Kısaca İsraf

“Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” (A’râf, 7/31)
İsraf, gereksiz ve ölçüsüz tüketmektir. Her şeyi israf etmek mümkündür; zamanı, parayı, yemeği, suyu, enerjiyi..israf hem kişisel bazda hem de ülke bazında maliyeti olan bir durumdur.
Ekonomi alanında israfı ele aldığımızda korkunç sayılara ulaşabildiğimiz veriler ortaya çıkıyor. Örnek vermek gerekirse ;ekmekten bahsedecek olursak, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın verilerine göre ;
Günde 1.500 ton (1.486 ton), yılda 542 bin ton (542.455 ton) ekmek israf edilmektedir.
Günde 6 milyon (5.944.708) adet, yılda 2,1 milyar (2.169.818.420) adet ekmeği ifade ediyor bu durum.
Türkiye’de kişi başı ekmek tüketimi ve israfı: günlük 20 gr (19.9 gr)’dır.
Ekmek israfının Ülkemize ekonomik yükü;
Ekmeğin kg fiyatından (2,80 TL/kg) hareketle yıllık 1,546 milyar TL civarındadır.
Artan ekmekleri nasıl saklayacağımızı öğrenerek bu israfı önlememiz mümkün.
Her ne kadar israf denildiğinde akla ilk ekmek gelse de ülkemizde israf ettiğimiz birçok şey var. Ülkemiz için önemi yadsınamaz israfımızdan biri de enerji alanında. Türkiye İsrafı Önleme Vakfı başkanı Prof. Dr. Aziz AKGÜL ‘un verilerine göre enerji israfı şöyle: Türkiye’de enerji tüketiminde toplam yaklaşık 11.5 milyon TEP (Ton Eşdeğer Petrol) tasarruf potansiyeli var. Konutlarda ise yaklaşık %35 enerji tasarrufu yapma potansiyeli var. Diğer bir deyişle ısıtma ve aydınlatmada kullandığımız enerjinin %35 ‘ini israf ediyoruz. İhtiyacımız olmayan ışıkları kapatarak, elektrikli cihazlarımızı kullanmadığımızda fişini çekerek tasarruf edebiliriz.
Kişisel bazda israftan kaçınabiliriz fakat tüketime dayalı toplum yapısını göz önünde bulundurduğumuzda ülkesel olarak israftan kaçınmamız zor görünüyor.
Dünya çapında yılda yaklaşık olarak üretilen 4 milyar ton gıdanın yaklaşık 2 milyar tonunun israf ediliyor olması tüketime dayalı yaşamının korkunç yüzünü gözler önüne seriyor.

 

Kısaca İsraf
1 1

Ne aradılar:

  • israf ülke ekonomisini nasıl etkiler
  • gıda israfının etkileri kısaca
  • israf
  • secil yazilari

