DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları

Terör örgütü DAEŞ, AB ülkeleri olan Fransa’da, Almanya’da, Belçika’da terör eylemleri yapmıştır. Her terör örgütünün bir hamisi vardır tezi DAEŞ için tartışmaya açık ve iyice ele alınması gereken bir konu olarak düşünülmektedir. Çünkü bu örgüt kendi içerisinde karmaşık bir yapıdadır ve birden fazla devletten, örgüte katılım olmaktadır. Örgüte katılanların arasında birçok emekli asker olduğu göz önünde bulundurulursa, örgüt içerisinde birçok istihbarat ajanının etkin olduğu düşüncesi ağırlık kazanmaktadır. Nitekim Batılı İstihbarat örgütlerinin sahadaki rolü hakkında fikir sahibi olmak için şu bilgi önemlidir. Merkezi New York’ta bulunan Soufan Group isimli stratejik araştırma merkezinde görevli eski İngiliz diplomat ve istihbaratçı Richard Barrett’in Haziran 2014’te yayımladığı “Suriye’deki Yabancı Savaşçılar” raporu örgüte yabancıların katılımının arttığını gözler önüne sermektedir. Rapora göre Suriye’deki çatışmaların başladığı tarihten itibaren 12.000 yabancı savaşçı destek için örgüte katılmıştır. Bu katılımın yüzde 25’ini Batılı devletlerden giden katılım oluşturmaktadır. Yine bu rapordan alınan bilgilere göre örgüte Türkiye’den 400, Fransa’dan 700 ve İngiltere’den 400 kişi katılarak görev almıştır. Fransa ve İngiltere’den katılanların ise hepsi sonradan Müslüman olan ve kendisini cihatçı olarak deklare etmiştir. Bu durum gerçekten Avrupa gizli servisleri İngiliz MI6, Fransız DGSE, Alman BND gibi örgütler tarafından bilinmemekte midir? Biliniyorsa bu katılımları önlemek için neler yapılmıştır? Ülkelerinde sosyal medya üzerinden örgütlenen bu katılımcılar görmezden mi gelinmektedir? Ne yazık ki bu kişiler kendi ülkeleri tarafından belirli bir strateji dâhilinde hareket etmiş ve ediyor olabilirler. Netice olarak bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği ve mücadele ediyor gibi göründüğü DAEŞ ile en çetin mücadeleyi, geçtiğimiz günlerde El-Bab şehrinin bir kısmını ele geçiren Türk Ordusunun en seçkin birlikleri olan Bordo Bereliler vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele ederken istihbarata ve desteğe ihtiyaç duydukları bir dönemde yalnız bırakıldığını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirmiştir. Bu karmaşık örgütle mücadele zor gibi görünse de imkânsız olduğunu söylemek doğru olmasa gerek. Türk İslam Tarihinin, gurur ve şeref dolu birikimiyle bu tür parazit oluşumların üstünden gelmekte zorluk çekmeyeceğine inancımız tamdır.

Sonraki yazılar için takipte kalınız. Saygılarımla.

Kaynakça:

1-Asci, B. (2015) “Avrupa Işid’e Katılımlara Neden Önlem Almıyor” , 21. Yüzyıl, 77,20-23

2-Bal, İhsan. Terörizm: terör, terörizm ve küresel terörle mücadelede ulusal ve bölgesel deneyimler. Vol. 12. USAK Books,

3- http://www.ahaber.com.tr/dunya/2014/09/07/avrupalilar-neden-iside-katiliyor Erişim Tarihi: 31 Aralık 2016

4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_ve_%C5%9Eam_%C4%B0slam_Devleti Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

5- http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/04/14/29-alman-askeri-daese-katilmis Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

 

DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları
7 3

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu

Güneydoğu Anadolu’ da Terörizm ’in yarattığı toplumsal bunalım birçok ekonomik sektörü olumsuz yönde etkilemektedir ve bunun yanı sıra ülkemizin ekonomik istikrarına da darbe vurmaktadır. Ülkemizde terör daha çok bölgesel olarak ele alınmaktadır. Bu bölgede insanlar kırsal da tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar ve önemli bir ekonomik getiri elde etmektedirler ayrıca son dönemlerde Turizm de ön plana çıkmaya başlamıştır. Her ne kadar Turizm’den elde edilen gelir yüksek olmasa da birçok önemli turizm mekânları bu bölgededir. Artan terör olayları toplumda huzursuzluk ve gelecek kaygısı yarattıkça yatırımlar azalmakta, istihdam oranı düşmekte, ekonomik sirkülasyon azaldıkça kırsaldan kente olan göçler de artmaktadır. Mera hayvancılığı yapan köylüler hayvanlarını otlatmaya çıkaramamaktadır. İnsanlar ihtiyacı olan herhangi bir şeyi çıkıp marketlerden işyerlerinden almaya cesaret edememekteler.  Düşününüz ki her gün evinizin çatısından kurşunlar uçuşmakta yakınlarınızda bombalar patlamakta ve terörü iliklerinize kadar hissetmektesiniz, bu şartlar altında nasıl bir ekonomik faaliyetten bahsedebilirsiniz ki!

Son yıllarda Güneydoğu’da durum o hale gelmiştir ki, cebinde birkaç kuruşu olan herkes ‘iş’ yapmak için önce Kandil’i ziyaret etmektedir. Bu alanda belediyeler örgütün emme basma tulumbasıdır. Örneğin Cizre-Silopi minibüs hattında bir yer almak Kandil’deki bilmem hangi gerilla ağasını ve aynı zamanda örgütü parayla beslemekten geçmektedir. (Kayahan Uygur, 2015, Eylül 5, PKK’nın Yeraltı Ekonomisi, Akşam Gazetesi.) Bu alıntıda Terörün, hem ekonomiye ne derece darbe vurduğunu göstermek, hem de kendi ekonomik hakimiyetini kurmak ve insanlar üzerinde nüfuzunu artırmak için başvurduğu yollardan birini sizlere aktarmak istedim.

