Vergitay ! Neden Olmasın ?

Ülkemizde bugün sayıştay, danıştay, yargıtay gibi bazı yargı organları vardır. Öte yandan da bakkalından büyük firmalara kadar vergi kaçıran insanlarımız ve denetimi zayıf bir vergi sistemimiz var. Ülkedeki vergi sistemini eleştirirken, vatandaşı suçlu bulup devleti savunmak ya da
devlete suç atıp vatandaşı savunmak kesinlikle doğru  değildir çünkü her iki tarafta da hata var. Şöyle ki, vatandaş yüksek bulduğu vergiyi ödemekten kaçıyor; “iki kuruş kazancım var onu da devlete mi vereceğim” düşüncesini yıkabilmiş değiliz. Devlet ise, bazı kesimlerden ve bazı alanlardan vergi toplayamayınca oluşan açığı vatandaşın sürekli olarak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla aldığı ürünlere yeni vergiler koyarak ya da oranlarını yükselterek kapatmaya çalışıyor. Yabancı filmlerde sıkça rastladığımız bir replik vardır: “Ben, vergilerini ödeyen bir vatandaşım!”. Filmde vatandaşın bu cümleyle kastetmek istediği şey, kendisinin elit bir vatandaş olduğudur, çünkü devlete karşı sorumluluğunu yerine getiriyor. Bizde ise vergi ödemek mantıklı karşılanmayan bir davranış ne yazık ki. Vatandaş gelir vergisinden kaçtıkça, devlet benzine vergi zammı yapmaya devam edecektir. Öte yandan devlet, gelir vergisinde düzenleme yapmadıkça vatandaş giderlerini yüksek göstermeye devam edecektir.

Hürriyet Ekonomi’nin bugünkü haberine göre:

“Maliye Bakanlığı, geçen yıl yapılan incelemeler sonucunda yaklaşık 8 milyar liralık vergi kaybı tespit etti ve buna neden olanlara 16,6 milyar liralık ceza kesti. Vergi türleri itibarıyla en büyük kayıp KDV ve ÖTV’de görülürken, en fazla ceza da 13,1 milyar lira ile söz konusu iki vergi türü için uygulandı.”

 

Türk vergi yargısı sisteminde uyuşmazlıklar iki derecede çözüme kavuşturulur. Kural olarak, uyuşmazlıklar birinci derecede vergi mahkemeleri tarafından çözümlenerek karara bağlanır; ancak mahkemece verilen kararlar (ikinci derecede) itiraz yoluyla Bölge İdare Mahkemelerinde veya temyiz yoluyla Danıştay’da denetime tabi tutulur. Böylece oluşabilecek hatalara karşı mükelleflere bir güvence verir.

Peki bugün Bölge İdare Mahkemelerinde çözümlenemeyen kaç vergi davasına ait kaç dosya var ? Bunlardan kaçı Danıştay’da ? Danıştay’da bekleyen dava dosyaları neyi bekliyor ? Bilirkişi raporuna bu davalarda neden ihtiyaç duyuluyor ? Bu soruların cevaplarını karşılayabilirsek, devletin vergi sistemi saat gibi işleyebilir diye düşünüyorum. Sonuç olarak bir devletin, en büyük gelir kaynağı istisnasız, vergilerdir.

Üniversitede, vergi hukuku derslerime giren hocam, Sayın Tayyip Yavuz’un, biz öğrencilerine anlattığı çok güzel bir fikri vardı: “Vergitay”! İlk duyduğumuzda garip gelmişti; fakat birazcık üzerinde düşününce “neden olmasın?” dedirtiyor insana. Vergitay gibi bir yargı organı, Danıştay’ın dosya yükünü hafiflettiği gibi davaların da daha hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını sağlayabilir. Ayrıca bu davaların daha çabuk çözümlenmesiyle birlikte denetim ağının da artırılmasıyla, ülkenin başlıca gelir kaynağı olan vergi gelirlerinde artışlar kaçınılmaz olacaktır.

