzun vadede daha kalıcı fayda sağlayan temel yapı taşı hisse senedidir. Neden hisse senedidir? Fon arz ve talep edenleri öncelikle tanımak lazım. Fon talep eden neyi hedefler? Ucuz finansmanın peşindedir ve sağladığı bu ucuz finansman sayesinde de teveccüh gösterip kendisine bu finansmanı sağlayanlara elde ettiği katma değerden pay verir. İlişkinin aslı budur gerisi türemiştir de türemiştir. Zaten benim şahsi fikrim türev piyasalar sömürgeciliğin yeni aracıdır. Bununla ilgili kitap da hazırlıyorum. Dünyada bir takım ürünleri arz eden ve talep eden ülkeler var. Bu ürünleri arz eden ülkeler, talep eden ülkelere isterse 1 liralık ürünlerini 20 liraya satabilir mi? Normalde satamaz ama türev piyasaları araç olarak kullanırsa satar. Neden? Kaldıraçtan dolayı 1/100 kimi zaman 1/500 maliyetlerle taleplerde bulunabiliyorsun. Yani cebinde 1 lira varken 500 liralık talep yaratabiliyorsun. Şimdi sen altın ve petrol arz eden tarafsın. Örnek veriyorum petrolün fiyatı gerçekte 20 $ olması gerekiyorken. Sen türev piyasalar ile istersen bunu manipüle ederek 100 $ yapabilirsin. Nasıl yaparsın? Kaldıraç var, küçücük bir maliyetle fiyatı spekülatif hareketlerle yukarı çıkarabilirsin. (Bak bu söylediklerin bazılarının canını sıkar ona göre)

Söyledikleriniz hak! Hak her zaman güçlüdür.

Dünyadaki pozisyonun, statün elinden gidecek kaygısı ile doğru bildiğini söylemiyorsan. Bunu net söylüyorum adam değilsin! Omurgasızsın bir kere. Bak bunu da yaz…

Asli iki üründen bahsettik. Birisi borç alacak ilişki, birisi de ortaklık ilişkisi sağlıyor. Ortaklık ilişkisi sağlayan hisse senedi fon talep edenler açısından bir öz kaynak sağlar. O küçük birikimlerin oluşturduğu büyük sinerji ilgili firmaya güç katar. O da yeni yatırımlar ile büyüme yoluna gider. Büyüme yoluna gittiği zaman istihdam da yaratır. Şimdi bir yandan istihdamı yaratıyor, bir yandan katma değer yaratıyor, büyüme yaratıyor. Bir yandan devlete vergi veriyor. Diğer yandan da elde ettiği karı tasarruf sahibine veriyor. Ama bu kar dağıtımı ülkemizde pek yaygın değil. Bu kar dağıtımının zorunlu olması için mücadele veriyoruz

Ben de o konuya değinecektim. Çok saçma değil mi? Ortalık ilişkisi olan hisse senedi alıyorum ama bana kar vermiyorlar.

Aynen öyle! SPK’ya görüşümüzü ilettik. Basında da yayınlandı Ümit ediyoruz ki zorunlu olacak. Karın %20’sinin dağıtılmasının zorunlu olması lazım. Tam da bu noktada Türkiye tarihi bir fırsatla karşı karşıya. Türkiye’de şu an 1 trilyon TL civarı vadeli-vadesiz döviz, tevdiat, bono v.b ürünlerde para var. Bundan 10 yıl önce biliyorsun enflasyonist bir dönem yaşıyorduk ve faizler yüksekti. Şimdi marj daraldı, faizler aşağıya geldi. O mecrada para kazanmaya alışmış kitle arayış içerisinde şu anda. Bu kitleyi de sermaye piyasalarına çekmek için yapılabilecek tek bir hareket var. Dönemsel getiriye alışmıştır onlar ve dönemsel getiriyi sağlayabilecek en önemli unsur hisse senetleri kar payı konusudur.  Dönemsel getiriye alışmış bir adamı sermaye piyasalarına bu şekilde çekebilirsin. Temettü cazibesi ile. Başka türlü çekemezsin. Hisse senetlerinde iki asli getiri vardır. Birisi prim yani kâğıdın fiyatındaki olası artışlar. İkincisi de kar payıdır. Aslında kar payı primin de sigortasıdır. Neden sigortasıdır bak örnek de verelim.

Hisse senedinin fiyatı 10 TL, bir başka firma var aynı sektörde işlem görüyor o da 10 lira. Mali tabloları da benzer. Birisi düzenli temettü ödüyor diğer ödemiyor. Piyasalarda bir sıkıntı oldu ve ikisi de 5 liraya düştü. Ortalama 1 lira temettü veriyorsa. Eskiden sen o 1 lirayı alabilmek için 10 lira ödüyordun şimdi 5 liraya düştü fiyatı.  Temettü de değişen bir şey yok. Dolayısıyla o 5 liralık kâğıdı almak için hemen alım geliyor ve hisse senedi fiyatları artıyor. Diğerine talep gelmiyor çünkü temettü ödemiyor ki.

Sermaye piyasaları arzu edilen şekilde amaca hizmet etmediği sürece Türkiye gelişmiş ülke falan olamaz bunu herkes iyi bilsin. 2000’li yılların başında bankacılık krizi olunca bankacılık sistemi nasıl iyi bir hale geldi. Sermaye piyasalarının da ivedi bir şekilde o hale gelmesi lazım. Boş mu duruluyor? Gerekli adımlar atılmaya çalışılıyor.

Ben size bu soruyu yöneltecektim. Türkiye’nin 2023’de finans merkezi olabilmesi için neler yapması gerekir?

Şu hale hazırdaki yaklaşımlarla Türkiye finans merkezi falan olamaz. Çünkü senin finans merkezi olabilmen için raflarında ürünler olması lazım. Senin rafında ürün yok. Türkiye’nin hisse senedi stoku 200 milyarın altında. Adamlar ne alacak buraya gelip. Şimdi diyorsun ki borçlanma araçları piyasası gelişti.(tahvil piyasası)  Evet 35-36 milyar TL nominal halka arz gerçekleşti 2013 yılında. Hisse seneti 1 milyarın üstünde onun da yarısından çoğu Pegasus zaten. Peki, Türkiye’de hane halkı mı tahvil aldı? (Hayır) Büyük para grupları kendi aralarında al gülüm- ver gülüm. Dolayısıyla amaca hizmet eden sermaye piyasası açılımı değil zaten.

Yani Sermaye Piyasalarının gelişmesi için halkın katılımı gerçekleşmesi lazım diyorsunuz.

Sermaye Piyasası, halkın katılımı ile yaratılan sinerjinin ülke ekonomisinde yaratacağı katma değerdir ve asli amacı budur. Şu an Amerika’da hane halkının % 52’sinde hisse senedi var ve bu düşmüş bir  rakam 2008 yılında % 64’dü. Türkiye’de ise 50 bin TL’nin üstünde hisse senedi olan 70 bin kişi var. Türkiye’nin nüfusu 75 milyon!

Şu da önemli ekonomik temellerle desteklenmeyen ideolojik açılımlar başarısız olmaya mahkûmdur. Çünkü ideolojiler parasızlıktan beslenir. Sermaye piyasaları terör kadar önemli bu ülkede bunun farkında değil hiç kimse. Terörün önünü kesecek bir şeydir sermaye piyasaları. Açlık ideolojileri besler, huzursuzluk yaratır. Karnı doymuş kitle, ekonomik refahı artmış kitle sorunlar içerisinde bulunmak istemez. Güneydoğu’nun sorunu ortadadır. Eğitimdir, parasızlıktır v.s. Bak devlet fabrikalar yapmaya çalışıyor dimi? Arkadaş bunun bir yöntemi var. Kuruyorsun ya fabrikayı, halkı ortak edeceksin ona. Bu kadar basit. Yani bu ruhun iyi anlaşılması lazım. Bu ruh anlaşılmadan bu iş olmaz.

Piyasanın derinleşmesi için birçok şey yapılması lazım İSO 1000’de faaliyet gösterip, halka açık olmayan %80-90’lık firma var. Bunların halka açılmayışının iki sebebi var. Birincisi bu şirketlerin ar-ge’si yok. Kazandığı parayı ne yapacağını bilmiyor. İkincisi bunlar aile şirketi ve denetim istemiyorlar. Dolayısıyla bunları halka açmak için yapılması gereken teşvikler var. Teşvik olmadan bunların halka açılmayacağı belli. Biz bunları ilgili bakanlara da paylaştık. Kurumlar Vergisi’ni, halka açılmak şartıyla %20’den %10’a çekersin olur bu iş. Biz bütçeden ne kadar feragat ediliyor diye hesapladık. 2 yılda feragat edilen rakamın 2-3 katı kaynak telafi ediliyor. Hatta bu firmaların %50’si hisselerini en düşük fiyattan halka arz etse tam 150 milyar TL kaynak artışı sağlanıyor. Hem istihdamda ciddi etkisi var bunun. Dolaylı, dolaysız vergilerde birçok mecrada getirisi oluyor. Ama maalesef Türkiye’de biraz atıl kaldı. Türkiye hala geleneksel işlerle uğraşıyor. Nitelikli işlerle uğraşmak lazım.

 

Çok değerli başkanımıza bizimle söyleşi yaptığı için çok teşekkür ederiz. Ayrıca bu mecra ile ilgili olanlara Arif Ünver başkanımızın “Sermaye Piyasası ve Borsa Okuryazarlığı” kitabını öneririz. Vesselam

#AdemSimit                        Twitter: @ekonomiperver

Arif Ünver                           Twitter: @arfunvr

SPYD Başkanı Arif Ünver ile söylemişimiz
2 3

Ne aradılar:

  • adem simit
  • ekonomiperver
  • adem simit kimdir
  • adem simit yayor mu
  • iktisat gibi sev beni adem simit

Cari Açıksız bir Türkiye Hayal mi?

adem simitSevgili Dostlar geçtiğimiz günlerde ekim ayı cari açığımız açıklandı. Türkiye’nin ekim ayında cari işlemler açığı 2 milyar 890 milyon dolar olurken, yıllıklandırılmış bazda cari işlemler açığı 60 milyar 855 milyon dolar oldu. Aslında  beklenenden az geldi ama cari açığımız az geldi diye niye sevilelim ki? İnsan hiç bu sene çok şükür az borçlandık der mi? tabi ki de demez her zaman borcumuz olmasın isteriz. Ülkeler için de öyle olması lazım. Tabiki de cari açığımızı ne kadar minumum tutarsak o kadar iyi de neden cari fazla vermeyelim?

İyi diyorsun hocam da, öyle klavye başından eleştirmek kolay peki nasıl olacak bu iş nasıl başaracağız derseniz;

