Mısır ve Suriye eko-politigi üzerine söyleşi

0
3324

MISIR VE SURİYE’NİN EKOPOLİTİĞİ VE TÜRKİYE İLE DIŞ TİCARET HACMİNE YANSIMASI

 

Temmuz ve Ağustos aylarında Mısır’a yapılan ihracata baktığımızda rakamların yılın ilk yarısının çok üzerinde olduğunu görüyoruz. Mısır ekonomisi şuanda üretim yapma konusunda ciddi sıkıntılar çekiyor. Coğrafi yakınlığı bakımından ise Türkiye yakın ve uygun bir tedarikçi durumunda. Gayri resmi boykot çağrılarına rağmen özel sektör Türkiye’den alım yapmaya devam ediyor.

SETA Vakfı Kahire Temsilcisi ve Orta Doğu Uzmanı Can Acun ile Mısır ve Suriye’nin durumu ve Türkiye ile ekonomik ilişkilerine yansıması konusunda bir söyleşi yaptık.

 

Mısır’da cereyan eden olaylar sonrasında adını sık duymaya başladığımız SETA Vakfı’nın faaliyetlerinden ve sizin bu organizasyondaki pozisyonunuzdan kısaca bahseder misiniz?

SETA Vakfı, Türkiye’de ciddi bir kurumsal yapıya sahip en önemli düşünce kuruluşlarından bir tanesi. 10 yıldır uluslararası araştırma merkezi ve düşünce kuruluşu olarak faaliyetlerine devam ediyor. Merkezi Ankara’da olan SETA Vakfı, aynı zamanda Washington D.C.’de ve Ortadoğu’ya ilişkin çalışmaların yapıldığı Kahire ofisinde faaliyet gösteriyor. Bünyesinde siyaset, uluslararası ilişkiler, ekonomi, dış politika, insan hakları gibi bölümleri mevcut. SETA’nın temel pozisyonu, siyasi karar alıcılara alternatif politika önermeleri sunabilmek ve çeşitli konularda araştırmalar yaparak bu çerçevede kamuoyunu bilgilendirmek. Ben de vakfın Kahire ofisinde Ortadoğu araştırmaları konusunda görev yaptım.

Mübareksiz bir Mübarek Rejimi

 Mursi’nin devrilmesinden önceki süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Mısır ordusunun Mursi’yi uyardığı ve görevinden istifa etmesi için süre verdiği kamuoyu tarafından biliniyordu. Mübarek yönetiminin düşürülmesinin ardından çok uzun bir süre geçmemişti. Yeniden bir darbe yapılacağı konusunda kamuoyuna yansıyanlar dışında ciddi belirtiler var mıydı?

Aslına bakarsanız Mübarek yönetiminin devrilmesi sürecini iyi analiz etmek gerekiyor. Her ne kadar Mübarek’in bir halk hareketi tarafından devrildiği düşünülse de son raddede ordunun müdahalesi ile görevden alınmıştır. Bir buçuk yıl boyunca Mısır, Yüksek Askeri Konsey tarafından yönetilmiştir. Mübarek düşürüldü ancak Mübarek’ten kalan devlet bürokrasisi, medya, Kahire burjuvazisi ve tüm yapı eski şeklinde ayaktaydı. Mübareksiz bir Mübarek rejimi ordunun kontrolüyle devam ediyordu.

 

Ordu, sivil örgütler tarafından darbeye mecbur bırakıldı

 

Muhammed Mursi, iktidara geldiğinde de bu anlamda iktidar olmuş ancak muktedir olamamış bir liderdi çünkü ordu, emniyet teşkilatı, yargı bürokrasisi, iş dünyası ve medya tamamen kendisine muhalifti. İktidara gelmesinden itibaren aslında bu unsurlar sekülar ve liberal muhaliflerin de dahil olduğu bir koalisyon oluşturarak bir darbe dizaynı gerçekleştirdiler. Muhammed Mursi hazmedilememişti. Bir yıl boyunca gösteriler, eylemler, grevler ve sivil itaatsizlik gibi şiddeti de araçsallaştıran yöntemlerle Mursi’nin iktidarı itibarsızlaştırılmaya başlandı. Nihayetinde ordu adeta darbe yapmaya zorlandı ve Mursi, Genelkurmay Başkanı Sisi tarafından görevden alındı.

Bu açıklamalardan aslında ordunun direkt olarak Mursi’yi hedef almadığı, daha çok halktan ve diğer sivil örgütlerden aldığı tepkiler doğrultusunda bir darbe gerçekleştirildiğini mi çıkarmalıyız?

Öncelikle ifade edilmesi gereken şu ki, Mısır ordusu, ideolojik anlamda İhvan ve Mursi’ye karşı bir pozisyonda değildi. Ordu, daha ziyade kendi vesayet rejimini ve iktisadi krallığını korumaya yönelik bir tutum sergiliyordu. Zira Mısır GSMH’nın üçte birinin Mısır ordusu tarafından yönetildiği düşünülüyor. Ancak diğer tüm aktörler, Mübarek döneminden kalma eski bürokratik yapı, sekülar/liberal siyasi cenah ve Kahire burjuvazisi Mursi ve İhvan’a yönelik ciddi bir muhalefet sergilediler ve ülkeyi Mursi için yönetilemez bir noktaya getirdiler. Her ne kadar ordunun içerisinde bazı generaller darbe yanlısı tutum sergilemiş olsa da, ordu gelinen süreç içerisinde, hiyerarşik bütünlük, Mursi’nin istifa etmesi ve yeniden erken seçime gidilmesi noktasında duruyodu. Ancak Mursi’nin istifa etmemesi, orduyu ya darbe yapmaya ya da İhvan’ın yanında diğer koalisyona karşı bir pozisyon almaya itti. Ordu ise, daha zayıf olarak gördüğü Mursi’yi devirmekten yana tercih kullandı.

 

Suriyeli mültecilere yönelik tutum insan hakları açısından endişe verici

2011 yılından beri iç karşıklıkla başlayan olaylar artık Suriye’de resmen bir iç savaş haline geldi. 2 milyonu aşkın Suriye’li mülteci olduğu biliniyor. Ancak Mursi döneminde desteklenen Suriyeli mülteciler, son dönemde Mısır tarafından reddediliyor. Bu durumu temel olarak neye bağlamamız gerekiyor?

Aslında Mursi iktidari döneminde Suriyeli mültecilere yönelik tutum kabul edilebilir düzeydeydi. Vizeler kaldırılmıştı ve mülteciler Mısır’a rahatlıkla sığınabiliyordu. Ancak mülteci kampları oluşturulmamıştı. Mısır’a sığınan Suriyeliler kendi imkanlarıyla ve halkın yardımıyla yaşamaya çalışıyorlardı. Ancak darbeden sonra, mevcut yönetim, Mısır’ın Beşer Esad’a yönelik tutumlarını yumuşatmaya başladı. Karşılıklı siyasi ilişkilerini iyileştirmeye başladılar. Diğer yandan Suriyelilere yeniden vize uygulaması getirildi. Daha kötüsü Suriyeli mültecilere karşı, darbeyi destekleyen kesimden ırkçı bir politika başlatıldı. Suriyelilerin, İhvan ve diğer İslami hareketleri desteklediği iddiasıyla, Suriyeli mültecilere yönelik ne yazık ki saldırılar, hakaretler ve dışlamalar başladı. Bu durum, insan hakları açısından çok endişe verici.

 

Suriye’den kaçarak başka ülkelere sığınan 2 milyondan fazla mülteci olduğu varsayılıyor. Bu rakamın büyük çoğunluğu Türkiye’de. Ancak Mısır yalnızca resmi olarak 110 bin mülteci kabul etmiş durumda.

Gayri resmi rakamlara göre Mısır’daki mülteci sayısı 200.000’e ulaştı ancak son dönemdeki baskılardan sonra mülteciler Mısır’ı terk etmeye başladılar. Çoğu Türkiye, Ürdün, Lübnan gibi ülkelere sığınmaya başladı.

Darbe karşıtlarının tamamının Mursi’yi desteklediğini söyleyemeyiz

Mısır’ın istikbalini öngörebilmek için muhalifler ve darbe yanlılarını yüzdeye vurmak gerekirse Mursi’yi destekleyen kesimin oranı nedir? Darbe yönetiminin kontrolü daha ne kadar elinde tutması bekleniyor?