Bilinçli Tüketici

Geçtiğimiz günlerde Zabita Destek Hizmet Müdürlüğü’nün düzenlemiş olduğı Bilinçli Tüketici Semineri’ne katıldım. Orada öğrendiğim bazı bilgileri yararlı olduğunu düşündüğüm için sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bilinçli Tüketicinin tanıtımını yapmak istiyorum;
* Piyasayı araştıraran, ürünleri kalite ve fiyat açısında karşılaştıran piyasa hakkında herzaman güncel bilgilere sahip olan
*Bir zarara uğradığı zaman hakkını nezaman ve nasıl arayacağını bilen
*Aşırı tüketimi sevmeyen, israftan kaçan
*Alacağı ürünün etiketine mutlaka bakan
*İyi bir piyasa araştırmasıyla satın alacağı ürünün fiyat ve kalitesini diğer markalarla karşılaştıran
*İhtiyacı yoksa reklamlı, promosyonlu, kampanyalı satışların çekiciliğine kapılmayan
*Yıkanarak kullanılan ürünlerin kullanım etiketini okuyan ve uygulayan
*Taklit ve korsan ürünlerden sakınan, belgesiz, kaçak mal kullanmayan
*Firmanın yaygın ve etkin bir servis ağına sahip olup olmadığını araştıran
*Malı satın aldıktan sonra garanti belgesini satıcı firmaya yada yetkili servise mutlaka onaylatan
*Gıda maddeleri ile ilaçların üretim ve son kullanma tarihine veya ambalajının bozuk olup olmadığına bakan
*Üzerinde Türkçe açıklama olmayan ithal gıdaları almayan kişidir.
Her tüketicinin bilmesi gereken bazı haklara değinmek gerekirse öncelikle fiyat etiketinden bahsetmem gerekiyor. Parekende olarak satışa sunulan ürünlerin üzerinde görülebilir ve okunabilir şekilde;
* ürünün üretim yeri
*özelliği (cinsi)
*vergiler dahil satış fiyatını gösteren fiyat etiketi
konulması yasal zorunluluktur. Ayrıca lokanta, çay bahçesi ve kafe tarzında işletmelerin, görülebilecek ve kolayca okunabilecek şekilde fiyat tarifesi asması zorunludur. Etiket fiyatı ile kasa fiyatı arasında fark olması halinde tüketicinin lehine olan fiyat geçerlidir.
Ayıplı mal ve hizmet hakkında aldığım bilgilere göre; satın aldığınız bir ürün yada hizmetin ambalajında, tanıtım ve kullanma kılavuzunda veya yapılan ilan ve reklamlarda var olduğu söylenen özellikleri taşımıyor, bu durum kusur oluşturuyorsa ayıp olarak adlandırılmaktadır. Satın aldığınız üründe bu tür ayıpları fark etmeniz halinde;
1) ödediğiniz bedelin iadesini
2)malin yenisi ile değiştirilmesini
3)ayıp oranında bedel indirilmesini
4)ücretsiz tamirini isteme hakkına sahipsiniz.
Garanti Belgesi de aldığımız ürünler açısından oldukça önemli.Bu konuda dinleyicilere belirtilenler şöyleydi: Garanti süresi 2 yıldan az olamaz ve ürünün teslim tarihinden itibaren başlar. Garanti belgemizi satıcıya mutlaka onaylatmanız gerekiyor ve garanti süresi içinde garanti kapsamında olan arızaların onarımı için tüketiciden hiçbir şekilde ücret talep edilemez. Garanti süresi içinde;
-1 yıl içerisinde 4 sefer arızalanması
-garanti süresi boyunca 6 sefer arızalanması
-tamir süresi 20 iş gününü geçtiği durumlarda
tüketiciler;
1)ürünün yenisi ile değiştirilmesini,
2)ödemiş oldukları bedelin iadesini,
3)ayıp oranında bedel indirilmesini isteyebilir.
Bu hakların kullanılabilmesi için arızalı ürünü Yetkili Servis’e tamir ettirme ve tamir fişlerini ibraz etme zorunluluğu vardır. Başvurunuz halinde satıcı veya yetkili servis taleplerinizden birini kabul etmezse bu hakkınızı Tüketici Sorunları Hakem Heyetine veya Tüketici Mahkemesi’ne aldığınız ürüne ait belgelerle başvurarak kullanabilirsiniz.
Kredi kartları hakkında dinlediklerimi de kısaca şöyle: 5464 Sayılı Kanun yeniden düzenlenmiş. Bu kanun çerçevesinde mevzuatlar ile ilgili 12 punto koyu siyah harfler ile yazılmış, yazılısı sözleşme düzenlenir. İmzalanan sözleşmenin 1 nüshası tüketiciye verilmelidir. Sözleşme yükümleri va kart kullanımı hakkında ayrıntılı bilgi verilmesi zorunludur. Sözleşmede kart hamilinin haklarını zedeleyecek tek taraflı haksız şartlara yer verilemez. T.C. Merkez Bankası, azami faiz akdi ve gecikme faiz oranlarını tespit etmeye yetkilidir ve belirlediği bu oranları 3 ayda bir açıklar. Ayrıca tüketici talep etmeden kart verilmez ve kart hamili bankadan talep etmek suretiyle kredi kartı ve sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 2008/5 nolu genelgesine göre üyelik ücret miktarı sözleşmeye açıkça yazılmadığı taktirde; bu durum bankaya yazaılı olarak ihtar edilir. Üyelik ücreti iptal edilemez ise ilçe hakem heyetlerine başvurulması durumunda üyelik ücretinin iptal edilmesi gerekir.
Tüketici Kanunundaki bazı diğer hakları şu şekilde ifade edebilirim:
Sözleşmedeki Haksız Şartlar; Tüketici Kanununda yer alan satışlarda tüm sözleşmeler 12 punto ve koyu siyah harfler ile düzenlenmelidir. Tüketici ile görüşülmeden, tüketicinin içeriğine etki edemediği sözleşmeler haksız şart içeren sözleşmelerdir. Taksitli satış; ödeme miktarı, taksit miktarı, faiz, gecikme faizi, vade sayısı ile uzlaşarak sözleşmenizi yapın ve her ay için ayrı ayrı senet imzalayın.
Yazımı Tüketici Hakları Zabıta Amirliği’nin hazırladığı Bilinçli Tüketici Rehbberi’nden faydalanarak hazırladım.
Umarım paylaştıklarim sizler için faydalı olan bilgilerdir. Satın aldığınız malın bozuk, hatalı çıkması veya çok kısa sürede bozulması durumunda sineye çekmeyin; öncelikle malı satın aldığınız yere yazılı bir şekilde başvurun. Sorunlarınız için yetkili mercilere başvuruken, ürünü aldığımızı gösteren satış fişi, fatura gibi belgeler ve şikayetlerinizi anlatan yazı ile müracaat edin.Tüketici Mahkemesi ve Hakem Heyetlerine başvurularda herhangi bir harç alınmamaktadır.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • bilinli tketici
  • bilinçli tüketici
  • bilinçli tüketici tamir

Ben Kapitalizmim

 

Kapitalizm

Küçük kızlarınızı Barbie bebeklerle büyüttüm, bugün sizden estetik operasyon için para istiyorlar diye neden şaşırıyorsunuz!
Çıkarlarım uğruna kocaman bir moda endüstrisi yarattım!
İstediğimi de elde ettim, 17 yaşındaki kızların çoğu dış görünüşlerinden rahatsız.
Ben Kapitalizmim! Bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücudunu beğenmemesine yetiyor!
Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız bir CEO’nun hayat hikayesi sizin için “azim ve başarı hikayesi” olabiliyor.
Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği, kitap okumadığı, tiyatro ve sinemaya çok az gittiği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!
Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1’inizin ihtiyacı olan makineleri 3. Dünya Ülkelerinde, ucuz işçilerle üretmekte çok başarılıydı..
Elbette bütün kapitalistler birer “aziz” gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz!
Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.
Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yağlarınızı eritmek için ter döküyorsunuz!
Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!
Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve üreten bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!
Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu’da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi komik bir paralarla seks kölesi olarak satılıyorlar.
Ben Kapitalizmim ve “serbest piyasa ekonomisi” dünyanın en büyük yalanı.
Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların % 24’ü eğer milyarder olmaları için bütün ailelerini reddetmeleri gerekecekse, bunu yapabileceklerini söylüyor.
Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria’s Secret’a koşun.
Victoria’s Secret ülkelerine Türkiye de eklendi, avuç içi kadar çamaşıra 80$ verince çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!
Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!
Ben Kapitalizmim ve Madonna’nın sadece Londra’da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.
Ben Kapitalizmim ve Tayland’da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland’e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.
Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin % 90’ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.
Ben kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar…
Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan’da 1 milyon kişi günde 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretiyorlar.
Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.
Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64’ü kokain bağımlısı.
Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.
Ben Kapitalizm ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!
Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, “ibadet” ederlerken?
Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hıristiyan bayramı Noel’i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için “kutlarken”?
ABD’de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV’de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.
Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.
Dünya nüfusunun % 50’si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 1’ine sahip.
Dünya nüfusunun % 1’i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin % 50’sine sahip.
Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.
Amerikalıların % 85’i eğer ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte bu kapitalizm gücü!

kapitalizm

Not: Bu yazı facebook /‘Bir iktsatçıyLa birLikte oLmak için 1001 Neden…’ adlı gruptan alınmıştır. Kapitalizm hakkında çok şey anlatmaya çalışıyor..

