DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları

Terör örgütü DAEŞ, AB ülkeleri olan Fransa’da, Almanya’da, Belçika’da terör eylemleri yapmıştır. Her terör örgütünün bir hamisi vardır tezi DAEŞ için tartışmaya açık ve iyice ele alınması gereken bir konu olarak düşünülmektedir. Çünkü bu örgüt kendi içerisinde karmaşık bir yapıdadır ve birden fazla devletten, örgüte katılım olmaktadır. Örgüte katılanların arasında birçok emekli asker olduğu göz önünde bulundurulursa, örgüt içerisinde birçok istihbarat ajanının etkin olduğu düşüncesi ağırlık kazanmaktadır. Nitekim Batılı İstihbarat örgütlerinin sahadaki rolü hakkında fikir sahibi olmak için şu bilgi önemlidir. Merkezi New York’ta bulunan Soufan Group isimli stratejik araştırma merkezinde görevli eski İngiliz diplomat ve istihbaratçı Richard Barrett’in Haziran 2014’te yayımladığı “Suriye’deki Yabancı Savaşçılar” raporu örgüte yabancıların katılımının arttığını gözler önüne sermektedir. Rapora göre Suriye’deki çatışmaların başladığı tarihten itibaren 12.000 yabancı savaşçı destek için örgüte katılmıştır. Bu katılımın yüzde 25’ini Batılı devletlerden giden katılım oluşturmaktadır. Yine bu rapordan alınan bilgilere göre örgüte Türkiye’den 400, Fransa’dan 700 ve İngiltere’den 400 kişi katılarak görev almıştır. Fransa ve İngiltere’den katılanların ise hepsi sonradan Müslüman olan ve kendisini cihatçı olarak deklare etmiştir. Bu durum gerçekten Avrupa gizli servisleri İngiliz MI6, Fransız DGSE, Alman BND gibi örgütler tarafından bilinmemekte midir? Biliniyorsa bu katılımları önlemek için neler yapılmıştır? Ülkelerinde sosyal medya üzerinden örgütlenen bu katılımcılar görmezden mi gelinmektedir? Ne yazık ki bu kişiler kendi ülkeleri tarafından belirli bir strateji dâhilinde hareket etmiş ve ediyor olabilirler. Netice olarak bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği ve mücadele ediyor gibi göründüğü DAEŞ ile en çetin mücadeleyi, geçtiğimiz günlerde El-Bab şehrinin bir kısmını ele geçiren Türk Ordusunun en seçkin birlikleri olan Bordo Bereliler vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele ederken istihbarata ve desteğe ihtiyaç duydukları bir dönemde yalnız bırakıldığını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirmiştir. Bu karmaşık örgütle mücadele zor gibi görünse de imkânsız olduğunu söylemek doğru olmasa gerek. Türk İslam Tarihinin, gurur ve şeref dolu birikimiyle bu tür parazit oluşumların üstünden gelmekte zorluk çekmeyeceğine inancımız tamdır.

Sonraki yazılar için takipte kalınız. Saygılarımla.

Kaynakça:

1-Asci, B. (2015) “Avrupa Işid’e Katılımlara Neden Önlem Almıyor” , 21. Yüzyıl, 77,20-23

2-Bal, İhsan. Terörizm: terör, terörizm ve küresel terörle mücadelede ulusal ve bölgesel deneyimler. Vol. 12. USAK Books,

3- http://www.ahaber.com.tr/dunya/2014/09/07/avrupalilar-neden-iside-katiliyor Erişim Tarihi: 31 Aralık 2016

4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_ve_%C5%9Eam_%C4%B0slam_Devleti Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

5- http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/04/14/29-alman-askeri-daese-katilmis Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

 

DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları
7 3

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış

Türkiye her zaman ki gibi gündem olarak çok hareketli günler geçirmekte. Hem içeride yaşanan ekonomik anlamda doların TL karşısında yükselişi , siyasi ve politik anlamda şehit cenazeleri, terör olayları patlamalar , Rus Büyükelçisine suikast derken bu zor günlerden geçmekteyiz. İsterseniz önce ekonomik anlamda doların gidişatına değinelim. Dolar şu an 3.53 TL durumda . Her şey Trump’ın Başkanlık seçimini kazanmasından sonra başladı. Aslında Amerika’daki think-tank yani düşünce kuruluşları Hilary Clinton’nın Abd ekonomisi için daha iyi olacağını düşünseler de piyasalar Trump’ın başkan olmasını oldukça iyi karşıladı ve doların gelişmekte olan piyasalarda(Türkiye de dahil) ezici bir üstünlüğü söz konusu duruma geldi. Amerikan Federal Rezerv Bankası ( Fed ) in de elinde bir de faiz aracını da düşünürsek herhangi bir faiz arttırımı, 3.60 seviyelerin üzerini görme durumunu bize gösterebilir. Bu da hem kamu hem de özel sektörün dolar ile borçlandığı ülke veya şirketlere borcunun katlanarak artması demektir. Peki dolar arttı TL ucuzladı. TL para biriminin de fiyatı düştü ve TL olan mallarımız da ucuzladı. Bu ihracatımıza niye yansımıyor ve ihracat yapabilir miyiz sorusunu akla getiriyor.Ama gerek dış ticaret yaptığımız Avrupa veya Dünya ülkeleriyle politik olarak kriz yaşamaktayız. Ve mallarımız ne kadar kaliteli diye kendimize sormalıyız. Avrupalıya cazip gelecek bir fiyat var ama mal kalitesi şüpheli olduğu için ihracatımıza doğrudan olumlu yansıyacağını düşünmüyorum. Merkez Bankasının acilen kuru kontrol altına alma silahı olan ‘faiz’ bir an önce kullanılmalı çünkü her olay da olduğu gibi ekonomide de zaman kavramı çok önemlidir. Yaraya zamanında müdahale etmezseniz oluşan yara başka yaralara da sebebiyet verebilir. Siyasi iktidarın Merkez Bankasına faizleri düşür baskısıyla Merkez Bankası, bu baskı altında nasıl bir karar alacağı merak konusu ama yetkinin Merkez Bankasına bırakılması şart. Ekonomiyi de ekonomiden anlayanlar konuşmalı tartışmalı veya demeç vermeli. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ ın doların yükselişi 20 Ocak’a kadar sürecek diyerek süre vermesi doları talep eden yabancı yatırımcıya da güven aşıladı ve maalesef TL’yi olumsuz yönde etkileyecek bir açıklama oldu. Trump’ a dönelim. Trump göreve 20 Ocak’ta başlayacak. Ve başladıktan sonra da Trump seçim zamanı yaptığı konuşmalar da bir sürü projeden ve yapacaklarından bahsetmişti. Demek ki bu kamu harcamalarına yöneleceğine işaret ediyor. Kamu harcamalarına yönelirse Trump, bu enflasyonu da arttıracaktır ve artan enflasyon ile birlikte Abd deki faizleri de arttıracaktır. Eğer Merkez Bankamız doları 3.20-3.30 seviyelerine getirmezse çok zorlu zamanlar bizi bekliyor. Fakat gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz Orta doğu coğrafyasında ki patlamalar, katliamlar, iktidar değişimleri, darbe girişimleri gibi politik olaylar fazlasıyla ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor ve bu da dolar karşısında para birimimizi geri plana itiyor. Dünya üzerinde ki yatırımcı da parasını ülkemizden ya çekiyor ya da başka bir ülkeye gidiyor veya yatırım için ülkemizi tercih etmiyor. Ülke ekonomimiz serbest piyasa ekonomisine dayalı atomisite ve mobilite koşullu bir piyasa bu ortam da yatırımcıya fazlasıyla ihtiyacımız var . Yapısal reformlar çare mi? Kesinlikle. Yapısal reformları şöyle anlatalım. Bir ülkenin her türlü olumsuz gelişmeyi kaldırabilmesi bunu karşılayacak bir sisteme sahip olması için tekrardan yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Örneğin cari açığı düşürmeliyiz, ithalatı düşürmek veya ihracatın ithalatı karşılama oranını arttırmalıyız. Büyüme , işsizlik, enflasyon , sosyal transfer harcamalarına , hukukun bağımsızlığı ve egemenliğine, eğitimde tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi köklü reform, Teknoloji Bilim Sanayi ve Arge konusunda ayrılan payın arttırılması, Liyakat sisteminin gelmesi ve otarşik bir yapıya gelmeye yakın olması istenen tablo. Bir an önce yapısal reformları hayata geçirmek zorundayız yoksa ülke olarak orta gelir tuzağı ile uğraşmaya(10 bin dolar) üretimdeki kapasitenin artmaması bu da büyümeyi, üretimin düşmesi ihracatımızı arttırmamızı ve dışarıdan ürün almamızı da engelleyecek bir takım gelişmeleri de kötü yönde etkileyecek bir dış politikadan uzak durulması gereklidir. CBA yani Nba ‘nin anayasası toplu iş sözleşmesi ne verilen ad. Nba de 1998 ve 2010 da olmak üzere 2 defa oyuncular lokavta gitti yani orda çalışma ücretleri ve çalışma koşulları konusunda Nba yönetimi ve Oyuncular birliği başkanı Chris Paul anlaşamamış bir çok Nba oyuncusu Amerika’yı terkedip kısa süreli kontratlarla Avrupa’ya gelmişti bunlardan birisi de Ünlü Nba yıldızı Deron Williams’ın Beşiktaş a gelmesiydi.  Carmelo Anthony ne kadar bu sefer de anlaşmayı zor olarak görse de anlaşma bu hafta içerisinde gerçekleşti. Ve anlaşılan maddeler kamuoyuna yansıdı. Tek tek maddeleri yazma taraftarı değilim . Nba bu sene inanılmaz anlaşmalara imza atarak bu sene ki kazancını 6 milyar dolar lık bir pasta payına kadar çıkarmakta. Yani bunu bizim Fransa’dan yaptığımız ithalat kadar düşünebilirsiniz. Bir spor organizasyonun bu noktalara gelmesi korkunç. Tabi artan gelirler kulüplere ve oyunculara yaptıkları transfer trade(alım-satım) anlaşmalarında max kontratlar konusunda bir çok düzenleme yapıldı. Nba’ye girme yaşı hala 19 da kaldı.(Nba 20 yaşını istese de gerçekleşmedi.) Anlaşmayı oyuncular Nba yönetimine diz çöktürdü desek daha doğru olacak. Özellikle Chris Paul , Carmelo Anthony ve Lebron James yönetimindeki oyuncular birliği neredeyse bütün isteklerini Nba başkanı Adam Silver a kabul ettirdiler.Böyle önemli bir organizasyonun gittikçe büyüyen bir pastanın tekrardan 1998 de ve 2010 da yaşadığı krizi yaşamaması için ellerinden gelen özveriyi gösterdiklerini düşünüyorum.

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış
9 3

Ne aradılar:

  • nba ekonomisi

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri

Öncelikle Ankara’daki patlamada hayatını kaybeden 28 vatandaşımızın ailelerine başsağlığı ve yaralılarımıza acil şifa dileyerek cümlelerime başlamak istiyorum. Ekonomiden daha önemli şeyler de var ‘insan hayatı’ gibi. Ama maalesef daha da kötüsü böyle facialara alıştırılmış bir toplum olmak o her şeyden daha da kötü olsa gerek. Umarım artık bu ülkede ‘insan hayatının’ önemi anlaşılır ve gerekli istihbarat güçleri bombalar patlamadan eylemler olmadan önce haberdar olurlar da bu insanlar sokaklara bu korkuyla çıkmazlar. Tabi anlayana.

Konumuza gelecek olursak biliyorsunuz ki ülkemizin cumhurbaşkanının zamanında ‘Kardeşim Esad ‘ ile başlayan serüven Katil Esad ‘ a kadar ilerledi. Araları bozuldu. Kanlı bıçaklı oldular. Tabi iki ülke ilişkiler bundan fazlasıyla zarar gördü hem ekonomik hem de diplomatik açıdan zararları olduğu gayet açık. Komşunuzla iyi olmak zorundasınız. Uzağa mal satabilecek gücünüz var mı kendiniz mi üretiyorsunuz gibi sorular gelebilir bizim ülkenin büyüklerine tabi ki de bu konuda sessiz kalacaklarına eminim. Çünkü daha önceki yazılarımda dile getirdiğim gibi ithal girdiği dayalı bir ihracatımız var. Yani malımızın alet edevatın bir kısmını dışardan ara mal olarak ithal ediyorsun sonra bu parçaları birleştirip dışarı ihraç ediyorsun ama ihraç ederken dışardaki ülkenin vergi gümrüğü derken o sattığın malın bedeli ya vergiye ya da onu birleştirmek için kullanılan ara mal ithalatına gidiyor. Komşu ülkeler bu konuda daha hesaplı davranabiliyor petrol konusunda İran örneğinde olduğu gibi. Suriye’ de uzun zamandır bir Işid tehdidi sürmekte. Işid petrol kaynaklarını ele geçirmek için silahlanarak hem Suriye Ordusu hem de Rus askerleri ile çatışmak zorunda kalıyor. Nato ve BM’nin  Işid tehdidi karşısında Nato birliğindeki ülkelere çağrı yaparak Işid tehdidine karşı tek yürek olalım çağrısında bulundu. Dünya devletleri orada . Herkesin bir çıkarı var. Amerika hem Esad rejiminden rahatsız hem de Petrol ü kendisi ele geçirmenin peşinde. Türkiye : Esad ve Suriye içerisinde bulunan YPG terör örgütünün yok olmasından yana. Rusya ise Esad’ın yanında ve Işid’ den kurtulmak istiyor. Herkesin ortak bir amacı var Işid ‘ den kurtulmak. Bunun yanında rejim değişikliği isteyen Türkiye ve Ruslar karşı karşıya. Rus uçakları Türkiye Suriye sınırında keşif yaptığı sırada Türkiye hava sahası ilan edilmesinden sonra Rus uçağı düşürüldü. Ve diplomatik kriz daha da büyüdü. İki ülke ilişkileri tıkanmış durumda. Rusya düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla Türkiye’nin yok olmasını istediği YPG in Moskova da büro açmasına izin verdi. Amerika ise Işid ile savaşta kendisine yakın gördüğü YPG ile silahlı mücadeleyi sürdürmekte ve Türkiye ile araları bu sebepten bozmuştur. Kısacası herkes kendi isteklerini Suriye üzerinden diretmekte.  Suriye halkı ne düşünüyor kimse sormuyor. Suriye’nin geleceğine yine Suriye Halkı karar vermelidir şahsi fikrim. Bu savaş ortamlarında hem Türkiye’de hem Amerika ‘da borsa inişli çıkışlı.’ Güvenli Liman ‘ olarak adlandırılan altın ise son zamanların en büyük çıkışını kaydetti. Altında gramın 120 lira çeyreğin ise 198 lira ya gelmesi an meselesi. Borsa 73 bin seviyesinden ve dolar da 2.96 seviyesinden işlem gördü. Fed in kademeli de olsa faizleri arttırma ihtimali olması ise doların TL’yi baskılamasına devam ediyor. Ve Türkiye’deki  Doğu da süren çatışmalar ve ülkenin olası Suriye’ye askeri harekatı ihtimali ise Doların 2.95 ile 3.00 arasında işlem görmesine neden oluyor.

Emtialar da durum ne peki? Petrol  de arz yönlü konuşmalar sürdükçe Brent Petrol  ün varil fiyatı 33 dolar seviyesinde. Bu da Petrol İhraç eden ülkelerinde İhracat rakamlarına olumsuz yansımakta. Madem az fiyattan satıyoruz bari arzı arttırıp bol bol satalım diye uğraşmaktalar fakat bunlarda üretilen malın fiyatını olumsuz etkilemekte. Ve petrolün bu seviyelerde olması  gelir kalemini sadece buna bağlayan Suudi Arabistan Kuveyt gibi ülkelerin önünü kapatıyor. Bir de Suriye’ye olası kara harekatı  durumu bulunun Suudiler petrol ü olumsuz etkileyen Işid güçlerine karşı Türkiye gibi Katar gibi ülkelerle birlikte saldırma yapması gündemde. Türkiye’nin özellikle müttefiki Amerika ve fazlasıyla ihracat ve ithalat yaptığı ve Türk turizmini canlandıran Ruslarla arasının kötü olması bizi her yönden kötü etkileyecek gibi görünüyor. Orta Doğu çok karışık durumda petrol doğal gaz dolar terör olayları mezhepsel olaylar derken çok karışık bir coğrafyanın tam göbeğindeyiz umarım devlet politikaları insanların canını tehlikeye atmaz.

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri
2 2

Ne aradılar:

  • suriye krizi ve dünya

Büyüdükte Ne Oldu ?

Türkiye ekonomisi şok bir büyümeyle 2015 yılının 3.çeyreğinde %4  büyüdü. Beklenti %2.8 civarındaydı. Fakat beklentilerin çok daha üzerinde gelmesi piyasaları oldukça şaşırttı. Bu beklentilerin dışında ve çok iyi gelen büyümenin arkasında sebep ne peki? Öncelikle Türkiye 3.çeyreğinde seçim maratonundaydı daha doğrusu Haziran seçimlerinde koalisyon çıkmasıyla ve tek başına iktidar kurulamamasıyla, erken seçime gidildi ve en yakın tarih olarak 1 Kasım belirlendi. Bu zaman boyunca artan belirsizlikler dışarda yatırım kararlarını etkilese de iç piyasa da talebin ne denli arttığını göstermekte. Devletin yaptığı kamu harcamalarını da sayarsak iç talep canlandı. Tarım sektörü en fazla büyümeden etkilenen sektör olurken %11 civarında bir büyüme elde ederken onu sanayi sektörü ve hizmet sektörü izlemekte.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek; cari açık/GSYH %3 ‘e düşürmek istediklerini söylese de ihracat rakamlarının düşüklüğü ve son zamanlarda kavgalı olduğumuz ihracatçı dostumuz Rusya ile azalacak ihracatı düşünürsek  bunun da cari açığa yansıyacak olması aşikar. Eğer doğal gaz da Rusya ile sorun olursa ithalatı kısacağımız fakat daha ucuz olan Katar’a gideceğimiz konuşuluyor. Rusya’ya yaptığımız meyve sebze ve giyim ihracatını başka bir ülkeye kaydırarak bu ihracat açığımızı kapatmamız şart. Devlet Başkanları her geçen gün keskin cümleler kurdukça köprüler atılmaya yüz tutmuş durumda. En kısa zamanda ülkelerarası bu sorun çözülmezse hem siyasi hem ekonomik açıdan sıkıntılara gebe olacağı açık.

Peki bu büyüme kuru nasıl etkiledi? Kur da pek bir oynama olduğunu söyleyemeyiz. Dolar/TL 2.95 seviyelerinde. Aslında hem Türkiye’den gelen 3.çeyrekte beklenmeyen büyüme rakamlarındaki artış hem de Amerika’daki işsizlik maaşı başvurularındaki artışın Dolar/TL ‘i bir nebze aşağı çekeceği umuduna sahip olanlar bekledikleri düşüşü göremediler. Bu da Türk ekonomisinin kırılgan olmasından ve yaşanılan artışların spekülatif olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmakta. Türk ekonomisinin potansiyel büyüme hızı %5 olarak görülür. Bu veya bunun üzerinde büyüme yakalasın ki artık etkilenen değil etkileyen bir ekonomi haline gelsin. Yoksa dışa bağımlı tüketen tasarruf yapmayan üretmeyen bir ekonomi ile ne cari açığı ne de büyümeyi ne de buna paralel olarak işsizliği belli bir noktalara getirmesi zor görünüyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Sükunet

Ülkece hepimizin başı sağolsun diyerek başlamak istiyorum izninizle.Ülke gergin. Siyasetçisinden yazarına, esnafına , öğrencisine , akademisyeninden, doktoruna , avukatına , mühendisine mimarından öğretmenine daha bir çok meslek grubundan insanına. İçi yaralı ve mutsuz kaygılı. Bu ortamda yazı yazmak ne kadar anlamsız olsa da daha güçlü daha sabırlı ve sükunet içinde birlik ve beraber içinde kardeşçe yaşamaya çalışmalıyız.Deneyelim artık çok can gitmedi mi? Çok ağlayıp üzülmedik mi ? İçimiz parçalanmadı mı? Yeter kardeşim bir yerden başlayalım…Birimiz değil . Hepimiz..  Koalisyon sonucunda 3 tl nin üzerine çıkan dolar son günlerde 2.90 nın altına kadar inmeye başladı.Bunda Amerikan’ın yani Fed in faiz i arttırmaması ve kurdaki volatilite den kaynaklanmakta.Doların önceki gibi 2.50 lere kadar inmesi için hükümetin kurulması reformların hayata geçirilmesi makro ekonomik politikaların uygulanması ve iktisadi kurumların alacağı kararlar ile ülkemizde süregelen güvenlik endişelerinin bir an önce kalkmasından geçmekte.Komşularımızında siyasi ve ekonomik anlamda şaha kalkmaları bizim için çok önemli.Özellikle yanı başımızda olan Suriye’deki Işid tehdidi ve diğer terör örgütlerinin çatışmaları , ülkedeki seçim ortamı hükümetin belirsiz olması yatırımları geciktirmekte.Üreten bir ekonomiye sahip değiliz . İthalata dayalı bir ihracatımız var , ara mal ithalatımız çok fazla. Kısalım diyoruz, ithalat düşüyor ama verilere bakınca ihracatımızda düşüyor. Eğer başka ülkelerin mallarını alıp onları satma gibi bir politikamız yerine kendimiz üretsek dışarı satsak İhracat ın İthalatı karşılama oranı fazla olucak bu da cari açığa yansıyacak.Ve artan üretim kapasitesi, refahı yükseltip işsizliğe yansıyacak büyümeye başlayacağız. Ama maalesef ARGE yatırımlarımız çok düşük teşvikler az. Devletin,insanların teknoloji konusunda yapacağı projelere destek vermesi şart. Aziz Sancar ı tebrik etmek istiyorum Türkiye’den ilk kez bilim adına Nobel kazandı.Fakat bakıyorsunuz Aziz Sancar Türkiye’de doğmuş fakat çalışmalarını yerleştiği ve vatandaşı olduğu Amerika ‘da yapmak zorunda kalmış. Türkiye’de olsa sizce bunu başarabilir miydi sizlere bırakıyorum bunun cevabını. Yeterli destek ve imkan konusunda çok gerideyiz. En son Mete Atatüre Cambridge Üniversitesi’nde kuantum fiziği üzerine çalışan Doç.Dr. Mete Atatüre ölçülemez denilen ışığın sesini ölçtü. Bilim dünyası onu konuşuyor.Bilkent mezunu Mete hocayı canı gönülden kutluyorum.Seçim 1 kasımda az bir süre kaldı.Ülkemiz zor günlerden geçiyor herkesi Sükunete çağırıyorum. Biz, birimiz eksikken çok zayıfız hep birlikte çok güçlüyüz unutmayın. Seçim sonrası görüşmek üzere sağlıcakla kalın…

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • prof mete atatüre

Tek Kutuplu Bir Dünya

İnsanlık tarihinden beri süregelen bir egemen düşünce bulunmaktadır.Her devirde kesinlikle bir süper güç bulunacaktır ,sahip olduğu bölgeyi veya Dünya’da ki  dengeleri  o değiştirecektir.Peki bu her zaman böyle midir ? Kimi otoriterlere göre militarizme önem veren asıl güçtür.Kimine altyapı,kimine ekonomi,kimine kültür.Sonuçta her devirde bir egemen güç  , ve  bu egemen gücün yaymak istediği  ideolojik kavgası bulunacaktır.Fakat unutulmamalıdır ki  bu egemen güce karşı gerek militarist gerek ekonomi gerekse teknolojik   tabanlı bir anti-güç olarak büyüyen başka bir  güç  belirecektir. Evrensel olarak da kendi iç mekanizması olarak da devletler her zaman bunun için tedbirler almıştır.Orta Çağ da burjuva sınıfının ortaya çıkması ve  sonraki dönemlerde  işçi-kapitalist çatışması SSCB-ABDa kutuplaşmasını doğuracaktır.

En son geldiğimiz yakın tarihte SSCB-ABD soğuk savaşında SSCB’nin dağılmasıyla ABD bu savaştan şimdilik galip çıkmıştır.Dünya Komünizm etkisinden arındırılmış ve kapitaist sistem galip çıkmıştır .Şimdi en temel sormamız gereken  soru  ABD egemenliğinden sonra hangi ülkenin dünyada süper güç olma rolüne sahip olacağıdır . Çin,Hindistan ,Rusya …Belki de  petrol zengini bir Arap ülkesi bu koltuğa sahip olacaktır.

Ekonomistlere göre  Çin’in yükselen üretim gücü ABD’nin varisi olma yolunda en büyük seçenek.Son zamanlarda geçmiş 14 yılın en düşük büyüme hızı olarak 7,7  bir trend yakalasa da , hala  diğer ülkelere göre oldukça yüksek bir noktada.Ayrıca işçi potansiyeli ile daha şimdiden çoğu fabrikayı içerisinde bulunduran bir ülke.

Nufus olarak Çin’i geçeceği düşülen Hindistan ise sadece popülasyon olarak  şu an 1 milyarı geçmiş durumda.Üstelik  Çin gibi henüz çocuk sınırlamasına karşı bir politika yok.Fakat hala  ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Hindistan,  İngiliz ekonomistlere göre   her ne kadar GDP(General Domestic Product) ölçeğini değiştirerek bir gecede 10 yılın en düşük seviyesi % 5’den, % 7’lerin üzerine çıkartsa da , tarıma dayalı olan ekonomiyi seri üretim haline getirmeden  ve fabrika otomasyonuna geçmeden lider bir ülke konumuna geleceğini savunmamaktadır.

Rusya ise SSCB’nin dağılmasıyla kendini  piyasa ekonomisine çabuk entegre etmiş ,özelleştirmeleri  tamamlamış ve Putin önderliğinde tüm medya baronlarını etkisiz hale getirmiştir.Her ne kadar yakın zamanda bir kriz geçirsede  dünya ülkesi olma yolunda  ilerlemektedir.Fakat Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s’in yayınladığı son büyüme raporunda Rusya’da ki iyi   gidişatı bir kenara bırakırsak, gelecek yıllarda ekonomik büyümenin cansız olacağını belirtti.

ABD ve  Avrupa Birliği Serbest Gümrük Pazarı’na alternatif olarak kurulmuş Şanghay İşbirliği Örgütü   sayesinde  Rusya ve Çin geniş bir pazar bulmuş, ABD’ye karşı yeni bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bunların sonucunda dünya tek düzeye indirgenmiş bir konumda tarihte hiçbir zaman devam etmemiştir.Her daim ülkelerin karşısına gerek ekonomik  gerek askeri gerekse de ideolojik olarak hep bir anti-güç ortaya  çıkmıştır.Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Şanghay İşbirliği Örgütü açılında yaptığı konuşmada  ”Tek kutuplu dünya düşünülemez.” sözü akıllarda yer etmiş ve ABD’nin koltuğuna talip olduklarının açıkça bir belirtisidir.

 

 

Tek Kutuplu Bir Dünya
2 3.5

Ne aradılar:

  • facebook burak dogan loc:TR

Erken Seçim

Bildiğiniz gibi 7 Haziran milletvekili seçimi sonucundan halk koalisyonu işaret etmişti.Seçim sonrası AKP-CHP ve AKP-MHP koalisyon görüşmeleri için belirli günlerde buluşup istişarelerini gerçekleştirdiler.Hdp ise Akp ile koalisyonun içinde olmayacağını başından itibaren belirtmişti.Partiler görüşmelerine devam ettiler.
Chp’nin 14 Mhp nin ise 10 şartı vardı ama 4 madde olmazsa olmaz olarak açıklandı.Cumhurbaşkanı kanadından da sürekli ‘Erken Seçim’ vurguları devam etmekteydi.
Ülkede seçim sonrası gelen şehit haberleri ile askeri operasyonlar derken TL de artan riskler ve ABD den gelen iyi veriler ve eylül ayındaki muhtemel faiz
artışı beklentisi ile dolar/tl 2.84 e kadar dayandı.Ülke içerisinde artan güvenlik sorunları Suruç’ta 32 gencin öldüldüğü terör eylemi sonrası Işid in ülke
içindeki terör eylem planları derken bir yandan PKK terör örgütünün doğuda gerçekleştirdiği terör eylemleri ülkenin kaos ortamına girmesine sebep oldu.Küresel Ekonomi’ye
gelicek olursak ABD Merkez Bankası(FED) in olası faiz artışı beklentisi ile gelişmekte olan ekonomilerin para birimlerine karşı değer kazanan dolar yükselişine devam etmekte,
Çin’deki devalüasyon borsanın son bir ayda kaybettiği değer yatırımcılarını da hayal kırıklığına uğrattı. En son ünlü yatırımcı SOROS Ünlü teknoloji e-ticaret devi
ALi BABA’daki 370 milyon dolarlık menkul kıymetini Çin’deki yavaşlama sonrası satma kararı aldı.Çin’deki resesyon havası tüm dünyayı etkilemekte.ABD’de
10 yıllık tahvil faizleri ise artmaya devam etmekte.10 yıllık tahvil faizleri çok önemlidir çünkü Amerika’da bütçe kongresi ve Fed in faiz kararları buna göre şekillenmektedir.
Tahvil faizlerinin düşmesi için ancak ülkede kötü bir beklenti olması halinde düşme eğilimi göstermektedir.Türkiye’deki volatalite havası ABD’deki faiz beklentileri ile Tl’ye
olan baskı doların kuvvetlenmesine sebep oluyor.Peki ABD tahvil faizleri gelişmekte olan piyasaları nasıl etkiliyor? 2 durum var. 1- Eğer ABD’de faizler artıyorsa gelişmekte olan ülkelerdeki faizinde artması
durumunda fonlama maliyeti artıcağından bu gelişmekte olan ülke piyasaları için bir risk algısı oluşturur. 2-Eğer ABD’de faizler artıcak ama gelişmekte olan ülkeler de faiz düşük olucaksa
o zaman Tahvil atma isteğini gelişmekte olan ülkeler için kullanmak isteyecek yatırımcı ve ülkedeki tahvil fiyatları düşme eğilimi göstericek.Ülkemizde faizler yüksek
bundan dolayı yatırımcı gelişmekte olan piyasa olan Türkiye’den tahvil almıyor neden? Çünkü tahvil fiyatları artıyor.ABD deki 10 yıllık tahvil faizleri ülke
borsalarını da çok derinden etkiledi Bist 100 endeksi 77 bin seviyesinde ve güne %0.29 primle yükselişle devam etmekte ama hala erken seçim beklentisi ülkedeki savaş ortamı
küresel ekonomideki büyüme endişesi, Emtia fiyatlarında düşüş, Amerika’da faiz artışı beklentisi ve gelişmekte ülkelerdeki(Türkiye,Güney Afrika,Brezilya gibi) risk ortamı ve risk primlerinin yani CDS lerinin yüksek olması.Türkiye’de kasım’ a kadar hala hükümetin olmayacak
olmasından dolayı yatırımların gecikmesi reform paketlerinin gecikecekolması derken Türk ekonomisi için 2015 2016 senesi büyük bir risk taşımaktadır.Bazı anket şirketlerine
göre Kasım’da olası erken seçimdende koalisyon çıkma ihtimali ile doların Tl karşısındaki seyrinin 1 dolar=3 tl seviyesinde veya üzerinde olacağı açık.
Petrolde ise, İran’a uygulanan yaptırımların kalkması üzerine İran petrolüne artan talep sonrası fiyatların artacağı bekleniyor.İran Petrol Bakanı ise arzın arttığını söyledi.Fiyatta da gerekli düzenlemeler
yapılırsa talepte de fazlasıyla canlılık olabilir.Bu da İran’ın ihracatı açısından çok önemli.Bir diğer konuda emtia fiyatları, altın, bakır, brent petrol ve gümüşte bir yavaşlama söz konusu.
İstatistiklere göre Dolar ile altın arasında ters bir seyir devam ediyor.Dünya üzerinde artan dolar altını da fazlasıyla olumsuz etkilemekte.Brent petrol ise 49 bin dolar seviyesinde.
Petrol ihraç eden ülkelere yapılan yaptırımlar sonrası 100 bin doların üzerinde olan petrol ün şu an da 49 bin dolar seviyelerine geldiğini görüyoruz.ABD’deki 10 yıllık Tahvil faizlerinin tekrardan ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.
Erken seçimi değilde yatırımları reformları hayata geçirmek için uğraşsaydık doların en azından bu artan seyrini ve ABD Merkez Bankası Fed’in faiz artışını engelleyebilirdik
ve onları genişleyici bir para politikasında tutmasına neden olurduk ama maalesef ki FED eylül ayında daraltıcı para politikasına geçip faizleri arttırıp doların bu iyiye giden seyrini daha da önemli hale getirmek isteyeceğine eminiz.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • çin ekonomisinin günümüzdeki yeri

Koalisyon ve İç Piyasalar

Seçim bitti.Sonuçlara göre halk koalisyonu işaret etti.Yani bir araya gelin ve birlikte seçim meydanlarında söyledikleri vaatleri makul bir biçimde gerçekçi bir şekilde bize yansıtın dedi.Seçimin üzerinden 27 gün geçti.Bu sırada meclis başkanlığı seçimi yapıldı.Seçim muhalefetin de desteğiyle AKP’nin adayı İsmet Yılmaz’a gitti.Şimdi önümüzde bir koalisyon var.Cumhurbaşkanı 45 içerisinde hükümetin kurulmasını isteyecek.En yüksek oy alan partiden başlayarak hükümeti kurma görevini verecek.Eğer bir anlaşmaya varılamaması halinde ise ‘erken seçim’ gündemde olacak.Meclis Başkanlığı seçimleri sonucunda Akp-Mhp daha ön plana çıkmış durumda.Piyasalarda bu belirsizliklerle kaynamaya devam ediyor.Dolar kuru 2.69’a kadar yükseldi.Euro ise 2.96-2.99 arası gidip geliyor.Tabi ki euro’daki bu hareketliligin sebebi Euro bölgesinde olan Yunanistan’da ekonomik çöküşün ön planda olmasından kaynaklı.Kreditörlerin Yunanistan’a sunduğu yeni reform paketini Başbakan Çipras halka götürüp referanduma sunacak.Euro’da neler olacağını zaman gösterecek. Acaba Yunanistan Euro bölgesinden çıkacak mı? Çıkarsa arkasından başka ülkelerde gelir mi? Her şey referandum sonucunda HAYIR çıkmasına bağlı.Dolar kuru , ABD Merkez Bankası Fed in güvercin davranması sonucu küçükte olsa hareketlilik yaşanmaktadır.Ayrıca tabi ABD’DEKİ tarım dışı işsizlik oranları ,fabrika mal siparişleri, iç borç dış borç miktarları ihracat ve ithalat oranları ve enflasyon oranları da Kur’u oynatan Diğer Etkenlerdir. İç piyasaya gelecek olursak haziran ayı enflasyon eksilere kadar indi.Bu memurlara yapılacak enflasyon farkı temmuz ayı zammı’nın vergilere gideceğini gösteriyor.Çünkü zamlar bir üst vergi matrahı geçecek memurlara bu enflasyon farkı vergi olarak geri dönecek.Nitekim enflasyon artınca büyük dalgalanmaların olması beklenir.Ama enflasyon düşmesine rağmen hala

kur da bir düşme bir iyileşme söz konusu değil bunda siyasi belirsizliklerin bir an önce giderilmesi yeni bir hükümetin acil olarak

kurulması gerekir.

Yazıyı Değerlendirin!

Piyasadaki Hareketlilik

Türkiye’de piyasalar seçim öncesi oldukça hareketli.Borsanın 90 bin’i bulması ve artan doların 2.54 lere kadar düşmesi seçim öncesi piyasalara hareketlilik getirdi.Geçmiş aylarda herkesin de bildiği gibi Dünya piyasasında doların artışı Türkiyeyi’de yakından ilgilendirdi.Merkez Bankasına yapılan baskılar , hükümet cephesinde faizlerin azaltılması istenmesi ve bunun karşılığı olarak 2.70 i bulan dolar. Neyse ki Merkez Bankasına yapılan müdahale fazla uzun sürmedi ve beklenen dalgalanmalar yaşanmadı. Amerika’da son zamanlarda beklenenin dışında gelen veriler Dolar/TL  yi 2.54 e kadar getirmiş durumda.Seçimde ne olur bilemeyiz ama şu an ertelenmiş yatırımlar tüketimler i göz önüne alırsak hemen hemen bu bantlarda gezmesi bekleniyor.Türkiye ‘deki piyasalar küresel kaynaklı daha çok Fed kaynaklı verilerden etkileneceği için ABD deki faiz kararları çok önemli olacaktır Türkiye için.Son zamanlarda ekonomide bir durgunluk olduğu kesin. Yapıcı reformlar sağlanmadığı sürece ülkelerin ekonomileri sallantıda olacağı açık.Komşumuz Irak’ın toprak bütünlüğü içinde olmaması, İran’ın bir süre yaptırım içinde olması, Yunanistan’ın ekonomik krizi derken ihracat yaptığımız ülkelerin kötü gidişatı bizim cari açığımızı da olumsuz etkiledi.Belki İthalatı kıstık geçmiş dönemlere göre ama ihracatı arttıramayınca yine dış açık vermekten kaçamıyoruz.Cari açığın yanında bütçe açığı da veren bir ülkeyiz yani ikiz açıkla büyümeye çalışan bir ülkeyiz eğer bu ikiz açık artarsa o zaman krizi yaşayabiliriz ama şu an için o noktada olmadığımızı söylemek isterim.O zaman üretim i arttırmalıyız fakat o da düşük düzeylerde geçmiş dönemlere göre.Son zamanlarda Oyak Renault firmasının işçilerinin üretimi durdurması , işçilerin  fiyatlarda iyileştirmeye gidilmesini istemesiyle şu an Renault’nun Batı Avrupa dışında ki en büyük otomobil sattığı yer olan Bursa’daki üretimi şu an durmuş durumda. Yunanistan İMF ye borcunu ödeyemeyeceğini söyledi.Yunanistan’ın yardım istediği Almanya ise gerekli reformları yapması durumunda yardım edebilceklerini söyledi.Fakat Yunanistan’ın o reformlara nasıl cevap vereceğini bilemiyoruz.Orta Doğu’da savaş ortamında Suriye deki olaylar Mısır ın hala eski rejim ile hesaplaşması ve geçen gün Mursi için verilen idam kararı derken iç çatışmalarla Orta Doğu kaynamış durumda.Rusya daki ekonomik krizi ve Ukrayna olaylarından dolayı uygulanan yaptırımı ve Arjantin in akbaba fonları ile iflasını da sayarsak şu an Dünya tamamen karmaşık bir halde.Bu küresel piyasaları da hareketlendiriyor.Dışa bağlı ekonomiler sertleşmiş durumda.Bazı kararları almakta şu an için güç.Amerika Merkez Bankasından Yellen in 2015’te faiz artışı yapıcağını açıklamasına rağmen halen bir sonuç göremedik.Fakat  gelen kötü veriler faiz artışını şu an için durdurmuş durumda.Ama yapmak zorunda oldukları aşikar.Son olarak petrole de değinelim OPEC için üretimi kısmasını beklemiyorum. İran’a yaptırımlar kalktı ve fiyatlar artabilir 100 doların üzerine çıkarsa başta Türkiye olmak üzere petrol ithal eden ülkeler bundan fazlasıyla zarar görecektir.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • piyasadaki hareketlilik dolar

Türkiye ve Dünyada Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri

Sanayi devriminden sonra işgücünde meydana gelen artış ve buna bağlı olarak çalışma ilişkilerinin karmaşık bir yapıda olması , Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri hususunda devletlerin atılımda bulunmasını sağlamıştır. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri kavramı İlk olarak İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimi işçi sınıfı meydana getirmiş, toplumun en kalabalık kesimini oluşturmalarını sağlamıştır. İşverenlerin aşırı kar güdüsü ve kazanma hırsı çalışanların daha fazla sömürülmesine neden olmuştur. Çalışma ekonomisi ve Endüstri ilişkilerinin, Türkiye’de kuruluşu 1859’a kadar uzanan Siyasal Bilgiler Fakültesi ile olmuştur. Çalışma İktisadı ve Sanayi İlişkileri bölümünün geçmişi, ilk önce İstanbul üniversitesi’nde “İçtimai Siyaset”, sonrasında Mülkiye’de “Sosyal Siyaset Kürsüsü”ne dayanır.

