Yıkatmam ben saçlarımı orada

İstanbul  Gayrettepe;  anlı  şanlı  bir  otelin  kuaför  salonu.  Sabah  09.30  gibi  saatler. Kadın  ıslak  saçlarına  fön  çektirmek  için  girer.  Oturur;  kalfa  saçlarını  havlu  ile  kurulamaya  başlar  ama  ortamda  keskin  bir  peynir  kokusu.  Dipteki,  kapısı  açık  odada  diğer  çalışanlar  kahvaltı  etmektedir.

Kadının  saçlarına  fön  çekmek  için  usta  elemen  gelir;  peynir  kokusu  keskinleşir.

Gelişen  diyalog  şöyledir:

_ Affedersiniz  ama  sanırım  elleriniz  ve  siz  peynir  kokuyorsunuz;  çok  rahatsız  oldum

_ Hanımefendi  ne  kadar  hassassınız  ama  o  peynir  değil;  tereyağı .   Yıkayalım  ellerimizi.

Saat  10 a geliyor;  çalışan  insana  kahvaltı  ne  alaka;  haydi ettiniz  o  kapı  niçin  açık;  haydi ettiniz ;  neden  sizin  diş  fırçanız,  yıkanmış elleriniz yok?

yonca-sacUsta  ve  kalfa  hiç  sakınmadan  ellerini  yıkayıp  ağızlarını  çalkalarlar; ama  nerede?

Hani biz kadınların  saçlarını  koyup  yıkadıkları s aç  yıkama  yerleri  var  ya;  oraya  giderler müşterinin  gözü  önünde  ellerini  ağızlarını yıkayıp;  çalkalayıp  lavaboya  tükürürler.

Şimdi  ben  hangi  birini  anlatayım;  hiç  bir insanın  özellikle  müşterinin  yanında  ağız  çalkalanıp  lavaboya  tükürülmeyeceğini  mi?

Yıkanmamış ya  da  öylesine  yıkanmış  ellerle  benim  bin  bir  emek  uzattığım  saçlarıma   dokunulmayacağını   mı?

Hele  ki  el ağız  yıkamak  için  özel bir  lavabo  olması  gerektiğini  mi?

Şimdi  kaç  kadın,  nasıl,   o lavaboda  saç  yıkatabilir?

Ben  mecbur kalmadıkça;   ki  çok  nadirdir ; asla…

Bu arada ;  bu eylemlerden  sonra  lavabo temizlenmedi;  bilginize…..

Bu ufacık  örnek bile ülkemizde  hizmet  sektörünün  durumunu  anlatmıyor  mu sizce?
17.11.2016   SARIBAL

Bu  yazıyı  yazarken  anımsadım; bir kuaför  yazısı  daha  yazmıştım ben  J

http://www.yoncaayas.com/ya%C5%9Fanmi%C5%9F-bir-kuaf%C3%B6r-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC

(  Yonca  AYAS  Yaşanmış Bir  Kuaför  Öyküsü)

Yıkatmam ben saçlarımı orada
4 2

Koç Holding’de Duygusal Zeka Dönemi

Ölümler acıdır; özellikle ölenin sevenleri için ama hayat da sürmektedir. Yaradan’ ın insanoğluna bahşettiği en güzel ve belki de en kötü özellik anların anını unutmak. Acılar da sevinçler de ilk yaşandığı anda yakalandığımız şiddeti ile kalsaydı dayanamazdı kalbimiz.
Yakın zamanda, ülkemizin ve dünyanın önemli ekonomi devlerinden KOÇ HOLDİNG yönetim kurulu başkanını, ülkemiz ise değerli bir insanını kaybetti. Anılarda gülümsemesi, başarıları, tevazusu ile kaldı Mustafa KOÇ. Bir aile için büyük bir acı; sevilen bir insanın aniden elinden gidivermesi.
Günler geçti; dalgalar duruldu. Yaşam ve iş yaşamı devam etmek zorundadır. Özellikle ülkesine, dünyaya karşı sorumluluğu olan kurumlar ve kişilerin ne yazık ki uzun yas dönemlerine hakkı yoktur.
İşte bu acı olay sonrası Koç Holding yönetim kurulu da dümenin yeni kaptanını seçmek zorundaydı. Aslında nefesler tutulmamıştı çünkü sanki kaptan belli gibiydi ama……
omer-kocGazeteyi açıp okuduğumda biraz şaşırsam da habere çok sevindim. Daha doğrusu ÇEKO’ da okumanın getirdiği ekonomi bilgim; orta, büyük ölçekli firmalarda almış olduğum Sağlık Sistemi Danışmanlığı ve Yöneticiliği tecrübem ile baktığımda ÖMER KOÇ doğru bir isim. Çünkü demeden önce;

Bu ülkede kitaplarla, sanatla, müzeler ve sergiler ile biraz ilginiz varsa; bu sohbetleri yapabildiğiniz seçkin, kültürlü dostlarınız varsa; ÖMER KOÇ hakkındaki olumlu şehir efsaneleri ya da gerçekler er geç kulağınıza takılır. Benim de kulağıma yılar önce televizyonda kültür sanat programı yaparken gelmişti ÖMER KOÇ hakkında övgüler ve biraz da şehir efsaneleri. Hatta bir ara kendisi ile tanışmayı bile kafaya taktım ama olmadı. Şimdi; ‘ nereden bu bağlantı?’ derseniz:
Talya Otel Antalya’ da en özel mekandı benim için; düğünüm de orada oldu; oğlumun bir iki doğum günü de. Hatta adının geçtiği deneme kitaplarımın tanıtım kokteylinin sponsorü oldu TALYA OTELİ. İdealim yaşlılığımda orada lobide oturup yeni kitaplarımı yazmaktı ama bakalım.
Ömer KOÇ tarafından çok sevildiğini düşündüğüm SUNA İNAN KIRAÇ AKDENİZ MEDENİYETLERİ ARAŞTIRMA ENTSİTÜSÜ VE MÜZESİ ise yazılarıma konu olmuştu ve televizyon programlarımda bol bol tanıtımını yapıp; merdivenlerinde eski halk ozanlarının şiirlerini okumuştum. Bu iki mekanı bilip de oralarda dolaşınca KOÇ AİLESİ hakkında konuşmalar kulağınıza çalınıyor tabi ki.

Konuya dönersek; KOÇ HOLDİNG başında Ömer Koç var artık. Tüm aile sanatla bilimle uğraşsa da başta d a dediğim gibi ben ve benim gibi insanlar için o ailede Ömer KOÇ ayrı bir yerde durmakta. Bir çok ekonomistin; iş adamının aklına niçin Ömer KOÇ sorusu gelmiştir ama ben o soruyu sormadım bile; sadece sevindim. Çünkü artık iş yaşamında mantıksal; ekonomiksel bakış açılarının yanı sıra daha sofistike; daha derin analizlere ihtiyacımız var. Hani diyorlar ya biraz da duygusal zeka diye. Mustafa KOÇ zamanında holding bunu biraz daha yakalamıştı ki yapılan övgülerden belli.
İşte bence Ömer KOÇ bu derinliğe fazlasıyla sahip. İş tecrübesi ve başarıları ise holding içinde ele aldığı sektörlerden belli. Bunun yanı sıra bildiğim kadarı ile sanata düşkün halalarının da doğal varisi ve göz bebeği. Yani ailenin bir kısmı için değerli bir isim o. Bugüne kadar ise işini yapmış, medyaya çıkmamış ancak sanat ve edebiyat tutkunlarının niteliklerini bildiği bir sanat sevdalısı, destekçisi. ( Şimdi herkes biliyor ama; geç bir keşif)

Yine iş yaşamına dönersek; rekabet içinde artık başka alanları da düşünmek zorundasınız ; özellikle Koç Holding gibi ülke lokomotifi firmalar örnek teşkil etmelidir. Sistem, daha insana dayalı ve duygusallığın da mantıkla gittiği yönetimler ile; bilişim teknolojileri yanında yine insanca sıcak ilişkilerin korunması ile olmalıdır. Uluslararası piyasalarda ise bazı iş adamları sanat ve bilim konuştukları kişilerle antlaşma imzalıyor iki seçenek arasında kaldıklarında. Dünyaya bir şeyler bırakmak gerektiğini; katıda bulunmak gerektiğini keşfedeli çok oldu uluslararası piyasalar. Ömer KOÇ; koleksiyonerliği ile bile çözülemeyecek düğümleri çözebilecek bir isim. Koleksiyonerliğin getirdiği dost ilişkilerini, derin bakış açısını tecrübe ve eğitimle birleştirmiş bir insanın başarılı olacağını kim inkar edebilir ki?

Almak istediği bir eser için araştırma yapabilen; o satın alma yarışının heyecanına dayanabilen; ve onları özenle muhafaza edebilen bir insan sizce iş yaşamının derin yüksek dalgalarını yönetemez mi?

Başka bir bakış açısından, siyaset açısından bakarsak: KOÇ AİLESİNİN VE HOLDİNGİN bazı görüş ve tavırlarını beğenmeyen siyasi çevreler bile holding başkanının ülke kültür mirasına hakimiyetini, sahip çıkışını yadsıyabilir mi? Böylesine bir insanı siyasi polemiklerle harcayabilir mi? Ülke değerlerini hatta dünya değerlerini muhafaza etmek dilinde değil; yüreğinde ÖMER KOÇ’ un. O dünyada çok farklı çevrelerin de dostu ve gözbebeği. İlim ve sanat çevresinin.

Özetle, yakıştınız siz o koltuğa Ömer KOÇ; holdinginiz adına; ülke adına ve hatta dünya adına.
Vehbi KOÇ ile başlayan klasik geleneğin başarısının; babanız ile başlayan değişim içinde; Mustafa KOÇ tarafından renklendirilen tarzın sizinle daha derinleşip daha farklı vizyon ile yukarıya çıkacağını umut etmekteyim. Koç Holding ‘ te duygusal zeka; derin bakış açısı manevi değerleri biraz daha görüp, muhafaza etme devridir bu. Kolay gelsin…..

Foto: emlakkulisi .com

27.02.2016
BEŞİKTAŞ 14.34

Koç Holding’de Duygusal Zeka Dönemi
2 4.5

Ne aradılar:

  • Ömer koç röportajları
  • ömer koç röportaj
  • Duygusal Zekâ Öğeleri!! !! grafikler
  • ömer koç
  • ömer koç nerelere takılır

Kanlı Pizza Yiyoruz

Evinizde sıcak evinizde otururken hiç aklınıza geliyor mu?
Bazen sizin bizim ya da bize çok benzeyen insanların üstünde kan lekeleri olan pizzalar yediğimiz. Evet kan lekeleri olan pizzalar, ya da gencecik çocukların telaşının ter damlaları…..
En hızlı pizzayı biz yollarız….reklamlarının peşinden bazen saat tutarak istediğiniz pizzaları yetiştirmeye çalışan, motosikletleri ile sadece kendi canlarını değil trafiği de ölüm pazarına çeviren genç çocuklar.
Bu başımızı döndüren hız dünyasına ayak uydurmuş yeme alışkanlıklarımız ve bazen koldaki saatler ile yapılan zaman hesaplarımız. Bir geç gelse de parayı vermesek, bu keyfi denesek…. Pizzanın boğazınızdan inmesini engelleyecek bir gün, o egosantrik özleminiz.
Pizza taşıyan çocuklar iki kuruş ekmek parası için çalışırken geciken pizzaların parası onlardan kesilirken…..
Biz evimizde hızlı tüketimin dayattığı, tüketeceğimiz zevkin peşinde…..neden?pizzadilimi
Acıkmadan sipariş versek; 30 dakika değil de 45 dakika beklesek…..olmaz mı?
Olmaz, olmaz, olmaz….. parayı veren düdüğü çalar; hızlı dünyada hızlı lezzeti yakalar….
Gencecik çocuklar vızır vızır sokaklarda; küçük motosikletlerin rüzgarında, iki kuruş para kazanma savaşında……
Biz ise kanlı pizzamıza hızlı kavuşmanın şehvetine kapılmış paramızın üstünlüğüne oynamakta…..
Bir yetkili el atmalı bu davaya; yediğimiz olmamalı artık kanlı pizza……

3.2.2016 01.55

Kanlı Pizza Yiyoruz
1 1

Bankalar, Kasalar Soygunculara Yol Açar

Türk  Bankacılık sistemi için ekonomik anlamda bazı fikirlerim olsa da henüz kendimi bunları konuşmaya hazır hissetmiyorum Gerçi geçtiğimiz günlerde hazırlayıp sunduğum MEZOPOTAMYA PRENSESİ İSİMLİ TELEVİZYON programında sektör çalışanlarının bazı sorunlarına değindim. Uzun süredir yazmayı düşündüğüm bu yazının başına oturunca da çalışanların sorununun bize de yansıdığını algılayıverdim birden bire…. Sorun az personel ile çok iş yapmak ……

Ancak;

Elinde, evinde 3 5 takısı olan kişiler için özelliklede sürekli takmıyorlarsa banka kasaları güvenilir bir alternatif olarak sunulmaktadır öyle de sayılabilir ama ne yazık ki inanılmaz aksaklıklar, yanlışlıklar ve vurdumduymazlık ile bezenmiştir bu sistem.

Olaya bakalım:

Çantanızda, cebinizde takılarınız bankaya gidiyorsunuz; ya da kasadaki yükte hafifi pahada ağırları almaya; dikkatiniz çekerim ülkemizin en eski en büyük bankalarından birinden söz etmekteyim; olay aynen vaki yaşayanlar anlattı:

Gidiyorsunuz; fısıldayarak görevliye: ‘’Kasaya inecektim ‘’ diyorsunuz.

Ortalık yerde,  belki yanınızda maddi değeri yüksek, vazgeçtim manevi değeri yüksek anneden kalma bir set. Oradasınız; savunmasız, soyulmaya açık.

Sonra görevli bağırıyor: ‘ Kasa için bekleyen’   herkes size bakmakta… Pardon… Yanınızdakileri bırakacaksınız sorun daha küçük gibi gelebilir; ama ya kasadan bir şeyler alacaksanız; düşünsenize bankadan çıktığınız anda; her hangi biri elinizdeki çantayı alıp kaçsa bitti iş.

İlk bakışta,  görevli suçlu gibi duruyor değil mi? Hayır efendim ne yazık ki o insan orada vezneye bakıyor, para sayıyor;   fırsat bulunca da sizinle kasaya iniyor. Özetle çok işe az eleman.

İşin kötüsü bu olay sadece kasada da böyle değil; bazen çekmek zorunda kaldığınız yüksek miktarda paraları da ortalık yerlerde tutuşturuyorlar elinize. Düşünsenize o bankada 50 bin liranız var ve sisiz çekmek için bin bir cilve yapmışlar; bir gün nakit lazım oluyor ortalık yerde sayıp elinize veriyorlar. Şimdi paranız çok yüksek olunca özel bankacılık var eyvallah; ama şöyle arada bir yerdeyseniz hani küçük yatırımcı sayıyorlar ya sizi, O para emekli ikramiyeniz olabilir,   aylar ya da yıllarla biriktirmiş olabilirsiniz. Hayır efendim ortalık yerde sayarlar elinize. Buyurunuz soyulunuz diye. Hani bakarsak bankaları ayakta tutan da hep bizim gibi küçük yatırımcıdır. Biraz saygı ve özen lütfen.

Sonuç olarak geçtiğimiz günlerde televizyon programımda yaptığım yorum ile bu anlatılanlar birleşince suçlu karşınızdaki çalışan değil; az para ile çok para kazanmaya çalışan banka yönetimlerdir. Anlamadıkları şu: Biz yok, onlar yok.

Hep yazdığım gibi; tahvil, senet, borsa diyorsunuz da toplumun bel kemiği orta direğin beklentilerini unutuyorsunuz. Çok paranız varsa özel bankacılık ki 50 bin liranızı çok paradan bile saymıyorlar.

Ne olacak bu işler..?

Dr. F. Yonca AYAS 15.04.2015

AKDENİZ TV’de her Çarşamba Saat 16.30-17.30 arası yayınlanan MEZEPOTAMYA PRENSESİ  adlı programımda bu ve benzer konuları incelemekteyiz.

AkdenizTV’de yayınlanmış geçmiş bölümlere aşağıdaki bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.

İzlemek için: http://www.akdeniztv.com.tr/program-kategori/69/mezopotamya-prensesi.aspx

Yazıyı Değerlendirin!

Satmayız Altınlarımızı!..

altın fiyatları
Yonca Ayas
Yonca Ayas

Uzunca bir süredir Türk ve Dünya ekonomistlerinin gözü yastık altındaki altınlarımızda.

Peki biz satar mıyız o altınları; piyasaya çıkar mı o altınlar?

Asla ve de kesinlikle.

Her zaman olduğu gibi sevgili ekonomistlerimiz ve devlet adamlarımız, ülkede yaşayan insanların bakış açısını, koşulları göze almadan yorumlar ve eleştiriler yapmaktalar.

Onlar için varsa yoksa , borsa, faiz banka, mevduat…. İlla da çıkacak yastık altı altınlar piyasaya…..

Çıkmaz çıkmaz çünkü sosyoekonomik ve kültürel   koşullarımız kadar altının biriktirilmesindeki kolaylık da buna engel.

Altını bu ülkede çoğunlukla kimler alıyor: Küçük yatırımcılar ve kadınlar

Nasıl alıyor:   Azıcık,   azıcık paralarla

Alırken satarken bir zorluğu var mı?   Yok, paran varsa git kuyumcuya al, ihtiyacın olunca git kuyumcuya sat.

Kadın için, alan için saklaması kolay mı?   Evet

Altın için çoğunlukla aile bütçesinden pay ayrılıyor mu?   Altın yatırımcısı değilseniz hayır….

Türkiye ve dünya ekonomisi küçük altın biriktiren yatırımcının güvenip de yastık altı altınını çıkaracağı kadar   istikrarlı mı?   ASLA…

 

Şimdi ülkemiz koşullarına göre toparlarsak:

150 ile 200   lira arası bir parayı denkleştirince   gider alırsınız bir çeyrek altın; bürokrasisi yok, soranı yok; ev kadını olup da almışsanız bütçede adı yok.

Bir yılda olur size 12 çeyrek altın; yani 2400 ile 3000   lira arası bir para. Uzun vadeli almışsanız hep karlıdır altın. Okuma yazma bilmeyen bir insanın bile yapabileceği küçük bir yatırım. Öğrenci de  yapabilir.   Azıcık paraya mı ihtiyaç oldu, bir tane sat, iki tane sat….Hatta bunda kar zarar da çok önemli değil çünkü biz küçük yatırımcıdan söz etmekteyiz. Yani karın zararın çok düşük olacağı miktarlardan.

Altını daha çok kim yastık altına atıyor?   Kadınlar.

Var mı günümüzde bu ülkede kadınların tam olarak kültürel, sosyoekonomik güvencesi ? Yok…

Kadın ihtiyacı olursa, hatta çocuğunun hatta ve hatta kocasının bile ihtiyacı olursa nereye el atıyor?   Yastık altına…

 

Şimdi ekonomi bu kadar istikrarsız;   kadın olarak güvencemiz bu kadar az iken…

Biz çıkarmayız o altınları yastık altından; çıkaracaklarımız da ancak kolumuzda , boynumuzda gördüklerinizdir.