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ben kapitalizmim

Ekonominin Gözünden Kozmatik

Kozmetik, ekonomi içerisinde geniş yeri olan bir sektör. Bu alanda faaliyet gösteren büyük ve çok uluslu firmalar üretim ve pazarlama faaliyetlerini Türkiye’de yapıyor ve buna karşın azımsanmayacak miktarda yerli firmalarımız da bulunuyor.
Kozmetik sektöründe 46.000’i yeri olmak üzere 170.000 ürün iç piyasada bulunuyor. Sağlık Bakanlığı elektronik bildirim sisteminde görünen firma sayısı 2.659 olarak ve bu alanda istihdam edilen kişi sayısı 14.000 olarak gözüküyor. Doğal kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinin % 50’si aktarlarda, % 40’ı parfümeri ve kozmetik mağazalarında ve % 10’u eczanelerde satılıyor. Piyasadaki doğal kozmetik ürünleri, diğer kozmetik ürünlere göre % 30 daha yüksek fiyat ile satılmakta.
Türkiye’de birçok firma ISO 9000 Kalite Sistem Sertifikalarına ve ISO 14001 sertifikasına sahiptir ve bu alanda faaliyet gösteren firmalar Sağlık Bakanlığına kayıt yaptırmak ve her ürünü bildirmek zorunda.
2013 verilerine göre iç pazar büyüklüğünün 14,5 milyar lirayı aştığı ve 3 milyar dolar ihracat, 2,6 milyar dolar ithalat yapıldığı belirtiliyor. Sektörün gelecek yıllar için hedefleri de oldukça pozitif; 2023 için 6 milyar dolar ihracat hedefleniyor.
Geniş bir alanda faaliyet gösteren kozmetik sektöründe kaçak ürünlerin fazla olduğunu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayi Meclis Başkanı Ahmet Pura, iç pazar büyüklüğü 14,5 milyar lirayı aşan sektörde, sahte ve kaçak ticaretin neden olduğu ekonomik kaybın yüzde 13’ü bulduğunu belirtiyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Fiyat Farklılaştırması

Önceki yazımın ürün farklılaştırması olması bir de fiyat farklılaştırması üzerine yazma gereği hissettirdi. Fiyat farklılaştırması, monopol (tekel) piyasasının içerisinde yer alan bir durumdur. Sonsuz sayıda alıcı karşısında tek bir satıcının olduğu piyasa yapısına monopol denir. Bu piyasada satılan malın ikamesi yoktur ve piyasaya giriş engellenmiştir. Piyasanın birden fazla firmanın var olmasına imkan vermemesi, teknolojiye, patente, hammaddeye sahip olması, ithalat kısıtlamaları gibi sebepler monopol piyasasına zemin oluşturur. Uzun dönemde ki zarar, firmanın piyasadan çekilmesine sebep olur.
Monopol piyasasına yöneltilen eleştirilere bakıldığında üretimi kısıtladığı, mal çeşidini sınırladığı, fiyatları yükselttiği ve farklı fiyatlar uyguladığı görülür. Fiyat farklılaştırması aşırı kar elde etmek için veya karını daha da arttırmak için aynı mal veya hizmeti belli dönemlerde farklı fiyattan satmasıdır.
Birinci, ikinci ve üçüncü dereceden fiyat farklılaştırmaları söz konusudur. Geniş bir konu olması sebebiyle eksiksiz tanımını yapmak oldukça zor olmasına karşın yaklaşık olarak şöyle ifade edilebilirler: Tüketicinin ödeyebileceği maksimum fiyattan satış yapılmasına birinci dereceden fiyat farklılaştırması denilirken; aynı müşterinin aldığı ürüne farklı miktarlarda farklı ödeme yapmasına ikinci dereceden fiyat farklılaştırması denir. Buna örnek olarak telefon operatörlerinin uyguladığı konuştuğun miktar kadar ödeme kampanyaları örnek gösterilebilir. Üçüncü dereceden fiyat farklılaştırması ise gruplar halindeki alıcılara farklı fiyat uygulanmasıdır. Kadın ve erkeklere uygulanan farklı fiyat tarifeleri üçüncü dereceden fiyat farklılaştırmasına en sık gösterilen örnektir.
Mal ya da hizmetin farklılığından değil de talep edilme derecesinden ve talep edene bağlı olarak uygulanan farklılıklardır bunlar. Mal ve hizmet hakkında tam bilgisi olmayan alıcıların fiyatın yüksek olmasını kaliteye bağlı olduğunu düşünmesi fiyat farklılaştırmasının uygulanmasını kolaylaştırabilir. Fiyat farklılaştırması genellikle hemen tüketilen mallarda, dış ticarette ve hizmet sektöründe uygulanır.
Son olarak fiyat farklılaştırması yapılabilmesinin gerekli şartlarına değinirsek: Firmalar negatif eğimli talep eğrisine sahip olmalı, endüstri fiyat esnekliklerine göre alt piyasalara ayrılabilmeli ve malın alt piyasalar arasındaki satışı veya alt piyasadaki alıcıların piyasalar arasında hareketleri olanaklı olmamalıdır.

kpss-iktisat-lisans-2013-mikro-iktisat-fiyat-farklilastirmasi
Çıkmış KPSS Sorusu

Fiyat Farklılaştırması
5 4

Ne aradılar:

  • fiyat farklılaştırması
  • fiyat farklılaştırması nedir
  • birinci derece fiyat farklılaştırması
  • 1 derece fiyat farklılaştırması
  • monopolde fiyat farklılaştırması

Ürün Farklılaştırması

Monopolcü rekabet piyasasının en önemli özelliği ‘ürün farklılaştırması’dır. Monopolcü rekabet piyasasının ne olduğunu açıklamak gerekirse; çok sayıda alıcı ve satıcı olmasına rağmen pazar, coğrafi koşullar gibi sebeplerden dolayı tam rekabetin olmadığı piyasa türüdür. Piyasaya giriş ve çıkış oldukça serbesttir. Monopolcü rekabet teorisinden ilk kez ABD’li iktisatçı E.H. Chamberlin’in “Tekelci Rekabet Teorisi” ve İngiliz iktisatçı J.Robinson’un “Eksik Rekabet İktisadı” adlı kitapların¬da bahsedilmiştir. Tam rekabet piyasası ile arasındaki en önemli fark monopolcü rekabet firmalarının sattığı mallar, tam rekabet piyasasındaki gibi homojen değildir. Monopolcü rekabette heterojen mallar vardır.
Monopolcü rekabet denildiğinde akla ilk gelenin ‘ürün farklılaştırması’nın olması bu konunun tüketici açısından değerlendirilmesini gerekli kılmakta. Reklam ve benzeri yöntemlerle tüketicilere farklı gibi sunulan birbirlerinin yerine kolaylıkla ikame edilebilen heterojen ürünler olarak ifade edebiliriz ürün farklılaştırmasını. Burada önemli olan tanıtım ve reklam ile aynı olan ürünü tüketiciye farklıymış gibi sunmaktır. Örneğin meyveli yoğurt, yoğurttan farklı bir ürün olarak tanıtımı yapılan bir ürün ya da birçok kahve markasının yaptığı çeşitlendirmeler; aynı kahve olmasına rağmen şeker ve süt tozu karışımının eklenmesiyle birbirinden farklıymış gibi sunulması. Peki bunlar tüketici açısından bir kandırmaca mı yoksa kolaylık ve bol seçenek imkanı mı?
Tüketici olarak bir ürünü alırken nelere dikkat ediyoruz? Kalitesine , sağlıklı olup olmadığına ve fiyatına.. Aynı kalite ve aynı koşullara sahip olan ürünlerin farklı seçenekler sunması tüketiciyi o ürüne iten sebeplerden. Tüketici kendi zevkine göre sunulan aynı içeriğe sahip ama farklılıklar uygulayan ürünleri alma konusunda istekli. Piyasa kendi imkanları ile çeşitlendirebileceği ürünleri tüketiciye sunuyor bu da tüketici açısından bir kolaylık. Bazı ürünleri tüketicinin yapamayacağını ve kesinlikle de çeşitlendiremeyeceği düşünüldüğünde ürün farklılaştırması tüketici için kolaylık olarak görünüyor. Farklılaştırılan ürünlerin bambaşka bir ürünmüş gibi fiyatlandırılmadığı sürüce tüketici ürün farklılaştırmasını olumlu karşılamaya devam edecektir. Aynı zamanda ürün farklılaştırması teknolojinin gelişimine ve pazarın büyümesine katkı sağlamaktadır.
Monopolcü rekabet piyasasının olumsuzluklarından bahsedecek olursak firmaların monopolcü rekabet piyasasında karını arttırmak ve en yüksek seviyeye ulaştırmak için ürün farklılaştırması yoluna giderken bazı israflara yol açmasından başlayabiliriz. Ürünü tüketiciye farklıymış gibi sunmak için katlandığı tanıtım ve reklam masrafları azımsanmayacak miktardadır. Piyasaya giriş ve çıkışın serbest olması uzun dönemde aşırı karın oluşmasını engellemektedir. Uzun dönemde firmanın dengeye gelmesi tam rekabetin altında kalmasına neden olduğundan firmalar eksik kapasite ile çalışırlar. Bu da kaynak dağılımını bozucu etki yapar.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • urun farklilastirmasi
  • ürün farklılaştırma
  • ürün farklılaştırması nedir
  • ürün farklılaştırması çeşitleri
  • ürün farklılaştırması örnek