Bölgede yatırımların artması biz gençlerin ve ticari hayatta yerini almak isteyen genç müteşebbislerin çabalarıyla aynı zamanda devlet destekleriyle mümkün olacaktır. Unutmayınız ki hiçbir ekonomik sistem, şiddet ortamında gelişip büyüyemez.  Güneydoğu Anadolu bölgemizde huzur ve sükûnetin sağlanacağı günler yakındır ve inanıyorum ki bu durum bölgenin, GSYH içindeki payını kademe kademe artırırken birçok yenilik ve başarıyı da beraberinde getirecektir.

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu
4 3.5

İran’a Uygulanan Ambargo’nun Kaldırılması Türkiye Ekonomisi İçin Ne İfade Etmekte?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki İran ve Batı arasında ilişkiler 1950’li yıllara dayanmakta ve sonrasında gelişmekteydi.  1979 Şah rejiminin devrilmesinden sonra ilişkiler kopma noktasına geldi ve Batı’nın yaptırımları zirveye ulaştı. Ancak bu devrimden sonra İran-Türkiye ilişkileri Batı ile tam tersine yükseldi. 1980 darbesiyle kötü etkilenen ikili ilişkiler daha sonra gelişmeye başladı.  Türkiye, İran-Irak savaşındaki tarafsız konumunu koruyunca ticari ilişkiler üst seviyelere taşındı fakat belirli dönemlerde bazı krizler baş gösterdi ve ilişkiler sekteye uğradı. Refahyol hükümeti döneminde kurulan D-8 (Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Mısır, Endonezya) ülkeleri, bu ülkeler arasında Ticaret, Finans, Enerji, Sağlık, Sanayi, Kalkınma ve Tarım gibi birçok konuda işbirliğini amaçladı. D-8 ile birlikte Türkiye İran ile olan ticaretini arttırdı. Ancak ABD ve İran arasındaki gerilim Türkiye’nin İran ile olan siyasi ilişkilerini çoğu zaman olumsuz etkiledi. Türkiye’nin İran ile dış ticaret hacmi 2000 yılında 1 milyar dolar civarındayken bu miktarın ödemelerin altın ile yapılmasıyla 20 milyar dolar civarına çıktığı dönemler olmuştur. Son 3 yılda ticaret hacmi düşüş göstermektedir fakat 16 Ocak 2016’da kaldırılan Ekonomik Ambargo bu durumu, iki ülkenin de lehine değiştirecektir. İran’ın petrolü için hali hazırda alıcı olarak bekleyen birçok AB üyesi ülke bulunmaktadır. AB’nin istekli olması ve ABD’nin siyasi çıkarları Türkiye’nin iştahını kabartmakta ve ticaret hacminin yeniden tırmanışa geçerek iki ülkenin de ekonomik işbirliğini arttırması beklenmektedir. Ekonomi bakanlığı verilerine göre İran ekonomisinde özellikle Telekomünikasyon, Petrokimya, İnşaat, Otomotiv ve Ulaştırma alanlarında Türk girişimciler için büyük fırsatlar mevcuttur. İran-Türkiye arasında ticaretin en büyük kısmını doğalgaz ticareti oluşturmaktadır. Dünyada ikinci büyük doğalgaz rezervi %17 ile İran’ın elindedir. Ülkemiz her yıl İran’dan 10 milyar metreküp doğalgaz almaktadır fakat fiyatların aşağı çekilmesi durumunda daha fazla alınacağı ikili ilişkilerde belirtilmiştir. Yeni dönemde Türkiye-Azerbaycan-BP ortaklığıyla yürütülen TANAP(Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi) içerisine İran’ın da dahil olma ihtimali yüksektir ve İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya satılması beklenmektedir. TANAP ile ilk etapta yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınacak ve proje sonunda ise yıllık 30 milyar metreküp düzeyine çıkacaktır. Doğalgaz ile birlikte İran önemli derecede Ham Petrol üreticilerindendir. 2013 yılında İran’dan 4,8 milyon ton petrol ithal edilmiştir. Türkiye İran ile olan ticaretini arttırmak için kolları sıvamış durumda ve hedef ilk aşamada 30 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda İran Türkiye için önemli bir Turizm kapısıdır.  Yaptırımların sona ermesiyle İranlı turist sayısının 2 milyonu bulması tahmin edilmektedir. Sonuç olarak ekonomik ambargonun kaldırılması iki ülkenin ticari ilişkilerini arttıracaktır. Fakat iki ülkenin bölgesel güç olma iddiası özellikle dış politikadaki tutumları bu durumu engelleyecek gibi görünse de uzun vadede bu durumun olumlu yönde ilerlemesi beklenmektedir. Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi ülkelerin ekonomileri üzerinde etkiler yaratmakta ve son yıllardaki krizlerden birçok ülkeye göre daha az etkilenen ülke konuma yükselen Türkiye için önemli fırsatlar sunmaktadır. İki ülkenin sınır komşusu olması ve birbirleriyle olan ilişkileri göz önüne alındığında, bölgede dengelerin her iki ülke açısından, özellikle ekonomik ve siyasi ilişkiler bağlamında gelişim göstermesi beklenmekte ve dış politikada daha sıkı ilişkiler ve üst düzey ziyaretlerle beraber gelişmekte olan ekonomilerine katkı sağlaması beklenmektedir.

Yazıyı Değerlendirin!