Türkiye’nin cari açığının %75’ini enerji ve ara-yatırım malları oluşturuyor.  Yani Türkiye ihraç ettiği malları üretmek için bile bunların ara mallarını ithal etmek zorunda kalıyor. Hükümet bunu önlemek adına son günlerde sağlam teşvik paketleri sundu ama görüyoruz ki bu yeterli değil eğer bu sorunu kısa vadede çözmek istiyorsak (3-4 yıl) muhakkak devlet de bu işe el atıp kısmen ortak olmalı, finanse etmeli. Bir başka sorunumuz olan enerji sorununa gelirsek bu konuda malesef elimiz kolumuz bağlı. Petrolümüz ve Doğalgazımız olmadığı için mecbur ithal etmek zorunda kalıyoruz. Yapacağımız tek şey alternatif enerji kaynaklarını bir an önce  harekete geçirmek olmalı. Çok eleştirilse de nükleer santralinin yapılması taraftarıyım çünkü başka alternatifimiz yok. Eğer doğa faciasından korkuyorsak o zaman çevremizdeki hiç bir ülkenin bu santralden yapmasına izin vermeyecektik. Ermenistan’da da nükleer santral var ve herhangi patlamada bizi de etkiliyor. Onun haricinde her yönden cennet olan güzide ülkemizde güneş ve rüzgar enerjisinden de yeterince yararlanmıyoruz. Bu alanlara da muhakkak ciddi yatırımlar yapılmalı. Hatta boğazlardaki (Çanakkale ve İstanbul) akıntıdan bile elektrik üretilebilir ( Türkiye kullandığı elektiriğin % 50 sini doğalgazdan üretiyor) Bu konuda proje olduğunu da daha önce duymuştum. Ama kuruldan geçemiyormuş niyeyse? Bir de  madem enerjiyi pahalı elde ediyoruz bari değerini bilelim israftan kaçınalım. Türkiye’de  yalıtım eksikliğinden dolayı her yıl yaklaşık 12 milyar TL enerji israf ediliyor. Muhakkak bu ve bunun gibi israfların önüne geçmeliyiz. Hatta gerekirse bu konuda bu israfı önlemeye yönelik yasa da çıkarılabilir. ( Yalıtım yapma zorunluluğu ve bu konuda faizsiz kredi verilmesi gibi)

Bir başka çözüm önerisine gelirsek;  şu anda ihracatımızın % 61 KOBİ’ler tarafından yapılıyor.  Yani Büyük İşletmelerimiz az, Küresel olanları ise neredeyse hiç yok. THY haricinde tam manasıyla bu bizim dünya çapında küresel markamız diyebileceğimiz başka bir markamız yok. Bence bu şartlar altında gene iyi ihracat yapıyoruz. Burada devlete düşen ise bu alanlardaki KOBİ’leri birleştirerek küresel marka olmalarını sağlamaktır. Güçlerini birleştiren KOBİ’ler küresel marka olarak hem kendi karlarını hem de ülkenin ihracatını arttırmış olur.

Anlayacağınız cari açıksız bir Türkiye hayal değil? Ama devlet de dahil olmak üzere kimse taşın altına el koymazsa. Sonra  Zeki Müren edasıyla “Tam başardık derkeeen cari fazlaa hayaall oolduu” deriz.

Twitter: @ekonomiperver      Facebook: Adem Simit

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • türkiyede cari açık nedenleri boyutları çözüm yolları

Dershanelerin Ekonomik Boyutu

adem simitGelin bugün tüm siyasi ve dünya görüşlerimizden arınalım olaya sadece ekonomi olarak bakalım. Son günlerde en çok konuşulan ve kavga konusu olan dershanelerin kapatılacak olmasının ekonomik boyutu ve etkileri nelerdir. İki görüşü savunanların da argümanlarını yansıtalım kararı siz verin…

Dershanelerin kapatılması gerektiğini savunanlara göre; dershaneler kapatılmalı çünkü her yıl milyarca TL halkın parası boşu boşuna israf oluyor. Zaten sosyal devlet gereği eğitim ücretsiz olmalı ve herkese eşit verilmeli. Dershaneler ise buna aykırı olarak her sene zaten kıt kanat geçinen ailelere yük olmaktadır. Eğer dershanelere ihtiyaç olmayan bir eğitim metodu ve buna yönelik de sınav sistemi getirilirse o aileler de bu yükten kurtulmuş olurlar. Her yıl 2,5 milyar TL’lik bir para israf olmaz.

Dershanelerin kapatılmaması gerektiğini savunanlara göre ise eğer böyle bir karar verilirse zaten binlerce işsiz ordusu olan öğretmenlere bir yenisi daha eklenecek yani binlerce kişinin işsiz kalacaktır. İşsizlik ve kapanan bu dershanelerin getirdiği zarar da kelebek etkisi ile artan oranlı ekonomiye olumsuz etki edecektir.Ayrıca liberal bir ekonomide özel müteşebbislere devletin müdale etmemesi gerekmektedir. Son olarak da bu sektörlerin kapanması devletin vergi kaybına da neden olur.

Şimdi soruyorum size dershaneler kapanmalı mı kapanmamalı mı?