Danıştay’a kadar bir karara bağlanamamış ve Danıştay’a geldiğinde de “bilirkişi” raporu için beklemeye geçen davalar daha hızlı çözümlenemez mi ? Bunun için, sırf vergi davalarıyla ilgilenen ve özellikle de iibf mezunlarından oluşturulmuş kadroya sahip bir kuruma ihtiyaç olacaktır. Bu davalara bakan hakimlerin, iibf mezunlarından oluştuğunu düşünürseniz bilirkişi raporu için davaların bekletilmesine de ihtiyaç kalmaz. Bugün muhasebe, vergi hukuku, vergi uygulamaları, ekonomi, yönetim ve diğer mali tablolar yönünden bilgisi zayıf olan hakimlerin vergi davalarında kolayca karar vermesi beklenemez. Ancak bu konularda bilgi sahibi kişiler bu koltuklarda oturursa işler daha hızlı bir şekilde yürütülebilir. Dosyalar “bilirkişilere” gönderilecekse, o zaman toplayalım bilirkişileri hakim olsunlar ! Zaman hızla akıp geçiyor, değerini bilmek gerek; “vakit, nakittir”.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • vergitay
  • 27 mart 2015 eko politik

Bilgisayar Alırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Günümüzde bu konuyla ilgili olanlar az çok bilgiye sahiptir ve ona göre hareket eder ancak bu alanda bilgiye sahip olmayan vatandaşlarımız, bütçesine uygun olan cihazı alıp evine götürüyor. Her şeyden önce, adım atarken araştırma yapmalıyız her ne konuda olursa olsun. Teknoloji ise hızla gelişen bir sektör ve bu sektörün hızına yetişmek gerçekten zor. Bugün aldığınız bir cihaz çok kısa bir süre sonra eski nesil olacaktır. Bunları düşünerek hareket edip kendimize maksimum fayda sağlayabileceğimiz bir bilgisayar nasıl alınır ?

Sorgulanması gereken ilk şey, bilgisayarı ne amaçla kullanacağımız. Eğer ki sadece internet, film vb. ufak şeyler için kullanacaksak, ufak bir netbook hatta tablet bilgisayar dahi işimizi görebilir. Fakat oyun amaçlı kullanılacaksa daha yüksek bir donanıma ihtiyacımız olacaktır. Alacağımız cihazın, sadece etiketinde yazan donanım bilgisiyle kendimizi kısıtlayıp almak yerine, daha da derine inip örneğin kasasını inceleyebiliriz. Bir dizüstü bilgisayar eğer ki plastik kasaya sahipse kesinlikle ısınacaktır ve ilerde büyük sorunlar oluşturabilir; lakin alüminyum kasaya sahip bir dizüstü, daha soğuk kalacaktır. Bilgisayar parçası ne kadar soğuk olursa, o kadar verim alırsınız. Ram, ekran kartı gibi donanımların belleği elbette önemlidir fakat bunun da yanında veri hızı (mhz) değerine de bakmamız fayda sağlar. Ayrıca ekran kartları için arabirim (128bit, 256bit) değeri de önemlidir. Bir oyun bilgisayarı için ekran kartı arabirim değeri, işlemci saat hızı, veri hızı gibi değerler fiyatı belirlemede önemli faktördür. 2GB ekran kartı olabilir; fakat mhz değerleri düşükse bu kart size düşük bir performans sunacaktır.

Harddisk içinse, yine görünenden öteye gidip sadece kapasiteye bakmak yerine, devir hızına bakmak faydalı olacaktır. Örneğin 5400 rpm hıza sahip bir harddisk yerine, 7200 rpm hıza sahip bir harddisk, hatta mümkünse bir ssd (solid state disk) tercih edilebilir. Böylece daha yüksek okuma ve yazma hızına sahip olursunuz.

İşlemci seçiminde de aynı şekilde detaylar önemlidir. İntel işlemci ailesinin i7 serisi için örnek verecek olursak, i7 5280 ile i7 5960 arasında ciddi bir performans farkı olacaktır. Yani i7 deyip geçmemekte fayda var. Numaradaki (5280) ilk hane, işlemcinin neslini ifade eder. Verdiğimiz işlemci örneğinde 5.nesil iki işlemciden bahsettik.

Donanımların performans kıyaslarını görmek için internette ufak bir araştırma ile benchmark testlerine ulaşabilirsiniz. Böylece hangi donanıma sahip cihazın sizin için daha uygun olduğuna karar vermeniz kolaylaşacaktır.

Ürünün fiyatını biraz düşürmek isterseniz, ürünü alırken mağazayla anlaşıp içerisindeki işletim sistemini almayabilirsiniz. Başka bir deyişle “freedos” olarak yani işletim sistemi olmadan alabilirsiniz. Bugün Windows 8.1 Pro sürümü ortalama 500 TL civarında. Cihazı freedos olarak satın aldığınızda işletim sistemine para vermemiş olursunuz. Eğer ki bir üniversite öğrencisiyseniz, Microsoft DreamSpark hizmetinden faydalanıp tamamen ücretsiz Windows 8.1 Industry Pro edinebilirsiniz. Yine lisanslı olacaktır ve kesinlikle yasadışı bir durum söz konusu değildir.