Teknoloji

Teknoloji, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgidir. Teknoloji, latince karşılığı “Technoslogos” dur, “techne” yapmak, “logos” da bilmek anlamına gelmektedir. Alet ve edevat yapılması için gerekli olan bilgi ve yeteneği ifade etmektedir.

Teknolojinin gelişmesi her alanda yeniliklere sebebiyet verdi. Bazı teknolojik gelişmeleri bir devrim kabul ederken bazılarını zararlı bulabiliyoruz.
Hiç şüphesiz ki sağlık alanında ilerleyen teknoloji geleceğe umutla bakmamıza ve hastalıklardan daha az korkmamıza neden oluyor. Bu alanda önemli olan bir durum da Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi.. Tam teşekkülü bir hastanede bazı cihazların olmaması Türkiye’nin 2014 yılında hala ‘gelişmekte olan ülke’ olarak adlandırılmasın da bir kıstas olabilir.( Merak edenler ; örneğin Samatya SSK -İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez Polikliniği’nde- olmayan cihazları araştırabilir.)
Teknoloji zamandan daha iyi faydalanmamızı sağlıyor. ‘Vakit nakittir’ sözünü baz alırsak bunu iyi bir durum olarak görebiliriz. Zamandan tasarruf etmek adına daha az hareket eden insanoğlunun yaşadığı sağlık problemlerini göz önünde bulundurursak teknolojinin cebimize ve sıhhatimize zararlarını belirleyebiliriz. Kullandığımız asansör,yürüyen merdiven.otomobil..(Türkiye’de teknoloji ve otomobil konusunda başlı başına bir yazı yazılabilir.)
Bilgiye ulaşmanın önemi tarif edilemez; günümüzde kolay ve ucuz olarak bilgiye erişebilmemiz hızlı yaşam temposunda büyük bir öneme sahip. Sadece elimizde kullandığımız telefon ve bir internet bağlantısıyla aradığımız bilgiye ulaşmak, mesafeleri gözle görülür seviyeye indirgemek yıllar öncesinden tahmin edilemeyen bir kolaylık. Bir mektup göndermenin aldığı zaman ile pul ve benzeri giderleri göz önüne alırsak teknolojinin sağladığı kolay iletişimin ne kadar değerli olduğunu anlayabiliriz.
Borsa ve diğer yatırım alanlarında kullanılan teknoloji, yatırım alanına olan güveni arttırmakta bu da yerli ve yabancı yatırım konusunda ülkelere bir artı sağlamakta. İşlemlerin hızlı olması, öngörülebilirliğin kolaylaşması örnek gösterilebilir.
Evlerimizde kullandığımız birçok teknolojik alet kişisel olarak daha az yorulmamıza enerjimizi daha faydalı alanlarda kullanabilmemize olanak sağlıyor. Teknolojik aletleri satın almak için harcadığımız para ve kullanımları sırasında ödediğimiz fatura ve bakım masraflarını göz önüne aldığımızda dahi uzun yıllar bozulmamaları (garanti şartları ve benzeri durumları da değerlendirmek gerekiyor) enerjimizi doğru alanlarda kullanmamızı sağlamaları bu araçların ekonomik olarak da bize katkısı olduğunu gösteriyor. Örneğin kullanılan çamaşır ve bulaşık makineleri hem su ve elektrik harcamalarını azaltıyor hem de enerjimizi günlük işlerle bitirmememize yardımcı oluyor. Kullandığımız buzdolabının aldığımız yiyecekleri uzun süre saklaması mutfak masraflarımızda tasarrufa olanak sağlıyor.
Faydası örneklendirmekle bitmeyen teknolojinin aynı zamanda yanlış kullanıldığında zararlara yol açtığı unutulmamalı. Zamanımızı ve paramızı boşa harcamamıza sebep olabileceği gibi sağlık alanında da geri dönüşü olmayan durumlara sebebiyet verebilir. Kullandığımız teknolojiye dikkat etmeli fayda zarar analizi yapmalıyız.
Türkiye’ de olmayan teknolojileri belirlemeleri ve bunların neden ülkemizde olmadığını ve ülkemizde olması için neler yapılması gerektiğini tespit etmek başta bu alanda uzman mühendislerimizin daha sonra da her bireyin görevi. .