Bana sorarsınız dünyanın neresinde olursa olsun eğitim,devletin verdiği ile yeterli olmalı ve sınavı geçebilmek için ek kurslara ihtiyaç duyulmamalıdır. Eğer bir sitem değiştirilmek isteniyorsa önce ona olan ihtiyaç giderilmeli ve öyle ortadan kaldırılmalıdır… Vesselam

Twitter: @ekonomiperver

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dershaneler kapanmalı mi
  • dershanelerin kapatılması ekonomik

Bunu Yapana Vergi Yok!

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek önümüzdeki yılın bütçesini dün açıkladı. Önümüzdeki yılın bütçesinde yine aslan payını eğitim ve sağlık aldı. Yoksul, engelli ve yaşlılara da ciddi kaynak ayrıldı. İşte Bütçeler:

Eğitim: 78,5 milyar TL

Sağlık: 75 milyar TL

Yatırım: 42 milyar TL

Sosyal Yardım:  30,4 milyar TL

Engellilere: 4,2 milyar TL

Son olarak da Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Yeni Vergi Kanunu yasalaştığı zaman 3 Çocuk yapan Asgari Ücretli’nin gelir vergisi yükünü 0‘a çekeceklerini dile getirdi.

 

Yazıyı Değerlendirin!

Yöneticiler ile İşçiler Arasındaki Maaş Uçurumu Neden artıyor?

işçi2. Dünya Savaşı’dan sonraki 30 yılda gelir merdivenlerinin alt ve üst basamaklarında yer alanların gelirleri hemen hemen aynı oranda ( yıllık olarak % 3’ün biraz altında ) artmıştı. Ancak bu tarihten itibaren gelir artışlarının büyük bir kısmı merdivenin en üst basamaklarında yer alanlara gitmiştir. O yüzden günümüzde ortanca ücret alım gücü bakımından 1975 yılıyla aynı olmasına karşın, gelir sahiplerinin en üstte yer alan %1’lik kesimi bugün 3 kat daha fazla kazanmaktadır. Gelir düzeyi yükseldikçe gelir artışı da daha fazla olmuştur. Örneğin; Amerika’daki şirket CEO’ları  günümüzde ortalama bir Amerikalı işçiden 500 kat daha fazla kazanıyor. Bu oran 1980 yılında ise 42 kat idi. İngiltere’de üst düzey yöneticilerin maaşı son 9 yılda % 92 artarken, ortalama bir işçinin ücreti yalnızca enflasyon kadar yükseldi. Türkiye’de de yine benzer durum geçerli. Peki bu değişikliğin sebebi nedir?

Pek çok etken bu konuda etkili olsa içlerinden bir tanesi dikkatimizi çekiyor. Modern bilgi teknolojilerinin gelişmesi ve sermaye hareketlerindeki engellerin kalkması sonucu firmalar geniş alanlara hatta geniş kıtalara hükmetmeye başladılar. Bu da yönetimin önemini ve zorluğunu arttırdı. Yöneticilerin kararlarındaki en ufak değişim, şirketlerin karında veya zararında çok büyük oranlı etkiler bırakmaya başladı. Bunun sonunca da yöneticiler daha çok maaş almaya başladılar. İşçilerde ise bu durum söz konusu değildir. Dünya genelinde işsiz insan sayısının çok olması da zaten bu durumu güçleştirdi. İşçi çıktığında yerine girecek bir  kişinin kolay bulunabilmesi işçilerin maaşlarının az oranda artmasına sebep oldu…

Kaynak: Kolay Ekonomi

ADEM SİMİT

Twitter: @ekonomiperver

————————————————————————————————————————————–

#Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Blog Yarışması’nda sitemiz en çalışkan blog kategorisinde oylarınızı beklemektedir.

Yazıyı Değerlendirin!

İktisatçı Bir Cevherdir İşlemesini Bilene

adem simitSevgili Meslektaşlarım! sağdan soldan boş boğazlılardan duyarsınız; “Sizin bölüm ne kadar gereksiz, siz okuyunca ne oluyorsunuz ki…” diye. Sonra da eklerler sizin tabirinizle söyleyelim. Bir şeyin arzı ne kadar artarsa değeri o kadar azalır diye… Yalnız unuttukları bir şey vardır. İktisatçılar “Rezerv Para” hükmündedir. Amerikan Doları ne kadar artarsa artsın değeri düşmez, enflasyonda olmaz. Çünkü parası dünyanın her yerinde kullanılmaktadır. İktisatçılar da bunun gibidir. Hemen hemen her sektörün bir iktisatçıya ihtiyacı vardır ve her alanda çalışabilirler. İşte bu yüzden biz değerliyiz ama tabi değerimizi bilene! Bir cevher düşünün ki çok değerli ama o ülkede bu bilinmiyor ve pek fazla itibar edilmiyor. İşte bu, o madenin değerini düşürmez, o toplumun aptal olduğunu gösterir.

Sevgili Dostlar, ülkemizde hemen hemen her alanda biz iktisatçılara ihtiyaç olduğu halde maalesef ne yeterli bir eğitim alabiliyoruz ne de iyi bir şekilde değerlendiriliyoruz. Ülkemizde her ay ortalama  bine yakın işletme kapanmaktadır. Bu işletmelerin kapanmaların en önemli sebebi yanlış strateji, yanlış üretim kararları, yanlış kredi kullanımı v.s… KOBİ’lerimizin çoğu akılcı yönetilmiyor. Bu da işletmelerin sonu oluyor. Belli bir çalışanın üzerindeki işletmelere İşyeri hekimi zorunluluğu getirildiği gibi, muhakkak işletmelerin ömürlerinin sürdürülebilirliği için finans danışmanlığı veya Finans yöneticiliği zorunluluğu da getirilmelidir. İşte ancak bu ve bunun benzeri yollarla elinizdeki cevherleri (İktisatçıları) değerlendirmiş oluruz.

Unutmayın “Ekonomisini yönetebilen dünyasını yönetir.”  Ama biz ekonomistlerimizi işsiz bırakarak küresel güç olma hedefinde olan ilginç bir milletiz…

ADEM SİMİT

Twitter: @ekonomiperver             Facebook:https://www.facebook.com/pages/Adem-Simit/262097050585459?ref=hl

————————————————————————————————————————————–

#Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Blog Yarışması’nda sitemiz en çalışkan blog kategorisinde oylarınızı beklemektedir.

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomist kimdir
  • dünyayı yöneten iktisatçılar

Cari Açık(landı)

adem simitAğustos ayı Cari işlemler açığı sonuçları açıklandı. Türkiye’nin ağustos ayında cari işlemler açığı 1 milyar 995 milyon dolar olurken, yıllıklandırılmış bazda cari işlemler açığı 56 milyar 694 milyon dolar oldu. Maalesef cari açığa kalıcı çözüm bulamıyoruz. Bazı yıllar azaltabilsek de pek de uzun sürmüyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan cari açık ile ilgili alınacak önlemleri Orta Vadeli Programda açıkladı ve programda iki şey üzerinde durdu: 1. Cari Açığa negatif yönde etkisi olan bireysel kredilere önlemler getirilecek. Çünkü alınan kredilerin birçoğu tüketim yönünden ithal mallara yöneldiği için cari açığı artırıyor. Bununla birlikte ihracata ve yatırıma yönelik krediler ise teşvik edilecek. ( Daha önceki yazılarımda bu politikanın muhakkak uygulanması gerektiğinden bahsetmiştim. Uygulanacak olması beni memnun etti. ) 2. Cari açık demek yatırımın tasarruftan çıkarılması sonucu oluşan açık demektir.  Türkiye’nin tasarruf oranı % 12’lere kadar geriledi. ( Gelişmekte olan ülkelerde bu oran % 30’larda) Yatırım oranımız ise % 19’larda. İşte bu yüzden tasarruf oranımızı % 19’ların üstüne çıkarmalıyız. Buna yönelik de önlemler alınacağının üzerinde duruldu. Peki yeter mi? Tabiki de yetmez. Cari Açığının kökten çözümü: ithalata dayalı üretim olan yapısal sorunumuzu sonlandırmakla. Çünkü Türkiye’nin cari açığının % 85’e yakını enerji dahil ara ve yatırım mallarından oluşuyor. Yani biz ürettiğimiz ve ihraç ettiğimiz malları üretebilmek için onları oluşturan ara malları ithal etmek zorundayız. Bu yapısal sorun ya teşvik edilerek ya da bizzat devlet tarafından üretimi yapılarak çözülmelidir. Bu malları tespit etmek zor olmasa gerek. Bunun haricinde muhakkak teknoloji yatırımına yönelmemiz lazım. Hemen hemen hiçbir teknolojik aletini yerli üretemeyen bir ülkeyiz desek yanlış olmaz. Ayrıca sorarım size THY hariç küresel bir markamız var mı? Bu markalarla ve sadece KOBİ’lerle bu kadar ihracat fazla bile. Muhakkak KOBİ’lerin birleşip küresel marka oluşturması gerekiyor. Yoksa azıcık büyüyüp hisselerinizi yabancılara satmakla bu işler yürümez… Cari Açıksız bir Türkiye dileğiyle. Vesselam

