Büyüyor muyuz yoksa Büyütülüyor muyuz?

0
1658

Türkiye ekonomisi hakkında hemen hemen herkes ileri – geri söylemlerde bulunuyor. Bazılarına göre dünyanın önde gelen ekonomileri arasında gösterilirken, bazılarına göre 11 yıllık süreç içerisinde %4 civarında bir büyüme gerçekleştiği söyleniyor. %4lük bu büyümenin ise özelleştirme faaliyetlerinden ve satışı yapılan pek çok kıymetten kaynaklandığı, büyüme de gösterilen performansın en büyük sebeplerinden birisi olarak gösteriliyor. Ülke ekonomisinde ki bu büyüme performansı hangi veriyle ölçülürse doğru bir adım adılmış olur acaba? Bu soruyu cevaplandırmadan önce, hükümet ülke ekonomisine ne gibi artılar katmak zorunda, daha doğrusu bir hükümet hangi ekonomik politikayı gerçekleştirirse ekonomide etkili bir kalkınma stratejisi belirlemiş olur:
Maalesef halk ve devlet tarafından benimsenen modelin adı : “SABİT SERMAYE İLE BÜYÜME MODELİ” .  Yani bir ekonomi de devlet yol yapar, köprü yapar, fabrika açar, makine – teçhizat donanımında etkili adımlar atar ve bunun sonucunda verimli bir büyüme gerçekleştirilebilir.  Bu kimilerine göre gayet etkili bir kalkınma stratejisi iken, kimilerine göre etkili olmayabilir; daha doğrusu büyüme olarak gösterilen sistemin hitap ettiği kesime göre büyüme modelinin etkisi de değişebilir. Arabası olmayan için yol ve köprü yatırımının bir artısı olmayabilir, yatırımcı veya girişimci olmayan birisi için hükümetin vermiş olduğu teşviklerin önemi olmayabilir ya da dövizde meydana gelen ciddi reaksiyonların doğrudan orta gelirli bir aile için önemli bir etkisi olmayabilir. Aslında ekonomideki verilerin, o ülke içerisinde yaşayan hane halkı tarafından farklı bir boyut yaratması, o ülke ekonomisinin temelinde problemlerin yattığı anlamına da gelebilir. Bunun en büyük nedeni ise gelir adaletsizliği diyebiliriz. Bir kesim düşük enflasyondan ciddi anlamda etkilenirken, bir kesime hiper- enflasyon boyutunda fiyat artışları etki göstermiyorsa, bir kesimin aldığı asgari ücretten gelir vergisi kesintisi yapılmasına rağmen, ciddi sermaye gerektiren yatırımlardan vergi alınmıyorsa, en fakir ile en zengin arasındaki gelir farkı uçurumlarsa etkili bir büyüme modelinden söz edemeyiz.
TÜRK-İŞ’in yapmış olduğu açlık ve yoksulluk sınırı aslında bu varsayımı ispatlamak için oldukça yeterli bir kanıt olarak gösterilebilir.
Türkiye’deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı: 1.300 TL
Yoksulluk sınırı: 3.682 TL
Asgari Ücret: Net 846 TL
Yani asgari ücretle geçinen 4 kişilik bir aile açlık sınırın bu denli altındayken yapılan 3.boğaz köprüsüne mi sevinsin, İstanbul’da yeni yapılacak havaalanına mı sevinsin, Marmaray’ a mı? Kavşaklara mı? Yoksa duble otoyollara mı?
Tabi ki bu yatırımlar desteklenmemeli demiyorum, ülke ekonomisi içinse ciddi bir önemi olmadığı kanısında da değilim… Tek temennim yapılan yatırımların ve iyileştirmelerin her kesimden bireye hitap etmesi, çünkü büyümek birini fakirleştirirken, birini daha zengin etmek değildir.

Ortak bir soru ise biz büyüyor muyuz, yoksa büyü(tülü)yor muyuz?

YUSUF GÖKHAN YILDIZ

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomide mevsimler büyüme performansı hangi sektörler etkilenir
Paylaş