Yeşil Orman Mavi Gökyüzü (Enerji Yazı Dizisi)

Merhaba,
Çok uzun bir ara verdik nükleer enerji ile devam ediyoruz.Üzerinde en çok fizik ve mühendislik konuşturulabilecek bir alan olmakla birlikte bugün gelişmiş ülkelerin tamamında, gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında bulunan bir enerji türü.Temelinde uranyum yatıyor. Kabaca tarif etmek gerekirse uranyumun suyu ısıtması, buhara dönüştürmesi, buharın jenaratörü çevirmesi ve neticede ortaya çıkan enerjiye nükleer enerji diyoruz.
Nükleer enerjinin ekonomiler için önemi oldukça büyük çünkü kaynakların hızla tükenmesi, var olan kaynakların enerji üretimi için yeterli verimlilikte olmaması gelecek yıllarda enerji arzını olumsuz etkileyeceğinden gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hızla yeni arayışlara girdiğini görüyoruz.
Nükleer enerji üretiminde ilk sıra ABD’nin, nükleer enerjiden elektrik üretiminde dünyanın toplam talep içindeki payının %31,4’ü ABD’ e ait hemen ardından %16,7 ile Fransa geliyor,ardında %6,5 ile Rusya, %6,2 ile Japonya ve %5,7 ile Güney Kore yer alıyor.Türkiye’ de henüz bir nükleer enerji santralimiz yok ancak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın hedefleri arasında 2023 yılına kadar 2 nükleer güç santralinin işletilmesi üçüncü nükleer güç santralinin de inşaatına başlanılması hedefi var.
Nükleer Enerji Santrali kurulmasında diğer enerjilere göre çeşitli zorluklar mevcut, yüksek ilk yatırım maliyetinden tutun da uzun planlama süresi ve aslında en büyük sorun olarak gözüken de enerjinin üretiminden sonra ortaya çıkan atık ve radyoaktif maddelerin tasfiyesi.
Özellikle bugünün gelişmiş ülkelerine baktığımızda gelişmekte olan ülkelerin ellerine nükleer gücü vermek istememelerinden dolayı ortaya attıkları argümanların en başında çevreciğilin geldiğini görüyoruz. Sizce de nükleer enerji üretebilecek teknolojideki bir ülke nükleer enerjinin üretiminden sonra ortaya çıkan zararlı kimyasalları imha edebilecek teknolojiye sahip değil midir? Peki, gelişmiş ülkelerin bugüne kadar kullandıkları muhtemelen bugünden sonra da kullanmaya devam edecekleri bu enerji neden sadece gelişmekte olan ülkeler için bu kadar zararlı gösteriliyor? Cevabı basit, nükleer güç !
Nükleer enerjiyi savunanlar genelde şu örneği verirler,
100 birimlik enerji üretmek için nükleer güç santraline 60 birim yatırım yapmanız,20 birim işletme ve bakım giderine katlanmanız,20 birim de yakıt giderine katlanmanız gerekir. Oysa göreli olarak ilk kurulum maliyeti daha düşük olan doğalgazda aynı birimde enerji üretebilmeniz için 25 birim yatırım yapmanız,10 birim bakım gideri ve 65 birim yakıt giderine katlanmanız gerekir. Nükleer enerjide kurulum maliyeti yüksek bile olsa az miktarda yakıt ile çok miktarda enerji üretebilirsiniz.
Nükleer enerjinin karşısında duranlar ise genelde çevre şartları ve doğaya zararları,geçmişte yaşanan Windscale,Three Mile Island, Çernobil ve Fukuşima kazalarının üzerinde dururlar.Hatta bunun için adında ” Yeşil” geçen pek çok örgütlenme bulabilirsiniz.
Neticede vatandaşların görüşleri ya da devletlerin ulusal politikaları ne olursa olsun tartışma götürmeyen nükleer enerjinin varlığıdır. Karşı duranlar da savunanlar da dış açığın en büyük sebebinin enerji ithalatı olduğunu bilirler, enerji ithalatının en büyük sebebinin de elektrik üretimi olduğunu bilirler ve önceki yazılarımda belirttiğim gibi kimse bir saat elektriksiz kalmaya sabredemeyecektir. Karşısında duranların amacı salt karşısında durmak olmamalı, mantıklı ve iktisadi çözüm önerileri getirmelidirler.Diğer pek çok ülkenin doğaya verdiği zararlara rağmen elinde bulunduruğu nükleer enerjinin sıra gelişmekte olan ülkelere gelince ”yeşil orman, mavi gökyüzü” diye karşı çıkmaları çelişkiden ibarettir.
Enerji ile ilgili daha spesifik konularla yazı dizisine devam etmeyi düşünüyorum. Soru, görüş ve önerilerinizle yazılarıma katkıda bulunursanız sevinirim.
Sağlık problemi nedeniyle yaşanan uzun süreli gecikmeden dolayı özür diliyorum.
Görüşmek üzere.
Merve Kodabey

Yeşil Orman Mavi Gökyüzü (Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Ne aradılar:

  • merve kodabey

Rüzgar Gülü (Enerji Yazı Dizisi)

Merhaba,

Biz küçükken bu havalarda bir rüzgar gülü yapar asardık balkona, o bize baharın haberini verirdi, bazen dönerdi koşup izlerdik, dönmediği zamanlarda üfleyip döndürür nefesimiz kesilince evin içinde koşup rüzgar yapardık ona. Hatırladınız sanıyorum, öyleyse konu: Yenilenebilir Enerji
Doğada zaten var olan enerjinin kendini başka şekillerde sunması ve asıl kaynağının yanında çok küçük miktarda enerji üretmesi nedeniyle yenilenebilir enerji diyoruz.Kapsamında;
-Güneş ışığı
-Dalga gücü
-Rüzgar
-Jeotermal
-Bioyakıtlar yer alıyor.

Özellikle 2009 yılından itibaren dünya genelinde bu enerji türünde atılımlar görüyoruz.Bunun içinde de %80 oranında yenilenebilir atıklar,%17 hidro-enerji, %3,5 oranında ise jeotermal,dalga gücü,güneş ışığı ve rüzgar toplamı yer alıyor
Dalga gücü, jeotermal gibi türlerde düya için önemli miktarda enerji üretimi yapılmıyor. Yenilenebilir enerjide ajanslar genel olarak hidrolektrik ve rüzgar enerjisinden bahsediyorlar ve verileri bu ikisi açısından düzenliyorlar.

Rüzgar gücüne bakacak olursak,Türkiye’ de 2005 yılında 5 bin TEP olan rüzgar enerjisi üretimi 2011 yılında 406 bin TEP’e çıktığını görüyoruz. Bu yükselişin ardında teşvikler yer alıyor,kurulu gücün sürekli artacağı tahmin ediliyor.
Dünyada kurulu rüzgar gücü kapasitesi en yüksek ilk beş şöyle: Avrupa Birliğine üye ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya,Çin,İspanya.
Dünyada rüzgar enerjisinden en çok faydalanan ülke Almanya, dünyada rüzgardan enerji üretiminin %36’sı Almanya’dan karşılanıyor fakat bu miktar Almanya’nın elektrik talebinin sadece %6’sını karşılamaya yetiyor.

Hidroelektrik enerji tüketiminde Çin, Brezilya,Kanada, ABD, Rusya, şeklinde bir sıralama var zaten hidro güç dünya enerji talebinin %19’unu karşılayabilecek düzeyde,yenilenebilir enerjinin içindeki payı ise %69.

Jeotermal güç açısından Türkiye dünya sıralamasında önemli bir yere sahip.Avrupa’da ilk 3, dünyada ilk 7 ülke arasında.Yaklaşık 31.500 MW’lık jeotermal ısı potansiyelimiz mevcut.Ancak Türkiye’de elektrik üretiminin sadece binde ikisi bu kaynaktan sağlanıyor.Teşviklerle bu oranın artması -özellikle Ege Bölgesi’ndeki jeotermal gücün kullanımı- son derece önemli.

Hükümetin 2023 yılı için kritik hedeflerinden biri de; hidroelektrik ve rüzgar santrali kurulu gücü 20 bin MW’a, güneş enerjisi kurulu gücü,3 bin MW’a,jeotermal enerji kurulu gücü ise 600 MW’a çıkarmak yönünde.

Yenilenebilir enerji ile ilgili benim fikrimin ne olduğu yönünde sorular geliyordu. Benim fikrim elbette ki desteklenmesi yönünde çünkü Türkiye hem jeotermal hem de rüzgar enerjisi açısından oldukça iyi bir potansiyele sahip, doğru yerlerde ve doğru kişiler tarafından değerlendirilmesini umut ediyorum.
Enerji ekonomi alanında giderek daha çok ilgi çekmeye başlıyor, her hafta bir konu ile ilgili genel bilgi vermeye devam edeceğim, sonrasında daha spesifik konularda yazmayı düşünüyorum.Enerji ile ilgili sorularınız gelecek yazıları şekillendirecektir, sorularınızı bekliyorum.
Önümüzdeki hafta bir seminerde olacağım yoğun geçeceğini tahmin ediyorum, şimdiden gecikme için özür diliyorum.
*İstatistikler World Wind Energy Association, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, International Energy Agency, BP Statistical Review Of Energy- June 2012- verilerinden derlenmiştir.

Görüşmek üzere.
Merve Kodabey

Rüzgar Gülü (Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Ne aradılar:

  • doğl enerji kaynağı olan rüzgar gülü ile ilgili kısa yazı
  • enerjide rüzgar gülü
  • rüzgar gülü dizi
  • rüzgar gülü yazı
  • rüzgar gülüyle ilgili yazı

İnsandaki Ruh Ampuldeki Enerji Gibidir (Enerji Yazı Dizisi)


Merhaba,

Öncelikle gecikme için özür diliyorum, zaman zaman yoğunluk nedeniyle böyle gecikmeler yaşanabiliyor.

Sanayi Devrimi nin telgraf hatlarını canlandırabilirim belki gözünüzde, beklediğinize değecek bir konu var sırada: Elektrik
Giriş yazımda elektrik konusunda ne kadar bağımlı bir tüketim alışkanlığımızı olduğundan bahsetmiştim.İki saat elektrik kesilse mesela neler olur? Tamam kesilmesin ama bu elektriğin de bir yerden üretilmesi gerekiyor takdir edersiniz ki: Santraller
Elektrik üretimi bugün,

-Termik Santraller
-Hidroelektrik Santraller
-Nükleer Santraller
-Rüzgar Santralleri
-Voltaik Panel
-Doğalgaz Santralleri
-Jeotermik Santraller
-Güneş Enerji sayesinde yapılmaktadır.

Hidroelektrik tüketiminde ilk sıra Çin’ e ait, Dünya tüketimin yaklaşık %20′ sini Çin halkı tüketiyor.Sonra sırasıyla Brezilya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya geliyor. Dünya toplam elektrik enerjisi tüketimi 791,5 mtep’ e eşit.Türkiye %1,5’luk payı ile 11,8 mtep’ e eş değer elektrik tüketiyor.
Bu yazıyı Avrupa sektöründe yazmış olsaydım şu an bu rakamlardan değil, elektriğin verimli kullanımı, fonksiyonel kullanımı, tasarrufu, sektörün liberalleşmesi ile ilgili yazıyor olurdum.
Bu yazıyı Orta ve Güney Afrika ülkelerinden birinde yazıyor olsaydım yine bu rakamlardan bahsedemezdim.Çünkü Uluslararası Enerji Ajansı projeksiyonlarına göre e 2030 yılında %85’i kırsal bölgede yaşayan 1 milyar insanın (2030’daki dünya nüfusunun %12’si) elektriksiz yaşamaya devam edecek.
TEİAŞ Türkiye Elektrik Enerjisi 10 Yıllık Üretim Kapasite Projeksiyonundan, Türkiye elektrik talep tahmin projeksiyonuna bakarsak:

Yıl Düşük Talep Senaryosu Yüksek Talep Senaryosu
Milyar kWh Milyar kWh
2013 249,8 253,6
2015 284,4 293,1
2017 323,2 338
2019 367,3 289,9


Türkiye’ de 2011 sonunda 229,4 milyar kWh üretim gerçekleşmiş,4,5 milyar kWh ithalat yapılmış,toplam arz edilen enerjiden de 3,6 milyar kWh ihracat gerçekleştirilmiştir. 2012 Ekim ayı sonu itibariyle 182 milyar kWh elektrik enerjisi üretilmiştir.Yine 2012 Ekim ayı sonu itibariyle elektrik üretiminde toplam kurulu gücümüz 56,785 MW ulaşmıştır. 2023 yılında kurulu gücümüzün 100 bin MW olacağı yönünde projeksiyonlar mevcut.
Diğer enerjilerde de oldukça önemli olmakla birlikte elektrikte kayıp-kaçak oranımız oldukça yüksek olduğundan iletim konusuna da değinmek gerekir diye düşünüyorum.Elektrik dağıtım hattı uzunluğu 2002’de 800.000 km iken 2012 Ekim ayı sonunda 900.000 km’ ye çıkarılmış,iletim hattı uzunluğu 2002 yılında 42.000 km iken 2012 Ekim ayı sonu itibariyle 50.000 km’ ye çıkarılmıştır.*
Türkiye özellikle son yıllarda yenilenebilir enerji üzerine yatırımlarını ve çalışmalarını arttırdı. Elektrik de bundan nasibini aldı. ”Elektrik üretiminde yenilenebilir enerji üretiminin payı %30′ a çıkacak ” şeklinde kritik bir hedef var 2023 yılı için.
Elektrik özellikle insanların yaşam kalitesinin artmasıyla direkt ve doğru orantılı olarak talebi artan bir enerji bu nedenle sürekli artan bir enerji talebi bekliyoruz. Türkiye’nin 2023 yılı için 500 milyar kWh elektrik enerjisi tüketmesi bekleniyor.
Bütün bu tüketim miktarlarını bir kenara koyarsak, santralleri devre dışı bıraksak neler olabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur.En başta telefonlarımız akıllı olmaktan çıkar sonra bilgisayarlarımız…Bunlar ilk başta aklıma gelenler fakat asıl büyük ve acı olan şu: Üretim durur. Herhangi bir işletmenin bir gün üretimini durdurması çok önemli değilken tüm şehrin hatta  tüm ülkenin üretimini durdurması ülke ekonomisinin çökmesi anlamına gelir.
Bedenimizin yükünü taşıyan sistemlerimiz biz hiç düşünmesek ve fark etmesek bile her saniye bir santral gibi elektrik üretmekte. Fazla elektriği atma, eksiği tamamlama çabasında. O da bizler gibi arzı talebe eşitleme telaşında.
Sonuç olarak, insanoğlunun kendini keşfetmesinden, elektriği keşfetmesinden önce de elektrik vardı gelecek yıllarda da elektronlar hep bir yerlerde var olmaya devam edecekler çünkü ”insandaki ruh, ampuldeki elektrik gibidir. Ampul patlasa da elektrik asla yok olmaz.İnsan da ölse ruh asla yok olmaz.” **

Enerji ile ilgili daha spesifik konulara da değinmeyi düşünüyorum.

Gelecek hafta görüşmek üzere…

*Veriler, BP Statistical Review of Energy June 2012, TEİAŞ Elektrik Sektör Raporu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Sektör Raporları ve Capital Energy & Business Dergisi Güncel Rakamlar’dan derlenmiştir.
**Bugünün ”elektrik günü” olmasında katkısı yadsınmaması gereken  Ahmet Alparslan Gülcan’ a teşekkür ederim.

Merve Kodabey

 

 

 

İnsandaki Ruh Ampuldeki Enerji Gibidir (Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Ne aradılar:

  • insandaki elektrik
  • yazı elektrik gibidir

Vefalı Enerji: Kömür ( Enerji Yazı Dizisi)

Merhaba,

Sanıyorum herkes hayatının bir döneminde o dumanı üstünde kestaneye duyduğu özlemi hatırlayıp, sobalı evleri hasretle yad etmiştir.Sobalı evlerin giderek azalması yerine yeni kaynakların gelmesiyle birlikte o koku silindi hafızalarımızdan. Biraz hatırlayalım istedim.Tahmin ettiğiniz gibi kömürden bahsediyorum.