Bunların yanı sıra, batarya ömrü ve ekran renk değerleri gibi özelliklerin de göz önünde bulundurulması gereklidir. Tabi ki teknik servis de aynı şekilde önemsenmeli. Bir teknolojik cihaz alırken öncelikle ihtiyaçlarımızı göz önünde bulundurup, ona göre donanıma sahip bir cihaz seçiminde bulunursak, kendimiz için daha fazla fayda sağlamış oluruz ve aldığımız cihaz da ödediğimiz tutarı hakketmiş olur.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • bilgisayar alırken dikkat edilmesi gereken şeyler
  • bilgisayar alırken nelere dikkat etmek gerekir donanımm
  • bilgisayar alırken nelere dikkat etmemiz gerekir

İnternet Üzerinden Para Kazanalım

Günümüzde artık her yetişkin insan yaklaşık her gün internete giriyordur. Haliyle, bir çoğumuzun sinirlerini oynatan reklamlarla da karşılaşıyordur ki bu reklamlar özellikle de Youtube videolarında karşımıza çıkıyor olsak gerek. Bugün girdiğiniz herhangi bir web sayfasında, izlediğiniz videolarda hatta facebook, twitter ve google gibi sıklıkla kullandığımız sayfalarda bile reklamlar karşımıza çıkıyor. Google firmasını ele alarak devam edecek olursak, firmalar reklamlarının Google’da görülmesi için bir “tık başı maliyet” (tbm) belirler ve reklamlarına her tıklandığında, belirlenen miktarı Google’a öder. Google ise, bu paranın bir kısmını, o reklamı yayınlayan kişiye öder. Peki Google reklam yayımcısı olmak için ne yapmalıyız ?

Bunun için bir gmail hesabına ihtiyacımız var. Gmail hesabını artık sadece mail hesabı olarak düşünmeyin. Google hesabı olarak ele alabilirsiniz. Google hesabı oluşturduktan sonra, hesabınızı bir Google Adsense üyesi yapın. Artık reklam alabilirsiniz. Bu konuyu en yüzeysel haliyle özetleyecek olursak, Google Hesabınızla bir Youtube kanalı oluşturup Adsense üyeliğinizi bu kanala bağladıktan sonra kanalınıza attığınız videolarda reklamların çıkmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca başka bir Google hizmeti olan Blogger’dan bir blog sitesi oluşturup yine burda da reklam yayımlayabilirsiniz. Blog sitenizde reklam yayımlarken önerilen reklam boyutlarına dikkat etmenizi tavsiye ederim. Unutmayın, görüntüleme başı para kazanmazsınız, tıklama başı para kazanırsınız; ancak görüntülenmeniz ne kadar yüksek olursa, aldığınız reklam tıkları da o kadar artacaktır.

Bir diğer yöntem ise link kısaltma (örn: adf.ly). Bir link kısaltma hizmetine üye olduktan sonra bu hizmet üzerinden çok basit bir şekilde elinizdeki linkleri kısaltarak da para kazanabilirsiniz. Şöyle ki, kısaltılmış linklerde reklamlar görülecektir ve kullandığınız hizmet bu reklamlardan para kazanır. Siz de o reklamların daha fazla görüntülenmesini sağlarsanız, size de bir miktar komisyon ödemesi yapılacaktır.

İndirme başı da para kazanabilirsiniz. Bir dosya indirme hizmetine (örn: turbobit) okuyucularınızla paylaşmak istediğiniz dosyaları yükleyin ve linklerinizi paylaşın. Dosyanız indirildikçe siz de ufak bir miktar gelir elde edersiniz.

Bütün bu hizmetleri bir arada kullanabilirsiniz. Örneğin Youtube kanalınıza yüklediğiniz videoya reklam alıp, blog sayfanızdaki yazıya bu videonuzu ekleyebilirsiniz. Aynı yazıda paylaşmanız gereken bir dosya varsa, bunu da dosya paylaşıp sayfasına yüklediğiniz linki kısaltarak paylaşabilirsiniz. Böylece blog sayfanıza giren birisi, hem sayfanızdaki reklama tıklamış olabilir, hem videonuzdaki reklama tıklamış olabilir hem de link kısaltmadan ve dosya indirmeden para kazanabilirsiniz. Son olarak, tüm bu hizmetlerin belirli bir ödeme eşiği bulunduğunu hatırlatalım. Örneğin, Google Adsense hizmetinden ödemenizi alabilmeniz için 200 TL eşiği geçmiş olmanız gerekmektedir. İçlerinde en güvenilir olanı ise kesinlikle Google firması.

internetten para kazanma yöntemleri, internetten nasıl para kazanılır, internetten para kazanma siteleri, internetten para nasıl kazanılır, adsense, anket

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • internet para kazanma 2015
  • interneten nasll para kazanallm