Yazıyı Değerlendirin!

Karaelmas

”Memleketimiz baştan sona kadar hazinelerle doludur. Biz o hazineler üstünde aç
kalmış insanlar gibiyiz. Hepimiz bütün bu hazineleri meydana çıkarmak, servet ve
refahımızın kaynaklarını bulmak göreviyle yükümlüyüz”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

”Siyah akar Zonguldağın deresi;
Yüz karası değil, kömür karası;
Böyle kazanılır ekmek parası.”
O.VELİ

Türkiye’de iş kazalarının en çok olduğu sektörlerin başında maden geliyor. Türkiye genelinde mevcut olan ocaklara bakıldığında kaza oranının nekadar yüksek olduğu aşikar.Dünya geneline bakıldığında bu sektöre yer veren başlıca ülkerlerdeki kaza oranlarıyla arada uçurum sözkonusu.2008 yılında, Çin’de milyon ton başına düşen ölüm sayısı 1,27 iken, aynı oranın Türkiye’de 5 kat daha fazla olması dikkat çekici.1991 -2008 döneminde iş kazaları ve meslek hastalığı nedeniyle Türkiye’de toplam 2554 kişi hayatını kaybederken, sürekli iş göremez hale gelenlerin sayısı ise 13087.En önemlisi de milyon ton başına düşen ölüm sayısı 2007 yılında taş kömürü ocaklarında linyitin 30 katı kadar.
Dünya enerji ihtiyacının % 26’sı kömürden karşılanmakta.Türkiye dünya kömür rezervinin sadece %0,2’sine sahip.Toplam kömür üretimimizin %3’ünü taşkömürü karşılarken % 97’sini linyit karşılamakta yani taşkömürü ihtiyacımızın %90 ‘nı ithalat ile karşılanmakta.
Türkiye’nin taşkömürü üretim maliyetleri de oldukça yüksek.Gelişen teknolojiye bu alanda da ayak uydurmakta zorlanan Türkiye belki de en büyük acıyı bu alanda yaşıyor. Çünkü hastalık ve ölüm oranları çok yüksek olduğu gibi maliyetli de bir sektör..Donanımın , makine ve teçhizatın yetersiz olması,havalandırmaların dikkatsiz ve yetersiz hazırlanması,alt yapı yetersizlikleri üzerinde durulması gereken önemli noktalar. Maden de çalışmak zor olsada insanların ekmek kapısı. Her gün ölümü göze alarak işe gitmek, yerin binlerce kilometre altına inmek her insanın harcı olan bir iş değil.
Kömür çıkarılan şehirlerin sosyal durumuna da değinmekte fayda var.Kullanılan ve çıkarılan taşkömürü çevreye oldukça zararlı. Sokakların simsiyah olması yaşanılabilirliği düşürüyor. Hem siyah havanın yarattığı olumsuz bir psikoloji hem de kömür tozlarının sağlığı etkilediği gibi bir gerçek var.Açılan pencerelerden içeri dolan siyah tozlardan hiç şüphesiz ki kimse memnun değil.Çözüm üretilmek zorunda.Öncelikle kuralsız çalışan maden ocaklarına el atarak yasalar çıkarmak ve uygulamak gerekiyor ve daha sonra taşkömürünün maliyetleri ihracat ve ithalatı teknolojik verileri ele alınarak belkide en baştan bu sektöre çözüm üretilmesi gerekmekte.Ulusal maden politikarı belirleyerek bütün yeraltı kaynaklarından daha verimli faydalanılmaya çalışılmalı dünyadaki gelişmeleri takip ederek ulusal ekonomiye katkı sağlanmalıdır.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • Karaelmas
  • karaelmashaber zon
  • kara elmas nerede geldi
  • turkiyede kara elmas nerede

