Geri Dönüşüm ve Ekonomi

Sevgili okurlar herkese merhaba, uzun bir aradan sonra tekrar yazmaktayım. Bugün değineceğim konu geri dönüşüm ve ekonomi. Bildiğimiz üzere birçok ülke için bu ciddi bir sıkıntı oluşturmaktadır. Fakat öyle ki kimi ülkeler bu sorunu çoktan çözmüş ve hatta bunu çok pragmatist bir anlayışla çözmektedirler. Bu ülkelere öncü olarak İsveç, 2013 yılında atıklarının sadece % 4’ünü geri dönüştüremiyordu. Bu ciddi bir rakam… Geriye kalan % 96 sını geri dönüşüm yaparken sağladığı enerjiyle 250.000 evin ısınma ve elektrik ihtiyacını karşılıyor. Tabi bunu yaparken kendi ülkelerinin çöplerinin yanı sıra Norveç’ten çöp ithal ediyorlar.  Fakat sonuç itibariyle kazan-kazan prensibi işliyor ve bu işte en faydalı şekilde çözüm üretilmiş oluyor. Ülkemizde ise geri dönüşümün sadece %40’ı oranında bir dönüşüm sağlayabilmekteyiz. Fakat bu geri dönüşümden sonra İsveç’teki gibi konutlar için ısınma veya elektrik enerjisi üretilmiyor… Bir düşünsenize, elektrik şirketleri her halükarda sizin elektriğinizi üretir kimi zaman belki aksaklıklar olabilir fakat devletin enerjiye olan masraflarını azaltması bakımından geri dönüşümden elde edilecek elektrik ve ısınma enerjisi tasarrufa gitmek için çok zekice bir yol…

Devletlerin dış politikalarında en çok sorunu enerji ithal etmede yaşadığını hemen hemen hepimiz fark etmekteyiz. Devlet harcamalarında bu tür durumlar ciddi sıkıntılar doğurabiliyor. Örneğin ülkemizin hemen hemen tümünde ısınma kaynağı olarak kullanılan doğalgazı % 98 oranında dışarıdan ihraç ediyoruz. Bunun yanı sıra 2 yıl öncesine bakarsak, doğalgaz için 55,9 milyar dolar harcama yapılmış. Diğer istatistiksel verilere bakacak olursak doğalgaz ithalatında dünya 8.siyiz. Bizden yukarıda Japonya, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler yer alıyor. Saymış olduğum ülkelerdeki devlet harcamaları ve devlet bütçelerini ifade etmeme gerek olmadığını düşünüyorum. O ülkelerin ekonomi potansiyelleriyle düşünecek olursak ve bu durumu ülkemizle kıyaslarsak anlaşılacaktır ki biz gerçekten büyük bir enerji ithalatçısıyız.

Gelecekte önemli hale gelmesi beklenen sektörlerden birisi de geri dönüşüm sektörüdür. Avrupa Birliği’ne uyum sürecini göz önüne alarak ilerleyen yıllarda katı atık yönetimi sektörüne 7 ile 9 milyar Euro civarında bir yatırım yapılması beklenmektedir. Kısaca, özetlemek gerekirse bizim ekonomi politikalarımızda enerjiyi üretmek adına daha çok yatırımlar gerçekleşirse biz dış politikada o denli söz hakkına sahip olabilen daha güçlü bir ülke haline gelebiliriz. Tabi bu sihirli bir değnek değil aynı zamanda AR-GE çalışmalarına daha fazla yatırım yapmak ve yüksek değere sahip teknoloji ürünlerini de üretebilmek gerekmekte ve bunun altyapısına sahip olmak gerekmektedir. Örneğin, Bilkent Üniversitesi ile Tübitak’ın birlikte yürütmekte olduğu nanoteknoloji ile alakalı ürünler üretme projesi takdire şayan. Bunun gibi zamanı yakalayabilen çalışmalarla gelişmesini ve ülkemizdeki tüketilen enerjinin dikkate değer miktarda geri dönüşüm yoluyla -gerek evde gerek sanayide kullanılan enerji için- ülkemiz tarafından üretilebilir ve temin edilebilir hale gelmesini yürekten diliyorum. Yazımı okuyanlar için bir farkındalık oluşturabilmişsem ne mutlu bana. Mutlu günler dilerim.

Sinan Yılmaz

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomi geri dönüşüm
  • ekonomist atık ve geri dönüşüm
  • geri dönüşüm ve ekonomi
  • sinan yilmaz yazilari

Fırsattan Ne Kadar Yararlanacağız?

Amerikan ham petrolünün varili geçtiğimiz yılın Eylül ayının son çeyreğinde 94 $’a satılırken sonraki süreçte siyasi olaylar ve Rusya-Amerika çekişmesi sonucunda ve malum Orta doğudaki olaylarla birlikte petrolün varil fiyatı iyice düşmüş ve 46 $’a kadar gerilemiştir.Petrolün bu denli düşüşü diğer sektörleri de doğrudan etkilediği için ülkemiz adına bir fırsat doğmuştur dersek yanlış olmaz diye düşünüyorum.Aynı zamanda ülkemizdeki Merkez Bankasının geçtiğimiz günlerdeki 0.50 oranında bir faiz indirimine gitmesi her ne kadar hükumetin yetersiz olduğunu dile getirse de bu indirim kontrollü biçimde enflasyonun aşağılara çekileceğinin sinyalini veriyor.Öte yandan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı yaptığı açıklamada, 2015’in sonunda enflasyon rakamlarının orta noktasının 5.5 olmak üzere 4.1 ile 6.9 aralığında seyredeceğini ifade etti.Ülkemizin dünya genelindeki sektörlere göre kıyasladığımızda gıda ve tekstil sektörlerinde göze çarpan öneme sahip olduğunu dile getirebiliriz ancak oluşan piyasada neyi nasıl ve en önemlisi de ne zaman yapacağımızı bilmek bizi her zaman bir adım öne taşıyacaktır.
İşte tam da burada söylemek istediğim noktaya geliyoruz dünyadaki bu ekonomik koşullar ülkemiz adına ciddi anlamda bir fırsat doğurmaktadır.Öyle ki bu fırsat Başçı’ya göre 45 yılın en düşük enflasyon rakamlarını getirecek.Bu anlamda eğer beklenenler olursa, tüketicinin alım gücü artacak ve refah seviyesinde artış sağlanabilecek.Fakat tüm bunların günümüz koşulları düşünüldüğünde pamuk ipliğine bağlı olduğunu unutmamamız gerekir.Hiçbir ekonomist bariz ipuçları olmadığı sürece kesin olarak ülkemiz kazanacak veya kaybedecek diyemez.Kesin olarak konuşmak bizi günden güne değişen piyasalarda yanlış söylemeye götürebilir.Ama her ne olursa olsun şu an ki fotoğrafa dikkatli bakan birisi olarak bu bahsettiğim koşullarda ülkemizin eline bir fırsat geçtiğidir.Aslında her olayın iyi ve kötü sonuçları söz konusudur.Avrupa ile Rusya ilişkileri geçtiğimiz Kasım ayından bu yana pek iyi sayılmaz hatta birçok Avrupa’daki bir çok Rus iş adamı bu siyasi olaylar sebebiyle hesaplarını dondurmak zorunda kaldılar ve kızışma iyice patlak verdi ve Rus ekonomisi Avrupa’daki ülkeler tarafından ciddi bir zarara uğratıldı.Bu rakamlara bakacak olursak eğer geçtiğimiz Aralık ayında, Rusya Merkez Bankası faiz oranını %10.5’ten %17’ye yükseltmek zorunda kaldı.Rusya borsası sonuç olarak birçok görüşe göre yaklaşık 15 yıl önceki durumuna gerilemiş oldu.Bugünkü duruma baktığımızda ise ruble 67 sınırına yaklaşan bir seyir ile dolar karşısında değer kaybedişine devam ediyor.
Siyasi sonuçları analiz edersek, Rusya’nın bu ekonomisi sebebiyle Türkiye’ye satmış olduğu doğalgazda %6’lık bir indirim konusunda iki ülke lideri anlaşma sağlamıştı.Öte yandan Ukrayna, Rus doğalgazını Avrupa’ya taşımak adına transit ücreti alıyor.Gelişen siyasi olaylar sonucunda Rusya, Brüksel’in Güney Akım’a engel olduğunu iddia ederek tek seçeneğin Türkiye olduğunu ifade etti.Bu projeye göre, Karadeniz’den Türkiye vasıtasıyla tüm bu doğalgazın Yunanistan sınırına taşınacağını Gazprom CEO’su Aleksey Miller yaptığı açıklamada belirtti.Eğer bu proje gerçek olursa Türkiye ciddi derecede Rusya’dan transit ücret alacaktır.

Sonuç olarak, hem petrol fiyatlarının düşüşü hem de Rusya’nın bu ekonomik krizi, Rusya’nın ticari rekabette taviz vermesine yol açmaktadır.Bu durumu ülkemizin en azami şekilde değerlendirmesi ve ekonomik anlamdaki gelişmesini olabildiğince yükseltmesi gerekmektedir.Dilerim, faizlerin düşmesi ve enflasyonun öngörüldüğü gibi azalmasıyla birlikte ülkemizin ekonomisi daha iyi seviyelere gelir.

Sinan Yılmaz

Yazıyı Değerlendirin!

Ülkemizde Dergi ve Ekonomi

Herkesin bir dönem aldığı ya da halen almış olduğu dergiler vardır.Kimileri abone olarak bunu rutin hale getirirken kimisi de bu dergileri nadiren takip etmektedir.Sonuç itibariyle, sosyal medya ve internet ortamının gelişmiş koşullarına rağmen dergi okuyucuları bu tutkudan vazgeçememektedirler.

TUİK’in Yazılı Medya Araştırmasına göre ülkemizde 2010 yılındaki toplam dergi tirajı 139 milyon civarındayken bu rakam 2011’de 4 milyon azalmış yaklaşık 135 milyona gerilemiştir.O yılki bu tiraj kaybının sebebi küresel olarak geçirmiş olduğumuz krize bağlanabilir.Çünkü ülkemizde ve dünyada, başta Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere bir çok ülkeyi  kapsayan geniş ölçüde etki yapan bir kriz yaşandı.Buradan çıkarımla Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nin yine doğru olduğuna kanaat getireceğiz.Bu teoride Maslow, beslenme ve barınma gibi fizyolojik ihtiyaçların insanların ihtiyaçları arasında en önde geldiğini ifade etmiştir.2011 yılında her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de bu krizin etkisi ciddi derecede hissedildi.Çalışanlar tüketim alışkanlıklarını kısmak zorunda kaldılar aileler biraz daha dikkatli ve tutarlı harcamalara yöneldiler.Hatta ciddi oranda bir işsizlik söz konusuydu.Haliyle öncelik yeme-içmede olduğu için insanlar kitle iletişim araçlarından biri olan yazılı medyayı tüketmeye geçici bir süre ara verdiler.

Sonraki yılda, 2012’de toplam dergi tirajları 32 milyon artış göstererek 165 milyona ulaşarak büyük bir tiraj patlaması yapmıştır.Daha detaylı incelemek gerekirse o yıl yerel, bölgesel ve ulusal dergi tirajlarının tümünde artış olmuştur.Bu da demek oluyor ki ekonomik koşullar 2011 e göre belirgin seviyede iyileşme göstermiştir.2013’e bakacak olursak 2012’ye oranla 374 bin civarında bir tiraj artışı olduğunu söyleyebiliriz.Ülkemizdeki basılı medya okur-yazarlığı sayısı ayrı bir tartışma noktası olduğu yadsınamaz bir gerçektir.Fakat bu oranın artışını sağlayan şeylerden en önemlisi de ekonomik koşullardır.Uluslararası ticaretin önemli bir durağı ve geçiş güzergâhı olan ülkemizdeki bireylerin alım gücü arttıkça basılı medyayı takip etme oranları o derece artacaktır.Bunda şüphe yoktur.Nitekim Japonya,Almanya ve eğitimde lider gösterilen Finlandiya’ya baktığımızda açık bir şekilde bunu görürüz.

Ayrıca hepimizin de bildiği gibi hemen hemen tamamına yakını aylık çıkan bir çok dergide değinilen konulara geniş çapta ele alınmış bir şekilde bulabiliyoruz.Bu da dergilerin albenisini daha yüksek kılıyor.Ayrıca gazetelerde de bazen durum bu şekilde diyebiliriz.Yayın ekipleriyle uzun süren yazı dizilerini günlük gazetelerde bile kimi zaman görmek mümkün.

Özetle dergiler, sosyal medyada bulunan bilgi ağı kadar bireylere geniş bir bilgi imkanı veremese de gündemdeki seçilmiş veya herhangi  bir konuda detaylıca bilgi verebilme açısından avantajlı durumdadır.Ayrıca internet üzerinden tek kaynakta kimi zaman yeterince bilgiye ulaşılamazken, dergilerde ise bu durum neredeyse ortadan kalkmış ve kaynak taraması yapılmış ve yazı dizisi önceden yazarlar tarafından detaylıca araştırılmış bir şekilde okuyucuya sunulmaktadır.Tirajlar da gösteriyor ki insanlar ekonomik koşulları iyileştikçe dergileri tüketiyor ve takip edebiliyor.Bu da bize açıkça şunu söylüyor; ekonomik anlamda güçlenen toplumlar aynı zamanda medyayı özellikle basılı medyayı geniş ölçüde takip etme şansına sahip olabiliyorlar.

Sinan Yılmaz

Yazıyı Değerlendirin!