Muhalifler ve darbe yanlılarını oranlamak çok mümkün değil ancak bir eğilimden bahsedebiliriz. Sürecin başında darbeyi destekleyenler bunu bir devrim olarak lanse ediyorlardı. Belki toplumun yarısı bu sürecin yanında yer alıyordu. Mursi, itibarsızlaştırılmış ve kamuoyu kamplaştırılmıştı. Ancak darbeden sonraki süreçte katliamların yaşanmaya başlaması, ordunun soğuk yüzünün hissedilmeye başlanması, sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi, Mübarek’in serbest bırakılması gibi olaylar ve olgular sonrasında darbe karşıtlarına destek artmaya başladı.

Bu durumu Mursi’yi destekleyenler ve ona karşı olanlar olarak değil de darbeyi destekleyenler ve darbeye karşı olanlar şeklinde baktığımızda darbe karşıtlarının oranı çok daha yüksek ve her geçen artıyor. Ancak halen darbeyi destekleyen ciddi bir toplumsal taban mevcut. Darbe karşıtlarının tamamının Mursi’yi desteklediğini söyleyemeyiz. Demokratik çerçevede seçilmiş bir liderin görevinden alınması olgusu toplumsal tepkinin asıl nedenidir. Darbe karşıtı ulusal koalisyonun yapısına baktığımızda zaten daha önce Mursi’ye destek vermemiş ve muhalif olmuş birçok farklı oluşumun bir araya geldiğini görüyoruz.

SURİYE VE MISIR İLE İLİŞKİLERİN DIŞ TİCARETİMİZE YANSIMASI

2011 yılından bu yana ölümlerin her gün arttığı ve son olarak kimyasal silah kullanımı gerçekleştirildiği iddia edilen Suriye’ye yönelik Dışişleri Bakanlığı’nın uyguladığı 9 maddelik bir yaptırım paketi var. Bu yaptırımlar daha çok Suriyeli bazı bürokratların Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulması, askeri malzeme tedariğinin durdurulması, Suriye Merkez Bankası ve Ticaret Bankası ile olan ilişkilerin askıya alınması gibi maddelerden oluşuyor. Buna karşılık, Esad ise uluslararası hukuka aykırı olarak Türkiye ve Suriye arasındaki serbest ticaret anlaşmasını durdurdu ve Türkiye’den ithalatı durma noktasına getirdi.

2010 yılında Suriye’ye yaptığımız toplam ihracat rakamı 1,85 milyar dolarken, 2011 yılında 1,59 milyar dolar ve 2012 yılında 504 milyon dolara kadar düştü.

Türkiye ise henüz Suriye’den yapılan ithalatlara karşı benzer bir tutum sergilemedi. Ancak son olarak Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan Suriye’nin bu yaklaşıma bir son vermemesi halinde misli bir uygulamaya gidileceğini ve Suriye’den yapılan 800 milyon dolara yakın ithalata engel koyacaklarını belirterek gözdağı verdi.

Mısır henüz Suriyeleşmiş bir ülke değil

Mısır’daki darbe yönetimi, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mansur’u geçici lider olarak göreve getirdi, ancak bir süre daha yerini Mursi’nin görevine iade edilmeyeceği aşikar olduğundan yerini yeniden demokratik yollarla seçilecek bir lidere bırakmazsa, Türkiye benzer bir yaptırımı Mısır için de uygulamaya koyar mı?

Mısır henüz Suriyeleşmiş bir ülke değil. Suriye’de binlerce insan katledilmiş ve ülke bir iç savaş atmosferine girmişti. Mısır’da yaşanan ise bir darbedir. Dünyadaki ülkelerden farklı olarak ise Türkiye, bu yapılan darbeyi “darbe” olarak nitelendirmekten çekinmemiş bir ülke. Ancak biz her ne kadar darbe aktörlerini kınamış olsak da diplomatik ilişkilerimizi kesme noktasında bir adım atmadık. Yalnızca büyükelçimizi istişare amaçlı geri çektik. Diplomatik anlamda varlığı halen devam ediyor. İktisadi anlamda Türkiye, Mısır’a bir yaptırım uygulamadı. Bu anlamda bir yaptırımın da söz konusu olacağını düşünmüyorum. Yalnızca Mısır ordusuna daha önce sağlanan askeri envanterlerin iptali söz konusu olabilir.

 

Mısır ile 5 milyar dolarlık ticaret hacmimiz devam ediyor

 

Mısır ile 5 milyar dolarlık ticaret hacmimiz devam ediyor. Bunun ağırlığı Türkiye’nin ihracatı kaleminden oluşuyor. Diğer yandan, Mısır’da 2 milyar dolarlık Türk işadamlarının yatırımı mevcut. Bu yatırımlar sayesinde 50.000’den fazla Mısırlı istihdam ediliyor. Mısır’da yaşananlar istikrarlı bir seviyede düzelme eğilimine giderse Türkiye ile iktisadi açıdan bir gerilemeye gidileceğini düşünmüyorum. Lakin, Mısır adım adım Suriyeleşir ve kaotik bir çatışma ortamı oluşursa, rejim halkını katlederse yetkililerimizin Suriye’de olduğu gibi Mısır’a da yaptırım uygulama durumu söz konusu olabilir. Bu doğrultuda ticari ilişkilerin de etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

 

Mısır Ticaret Odaları Türk ürünlerine boykot çağrısı yapıyor

 

Şuan ise durum tam tersine. Mısır’daki darbe rejimi, Türkiye’nin darbe karşıtı tutumu nedeniyle ticari ilişkileri sarsacak gayri resmi uygulamalara gidiyor. Ticaret odaları, üyelerine Türkiye’den ithalat yapılmaması için çağrıda bulundular. Türk ürünlerinin boykot edilmesini istediler. Türkiye ile ticari ilişkileri zedeleyecek resmi yaptırımlar yok ancak bir takım zorlaştırmalar söz konusu. RO-RO seferleri daha zor bir şekilde işliyor. Türk işadamları faaliyetlerinde baskı hissediyorlar. Gümrüklerde Türkiye’nin özellikle demir ihracatına yönelik anti-damping vergisi uygulanmaya başladı son dönemde. Buna benzer gümrük tarifeleri de Türkiye’nin ihracatını zorlaştırıyor. Mısır’ın ekonomisine baktığımızda ise iktisadi açıdan bir kriz içerisinde olan bir yapı söz konusu. Dolayısıyla Türkiye’ye ile ekonomik ilişkilere yönelik Suriye’nin uyguladığı gibi bir yaptırım teknik olarak çok mümkün değil.

 

Mursi’nin Türkiye hükümeti ile yakın ilişkileri ihracatımızı arttırdı

 

Mısır’a yaptığımız ihracat rakamlarına baktığımızda 2010 yılı kümülatif ihracat rakamı 2,32 milyar dolar, 2011 yılı 2,85 milyar dolar. 2012 yılına baktığımızda sürpriz bir şekilde 3,7 milyar doların üstüne çıktığını görüyoruz. Boykot çağrıları ve gümrük tarifelerine rağmen 2013 yılı ilk 8 ay toplam ihracat rakamı 2,32 milyar dolar. Bu oranda devam ederse 2012 yılı ihracat rakamına ulaşması hatta geçmesi muhtemel görünüyor. Bu rakamları Mısır’ın eko-politiği çerçevesinde analiz edersek nasıl bir sonuç çıkar? Zira, Mursi’nin iktidara gelmesinden sonra Mısır’a yapılan ihracatın rakamı ciddi oranda artış kaydetmiş olarak görünüyor.

 

Mursi’nin Türkiye hükümeti ile yakın ilişkileri ve artan ticaret hacmi o dönemde Türk işadamlarının da ülkeye olan ilgisini arttırdı. Birçok işadamları dernekleri oluşturuldu ve ortak çalışmalar yürütüldü. Bunlar da ihracat hacminin artmasını sağladı. Diğer yandan Mursi döneminde Mısır ekonomisi belirli bir istikara sahip olmuştu. Bu da göz önünde bulundurulması gereken bir faktör. Türk işadamları halen Mısır’a yatırımlarını artırmaya devam ediyorlar. Onların Mısır’daki faaliyetleri ve Türkiye’den yaptığı alımlar da aslında son dönemdeki artışın kaynağı olabilir.

Mısır’daki siyasi gelişmelerin nereye gideceği hem ülkenin kendi ekonomisini hem de Türkiye ile hem diplomatik hem de ticari ilişkileri etkileyeceği aşikar. Kaotik bir ortamın sürmesi durumda hem çöküşe giren ekonomi sebebiyle pazar alım gücünü kaybedecek hem de Türkiye ile ilişkileri gerecektir.