Endüstriyel proseslerde buhar üretmek, demir-çelik imalatında kullanılmak, elektrik üretmek ve kısmen de ısınmak için talep ediyoruz kömürü. Bunun içinde en önemli pay elektrik üretiminin, dünya elektrik üretiminin yaklaşık %40′ ı  kömürden sağlanıyor.Enerji alanında rezervi yaygın olarak bulunan ender kaynaklardan biri. Toplam dünya rezervi 860.938 milyon ton, birinci sırada görmeye alışık olduğumuz ABD  %27,6′  lık payı ile bulunuyor, ardından Rusya %18,2 , Çin %13,3 ile, Avustralya %8,9 ve nihayetinde %7 ile Hindistan bulunuyor.Kömür rezervleri açısından Orta Asya ülkeleri içinde dikkate değer tek ülke Kazakistan %3,9 ‘luk bir paya sahip.Peki üretim ve tüketimi birlikte ele alırsak nasıl olur? Şöyle bir tablo oluştu:
kömür
Özellikle Türkiye’ yi görebilmek adına tablonun tamamını aldım.Türkiye her zamanki gibi ürettiğinden fazlasını tüketiyor. Çünkü Türkiye’ de kömür demek linyit demek. Dünya ölçeğinde orta düzeyde linyit üretiyoruz, taş kömüründe ise alt düzeyde olarak adımız geçiyor. Zaten linyit verimlilik açısından son derece düşük ve oldukça geniş alanda bulunuyor. Yanı sıra termik santrallerde düşük verimlilik ve nem oranının fazla olması nedeniyle kullanım sırasında en alt sırada yer alıyor.Üstelik şu an ülkemizde bulunan kömür kaynaklarının sadece %37′ sini değerlendirebiliyoruz. Yeterli çalışmalar ve araştırma geliştirme faaliyetleri sürdürülürse önümüzdeki yıllarda daha verimli hale gelebilir diye düşünüyorum.
Konuyla ilgili görüş, soru ve fikirleriniz benim için önemli.

Görüşmek üzere.

Merve Kodabey

Vefalı Enerji: Kömür ( Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Doğal Gaz: Öncesi ve Sonrası ( Enerji Yazı Dizisi)

Merhaba,

Bugün çok eskilere gideceğiz,Türkiye 1980’lerden sonra kullanmaya başlasa da keşfi M.Ö 900′ lere dayanan bir kaynak:Doğal gaz
Biliyorsunuz ben istatistikleri çok seviyorum, artık alıştınız.Doğal gazla ilgili verilere bir bakalım.

Dünya’ da toplam 208,4 trilyon metreküp doğal gaz mevcut, bunun yaklaşık %21′ i Rusya’ da , %16’sı İran, %12′ si Katar ve Türkmenistan’ da, %4’ü Suudi Arabistan’ da bulunuyor. Bunlar keşfedilmiş rezervler, bir de dünya doğal gaz üretimine bakalım, onu bir tablo haline getirdim.

Dikkat çekici olan nokta , Amerika Birleşik Devletleri’nin Rusya’nın rezerv olarak gerisinde olmasına rağmen üretimde ilk sıraya yerleşmiş olması. Tek bir açıklaması var:Amerika Birleşik Devletleri’nde mevcut olan santrallerin, içerisinde ağır hidrokarbonlar bulunan (ham) doğalgazı işleyebilmesi.

Dönelim Türkiye’ ye… Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ na göre Türkiye’ de enerji tüketiminin üçte birlik kısmını doğalgaz oluşturuyor.2011 yılında 114,5 milyon TEP olan toplam enerji tüketimimiz içinde doğalgaz tüketimimiz 36,909 milyon TEP, şu an petrolden bile çok talep ediyoruz doğalgazı. Hal böyle olunca ithalat kaçınılmaz oluyor.Her ihalat bize cari işlemler açığı olarak geri dönüyor.

Türkiye’nin doğal gazla tanıştığı 1980′ li yıllarda ısınma amacıyla talep ediliyordu, 2011′ de en büyük payın elektrik üretiminde olduğunu görüyoruz. Yine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın talep tahmin projeksiyonlarına baktığımızda ilerleyen yıllarda gelişmişlik düzeyimizle doğru orantılı artacak elektrik talebi görüyoruz. Doğal gazın da önemli bir ithalat kalemi olduğunu düşünürsek alternatif kaynaklara yönelmemiz kaçınılmaz gibi görünüyor.Çünkü doğal gaz arzının sadece %1,70’lik kısmını kendimiz üretebiliyor, geriye kalan %98,30’unu ithal ediyoruz.

Hükümetin açıkladığı 2023 hedeflerinin içinde petrol ve doğalgaz ithalatını minimum düzeye indirmek var. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız Capital’in Energy & Business ekine verdiği röportajda ‘hedefimiz ithalatsız Türkiye’ ifadesini kullanıyor. Tabii ki bunun için öncelikle alternatif enerji kaynaklarını bulup işleyebilir düzeye gelmemiz gerekiyor.

Doğal gaz ile ilgili yazının devamı olacak elbette özellikle doğal gaz iletimi ve boru hatlarıyla ilgili ama hemen değil.Konuyla ilgili görüş, soru ve fikirleriniz benim için önemli.