Türkiye ve İran Arasındaki Ticaret

Yıllardır uygulanan Türkiye ve İran arasındaki ambargonun hafifletilmesiye aralarındaki ticaret hacmi artmaya başladı. Ambargonun sebebi İran’ın uyguladığı nükleer politikaydı. İran ile ticaretimiz başta tekstil olmak üzere birçok piyasada önemli bir yere sahip.
Kapalıçarşı şu günlerde İranlıların yoğun olarak ticaret yaptığı bir yer. İstanbul’a İran’dan gelen turist sayısı %30 arttı. Kapalıçarşı esnafı yavaşlayan ekonomilerine bakarak bu durumu olumlu karşılıyor.
Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB) Yönetim Kurulu Başkanı İbrahım Burkay, İranla ihracatın arttırılması konusunda çalışmalar düzenlediklerini ve ticari heyetle İran’a ziyarette bulunmak istediklerini belirtti ve orada fuar düzenleyeceklerine değindi. Ambargodaki değişiklikle birlikte bu alandaki açığı kapatmayı hedeflediklerini ve 2012 yılında ihracatın büyük bölümü İran ve Irak’tan gerçekleştirdiklerini belirtti.
Mobilya Sanayicileri Derneği Başkanı Ahmet Güleç, Türkiye mobilyalarının İran’da ilgi çektiğini ifade etti.İran’ın mobilya alanının çok fazla katma değer barındırdığı için ithal ikame uyguladığını bu konunun da araştırılması ve çözüme kavuşturulması gerektiğini belirtti.İnegöl Mobilya Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Akyol ise son 2 yılda İran’da %20 pazar kaybettiklerine ve bu ambargo değişimiyle bunu telafı edebiliceklerini ifade etti.
Bebe – Çocuk Konfeksiyonu Sektörü Sanayici ve İşadamları Derneği (BEKSİAD) Başkanı Halil Atalay, İranla dolaylı olarak az miktarda ihracat yapabildiklerini ambargonun kaldırılmasıyla ihracatın artmasını beklediğini belirtti.
Abdi İbrahim Yönetim Kurulu Başkanı Nezih Barut İran’da üretime başlanabiliceğini söyledi. İran kendi pzarlarında olmayan ilaçları itahal etmeyi kabul ediyor fakat mevcut olan ilaçları kendi ülkesinde üretilmesini istiyor. Bu konuda çalışmalar yapıldığına değinen Barut üretimin başlamısının 2015’i bulabiliceğini belirtiyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • türkiye iran ticareti
  • iran türkiye ticaret son durum
  • iranda ticaret
  • ithalat-ihracat türkiye iran arası nelerdir
  • iranla dış ticaret

1 Kuruşun Anlam ve Önemi

Bugün 1 kuruşun içinde barındırdığı çinko ve bakırın değeri 2.64 kuruş. 2009 yılında piyasaya sürüldüğünde değeri 0.89 kuruşken emtia fiyatlarının artmasıyla değeri yükseliyor. Buda birçok kişinin parayı para dışında kullanmak istemesine sebep olabiliyor.

İçersindeki bakır ve çinkodan yararlanmak isteyen hurda sektörü piyasadaki 1 kuruşları toplama hevesinde. Başarı sağlayamamaları için şuan bir sebep yok. Çünkü bunu engellemek için bir düzenleme mevcut değil. Ancak para üstü olarak dahi almadığımız 1 kuruşlarımıza sahip çıkarsak hedeflerine ulaşamayabilirler. ‘Bakkal amca 1 kuruşumu versene’ kullanmamız gereken cümlelerden biri artık..

1 kuruşun basımına Darphane ağır eleştirilere maruz kaldığı halde devam edecek. Bu konuda Ali Babacan geçtiğimiz günlerde 1 kuruşun basımının değerini düşürmek için çalışmalar yapıldığını açıkladı.

NOT: Daha temiz bir çevre için atık pillerinizi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kontrolünde olan toplama kutularına atınız. Ekim ayı verilerine göre 10 ayda toplam 399 ton atık pil toplanılmış. Kullanılmayan pillerin ağır metal içermesi soluduğumuz havaya karışmasına neden oluyor. Özellikle büyük şehirlerde havayı kirleten onca şeyin var olması her bireyin üzerine basit sorumluluklar yüklüyor; bunlardan bir tanesi de pillerin toplama kutularına atılması..

Yazar Seçil Seçil’e Teşekkürler…

Yazıyı Değerlendirin!