 

Mısır-Türkiye ekonomik ilişkilerinin gidişatı, Mısır’ın politikası ve bu doğrultuda Türkiye ile ilişkilerin dengesine bağlı

 

Temmuz ve Ağustos aylarında Mısır’a yapılan ihracata baktığımızda rakamların yılın ilk yarısının çok üzerinde olduğunu görüyoruz. Mısır ekonomisi şuanda üretim yapma konusunda ciddi sıkıntılar çekiyor. Coğrafi yakınlığı bakımından ise Türkiye yakın ve uygun bir tedarikçi durumunda. Gayri resmi boykot çağrılarına rağmen özel sektörün Türkiye’den alım yapmaya devam etmesi ve darbe sonrası iç karışıklık sebebiyle Türk yatırımcıların da durdurdukları üretimi telafi etmek için Türkiye’den alım yaptıklarını varsayarak Mısır’la son dönemde oluşan dış ticaret hacmini doğru analiz etmek gerekiyor. Bundan sonraki Mısır-Türkiye ekonomik ilişkilerinin gidişatı ise, Mısır’ın politikası ve bu doğrultuda Türkiye ile ilişkilerin dengesine bağlı.

 

Darbe rejimi Türkiye’nin ihracatını riske atamaz

 

Suriye’deki iç savaş halinin, Türkiye’den Körfez ülkeleri ve Kuzey Afrika’ya yapılan ihracatlarda ucuz ve daha kısa süreli olarak kullandığı kara ve deniz yolunun tehlikeli hale gelmesi sebebiyle, Mursi’nin iktidara gelmesinden sonra Mısır üzerinden yapılmaya başlanması ve iddialara göre geçişlerde Mısır ordusunun araçlara eşlik etmesi, güvenliğini sağlaması Türk ihracatçılarının sorunlarını giderir nitelikteydi. Burada değinmek istediğim tezat bir nokta var. Türkiye’nin Mısır’daki darbe yönetimine karşı bir tutum sergilemesi ve bunun sonucunda resmi olmasa da Türkiye ve Türk mallarına karşı yapılan boykot çağrıları gündeme geldi. Ancak buna rağmen ordunun halen alternatif geçiş hattı olarak kullanılmaya başlanan Mısır üzerinden ihracata engel koymadığı ya da benzer menfi bir tutum sergilemediği biliniyor. Bu durumla ilgili Mısır ordusunun Türkiye’nin Körfez ihracatı bu alternatif güzergahtan rant sağladığı sorusu akıllara geliyor. Bu tezat durumu nasıl değerlendirmeli ve yakın gelecekte bu tutumla ilgili herhangi bir değişiklik ihtimalini göz önünde bulundurmalı mıyız? Zira bu hat üzerinden diğer Arap ülkelerine milyarlarca dolarlık ihracat yapılıyor.

 

Mısır ordusu, darbe gerçekleştirmesine karşın halen ekonomik rasyonalitesini kaybetmedi. Türkiye ile siyasi ilişkiler ciddi gelgitler yaşasa da bu durum ekonomiye direkt olarak yansıtılmamaya çalışılıyor. Karşılıklı ticaret ve ilişkilerden iki tarafın da yararlandığı konusu göz önünde bulundurulmalı.

Sizin de ifade ettiğiniz gibi Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile yaptığı ithalat ihracat hatlarının zarar görmesine sebebiyet verdi.  Sonuç olarak Türkiye’nin dış ticaretini doğal olarak olumsuz yansıdı. Mısır ile başlatılan Ro-Ro seferleri buna özellikle körfez ülklerine tekrardan rahat erişim adına önemli bir alternatif oldu. Mısır ile yaşanan siyasi gerginlik bu hattı da risk altına aldığı ve son dönemde Ro-Ro seferlerinin yavaşlatıldığı bilinse de, şuan gelinen noktada iktisadi ilişkilerimizi zedeleyecek ölçüde tarafların hareket edeceği düşünülmüyor.

Mısır’da darbe aktörleri, özellikle askerler kendi yaratttıkları iktisadi krallığın üstünde ekonomik çıkarlarını önceleyen aktörler, dolayısı ile kendilerine ciddi zarar verecek mahiyette bir adım atmayacaklardır.

 

Esra Öztürk

Eylül 2013, İstanbul

 

https://twitter.com/Exponomist

 

 

Yazıyı Değerlendirin!
Paylaş