Ayrıca unutmayalım ki; dünyanın gözünü diktiği yastık altı altınlarımızın biz ülkemiz   için de bekçiyiz… Onlar aslında milli servet;  altın alış satışı da paranın piyasada dolaşmasının önemli bir yoludur.

 

Var mı itirazı olan?

AŞKLA OLSUN; KOLLARIMIZ ALTIN DOLSUN…

 

Dr. F.. Yonca AYAS

25.2.2015

Yazıyı Değerlendirin!

Arz Talep Yumurtada

Sabah evde  telaşlı çıkış saatleri; biliyorum bir çoğunuz kahvaltı yapmadan fırlayıp 2 simit bir çay yapmaktasınız. Simite lafım yok; hele güzel demli çaya hiç. Amma velakin doktor tarafım daha sağlıklı beslenmenizden yana. İşyeri hekimliği yaptığım firmalarda öğlen yemeğinde işçilerimin tabaklarına baktığım olur bazen. Sebze almışlar mı; yoğurt yiyorlar mı diye.
Sabah ben de çıktım telaşla evden kahvaltısız. Şanslı kesimdenim, çalıştığım firmalarda peynir ekmek ya da simit bulmaktayım. Ama canım da nasıl yumurta istemekte. Dün alıp işyerinde haşladım ama bugün unuttum.
Sabah telaşla çıktım evden, kahvaltısız, canım yumurta istemekte. Zaman zaman uğradığım küçük büfeye geldim gazetemi aldım ki; kocaman bir kasede yumurtalar. Durdum, alsam mı diye aklıma geldi sordum ‘ Pişmiş mi onlar? ‘ ‘Evet ‘ .yumurta
Budur girişimcilik, budur ticaret. Hafife almayalım lütfen.
O büfedeki arkadaş ki aklıma sonradan geldi, o yumurtaları benim gibi kırk yılda bir alacaklar için pişirmiyor. Zeytinleri de benim için minik tabaklarda dizmemiş. Sözünü ettiğimiz yer Antalya Serbest Bölgesi girişi sevgili okurlar. Orada zaman zaman yolu tıkayacak şekilde yoğun (mermer taşıyan) kamyon trafiği var ve kamyon şoförleri. Unutmayalım ki ülkemizde hala klasik kahvaltı özleyenler bulunmkatadır. Hani şöyle beyaz peynirim, zeytinim yumurtam olsun diyenler. Bu sokağı bilmek; arz talep dengesini hiç kalem kağıda sarılmadan hayatın içinden çıkarmaktır. Demiştim ya bir yazıda, CEO devri bitecek; o dediğim CEO’ lar işte sokağa çıkmayanlar. Ya değişecekler, ya da görüntüden ibaret şekillenecekler. Hani, bizim var bir CEO muz gibisinden. Gerçek ekonomi borsa ekranlarında değil sokakta sokakta……. Adam bulmuş talebi, koymuş arzı… 75 kuruş bir haşlanmış yumurta.
Kamyon şoförü ne yapar beklerken giriş iznini; ağacın altında Antalya’ da iki yumurta, biraz peynir, zeytin yanına da ekmeği böler eli ile, işte sana kahvaltı…. Hem yer hem de serdiği gazetedeki haberleri okur. Ben de orada domates mi satsam ne?
Aslında, bu yazının konusu KANLI …….. olacaktı ama ilham işte; arz talep dinlemez kafasına göre yazıya girer…
Kahvaltı ve yumurta dolu günler dileğiyle; AŞK olsun sana yumurta….
Dr. F. Yonca AYAS
19.11.2014

Yazıyı Değerlendirin!