Görüşmek üzere.

Merve Kodabey

* Veriler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Doğal Gaz Sektör Raporu 2011 ve BP Statistical Review of World Energy June 2012′ den alınmıştır.

Doğal Gaz: Öncesi ve Sonrası ( Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Şeytanın Pisliği (Enerji Yazı Dizisi)

Enerji yazı dizisinin ikincisi ile devam ediyoruz. Evet, geçen sefer biraz yüzeysel bir tanışma yazısıydı bu ve bundan sonrakiler, böyle olmayacak elbette.Daha ekonomik, daha bilimsel, daha derin bir dizi olacak ya da olmalı diye düşünüyorum.petrol
Enerjinin, uğruna savaşlar çıkaran kaynağı, petrol. Evet işe buradan başlamak gerekiyor. Şöyle bir göz atmak gerekirse;
Dünya petrol rezervlerinin tamamı 234,3 milyar ton, bunun yaklaşık % 18′ i (46, 30 milyar ton) Venezuela’ dan ihraç ediliyor, hemen ardından %16,1 (36,5 milyar ton) ‘lik payı ile Suudi Arabistan geliyor.Yani ilk beş Venezuela, Suudi Arabistan, Kanada, İran ve Irak’tan oluşuyor.Zaten dünya toplam enerji arzı 12,717 milyon ton petrole eş değer bunun %32,4’ ü petrol arzı.Dikkatinizi çekmiştir diye umut ediyorum, İran ve Irak hemen yanımızda. International Energy Agency Başekonomisti Fatih Birol ”Irak’ın GSMH’sı 15 yıl içinde Suudi Arabistan kadar olacak ” öngörüsünde bulunuyor. Yani hemen yanımızda bir Suudi Arabistan olacak demektir.Özellikle İran’ın katkısının azaldığı dönemlerde, Irak artan üretimi ile petrol fiyatlarını bastırıyor diyebiliriz.Bu işin arz cephesi, peki talep cephesi ne durumda?
Dünya toplam petrol talebi yaklaşık olarak 4 milyar ton. Bu talebin %31’lik kısmı Asya Pasifik ülkelerince tüketiliyor.Dünyanın toplam enerji talebi 8,677 milyon ton petrole eş değer, bunun %42 ‘lik kısmı da yine petrol talebi.
Son bir istatistiki veriyi de Türkiye için, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Dünya ve Türkiye’ de Enerji Görünümü Raporu’ndan alalım.2011 yılı petrol üretimimiz 2.285.103 ton,ithalatımız 27.722.652 ton ve ihracatımız7.651.773 tondur. Petrol Türkiye’nin enerji talebi içinde %27’lik paya sahiptir.Petrol tüketimimiz günlük 694 bin varildir. Bu Dünya toplam petrol talebi içinde %0,8’lik bir pay demektir.
Şimdi gelelim asıl konuya. Halen bu sayfada bu yazıyı okuyorsanız ”petrol neden önemli? ” diye sorma evresini tamamlamışsınız demektir.
Bir ekonomiden bahsetmeye başladığımızda öncelikle arz miktarına, talep miktarına bakar, arz ve talebi değiştiren unsurlarından bahsederiz.Yukarıdaki verilerden arz miktarının talep miktarını çoktan aşmış olduğunu görüyoruz. Bu durumda fiyatların şimdikinden çok daha düşük olması gerekiyor. Burada karşımıza OPEC çıkıyor. 1960 yılında İran,Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan tarafından oluşturulmuş Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü. Uzun yıllar düşük fiyattan işlem görmüş petrol fiyatını, ”arz etmenin gücü” nü kullanarak epey yükseltmiş olan bu örgüt 1972-82 gibi ekonomi için çok uzun olmayan bir süreçte %750 gibi arttırmayı başarmış.Üstelik ” petrol, şeytanın pisliğidir.” diyen de bir kurucu başkanı var. Oldukça değerli bir pislik olsa gerek !
Yine bir ekonomiden bahsetmeye başladığımızda işin içine siyaset, kanunlar ve politika yapıcılar girer. Geçtiğimiz hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız katıldığı bir panelde şöyle bir ifade kullandı:
” Enerjinin siyasete, siyasetin enerjiye yük olduğu zamanlar vardır.” Sanıyorum OPEC’ de 1970-80 döneminde yaşayan tüm insanlığa epey ağır yük olmuş.
”Türkiye’ de petrol ile ilgili neler yapılıyor? ” sorusu gelmişti, takdir edersiniz ki petrol ile ilgili ancak arama yatırımı arttırılabiliyor. Şu an Türkiye’ de petrol ve doğalgaz arama yatırımı 1,4 milyar dolar.Kendi petrolümüzü bulmak için yerli sismik arama gemisinin inşaasına başlandı, Karadeniz ve Akdeniz’ de umutla petrol arıyoruz.
Petrol ile ilgili söylenecek daha çok söz var elbette, sizin soru ya da görüşlerinize göre şekillenecek ikinci bir petrol yazısı daha yazılabilir. Ayrıca ilginizi çekeceğini tahmin ediyorum Schneider Electric Enerji Üniversitesi oluşturmuş. www.myenergyuniversity.com adresinden online ders alabilirsiniz. Görüşmek üzere.

