Düşük Petrol Fiyatının Altında Yatanlar

Petrol dünyada inelastik bir ürün, yani petrol fiyatında değişim olsa bile talep oranında değişim olmayacak. Dünyadaki egemenlik faaliyetleri, siyasi oyunlar, kar maximizasyonu neticesinde fiyatlarda oynaklık görülebiliyor. Üretici ülkelerdeki siyasi oyunlar petrol fiyatlarında düşüş ya da artışa sebep oluyor.

Dünya 1973 yılında OPEC kriziyle karşı karşıya kaldı ve o dönemde fiyatlarda ani yükselme görüldü. Bu fiyat artışının sebebi ABD’nin İsrail ordusuna destek vermesi olarak gösterildi. İsrail’e yardımcı olan ülkelere ambargo uygulandı ve fiyatlar tavan yaptı.

Şimdi ise fiyatlarda kademeli düşüş söz konusu. Geçtiğimiz yılın Haziran ayında 113$ olan Brent Petrol bugün (12 Aralık 2014) 59$ seviyelerinde.

Dünyada petrol fiyatlarını OPEC, ABD, Meksika belirliyor. Ancak dünya petrol üretiminin büyük kısmını OPEC karşıladığı için fiyat belirleme noktasında daha çok söz sahibi. Şimdi fiyatlardaki düşüşün asıl sebeplerine değineceğim;

Rusya’ya koyulan ambargo

Ukrayna-Rusya krizi sebebiyle Avrupa ülkelerinin Rusya’ya ambargo koymalarından dolayı petrol fiyatları kasten düşürülmüş olabilir. Çünkü Rusya petrol üretimi noktasında dünyada söz sahibi ülkeler arasında, saf dışı bırakılmak istenmiş olabilir. Rusya’nın ticaret hacminin % 60’nı petrol oluşturuyor. Bu fiyat düşüşleriyle Rusya’nın ihracatı önemli ölçüde azaldı. Fiyatlardaki ciddi düşüş gelirin tüketicinin elinde kalmasını sağlayacak. Petrol üreticisi ülkeler için kötü bir durum ama diğer üretmeyen ülkeler için olumlu bir durum. Kişiler tüketime yöneleceğinden dolayı bir toplam talep artışı mevcut olacak, bu da petrol üretmeyen ülkeler için refaha giden yol olabilir. Rusya ve petrol üreten ülkelerde fiyatların düşmesiyle birlikte çok ciddi talep azalmaları söz konusu olacak gibi görünüyor. Rusya için işler iyi gitmeyecek gibi duruyor. Yakın zamanda resesyona girebilirler.

 

Amerika’nın kaya gazı çalışmaları

Petrolün bir gün rezervlerinin biteceği endişesine giren ülkeler, petrole alternatif bir kaynak bulmak için yoğun çaba harcıyorlar. ABD de bu kapsamda petrole alternatif olarak kaya gazı çalışmalarına başladı hatta ihraç etme noktasına geldi. Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Enerji Programı Başkanı Ladislaw, ABD’nin ürettiği kaya gazı, kendi kullanımı ve ihraç etmek için yeterli miktarda olduğunu açıkladı. İşte tam da bu noktada OPEC ülkeleri ABD’nin bu ilerleyişini yavaşlatmak ve petrole alternatif bir enerji kaynağı yaratmamak için petrol fiyatlarını kasten düşürmüş olabilir. Kaya gazı küresel dengeleri sarsmaya aday bir enerji kaynağı. ABD’nin kaya gazını dünyaya sunması ve petrolün popülaritesini yitirmesi OPEC ve Arap ülkeleri için bir yıkım olur.

 

Ortadoğu’daki Kargaşa

Petrol fiyatlarının belirlenmesindeki etkenler bahsettiğim gibi üretici ülkelerdeki siyasi oyunlar olabilir. Işid de tam buna örnek teşkil ediyor. Işid Irak petrolü için bir tehdit niteliği taşıyor. Bazı petrol rafinelerine el koyduklarını açıklamaları ve gelecek dönemde o bölgede yapılacak olan yatırımları egale etmeleri bizi ve üretici ülkeleri kaygılandırıyor. Terör örgütünün o bölgede bir karaborsa başlatması ucuzdan petrol satması karşısında OPEC de petrol fiyatını düşürüyor olabilir. Çünkü karaborsayla birlikte Işid çevre bölge ülkelerine petrolü satarak OPEC’e darbe vurdu. OPEC’ de bu talepteki azalmayı engellemek için bir fiyat indirimine gitmiş olabilir.

 

KAYNAKÇA

http://www.dunya.com/abd-kaya-gazi-ihracina-baslayabilir-239652h.htm

 

 

HARUN LEBE

 https://www.facebook.com/profile.php?id=100004954864919

Yazıyı Değerlendirin!

Tarım Dışı İstihdam Canımızı Sıktı

Amerikan Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı veriye göre Kasım ayında tarım dışı istihdam 321.000. Bu sayı beklentilerin üstünde gerçekleşti, beklenen tarım dışı istihdam 230.000’di.

ABD’nin bu veriyi açıklamasıyla birlikte 8 Aralık Pazartesi günü Amerikan doları Türk Lirası karşısında değer kazandı, 2.22 TL seviyesinde seyreden Dolar 2.28 TL ye dayandı. Merkez bankasının ani bir müdahalesiyle Dolar aynı gün 2.26 TL seviyesine geriledi. MB günlük döviz satım ihale tutarını en az 20 milyon Dolardan 40 milyon Dolara yükseltti. Döviz satım ihalesi, MB kurdaki volatiliteyi önlemek yani Türk Lirasının Dolar karşısında değer kaybını azaltmak için yapılan işlemdir.

Tarım dışı istihdamın artması, 2008 krizinde beri toparlanmaya çalışan ABD ekonomisinin normale dönmeye başladığının bir göstergesidir. Amerika’da istikrarlı bir istihdamın artmasıyla beraber gelir ve talepteki artış, o bölgede yaşayan bireyler için iş imkânı yaratıyor. Tarım dışı istihdam verisindeki pozitif yönlü ilerleme, Amerikan Merkez Bankası’nın 2015 yılında yapacak olduğu faiz artırımını bir kez daha gözden geçirmesine sebep olabilir.

Görüldüğü üzere yatırımcı ABD’ de ki tarım dışı istihdam oranının artışı haberini aldığı anda, sıcak parayı ülkemizden çekerek güvenli limana ulaştırmıştır. Ülkemizden sıcak paranın çıkmasıyla birlikte Dolar Türk Lirası karşısında değer kazandı. ABD ya da herhangi bir ülkenin göstergelerinin iyileşmesi bizim ekonomimizin canını fena sıkabilir.

Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerin performansı dışarıdan gelen sıcak paraya yani sermaye hareketliliğine çok bağlıdır. Geçtiğimiz yılın Aralık ayında yapılan operasyonla birlikte finans piyasaları tepetaklak oldu. Sıcak sermaye ülkemizden çıkıp güvenli limanlara kaydı. Kaymasıyla birlikte ülke ekonomisinde kalıcı hasarlar bıraktı. Görüldüğü üzere sermaye akımı, bizim gibi kırılgan ülkeleri doğrudan etkileme gücüne sahiptir. Bu yüzden ABD ekonomisinin göstergelerinin iyileşmesi bizim işimize gelmez. 2008 krizinin etkilerinin azaldığına dair veriler bizim ekonomimiz için uyarı niteliği taşır. Artık Merkez Bankalarının uygulayacağı politikalar, alacakları kararlar Türkiye ve Gelişmekte Olan Ülkeler için büyük önem arz etmektedir.

 

HARUN LEBE

harunlebe@hotmail.com

https://www.facebook.com/profile.php?id=100004954864919

https://twitter.com/Harun_lebe

Yazıyı Değerlendirin!

Makro Ekonomik Göstergelere Genel Bakış

Türkiye ekonomisi nereden nereye geldi? Hangi göstergelerimizde bir iyileşme ya da hangi göstergelerimizde olumsuz durum mu söz konusu? Temel ekonomik göstergelerimiz nedir? Yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyen göstergeler hangileri? Bu soruları yanıtlamaya çalışacağım.

ENFLASYON

Enflasyon fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artışı ifade eder. Bu oranın çok yüksek olması ya da çok düşük olması ekonominin gidişatına kötü etki yapabilir. Çok düşük olması, tüketicinin tüketim miktarını düşürüyor. Tüketici fiyatların daha da düşecek beklentisiyle tüketimini kısmaktadır, bu da talep yetersizliği durgunluk ve işsizlik gibi problemlerin doğmasına sebep olur. Yüksek olması ise karar sürecini, yatırımları, dış ekonomik ilişkileri, toplumu olumsuz etkiler. Özellikle de toplum üzerinde etkisi büyüktür. İnsan ilişkileri para üzerine kurulur, yoksullaşmaya doğru giden halk yığınları, kitlesel işsizlik gibi birçok sorunla karşı karşıya kalabiliriz. Yani enflasyonun düşük olması veya yüksek olması büyük problemleri doğurabilir. Türkiye’ de enflasyon oranında iniş çıkışlar söz konusu(2004-2013). %6.16 oranıyla 2012 yılında en düşük seviyeyi gördü. %10.45 oranıyla 2011 yılında en yüksek seviyesini gördü. Ülkemizde hedeflenen korunmak istenen enflasyon oranı ise  % 5’tir.

FAİZ ORANI

Faiz paranın bir dönemdeki, getirdiği paya denir. Paranın kirası olarak da tanımlanabilir. Merkez Bankası faizi Para Politikasının etkili aracı olarak kullanıyor. Faiz oranı, yurt içindeki yatırımcılar için büyük öneme sahiptir. Çünkü faiz oranlarının düşük olması yatırımcıyı cezbeder. Yatırımlarında kullanacakları kredilerin maliyeti azalacağından yatırımlar artar. Faiz, işsizlik oranının azalmasında, enflasyonun düşmesinde, tasarruf ve yatırımların artmasında hayati öneme sahiptir. Faiz oranlarının yüksek olması yurt dışındaki sermaye açısından çok önemlidir. Dışarıdan ülkemize yapılacak olan yatırımların artması demektir. Tabiri caizse piyasada yüksek faiz oranlarının varlığı durumunda yabancı yatırımcı ülkemizde parasına para katar. Yüksek faiz yurt dışındaki yatırımcıyı düşük faiz yurt içindeki yatırımcıyı cezbeder. Bu oranın dengelenmesi gerekli. Türkiye Şubat 2002 tarihinde %62 oranında faiz oranına şahit oldu. Mayıs 2013 tarihinde ise %6.5 oranını gördü. Anlattığım mekanizma aracılığıyla üreticinin 2000’li yıllarda nasıl bir çıkmaza girdiğini rahatlıkla görebilirsiniz, reel sektör tam anlamıyla çökme aşamasına geldi. O dönemdeki krizle birlikte borçlar daha da arttı ve yurt dışındaki alacaklılar vadesi gelmemiş kredileri çekmeye başladı. Görüldüğü üzere faiz oranlarının aşırı yükselmesi ülke ekonomisini uçuruma sürükledi.

 

DIŞ BORÇ ORANLARI

Kredi derecelendirme kuruluşları için de büyük öneme sahip olan veri dış borçtur. Dış borç olgusunun hayati öneme sahip olduğunu gösteren açık örnektir, Osmanlı Devleti’ nin yıkılışı. 1854 yılında Kırım Savaşıyla beraber artan maliyetler sonucu Osman Devleti ilk dış borcunu aldı ve O. Devleti yıkılana kadar borç alınmaya devam etti. Borçlanma sonucu, borç veren ülkelerin Osman Devleti üzerinde baskısı arttı iç işlerine bile karışır hale geldiler. Düyunu Umumiye adlı bir kurum oluşturan 7 tane ülke âdete Osmanlıyı köşeye sıkıştırdı ve mali esarete mahkûm etti. Görüldüğü üzere dış borçlanma hayati öneme sahiptir. Söylemek istemezdim ama bu bir gerçek, başımıza IMF belasını getirdiler. Bu bela 1961 de ilk Stand-By antlaşmasıyla başladı ve 2013 tarihinde sona erdi. Bela diyorum çünkü ülke ne zaman bir darboğaza girse yüksek faizli krediler ve yaptırımı zor politikalarla bizi baş başa bıraktılar. Sıkılaştırıcı politikalar önererek sıkışan darboğaza giren ekonomiyi canlandırmak yerine, bizi daha da uçuruma sürüklediler. Gelelim istatistiki verilere, Türkiye Cumhuriyeti’ nin 2002 yılındaki kamu kesimi dış borç oranı 56.8 milyar dolar ve 2013 yılında 117.7 milyar dolardır. Gidişat o kadar da kötü değil, Türkiye nüfusu 2000’li yıllarda 67 milyon iken şuan yaklaşık olarak 77 milyondur. Nüfus oranıyla birlikte artan talep, üretim ve üretimde kullanılan ara mal miktarı da artacağı için borç oranı normaldir. Hele ki IMF’ye borcun sıfırlandığı bir ortamda dış borç rakamımızı gayet normal buluyorum. İşin ayrı boyutu Kamu borç stokunun artması kamu harcamalarının arttığı anlamına gelir. Kamu harcamalarının artışı bir bakıma yatırım ve istihdam demektir. Yani bu politika bilinçli olarak uygulanıyor.

İŞSİZLİK

İşsizlik bir ülkedeki yerleşik kişilerin normal ücret düzeyinde iş aradığı halde iş bulamaması anlamına gelir. İşsizlik, ülkede toplumsal huzur, saygınlık, aile yapısı gibi unsurlarda bir kötüleşme meydana getirir. Bu sıraladıklarım işsizliğin toplumsal boyutuydu. Devlet açısından ağır kayıplara sebep olur, ekonomi mevcut kaynakları tam kullanamaz, kayıt dışı istihdam, kayıt dışı istihdam sonucu vergi gelirlerinde bir azalış, emekteki kayıptan dolayı üretimde azalma, ekonomik güvensizlik, girişimlerin başarısızlığı vs. gibi nedenler de işsizliğin ekonomik boyutunu gösterir. İşsizlik 2005 yılında % 9.5 iken 2013 yılında % 9 oranında seyir izlemektedir. Görüldüğü üzere 8 yıl geçmesine rağmen oranda kayda değer bir değişim olmamış. İstihdam oranında sürekli bir artış olmaması işsizlik rakamlarının iyileşmemesine sebep oluyor. Genç işsizlerin sayısının artmasıyla birlikte her geçen yıl işsizler ordusu büyüyor. Halk arasında ne iş olursa olsun çalışayım yeter, maaşın hiç önemi yok iş olsun yeter gibi cümleleri sık sık duyarsınız. E iş böyle olunca, kişilerin mesleki becerileni kullanma yetisi de günden güne azalıyor. Kişi kendini geliştirmediği alanda çalışmak zorunda kalıyor, bırakılıyor. Problemin çözümü için devletin yatırım alanında gerekli teşvik programlarını uygulaması gerekir. Yatırımların alt yapısını sağlam hazırlamak şart. İşçi işveren üzerinden alınan vergi ve primlerin oranlarının düşürülmesi sonucunda kayıt dışı istihdam oranı azaltılabilir.

TCMB REZERV ORANI

Bir ülke Merkez Bankası neden rezerve ihtiyaç duyar? Cevabı oldukça basit, karşı karşıya kalacağı krizler. Ekonomik çıkmazlardan kurtulmak ve gerektiğinde piyasayı hareketlendirmek için, rezerv biriktirir. Yani bunları bir takım ihtiyati önlem olarak adlandırabiliriz. Ülke ihracatını yeterli oranda yapamaz ve ithalatı karşılama oranı düşmesi durumunda, hane halkı ithalat için yeterli dövize sahip değilse Merkez Bankası rezervleri ithalatçıya destek finanse edilir. Vadesi gelmiş bir dış borç için Hazine MB rezervlerini kullanabilir. Yerli parayı zayıflatarak ihracat geliri elde etmek için MB rezervleri araç olarak kullanabilir. Ancak bu yöntem her ne kadar ihracatçı açısından sevimli bir durum gibi görünse de, ithalatçı açısından riskli bir durum. Yerli para değeri düşürülerek kur yükseltilir ve ithalat giderlerinde artış olur bu da ithalat kalemindeki açıkların artmasına sebep olur. İthalat oranındaki artış Dış Denge açıklarının git gide artmasına sebebiyet verir. Kısacası MB rezervlerini doğru kullanarak ekonomik dengeyi sağlamalı. Ne zaman hangi politikayı uygulayacağına doğru şekilde karar vermeli. Merkez Bankası, 2000 yılında yaklaşık olarak 22 milyon dolar ve 2013 yılında yaklaşık olarak 120 milyon dolar rezerve sahiptir…

 

HARUN LEBE

https://www.facebook.com/profile.php?id=100004954864919

harunlebe@hotmail.com

 

 

KAYNAKÇA Okumaya devam et “Makro Ekonomik Göstergelere Genel Bakış”

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • makro ekonomik göstergeler nelerdir
  • makro iktisada genel bakis
  • makro ekonomik göstergeler
  • 2004 2014 türkiye ekonomisine genel bakış
  • makroekonomik göstergeler nelerdir

FED Tarihe Politika Hatasıyla Başlamış

Kriz Ekonomisi dersinde, 1929 Büyük Buhranını ele alırken Fed kararlarının krizin derinleşmesi noktasında ne denli önemli olduğundan bahsettik. Aklıma hemen geçtiğimiz günlerde Fed ’in aldığı, gelişmekte olan ülkeler açısından bir hayli önem arz eden kararını hatırladım. Bu yazımda Fed ‘in 1929’ da aldığı kararlarla, geçtiğimiz günlerde aldığı karar arasında nasıl bir ilişkiyi inceleyeceğim.

  1. Dünya savaşından çıkmış ülkelerde sosyal ve ekonomik bunalım söz konusuyken. Savaş tazminatları emek ve çıktı sorunlarıyla karşı karşıyayken, Amerika ‘da refah dönemi hakimdi. ABD’ ye o dönemde müthiş bir fon akımı vardı. Aynı zamanda ABD savaşta hasar gören yara alan Avrupa ülkelerine finansal anlamda yardım ediyordu. ABD’ nin iyimser tavrı bol para, bol kredi, yüksek karlılık politikaları spekülasyona yol açtı diyebiliriz. Hisse senetlerinin çok düşük fiyatlarda bile alıcı bulamaması (spekülasyon kaynaklı) krizin görünen yüzünü oluşturuyor.

Peki Fed buhranda doğru karar alabildi mi ?

Kriz dönemi öncesinde dünyada Klasik düşünce hakimdi. Klasik düşüncede devletin ekonomiye müdahalesi söz konusu değildir. Kriz veya dalgalanma durumlarında ekonomi TT ve TA ile kendi kendine dengeye gelir. Bu durum böyle olmayınca, 1929 Kriziyle birlikte Klasiklerin kararları sorgulanmaya başlar hale geldi. Bu boşluğu Keynesçi düşünce akımı doldurdu ve devletin ekonomiye müdahalesini savundular.

Bu düşünce gereği Fed hemen piyasaya müdahale ederek, Sıkılaştırıcı Para Politikası uyguladı. Öğrendiğim bilgiler ışığında, kriz dönemlerinde uygulanan para politikası genişleme yönünde olmalı. Eğer sıkılaştırıcı politika uygularsanız piyasaları bunalıma sokarsınız ki öyle de oldu. Uygulanan politika karşısında piyasalar bunalıma girdi ve kriz daha da derinleşti. Fed Para Politikası ve finansal işleri gerçekleştirme noktasında hata yapmıştır. O dönemde aldığı kararın (sıkılaştırıcı para politikası) gerekçesini dolara yapılacak olan spekülatif ataklar şeklinde yorumladı. Belli bir süre sonra Fed eylemsizlik kararı alarak piyasaya müdahale etmeyi durdurdu.

Peki Şimdi Fed Nasıl Kararlar Aldı ?

Fed 29 Ekim 2014 tarihi itibariyle tahvil alımını durdurdu. Yani 2008’de ki Mortgage Kriziyle para arzını arttıran Fed, şuan para arzında daralmaya giderek normalleşme sürecine girdi. Normalleşme sürecinin adının geçmesiyle birlikte piyasalarda hareketlenme başladı bile. Para arzını şuanda kısmış değiller ancak verdikleri mesaj bile dalgalara sebep oldu. Para arzının kısılmasıyla birlikte faiz artıracak olan Fed, sermaye akımını ülkesine doğru çekecek. GOÜ’ler hiç de iyi olmayan bir durumla karşı karşıya kalacak. Türkiye’ de MB faiz artırımına rağmen, kurun artışını çaresizce seyretmekte. Ülkelerden çıkacak olan sıcak sermaye akımı döviz kurlarını ve döviz rezervlerini olumsuz yönde etkileyecek. Bu olumsuzluk, acaba Dolara karşılık alternatif bir para birimi tercih edilmeli mi sorusunu aklıma getiriyor.

Sonuç olarak ;

Fed 1929 Buhranında yanlış politika uygulayarak, hatta eylemsizlik kararı bile alarak krizi derinleştirdi. O dönemde birçok bankanın faaliyetini durdurmasında büyük rol oynadı.

Ancak günümüzde 2008 Mortgage Krizinde doğru karar alarak genişlemeci politika uyguladı ve bu aralar sıkılaşmaya gideceğini açıkladı. Yetkililer hedef işsizlik ve büyüme rakamlarına ulaşıldığını ve artık genişleme yerine normalleşme sürecine (sıkılaşma) geçeceklerini açıkladılar.

Fed ’in bu politikayı izlemesi acaba piyasaların hassasiyetini mi test ediyor sorusunu aklıma getirdi. Acaba Fed faiz artırmadan önce bir algı operasyonu yada spekülasyon mu yapıyor ?

 

HARUN LEBE

harunlebe@hotmail.com

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • spekülatif ataklar
  • fed politikaları

Ülke Elden Gidiyor, Spekülasyonu !

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 6 Ekim Pazartesi yeni özelleştirme kapsamında yer alacak kurumları açıkladı. Açıklamaya göre; elektrik üretim santralleri, otoyol ve köprüler, bazı limanlar ile Erzurum Kış Olimpiyatları Tesisleri, Halk bankası bünyesindeki Halk Sigorta ile Halk Emeklilik özelleştirme kapsamında.

Özelleştirme Nedir? Amacı Nedir?

Özelleştirme; Milli ekonomi içerisinde, kamunun rolünün asgariye indirilmesi veya tamamen kaldırılmasıdır. Kamu kurumlarının kar maksimizasyonu olgusunu ele almaması, rekabet etmesini engellemektedir. Öncelikli amaç kurumun verimliliğinin artması. Rekabetin olmadığı yerde kalite, ilerleme ve adaletten bahsedilemez. Kurumu Monopol(tekel) piyasadan çıkarıp, Tam Rekabet Piyasasına dahil etmek gereklidir. Kurumun kaliteli hizmetinin hane halkına ulaşabilmesi için rekabetçi piyasaya geçmelidir. Elde edilen gelirler de borç finansmanında kullanılır. Türkiye’de elde edilen gelirlerin % 48’i iç ve dış borçta kullanılmak üzere hazineye aktarıldı. % 52’si ise özelleştirilen kurumların mali yapılarını düzeltmek için ve tazminat ödemeleri için kullanılmıştır.

Özelleştirmeden bahsedince vatandaşımız ‘’Eyvah ülke elden gidiyor’’ endişesi içine giriyor ve peşkeş çekiliyor anlamında algılıyor. Özelleştirme kamu kurumunun ya da devlet taşınmazının mülkiyetinin devredilmesi anlamına gelir. Sermaye piyasasını geliştirmek, krizler karşısında daha güçlü kalabilmek, enflasyonla mücadele, gelir sağlama, denk bütçe için özelleştirme gereklidir.

Özelleştirme yöntemleri arasında sık kullanılanları halka arz yöntemi, blok satış, yap-işlet-devret modelidir. Yap-işlet-devret modeli (YİD), büyük finansman ve teknoloji transferi gerektiren bayındırlık ve altyapı işlerinin yerli veya yabancı özel kesim tarafından yapılması ve bu tesislerin işletilerek belirli bir süre sonra tesisin işler bir şekilde kamu idaresine devrini kapsar.

YİD en çok dikkatimi çeken, ekonomik ve sosyal getirisi yüksek bir model. Devleti otomatik olarak borçlanmadan ve yatırımın finansmanından kurtarıyor. Bu model devlet açısından vazgeçilemez bir nimettir. Kullanım süresi dolan yatırım hiçbir bedel ödemeden kamuya geçmektedir.

Türkiye’de 1985 yılından itibaren 270 kuruluştaki kamu hisseleri, 1614 taşınmaz, 8 otoyol, 2 boğaz köprüsü, 126 Tesis, 6 Liman, şans oyunları lisans hakkı ile Araç Muayene İstasyonları özelleştirme kapsamına alınmıştır.

Türk Telekom, 2005 yılı Kasım ayında özelleşti, şirketin hisselerinin %55 i Oger Telecom ‘a 21 yıllığına devredildi. 6 milyar 550 milyon dolara sonuçlanan ihale o dönem için Cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi olmuştur. %15’lik kısmı da halka arz edilmiştir(BİST) . Kalan %30’luk kısım da Hazine Müsteşarlığı’na aittir. Telekom’un özelleştirilmesinden sonra, hizmet yelpazesinde genişleme ve çalışanların tavırlarında gözle görülür değişiklikler yaşandı. TTNet 2009 ve 2010 yıllarında üst üste iki defa Türkiye’nin en değerli markası seçildi. Sözleşme 2026 yılında sona eriyor ve yeniden ihaleye çıkılmazsa tamamen devlete geçecek.

Gelelim İşin Ayrı Boyutuna

Özelleştirmede işin gelir sağlama noktasından çalışanların verimliliği noktasına geçmek istiyorum ki bu hane halkı için daha çok önem sarf eden bir konu.

Kamu kurumları tabiri caizse yan gelip yatma yeri oldu. Saatlerce kuyrukta beklemek, kendini oranın patronu moduna sokan insanlardan azar yemek, kaçınılmaz hale geldi. Öğlen yemeğine 15 dakika erken çıkıp yemekten sonra 10 dakika geç gelen çalışanlar, ağzında diş kalmamış amcalar teyzeler…

Bu sert bir eleştiri olabilir ama ne yazık ki realist olmak gerekiyor. Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Portekiz’de bulunduğum dönem içerisinde Vergi Dairesi ve birkaç kamu kurumuna gittim, insan ilişkisine önem veriyorlar. Bizimki gibi işlem yapacağın görevliyle aranda camekân yok. Birebir dostça bir ortamda masasına oturarak işlemini gerçekleştiriyorsun. Bizde hizmeti alacak olan kişiye direk vahşi muamelesi yapılıyor. Birde camekâna küçük delik açmışlar fatura veya para işlemi için.

Bazı yüzeysel düzenlemeler yapılması şart diye düşünüyorum. Denetlenmeli, yaş sınırı koyulmalı, puantaj cetveli uygulanmalı. Ama ilk olarak insan ilişkilerini düzelterek işe başlamalılar. İnsana değer kavramını, hoşgörülü davranışı bu sisteme sindirmeliyiz. Çözüm üretme noktasında çok zayıfız. Google ’ye kamu kurumu verimsizlik nedenleri yazdığımda birçok site kaşıma çıkıyor. Ancak çözümleri yazdığımda ne yazık ki kayda değer bir şeyler bulamıyorum. İşte bu yüzden kurumun özelleştirmesi tek alternatif yol olarak önümüze çıkıyor. Hem devlete gelir sağlama hem de verimlilik noktasında fırsat.

Ağzında diş kalmamış amcalar teyzelere değinmekten kendimi alıkoyamıyorum. Amca ve teyzelerin yaşları tahminen 50 ye dayanmış durumda ve hala çalışmaya devam ediyorlar. Sistem onları çalışmaya devam etmek zorunda bırakıyor. Emekli olmamakta haklılar. Çünkü alacakları emekli maaşı Kapitalist sistemde onları ayakta tutmaya yetecek düzeyde değil. Geçimini mi sağlayacak, çocuklarını okutacaklar. Birçoğu, çocuğum okuldan mezun olsun sonra emekliliğimi vereceğim diyor. Onların açısından düşünürsek tabi ki de haklılar.

Kurumun özelleştiğini varsayarsak bu amca ve teyzelerin hepsi tasfiye olacak, zarar gören yine onlar. Eğer kurum özelleşmezse amca ve teyze etkeniyle zarar gören bu defa biz olacağız. Sistem bizi büyük bir çıkmazın içine sokmuş. Hem çalışanın hem emeklinin hem de hizmeti alacak olan insanları mağdur etmeyecek uygulamalar hayata geçirilmeli.