Adrenalin Altın Gibi İndi Çıktı

Telefonun ucundaki genç adam ‘’ İşlem tamam mı? Malı alıyor muyuz ? ‘’ diye sordu. Bordo mini elbiseli kadın ‘ Bir dakika henüz parayı verme, üçüncü kişiyi aramam lazım’’  Kadın üçüncü kişiyi   aradı, olayın tamamladığını öğrenince bekleyen genç adama döndü ve işi bitirmesini söyledi. Sonra karşısında bekleyen görevliye dönerek:

‘ Tamamdır borcum ne kadar? ‘ Parayı ödedi, paketi aldı ve diğer iki kişi ile buluşacakları yere doğru yola çıktı.

Bir gerilim senaryosunun ekonomi sitesinde ne işi var değil mi?  Ne yazık ki ülkemizde en  bilinen, en güvenilir markalar bile gerçek hizmet kalitesinden bi haber. Ve gerilim filmlerini aratmayacak adrenalin yükselmesi yaşayabiliyorsunuz alışveriş yaparken.

En başa dönersek; eğer kılıfı, hattı   ile bir tablet almak istiyorsanız olaylar tıpkı yukarıdaki gibi gelişmektedir. Dünyanın en sayılı firmasının İstanbul ‘ da bulunan ünlü bir alışveriş merkezinde istediğiniz tablet ile kılıfı aynı anda bulma şansınız yoktur.

Bu yaşanmış bir olaydır. Amaç belli idi: Genç bir adam için, kendi sim kartı olan çantaya sığabilecek bir tablet almak. Okulda kullansın, evde kullansın diye. Ama ne yazık ki bu tableti telefon operatörlerinden almayacağımız için sim kartın takılıp takılamayacağı konusunda bir söz vermediler. Tableti alacağımız ünlü markanın satış elemanı ‘ Kolay iş o takarsınız, takarsınız ‘ dedi. Tableti beğendik,  ama ne yazık ki o pahalı ve ünlü tablet için kılıf yok. ‘Ya şuradaki dükkanda bulursunuz’ dendi. O zaman kılıfı alalım da sonra gelelim dedik. Şuradaki dükkan kocaman alışveriş merkezinin diğer ucu.  IIII yok.   Kılıf olmayınca o ekran çizilir mi, cihaz zarar görür mü, elde tutunca kayar mı? Bunlar satıcının umurunda bile değil.

Ey reklamlara dünya paralar veren     teknoloji devi; bu nasıl bir şımarıklıktır, bu nasıl bir hizmet,  nasıl  ne olursa olsun siz satın alacaksınız tarzıdır. Avuç dolusu para verilen o cihaz sayısı kadar sizin satış bayinizden neden kılıf bulunmaz? Sizin daha o kılıfları hediye etmeniz lazım. Hani nerede müşteri memnuniyeti? Nedir bu ne haliniz varsa görünüz tavrı? Biz mecbur muyuz tamamlayıcı sayılacak parça için dükkan dükkan dolaşmaya ya da nerede satıldığını bilmeye? Daha bitmedi,   biz neredeyse yalvarıyoruz satıcıya ya hem kılıfı olan; hem de simkart takılan bir tablet yok mu elinizde? Yok…..   Bu nasıl bir şımarıklıktır böyle…..Ama yok yok alıcı yapıyor bunları böyle. Her müşteri  kılıf olmayınca vaz geçerse bizim gibi;  öğrenirler. Evet o gün o cihazı almadığımız gibi, genç adam muhtemelen o markadan tamamen vaz geçti.

Başa döndük değil mi? Olay aynen baştaki gibi olmalı sevgili okurlar. Bir kişi tablet alınacak dükkanda  beklerken, ikinci kişi kılıfı bulmaya gidecek, üçüncü kişi kartı takması için telefon bayisini ikna edecek ve aynı anda alışveriş olacak.

Kıssadan  hisse:  İş  malın  kalitesi  ile  bitmiyor,  hizmet  de  kaliteli  olacak;   tamamlayıcı  parça  illaki  de  ana  mal  satılan  dükkanda  bulunacak.