Çalışma Ekonomisi ; İş gücü piyasalarının nasıl işlediği üzerine bize çıkarımlar sunar. Gerek özel işci gruplarının iş gücü piyasasındaki deneyimleri ile gerekse işcilerle firmalar arasındaki istihdam ilişkisinin çeşitli yönleriyle ilişkilidir. Modern Çalışma Ekonomisinin incelediği konuların başlıcalarını şu şekilde sayabiliriz; 1.Geçtiğimiz Yüzyıl boyunca birçok sanayileşmiş ülkede kadınların işgücüne katılma oranları neden istikrarlı şekilde yükseldi?
2.Göçmenliğin yerli işcilerin ücretleri ve istihdam olanakları üzerinde etkisi nedir?
3.Asgari Ücret , daha az beceriye sahip işçilerin işsizlik oranını arttırır mı?
4.İş Sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin istihdam ve kazançlar üzerindeki etkisi nedir?
5.Pozitif Ayrımcılık programları, kadın azınlıkları kazançları ile firmaların kadın ve azınlıklardan kaç kişiyi istihdam edeceği v.b. Konularda nasıl etkide bulunur?
6.Sendikların hem kendi üyelerin hem de ekonominin geri kalanı üzerindeki ekonomik etkileri nelerdir?
7.Cömert İşsizlik sigortası uygulamaları işsizlik sürecinin uzamasına neden olur mu?
Yukarıda yazılı maddeler incelendiğinde Modern Çalışma Ekonomisi, modern toplulukların karşılaştıkları sosyal ve ekonomik problemlere işaret eder ve problemlere önlem alınmasına yardımcı olur.

Türkiyedeki ekonomik politikalar , Çalışma Ekonomisinin global manadaki hedefleri doğrultusunda şekillenmektedir. Gerek göçmen politikaları gerekse sendikal faaliyetler AB normları doğrultusunda yapılmaktadır. 1993 yılında yayınlanan Kopenhag kriterleri ile tam üyelik için ekonomik ve siyasi kriterler belirlenmiştir. Kopenhag Ekonomik Kriterleri iki temel ekonomik hususu kapsamaktadır. Bunlar Ülkenin işleyen bir piyasa ekonomisi olması ve Ülkenin AB piyasaları ile rekabet edebilme gücüne sahip olmasıdır. Çalışma Ekonomisinin kapsamına Çalışma Sosyolojisinden İş Sağlığı güvenliğine kadar birçok konu girmektedir. Ülkemizde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkilerinde ders olarak da gösterilen İş Sağlığı Güvenliği yaptırımları konusunda eksiklikler vardır. Yazımı kaleme almış olduğum 13/05/2015 tarihi de Ülkemiz için kara gün olan Soma Faciasının birinci yılına denk geldi. Ülkemizde işci-işveren ve devlet üçlüsünde çoğu zaman hakkı yenen ve mağdur olan işci olmuştur. Ülkemiz refah seviyesi için işci haklarının iyileştirilmesi ve gerek işveren gerekse devlet karşısında daha iyi bir konuma getirilmesi Çalışma Ekonomisinin amaçları arasındadır. Çalışma Ekonomisinin temelinde iş gücü olmakla iş gücünün temel aktörü işcidir. Ve İşci sınıfı da gelişmiş ülkelerde işveren ve devlet karşısındaki konumu
ülkemizdekinden iyi bir durumdadır.

Çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri ; işçi-işveren ilişkileri, sosyal güvenlik, endüstriyel demokrasi, servet ve gelir politikası, uluslararası planda sosyal politika olmak üzere birçok dalda ülkelere büyük faydalar sağlamakta Yerel Yönetimlerde Çalışma Ekonomistleri önemli noktalarda rol almaktadır. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri bölümü Ülkemizde birçok Üniversitede okutulmaktadır. Toplumların sosyal sorunlarını saptamak ve bu sorunlara yönelik çözüm yolları üretmek toplumsal refahın sağlanmasında önemli bir aşamadır. Dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerin üniversitelerinde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri alanında, lisans, yüksek lisans ve doktora programları mevcuttur Ülkemizde Dünya konjektörüne göre gelişmiş ülkelere göre geride kalmıştır. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yaptığı çalışmalar Çalışma Ekonomisinin ülkemizdeki geleceği açısından önemlidir. Atatürk’ün yıllar öncesinden söylediği ”muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşma hedefi toplumun bütün fertlerinin şiarı olursa kimilerine göre nitelendirildiğimiz 3.dünya ülkesi olma yaftasından kurtulmamıza olanak sağlar. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim…

 

Kaynak;

Çalışma Ekonomisi George J. Borjas
http://en.wikipedia.org/wiki/George_J._Borjas
http://tr.wikipedia.org/wiki
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/16/1122/13215.pdf

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • çalışma ekonomisi george j borjas
  • dünyada endüstri ilişkiler sistemi
  • dünyadaki çalışma ilişkileri
  • dünyadaki sanayi ilişkileri
  • türkiye\de ve dünyada endüstri ilişkileri