 

HARUN LEBE

harunlebe@hotmail.com

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • işbankası elden gidiyor

MB İkilemde Kaldı

 

Bilindiği üzere Merkez Bankası’nın 17 Aralık sürecinde ani yükselen döviz kurlarını dengede tutmak amacıyla yaptığı faiz arttırma politikası , an itibariyle kurumu hangi yönde karar vereceği noktasında zor duruma soktu. 17 Aralıkta 2.07 TL ye denk gelen dolar 24 Ocakta 2.33 TL seviyesine ulaştı.

Döviz kurlarındaki genel artışa bir dur demek adına MB faizleri , 24 Ocak Çarşamba günü gece yarısı müdahale ederek arttırmak zorunda kaldı. Politika faiz oranı % 4.5’ten % 10’a yükselmiş oldu. Gecelik repo faiz oranını % 7.75’ten % 12’ye çıkardı.

2014 yılı sonu enflasyonunun % 9.5 oranında olması tahmin ediliyor. Bu enflasyon artışının bir sebebi ithal ara girdi mallarındaki artıştan kaynaklanır. Üretim maliyetlerinin artması malın fiyatının ve toplam talebin azalacağını gösterir. Döviz kurlarında bu ani artış , aynı miktarda malı daha yüksek fiyatlara satın almanıza sebep oldu. Bu olgu maliyet enflasyonunu özetler nitelikte. Yani ülkemizde şuan maliyet enflasyonu var. Bu durumdan çıkmak için , döviz kurlarının normale dönmesi beklenmelidir. Döviz fiyatını aşağıya çekmek içinde faizi yükseltmeliyiz.

O dönemde(29 ocak) MB faiz oranını belirlerken Avrupa sıralamasında birinci sıraya oturdu. Amaç sıcak paranın diğer Avrupa ülkelerine gitmeden direk ülkemize gelmesi. Gelen yatırımcı reel piyasayı canlandıracak.

Peki yatırımcı çekmenin tek yolu faiz arttırmak mı ?

Yabancı yatırımcı çekmek için ; vergi indirimi , KOBİ’lere destek , faiz indirimi , gümrük vergisi istisnası gibi yöntemlere başvurarak da yatırımcı çekebiliriz. Ancak ekonomi üzerinde , diğer yöntem yani sıcak para kadar hızlı etki göstermeyebilir. Finansal piyasaya yapılan yatırım , reel piyasaya yapılan yatırımdan zaman açısından daha etkilidir.

Hindistan yabancı yatırımcıyı ülkesine çekmek için bugünlerde ‘’Make İndia’’ projesini başlattı. Vergi ve bürokrasi yolundaki engelleri azaltmaya yönelik olan bu proje Başbakan Narendra Modi’nin önderliğinde kamuoyuna duyuruldu. Bir başka teşvik projesini Rusya Başbakanı Dmitriy Medvedev, Rusya’da yatırım yapmak isteyenlerin Rus vatandaşlığına geçmesini kolaylaştıran kararı imzaladı.

Örneklerde de görüldüğü üzere tek yol faiz değil , ancak ülkemizin girmiş olduğu darboğazdan çıkması için MB faizi kullanmak zorunda. Teşviklerin getirisi uzun zamanlı olabilir. O yüzden bize aniden gelen yatırımcıyla kuru normale döndürecek sıcak para gerekli.

Hükümet kanadından da faiz oranının indirilmesi yönünde yoğun talep ve baskı var. Ancak MB talepler doğrultusunda hareket etmeyerek bağımsız olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Hükümet kanadının da MB işine karışması etik bir olay değil. Sonuçta hükümet tarafından 2001 yılında MB bağımsız oldu.

MB faizleri düşürürse , enflasyonla mücadelede etkisiz kalır. İste o zaman temel hedefinden şaşmış olur. Çünkü MB temel görevi fiyat ve finansal istikrarı sağlamaktır. Enflasyonla mücadele etmeden bu istikrarın sağlanması beklenemez. Faizler düşse ne olur ? Reel piyasa canlanacak , daralma yaşayan otomotiv , inşaat sektörleri düşük faizli krediler sayesinde tekrar hareket kazanacak.

Yani sonuç olarak MB , Enflasyonla mücadele ve Reel piyasayı canlandırma arasında kalmış durumda.

 

HARUN LEBE

Yazıyı Değerlendirin!