ADEM SİMİT

Twitter: @ekonomiperver   Facebook: https://www.facebook.com/pages/Adem-Simit/262097050585459?ref=hl

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • woyftiğim çari üyo ol

BİM iPhone 5S satışına başlayacak (yok artık)

BİM nerden nereye sözünü bir kez daha söylettirdi bizlere. Bim iphone 5s satışları ile karşımızda. Bir çoğumuz BİM’İ ucuz ürünlerin satıldığı market olarak belledik kafamızda. Hatta pek çoğumuz dalga geçtik. Ama gelin görün ki sattığı bir çok ürün ve çeşit yelpazesi ile 2012 yılında 9,9 milyar TL ciro elde eden BİM iphone 5s, yeni bir ürünü ile yine bizleri şaşırttı. Evet yanlış duymadınız. Resimde de gördüğünüz gibi BİM iPhone 5S satacak. 11 Ekimden sonra sınırlı sayıda. (Muhtemelen 11 ekim sabahı BİM mağazaları önünde kuyruk oluşacak 😀 ) iPhone 5S’lerin piyasadaki değeri 2800-3000 TL arasında değişiyor. BİM ise şok bir fiyatla 2299 TL ile satışa sunuyor. Ne diyelim 2023’de Türkiye’nin 10 küresel markasından biri olma hedefinde olan Bim iphone 5s satışlarında bim’e başarılar dileriz..

Yazıyı Değerlendirin!

2023’de ilk 10 ekonomide arasında var olabilmek için nasıl bir eğitim?

398458_262097140585450_1118151794_nDeğerli okurlar bu yazımda da eğitimde yapılan yanlışlıklara ve muasır medeniyetler seviyesini yakalamak için yani 2023 de hedeflediğimiz ilk 10 ekonomi arasına girebilmek için her şeyin ve dolayısıyla da nitelikli personel yetiştirilmesi açısından ekonominin de temel yapı taşı olan eğitimin öneminden ve yapılması gerekenlerden bahsedeceğiz.

Ak Parti hükümetinin başta sağlık alanında olmak üzere pek çok alanda devrim niteliğinde yeniliklerine rağmen ne olduysa bence kabine eğitim alanında uzman birisi olmamasından ve Milli eğitim bakanlığına eğitimden bihaber bakanların getirilmesinden kaynaklanmasından dolayı bu alanda başarı bir türlü yakalanamadı. Bu konuda Ali Babacanın da “bu eğitim sistemiyle 2023 hedeflerini zor yakalarız” açıklaması da konuyu idrak edebilmek açısından bizlere örnek oluyor.