Paranla rezil olmak diye bir söz mü vardı? Sizce?

Ekonomi insan odaklı olmalıdır. CEO lar bir kalkın yerinizden de çarşılara bir çıkın bakalım….

AŞKLA OLSUN…..YAŞAM….

14.10 .2014

Dr.  Fahriye  Yonca  AYAS

Yazıyı Değerlendirin!

Adı:İnsan Para İlişkisi

Ekonomi ya da para üstüne yazmak. Hani bir doktorun kaleminden çıkacak ekonomi yazıları. Zor bir işe soyunmak. Hele ki daha ÇEKO ikinci sınıf öğrencisi iken.   Niye ya da nasıl diye düşünebilirsiniz. Ekonominin tanımına bakarsak orada büyülü bir sözcük görürüz:

Ekonomi, üretim, ticaret,  dağıtım  ve tüketim, ithalat  ve ihracattan  oluşan insan aktivitesidir.  İşte bu tanımdaki   büyülü sözcük insan. Bir doktor için yılarını verdiği uğraşı alanı. Aslında işin özeti ile  ekonomi İNSAN ve PARA ilişkisidir. İşte kaçırılan nokta günümüzde budur. Ne yazık ki kurulan yeni düzen çarkta sanki insan ekonomi için var gibi ayarlamalar yapılmaktadır. Hayır, hayır aslında dünya üzerinde bulunan her bir nokta, her bir madde, her bir güzellik insan içindir ve öyle bakılmalıdır. İşte bu nedenlerle bu doktorun ilgi alanı içindedir ekonomi. Çarkların ya da özet deyimi ile insan para ilişkisinin bugüne kadar bakılamayan yönlerine bakabilmek için. Paranın efendisi olduğu iddia edilen iş adamlarının; kocaaaman CEO ların (ki nesilleri tükenmek üzere buraya da not atıyorum), para profesyonellerinin bakış açısı dışında sıradan insanın bakışını yansıtabilmek için yazmaya çalışacak bu kalem. Borsadan ilgisiz para biriktirmeye çalışanlar için, dolar altın kuru değil de ekmek, soğan, ayakkabı  çanta, mücevher  fiyatları ile ilgilenen insanların; hala kocasından gizli para biriktirmeye çalışıp zor zamanlarda ortaya çıkaran kadınların; orta gelirli ya  da zengin  insanların biriktirme çabalarının yer aldığı yazılar olacak bunlar.  Ama  insan  odaklı.

Banka kuyruğunda beklemeyi, pazarcı ile sohbeti az daha zenginseniz birikimlerimizi anlatma yazıları bunlar. Tam da ekonominin göbeğinden yazılar. Çünkü   parayı insan kullanır. Eh ucundan tabi ki para bilimi de işin içine girecek ama nasıl olacak ben bile bilmiyorum çünkü henüz öğrenciyim. Lakin kabul edilmesi gereken bir gerçek varsa hukuk, ekonomi, sosyoloji gibi bilimler kendilerini toplumların, özellikle de o toplumda yaşayan insanların ihtiyaçlarına göre geliştirmek, yenilemek zorundalar.

Uzun lafın kısası bu satırlarla sizler ve ben ekonominin ki artık buna İNSAN PARA ilişkisi diyeceğiz; İNSAN odaklı yanından bakacağız. Araştıracağız , hata yapacağız, doğruyu yakalamaya çalışacağız. İnanın İNSAN ODAKLI İNSAN PARA İLİŞKİSİ yakındadır.

Hani sahte mutluluklar için değil de gerçek kalıcı mutluluklar için….

Sosyal medya durumlarımda yazdığımca AŞKLA olsun yaşamak ve yazmak.

Merhaba…

Dr.  F.  Yonca  AYAS

Soğan  ekmek  geçmişe  bir  selamdır  🙂

Ekonomi  tanımı  wikipedia’  dan  alınmıştır.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • para odakli insan