Merve Kodabey
* İstatistik verileri BP Statistical Review of World Energy June 2012 ‘den alınmıştır.

Şeytanın Pisliği (Enerji Yazı Dizisi)
1 5

Ne aradılar:

  • petrol adı şeytanın pisligi
  • petrole şeytanın pisliği kim dedi
  • şeytanın pisliği

Enerji

Ekonominin unutulmuş, belki bir kenara atılmış ya da daha çok mühendislik tarafıyla ilgilenilmiş bir yanı enerji. Bugün pek çok ekonominin lokomotifi, hem refah vaat eden hem de arz ve talep güvenliği nedeniyle zaman zaman tehdide dönüşebilen bir olgudan bahsediyorum.
Dünyada 1.4 milyar insanın henüz enerjiden haberi yokken diğer tarafta yeni enerji kaynaklarını kullanıma açan ülkelerin olması, kurulu güçlerini artıran ekonomilerin varlığı, artan refah düzeyiyle birlikte bireylerin enerji talebinin artıyor olması aslında enerjinin gelişmekte olan ülkeler için ne denli önemli olduğunu anlatıyor bize.
Makro düzeyde; uluslararası enerji aktörleri 2050 yılına kadar tükenmeyecek bir toplam rezervden bahsediyor, Türkiye gibi pek çok ülkede enerjinin verimli kullanımı, enerjinin arz ve talep güvenliği ile ilgili bilgilendirmeler yapılıyor,enerji talebinin yoğun olduğu saatlerde atıl kapasiteler devreye giriyor, enerji yatırımları sübvanse ediliyor,uzmanlar raporlar yazıyor, sektör bilgileri sunuluyor, petrol fiyatları biraz yükselsin içtiğimiz suyun fiyatı yükseliyor. Kimi zaman enerji- siyaset ilişkisi öyle  perçinlenmiş oluyor ki ülkeleri savaşa sürükleyebilecek kadar, bazen de tek başına mühendislik ve ekonomiden ibaret kalıveriyor.ekonomi-enerji
Mikro düzeyde baktığımızda 1 saatlik elektrik kesintisinde ”yoksunluk krizi” geçiriyoruz, kesinti uzadıkça tepkimiz de şiddetleniyor. Elimizden bırakamadığımız cep telefonları, tablet bilgisayarlar mükemmel derecede enerji tüketiyor, artan refah düzeyimizle birlikte toplu taşıma araçlarına olan talebimiz azalıyor, şahsi araç talebimiz artıyor, bunun gibi daha pek çok bağımlılık unsuru sayılabilir.
Enerji hayatımızda bu kadar büyük bir yere sahipken enerji üretim ya da depolama tesislerine tepkiler her geçen gün daha da şiddetleniyor. Burada sanıyorum bir fırsat maliyeti doğmuş oluyor. Enerji sektörü üreticileri için fiyatların düşük, tüketicileri için yüksek bulunduğu bir sektör olarak karşımızda duruyor.

Enerji ilgili naçizane bilgilerimi sizin de katkınızla sunabilmek adına aranıza katılmış bulunmaktayım. Yorum veya iletişim bölümünden her türlü soru, görüş ve eleştirilerinizi gönderebilirsiniz. Görüşmek üzere.

Merve Kodabey

Enerji
1 5

Ne aradılar:

  • enerji ekserji ergonomi estetik ekonomi 6 episode
  • enerjinin ekonomideki yeri