Eğitim sistemimizin ezbere dayalı olduğunu herkesten duymaktayız ama bu konu çözüm önerileri sunanı çok az gördük. Şimdi gelelim yapılan hataların tespitine ve çözüm önerilerine:

Eğitim sisteminde öyle bir yapı oluşmuş ki yarış atları gibi yetiştirildik adeta, hiç proje üretmedik, sunum yapmadık sadece hocayı dinledik, kitabı ezberledik. Peki, sorarım size böyle yetiştirilen bir gençlikten ne yenilik, üretim ve buluş beklersin. Bu kalıplaşmış yapı içinden sisteme savaş açanlar da hep yaramaz, deli olarak addedildi okullarımızda. Peki nedir çözüm? Ne yapmalı nasıl çözmeli? Derseniz;

Eğitim sistemini çağdaş ve bilgi toplumu seviyesine getirebilmek için ilk önce yapılması gereken şeyler, eğitim sisteminin ve eğitim sistemi içindeki hocaların pedogoji ( çocuk ve gençleri anlamak ile alakalı) bilimi ile eğitilmesidir. Yaşıtlarımız da çok iyi biliyorlar ki eğitimsiz eğitmenlerin eğitiminden geçti birçoğumuz! Bunun yanında bu eğitimi de uygularken de dünyanın en iyi eğitim sisteminin uygulandığı yer olan Finlandiya örnek alınmalı. Orada öğretmenler çok değerli, en iyi nota sahip olanlar öğretmen olmak istiyor. Ayrıca öğrenciler okulu ev gibi görüyorlar ve daha birçok yenilikçi sistemle bu başarıyı yakalamışlar. Bu sistemi uygularken en çok görev de öğretmenlere düşüyor. Hepimizin bildiği gibi öğretmen var dersi sevdirir öğretmen var dersten nefret ettirir. İş sadece anlatmakla bitmiyor bunun öğretime geçmesi gerekiyor. Bu konuda da muhakkak öğretmenlere denetim yapılmalı, ders anlatma yeteneği olmayan ve öğretmek için çaba harcamayan öğretmenler uzaklaştırılmalıdır. Başka türlü çözüm üretmek çok zor.

Eğitim sistemimizin ve ekonomimizin en önemli yapı taşı olan üniversiteler de başlı başına bir sorun. Üniversitelerimizin hemen hemen hepsi (Tıp vb. hariç) teori ağırlıklı eğitim veriyor. İnsanları iş hayatına hazırlama konusunda çok zayıf kalıyor. Bunun yanında üniversite kontenjanları da ayrı bir muamma! Kontenjanlar iş piyasasının ihtiyaçlarına göre belirlenmiyor. Ortalık işletmeci, iktisatçısı, gazetecisi ve her çeşit öğretmeni ile dolarken; hemşiresini doktorunu yurt dışından ithal etmeye çalışıyoruz. Bu yanlış strateji değildir de nedir?

Unutmayalım ki; güçlü bir ekonomi güçlü bir eğitimden geçer…

Adem Simit

Twitter: @ekonomiperver               Facebook: https://www.facebook.com/pages/Adem-Simit/262097050585459?ref=hl

 

Yazıyı Değerlendirin!

Erdem Başçı FED başkanlığına aday oldu!

 

80140_erdem_1Evet yanlış duymadınız paranın patronu, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı gelecek yılın başında görev süresi dolacak olan Fed Başkanı Ben Bernanke’nin yerine aday olacağını açıkladı. Kulislerde Başkan Obama’nın da Türkiye ile arasını daha da pekiştirmek için bu başkanlığa sıcak baktığı konuşuluyor.

Erdem Başçı ise konu ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: ” Kardeşim doların belini kıracağım kıracağım diyorum. Dolar bizde bel mel bırakmadı kalbur üstü yaptı. Ulan sen misin bunu yapan dedim ve doları kalbinden vurmaya karar verdim. FED başkanı olduktan sonra görün siz o doların halini..”

Ne diyelim hayırlısı olsun efendim…

Kaynak: Bir yerlerim

(Dikkat! Bu haber sadece mizahidir.)

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • Erdem Ba