Bankalarımızın Finansal Yapısı Güçlüyse Neden Hala Kredi Notumuz Artmıyor?

Bir ülkede ekonomi genelde iki ana yapı üzerine temellenir. Bunlar; finansal ekonomik yapı ve mali ekonomik yapıdır. Finansal ekonomik yapının aktörleri genellikle finansal örgütlerdir. Bankalar ve finans şirketleri örnektir. Mali ekonomik yapıda ise genellikle bütçeden, yıllık harcamalarını gerçekleştirmek ve kamu hizmetini yerine getirmek için pay alan kurum ve kuruluşlar yer alır.

Bir ekonominin sağlam ve istikrarlı olabilmesi, iç ve dış yatırımcılara, deyim yerindeyse cazip fırsatlar sunabilmesi, bu iki finansal yapının, birbirleriyle uyumlu çalışmasına bağlıdır. Bu iki yapının, ne kadar önemli olduğunu eski çağlardan bir benzetmeyle açıklayabiliriz. Finansal yapı ve mali yapı, aynı arabayı çeken iki at gibidir. Atların farklı yerlere gitmeye niyet etmesi, arabayı, yani ekonomiyi yolda bırakır. Bunun örneklerini, ülke olarak zamanında çok yaşadık.

15 Mart 2013 tarihinde, Uluslar arası Para Fonu (IMF) tarafından ülkemizi sevindirecek bir haber geldi. Yapılan açıklamaya göre, Türk bankaları büyümek için şu an yeterli derecede sermaye birikimi yaratmış durumda. Bu kanıyı, IMF‘ nin bugün yayınladığı  Finansal İstikrar Raporu da destekliyor.

Gerçekten durduğumuz yerden, fazla değil, 13 yıl öncesine gidersek, yukarıdaki uyumsuzluklar ve bazen de siyasi çalkantılar nedeniyle dikiş tutturmakta zorlanan bir ekonomik sisteme sahiptik. Öncelikle finansal yapıda, hem kamu bankalarının yüksek görev zararları vardı, hem de özel bankaların, bir kriz olsa kendilerini koruyabilecek serbest rezervleri yoktu. Buna bir de bankaların bankası Merkez Bankası’nın yetersiz imkanlarıyla “Aman finansal yapı bozulmasın!” sektöre finansal destek sağlamaya çalışması eklendiğinde malum günler yaşandı. O dönemde mali yapı da bozulduğu için, kimse bir gün ekonominin düzgün işlemeye başlayacağına inanmıyordu. Hatırlayın, o günlerde kredi derecelendirme kuruluşları da sıfırcı hocalar gibi notumuzu hep düşürüyordu.

Şimdi, deyim yerindeyse, köprünün altından çok sular aktı. Çok şey değişti ve değişim süreci öyle kolay olmadı. Çünkü, hem finansal yapıda hem mali yapıda yılları kemikleşmiş alışkanlıkları (sık sık Merkez bankası kaynaklarından borçlanmak, bankaların döviz pozisyon açığı yaratmaları v.s) kırıldı.

Merkez bankasının ekonomiye karşılıksız para sürmesi yetkisine son verildi. Hem kamu bankalarının hem de özel sermayeli bankaların finansal ve mali yapıları güçlendirmeye çalışıldı. Ülke dışındaki sermayedarlara Türkiye’ ye yatırım yapmaları için cazip imkanlar sağlandı.

Siyasi anlamda ise Türkiye kısa soluklu koalisyon hükumetlerinin etkisinden kurtulup, uzun soluklu ve tek partili bir hükumet yapısına kavuştu. Bu ise, istikrarı sağladı.Bazen istikrara rağmen, Mayıs 2006 dönemindeki hadiseler de yaşandı.kredi-derecelendirme

Tekrar ekonomiye dönecek olursak, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, ülkemizin kredi notundaki artış, olumlu gelişmelerin artış hızını yakalayamadı. En son hadise malumunuzdur ki, Fitch, ülkemizin kredi notunu ancak 2012 sonuna doğru açıkladı ve ülkemiz ekonomisi ilk defa yatırım yapılabilir seviyesinin üstüne çıktı. Fitch’in bu adımı olumlu ama geç bir adım oldu.

IMF ‘ nin bugün yaptığı yukarıdaki açıklama yerli ve yabancı yatırımcılar için Türk ekonomisini bocalayan diğer ekonomiler karşısında bir alternatif kılacak diye umuyorum ve umuyorum bu durum kredi notumuza da yansır. Çünkü Türkiye’nin bu anlamda hakkı çok defalar yendi.

Bankalarımızın Finansal Yapısı Güçlüyse Neden Hala Kredi Notumuz Artmıyor?
1 3

“Bankalarımızın Finansal Yapısı Güçlüyse Neden Hala Kredi Notumuz Artmıyor?” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir