Büyüme Başka Şey Gelişme Başka

0
1334

Günlük konuşmada çoğu kez birbiri yerine kullandığımız bu üç kelime ekonomi biliminde üç farklı durumu ifade ediyor. Ekonomik kalkınma, ekonomik gelişme ve ekonomik büyüme. Önce bunları tanımlayalım.
Ekonomik kalkınma, bir ülkede ya da bölgede yaşam standartlarının yükselmesidir. Yaşam standartları dediğimiz zaman gelir, tüketim ve tasarruf gücü gibi maddi kavramların yanı sıra eğitim, sağlık, kaliteli yiyecek ve su gibi genel kavramları da kastediyoruz. Bunu ölçmek için önerilen birçok endeks arasında en çok kabul göreni Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan “insani gelişmişlik endeksi” dir.
Ekonomik gelişme, aslında ekonomik kalkınmadan çok farklı bir kavram değildir. Daha çok kalkınma aşamasını tamamlamış ve yapısal değişim içine girmiş ekonomilerin durumunu anlatmak için kullanılır. Gelir ve refah sorununu bir anlamda çözmüş olan ekonomilerin, sosyal alanlarda, eğitimde, hukuk alanında, demokraside, kültürel yaşamda ilerlemesini tanımlamakta kullanılır. Birleşmiş Milletlerin “insani gelişmişlik endeksi” bu kavramdaki ilerlemeyi ölçmekte de kullanılır. Kalkınmayı ve gelişmeyi ölçmekte kullanılabilecek bir başka veri seti de Dünya ekonomik Forumu tarafından açıklanan “küresel rekabet raporu”dur.
Ekonomik büyüme, bir ülkede ya da bölgede insan ihtiyaçlarını karşılayacak olan araçlarda ve ürünlerdeki artış olarak tanımlanıyor. Bunu ölçmenin en kestirme yolu bir ekonominin ürettiği ölçülebilir bütün değerlerin piyasa fiyatından karşılığını ifade eden GSYH’da bir dönemden diğerine reel (fiyat artışlarından arındırılmış) bir artış olup olmadığına bakmaktır.
Bu üç tanıma baktığımız zaman büyümenin ötekilerden farklı bir şey olduğu ortaya çıkıyor. Büyüme öteki ikisi için “sine qua non” (olmazsa olmaz) koşuludur. Yani bir ekonomi büyümedikçe, geliri ve refahı artmaz, geliri ve refahı artmayan bir ekonomide yaşam standartlarının artması, eğitimin kalitesinin yükselmesi mümkün olmaz.
Ekonomiler gelişme derecesine göre ikiye ayrılıyor: (1) Gelişmiş ekonomiler, (2) Gelişmekte olan ekonomiler. IMF’nin sınıflandırmasına göre İlk grupta 34 ülke, ikinci grupta 150 ülke yer alıyor.
Gelişmiş ekonomiler kendi içinde üçe ayrılıyor: (1) Çok gelişmiş 7 ekonomi. Bunlar G 7 ülkeleri olarak bilinen ABD, Japonya, Almanya, Kanada, İngiltere, Fransa ve İtalya. (2) Diğer gelişmiş ekonomiler. Bu grupta 23 ekonomi bulunuyor: Avusturya, Belçika, Kıbrıs, Estonya, Finlandiya, Yunanistan, İrlanda, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Portekiz, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya, İspanya, Avustralya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, İzlanda, İsrail, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve İsviçre. (3) Yeni sanayileşmiş Asya ekonomileri. Bu grupta 4 ekonomi yer alıyor: Hong Kong, Singapur, Kore ve Tayvan.
Gelişmekte olan ekonomiler kendi içinde ikiye ayrılıyor: (1) Yükselen piyasa ekonomileri, (2) Gelişme yolundaki ekonomiler. Yükselen piyasa ekonomileri grubunda bazılarına göre 20, bazılarına göre 40 dolayında ülke bulunuyor. Bunlar arasında ön sıralarda yer alanlar Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan, Türkiye, Meksika olarak sayılıyor. Gelişme yolundaki ekonomiler grubu gelişme aşamasından daha çok kalkınma aşamasında bulunan Afrika ve Asya ülkelerini kapsıyor.
Uluslararası karşılaştırmaları sadece GSYH büyüklüğü ya da kişi başına düşen gelirle yapmak bize ülkenin gelişmişlik derecesini göstermez. Toplumun GSYH gibi maddi kaynaklarının yanı sıra eğitim kalitesi, yaşam kalitesi, kültür düzeyi, hukukun saygınlığı gibi maddi olmayan serveti de gelişmişlik derecesi açısından önemlidir. Bunu irdeleyebilmek için elimizde iki farklı kaynak var. İlki Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından hazırlanan İnsani Gelişmişlik Raporu, ikincisi Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Küresel Rekabet Raporu. Her iki raporda da ölçümler endeks kullanılarak yapılıyor.
İnsani gelişmişlik endeksi
Önce Birleşmiş Millet Teşkilatının hazırladığı İnsani Gelişmişlik Endeksini ele alalım (kaynak: UN, Human Development Report 2011.) Bu endeks: Doğumdan itibaren yaşam süresi ve bu yolla sağlık, okulda geçirilen ortalama süre ve bu yolla eğitim, kişi başına düşen gelir düzeyi ve bu yolla yaşam standardını ve sonuçta hepsini bir araya getirerek insani gelişmişlik derecesini ölçmeyi hedefliyor.
2011 yılını kapsayan insani gelişmişlik endeksine göre ilk grupta yer alan ve çok yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip ülke sayısı 47. İkinci grup yüksek insani gelişmişlik endeksine sahip 47 ülkeyi kapsıyor. Türkiye ikinci grubun 45’inci sırasında yer alıyor. Yani genel olarak bakarsak Türkiye, insani gelişmişlik endeksinin 92’nci sırasında bulunuyor. İnsani gelişmişlik endeksi Türkiye’den iyi 91 ülke bulunmasına karşılık 95 ülke bu açıdan Türkiye’den geride yer alıyor. İnsani gelişmişlik endeksi Türkiye’den iyi olan ülkeler arasında Azerbaycan, İran, Ermenistan, Bosna Hersek, Kazakistan, Arnavutluk ve Libya dikkat çekiyor. Türkiye’nin kişi başına geliri bunlardan yukarı olmakla birlikte insani gelişmişlik sıralamasındaki yeri bunlardan geride bulunuyor.
İnsani gelişmişlik endeksi bizde her ne kadar Türkiye’nin gelişmişlik düzeyinde olduğu kanısı uyandırsa da bunun yansımasının farklı olduğunu anlatıyor. Türkiye’nin yüksek bir GSYH’ya (dünyada 227 ülke arasında 17’nci sırada) ve orta düzeyde kişi başına gelir düzeyine (dünyada 226 ülke arasında 86’ncı sırada) sahip olduğunu biliyoruz. İnsani gelişmişlik endeksinde de ortalarda yer aldığını (187 ülke arasında 92’nci sırada) görmüş bulunuyoruz.
Küresel rekabet gücü
Şimdi de Dünya Ekonomik Formunun hazırladığı Küresel Rekabet Gücü tablolarını ele alalım (kaynak: World Economic Forum, The Global Competititveness Report 2012 – 2013.) Bu rapordan Türkiye ilgili önemli verileri derleyerek aşağıdaki karşılaştırma tablosunu hazırladım.
Önce bazı açıklamalar yapayım: (1) Burada 142 ülke sınıflandırmaya alınmış durumda. Gelişmiş ekonomilerin tamamı (34) bu sınıflandırmada yer aldığı halde gelişme yolundaki ekonomilerin bazıları burada yer almıyor. Bu durumda her kategoride ilk 34 arasında yer almak o kategoride gelişmişlik düzeyinde olunduğunu, ilk 34 içinde yer alamamak gelişmişlik düzeyinde olunmadığını gösterir dersek yanlış olmaz. (2) Aynı kabul çerçevesinde bakarsak şöyle bir mantık yürütme de doğru olur: Türkiye, herhangi bir kategoride ilk 34’den ne kadar uzaktaysa gelişmişlikten de o kadar uzak demektir. Yani gelişmişliğe yakınlık başlığını taşıyan sütundaki sayı ne kadar büyükse gelişmişliğe o kadar uzak, ne kadar küçükse o kadar yakınız demektir. Sayı sıfır ise o alanda gelişmiş ekonomiler düzeyindeyiz demektir.
Ortalama olarak baktığımızda Türkiye’nin, en iyiden en kötüye doğru yapılan sıralamada 142 ülke arasında 70’inci sırada yer aldığını görüyoruz. Bu sonuç bizi, gelişmişlik kategorisinden 36 sıra uzakta bir yere götürüyor.
Tablodaki kategorilere tek tek baktığımızda karşımıza şunlar çıkıyor:
5 kategoride gelişmiş ekonomiler düzeyinde bulunuyoruz. Bunlar: Altyapının kalitesi, yerel rekabetin yoğunluğu, tekel karşıtı politikaların etkinliği, işe başlama için gerekli işlem sayısı ve bankaların sağlamlığı.
4 kategoride gelişmişlik düzeyinden çok uzakta olmadığımız anlaşılıyor. Bunlar: Otoyolların kalitesi, finansal hizmetlerin erişilebilirliği, devlet politikalarında şeffaflık ve yatırımcıyı koruma.
3 kategoride gelişmişlik düzeyine ulaşabilecek duruma ilerlediğimiz anlaşılıyor. Bunlar: Sabit telefon hattı sayısı, ilkokullara kayıt oranı ve yeni teknolojiye erişilebilirlik.
8 kategoride gelişmişlik düzeyinden oldukça uzakta olduğumuz görülüyor. Bunlar: Mülkiyet hakları, kamu harcamalarının yerinde kullanılması, elektrik arzının kalitesi, rüşvetin önlenmesi, firmaların etik davranması, okullarda internete erişim oranı, inovasyon ve AR-GE harcamaları.
13 kategoride gelişmemiş olduğumuz ortaya çıkıyor. Bunlar: Fikri mülkiyet hakları, yargı bağımsızlığı, polisin güvenilirliği, denetim standartları, çocuk ölümleri, yaşam süresi, ilköğretimin kalitesi, ortaöğretime kayıt oranı, eğitimin kalitesi, matematik ve fen eğitimi kalitesi, verginin etkinliği, kadının işgücüne katılımı, bilimsel araştırma kurumlarının kalitesi.
Türkiye’nin GSYH’sı 2011 yılsonu itibariyle 772 milyar dolar, kişi başına geliri de 10.000 doların üzerindedir. 2011 yılında yüzde 8,5 oranında büyümüş ve en hızlı büyüyen 15’nci ülke olmuştur.
Küresel rekabet gücü karşılaştırmaları bize Türkiye’nin gelişmişlikten henüz uzakta olduğunu, bu yolda yapması gereken çok şey olduğunu ve bunların ekonomiden çok sosyal alanlarda olduğunu anlatıyor.
Bir ekonominin büyümesi, yani GSYH’sının artması ve dolayısıyla kişi başına gelirinin artması, toplumun refahının artması demektir. Burada bireysel gelir artışının adaletli olması gerektiğini yani gelir dağılımının düzgün olması gerektiğini de vurgulamamız gerekir. Aksi takdirde büyümeden sağlanan gelir artışı sınırlı sayıda grupların eline geçiyorsa o zaman büyümenin gelişmişliğe fazlaca bir katkısı olmaz.
Bu tablonun bize gösterdiği asıl konu, büyümenin gelişmişlik için yeterli olmadığı gerçeğidir. Türkiye’nin GSYH’sı ve kişi başına geliri artmakta ama eğitim kalitesi, yargı bağımsızlığı, fen bilimlerinde ilerleme, kadının işgücüne katılımı, fikri mülkiyet hakları gibi yaşamsal konularda gelişmişlik düzeyi yükselmemektedir. Fikri mülkiyet haklarının korunmadığı, yeterince bilim adamı yetiştirilmeyen yerde icat yapılmaz. Kadının işgücüne katılmadığı yerde kadın erkek eşitliği gelişmez. Eğitimin kalitesinin artırılamadığı yerde bağımsız düşünebilen insanlar yetişmez. Yargının bağımsız olmadığı yerde adalet olmaz. Polise güven olmayan yerde hırsızların sayısı artar.
YAZAR: Mahfi Eğilmez. Mahfi Eğilmez’in kişisel sayfasından bire bir kopyalanmıştır.

Yazıyı Değerlendirin!
Paylaş