Büyüme Rakamı Acı Fren mi?

Türkiye ekonomisine güvenenler ve ekonomideki gelişmleri takip eden yatırımcılar için, kararlarını şekillendirecek bir veri, büyüme rakamı, TÜİK tarafından açıklandı. Verilere göre, Türkiye ekonomisi 2012 yılı geneli itibariyle %2,2 büyümüş oldu.

Ekonomiyi yönetenler ve ekonomiyi yakından takip edenler arasındaki tartışma işte bu noktada başladı.

Önce, maliye bakanı Mehmet Şimşek, küresel ortamdaki ekonomik yavaşlama, AB ülkelerinin içinde bulunduğu krizin derinleşmesi ve Türkiye’nin sınırları yakınında meydana gelen siyasi olumsuzluklara rağmen, ekonominin bu derecede büyümesini başarı olarak gördü. Kendince haklı olabilir. Ancak bu açıklamaya başka bir açıdan bakıldığında şöyle bir sonuç da çıkabilir: Dünya’da “Benim ekonomim güçlüdür, bana bir şey olmaz.” diyen ülkeler bile sapır sapır dökülürken, büyüme rakamları %1’leri zor bulurken, Türkiye’nin bu büyümesini öpüp başımıza koymamız lazım. Çünkü bakanın bu açıklamasına göre açıklanan rakam ve buna bağlı olarak gelişen ekonomik tablo daha da vahim olabilirdi.

Diğer taraftan Ekonomi bakanı Zafer Çağlayan, Türk ekonomisinin, rakip ekonomiler bu kadar güçsüzken fırsatları değerlendirmesi ve gaza basarak büyümesi gerektiğini belirtti ve ardından ekledi : “Büyümede acı fren yaptık.”  Zafer Çağlayan da kendi açısından haklı olabilir. Yine de bil(in)mesi gereken bir şey var. Eğer dünyada ekonomik bir durgunluk varsa, bu ister istemez size de sirayet eder. Biz bu büyümeyi başarılı olarak görebiliriz, tıpkı maliye bakanı gibi düşünebiliriz. Ekonomi bakanı gibi büyümeyi yetersiz olarak görebiliriz.

Beş parmağın beşi bir olmaz diye bir söz var. Aynı olguya iki farklı açıdan yaklaşan, iki bakanın görüşlerinde olduğu gibi.

Nasıl düşünürsek düşünelim, düşüneceğimiz bir şey daha var: Bu büyüme rakamını ortaya çıkaran ya da büyümeyi besleyen olgu net ihracat verisidir. TÜİK verilerine göre, net ihracatın yıllık büyümeye katkısı %4,1. Bununla birlikte, sırf enflasyonist eğilim olmasın diye iç talebin baskı altına alınması sonucu talep daralmasının büyümeye etkisi %-0,6. Başka bir ifadeyle iç talebin kontrolü, büyümeyi 0,6 puan geriye çekti.

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından Mayıs 2006 yılına kadar yaklaşık 22 çeyrek üst üste ve yüksek rakamlarla büyüdüğümüz dönemlerde, büyüme rakamına sadece ihracatın katkısı yoktu. Ekonomik durgunluk ortamından yeni yeni çıkmış ve siyasi bir istikrarı yakalamış olmanın rahatlığıyla tabiri caizse, doymamış iç talebin de etkisi vardı. Ne zaman ki iç talep baskı altına alındı ya da ihracat kalemlerinde oransal ya da mutlak düşmeler yaşandı, ekonomi de yavaşlamaya başladı.

2012 yılı acı fren – gaz tartışmalarıyla geçti. 2013 yılı içinde siyasi anlamda olumlu gelişmeler yaşanır, terör belası sona erer, yurt dışında ekonomimiz nazarı dikkat çekmeye başlar ve buna bağlı olarak enflasyon yaratmadan yurt içi talep desteklenirse, 2002- 2008 yılları arasındaki büyüme rakamlarına ulaşacağımızı düşünüyorum.

Yeter ki 2013 yılı için akıllı ekonomik bir program ışığında ölçülü ve makul hedefler belirleyebilelim, yeter ki sık sık büyüme rakamlarını, enflasyon verilerini v.s revize etmeye çalışmayalım.

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir