Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış

Türkiye her zaman ki gibi gündem olarak çok hareketli günler geçirmekte. Hem içeride yaşanan ekonomik anlamda doların TL karşısında yükselişi , siyasi ve politik anlamda şehit cenazeleri, terör olayları patlamalar , Rus Büyükelçisine suikast derken bu zor günlerden geçmekteyiz. İsterseniz önce ekonomik anlamda doların gidişatına değinelim. Dolar şu an 3.53 TL durumda . Her şey Trump’ın Başkanlık seçimini kazanmasından sonra başladı. Aslında Amerika’daki think-tank yani düşünce kuruluşları Hilary Clinton’nın Abd ekonomisi için daha iyi olacağını düşünseler de piyasalar Trump’ın başkan olmasını oldukça iyi karşıladı ve doların gelişmekte olan piyasalarda(Türkiye de dahil) ezici bir üstünlüğü söz konusu duruma geldi. Amerikan Federal Rezerv Bankası ( Fed ) in de elinde bir de faiz aracını da düşünürsek herhangi bir faiz arttırımı, 3.60 seviyelerin üzerini görme durumunu bize gösterebilir. Bu da hem kamu hem de özel sektörün dolar ile borçlandığı ülke veya şirketlere borcunun katlanarak artması demektir. Peki dolar arttı TL ucuzladı. TL para biriminin de fiyatı düştü ve TL olan mallarımız da ucuzladı. Bu ihracatımıza niye yansımıyor ve ihracat yapabilir miyiz sorusunu akla getiriyor.Ama gerek dış ticaret yaptığımız Avrupa veya Dünya ülkeleriyle politik olarak kriz yaşamaktayız. Ve mallarımız ne kadar kaliteli diye kendimize sormalıyız. Avrupalıya cazip gelecek bir fiyat var ama mal kalitesi şüpheli olduğu için ihracatımıza doğrudan olumlu yansıyacağını düşünmüyorum. Merkez Bankasının acilen kuru kontrol altına alma silahı olan ‘faiz’ bir an önce kullanılmalı çünkü her olay da olduğu gibi ekonomide de zaman kavramı çok önemlidir. Yaraya zamanında müdahale etmezseniz oluşan yara başka yaralara da sebebiyet verebilir. Siyasi iktidarın Merkez Bankasına faizleri düşür baskısıyla Merkez Bankası, bu baskı altında nasıl bir karar alacağı merak konusu ama yetkinin Merkez Bankasına bırakılması şart. Ekonomiyi de ekonomiden anlayanlar konuşmalı tartışmalı veya demeç vermeli. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ ın doların yükselişi 20 Ocak’a kadar sürecek diyerek süre vermesi doları talep eden yabancı yatırımcıya da güven aşıladı ve maalesef TL’yi olumsuz yönde etkileyecek bir açıklama oldu. Trump’ a dönelim. Trump göreve 20 Ocak’ta başlayacak. Ve başladıktan sonra da Trump seçim zamanı yaptığı konuşmalar da bir sürü projeden ve yapacaklarından bahsetmişti. Demek ki bu kamu harcamalarına yöneleceğine işaret ediyor. Kamu harcamalarına yönelirse Trump, bu enflasyonu da arttıracaktır ve artan enflasyon ile birlikte Abd deki faizleri de arttıracaktır. Eğer Merkez Bankamız doları 3.20-3.30 seviyelerine getirmezse çok zorlu zamanlar bizi bekliyor. Fakat gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz Orta doğu coğrafyasında ki patlamalar, katliamlar, iktidar değişimleri, darbe girişimleri gibi politik olaylar fazlasıyla ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor ve bu da dolar karşısında para birimimizi geri plana itiyor. Dünya üzerinde ki yatırımcı da parasını ülkemizden ya çekiyor ya da başka bir ülkeye gidiyor veya yatırım için ülkemizi tercih etmiyor. Ülke ekonomimiz serbest piyasa ekonomisine dayalı atomisite ve mobilite koşullu bir piyasa bu ortam da yatırımcıya fazlasıyla ihtiyacımız var . Yapısal reformlar çare mi? Kesinlikle. Yapısal reformları şöyle anlatalım. Bir ülkenin her türlü olumsuz gelişmeyi kaldırabilmesi bunu karşılayacak bir sisteme sahip olması için tekrardan yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Örneğin cari açığı düşürmeliyiz, ithalatı düşürmek veya ihracatın ithalatı karşılama oranını arttırmalıyız. Büyüme , işsizlik, enflasyon , sosyal transfer harcamalarına , hukukun bağımsızlığı ve egemenliğine, eğitimde tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi köklü reform, Teknoloji Bilim Sanayi ve Arge konusunda ayrılan payın arttırılması, Liyakat sisteminin gelmesi ve otarşik bir yapıya gelmeye yakın olması istenen tablo. Bir an önce yapısal reformları hayata geçirmek zorundayız yoksa ülke olarak orta gelir tuzağı ile uğraşmaya(10 bin dolar) üretimdeki kapasitenin artmaması bu da büyümeyi, üretimin düşmesi ihracatımızı arttırmamızı ve dışarıdan ürün almamızı da engelleyecek bir takım gelişmeleri de kötü yönde etkileyecek bir dış politikadan uzak durulması gereklidir. CBA yani Nba ‘nin anayasası toplu iş sözleşmesi ne verilen ad. Nba de 1998 ve 2010 da olmak üzere 2 defa oyuncular lokavta gitti yani orda çalışma ücretleri ve çalışma koşulları konusunda Nba yönetimi ve Oyuncular birliği başkanı Chris Paul anlaşamamış bir çok Nba oyuncusu Amerika’yı terkedip kısa süreli kontratlarla Avrupa’ya gelmişti bunlardan birisi de Ünlü Nba yıldızı Deron Williams’ın Beşiktaş a gelmesiydi.  Carmelo Anthony ne kadar bu sefer de anlaşmayı zor olarak görse de anlaşma bu hafta içerisinde gerçekleşti. Ve anlaşılan maddeler kamuoyuna yansıdı. Tek tek maddeleri yazma taraftarı değilim . Nba bu sene inanılmaz anlaşmalara imza atarak bu sene ki kazancını 6 milyar dolar lık bir pasta payına kadar çıkarmakta. Yani bunu bizim Fransa’dan yaptığımız ithalat kadar düşünebilirsiniz. Bir spor organizasyonun bu noktalara gelmesi korkunç. Tabi artan gelirler kulüplere ve oyunculara yaptıkları transfer trade(alım-satım) anlaşmalarında max kontratlar konusunda bir çok düzenleme yapıldı. Nba’ye girme yaşı hala 19 da kaldı.(Nba 20 yaşını istese de gerçekleşmedi.) Anlaşmayı oyuncular Nba yönetimine diz çöktürdü desek daha doğru olacak. Özellikle Chris Paul , Carmelo Anthony ve Lebron James yönetimindeki oyuncular birliği neredeyse bütün isteklerini Nba başkanı Adam Silver a kabul ettirdiler.Böyle önemli bir organizasyonun gittikçe büyüyen bir pastanın tekrardan 1998 de ve 2010 da yaşadığı krizi yaşamaması için ellerinden gelen özveriyi gösterdiklerini düşünüyorum.

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış
9 3

Ne aradılar:

  • nba ekonomisi

OVP ANALİZİ

Başbakan Yıldırım yakın bir zamanda Türkiye’nin geleceğine dönük Orta Vadeli Programı(OVP) açıkladı.2017-2019 yılını kapsayan bu program da büyüme den, enflasyona, cari denge den, işsizlik oranına bir sürü parametre sunuldu. Burada 2016-2017 yılını yani bu yılı ve gelecek yılı baz alırsak rakamlar şöyle; Büyüme tahminleri 2016 için %4.5 iken %3.2 ye inmiş. Enflasyon 2016 için %7.5 2017 için %6.5. İşsizlik oranı 2016 için %10.5 2017 için %10.2. Bütçe Dengesi 2016 için %-1.6 2017 için %-1.9. Cari Denge 2016 için %-4.3 2017 için %-4.2. Kişi Başına Gelir 2016 için 9 bin 243 dolar 2017 için 9.529. GSYH 2016 için 2.148 milyar TL 2017 için 2.404 Milyar TL. Bu verilere göre büyümeyi ele alalım çünkü beklentimiz %4.5 iken %3.2 ye neden düşürdük? Büyümeyi etkileyen en önemli faktör sermaye birikimidir. Yani yatırımların olması şart. Yatırım tasarrufa bağlı. Tasarruf ise gelir artışına endekslidir. Yani bir insanın geliri artarsa yastık altına koyabileceği para da o kadar artacaktır. Ülkemizde milli gelir beklentisinin 10 bin dolarlardan 9 bin dolarların konuşulduğu bir ortamda sermaye birikiminin arttırılması zor görünmektedir. Bir diğer büyüme kalemi teknolojik gelişme. Ülkemizde  teknolojik gelişmeye dair neredeyse hiçbir kayda değer gelişme yok. Üçüncü bir parametre ise nüfus ve işgücüdür. Nüfus arttıkça işgücü de artacaktır. Yani üretim faktörü gelirlerini arttırmalıyız. Ve geçen günlerde World Justice Project ( Dünya Adalet Projesi) 2016 yılı hukukun üstünlüğü endeksini açıkladı. Sıralamaya göre 113 ülke arasında 99.sırada kendimize yer bulduk. Listeye baktım ve Özbekistan , Sierra Leone, Myanmar gibi ülkeler ile aynı konumdayız. Bu endeks şu açıdan önemli büyümeyi etkileyen en önemli kalem , sermaye birikimidir. Yani yatırımları arttırabilmeniz için ülkedeki sadece ekonomik değil insan hakları ve adalet gibi nitel kavramları sağlamanız lazım ki yabancı yatırımcı gelsin yatırımını yapabilsin. Türkiye’nin ülkedeki insan hakları hak ve hürriyetin konumu , terör sorunu gibi önemli konuları halledip yapısal reformları harekete geçirmeli ve büyümeyi arttıracak politikalar izlenmesi gerekmektedir.

OVP ANALİZİ
4 2

Ne aradılar:

  • expectation manager
  • role expectation
  • türkiyede enflasyon

Büyük Kaşiflerden İnovasyon Dersleri

“Tehlikeli bir yolculuk için adam aranıyor. Düşük ücret, acı soğuk, tamamen karanlık uzun aylar, sürekli tehlike ve güvenli geri dönüş şüpheli. Başarı durumunda şeref ve takdir.

Bu ilan 1913 yılında bir londra gazetesinde yayınlanmış. Cevap vermeyi düşünür müydünüz? Cevabınız eğer evet ise tam bir inovatörsünüz. Sizin gibi 1000’i aşkın adam cevap verdi. Sör Ernest Shackleto’ın liderliğinde bir Antarktika kutup seferi için seçilmeyi umuyorlardı. Sör Ernest Shackleton, Güney Kutbu’na yaptığı  1909 seferinde ün kazandı. Bu durum, yıllar geçmesine rağmen aslında bir inovasyon projesi niteliğinde bir çıkıştır. Modern çağ inovasyonu, tarihten, tarihi keşiflerden ve bu keşiflerin yolculuğundan esinlenmekten vazgeçemiyor.

Çoğu insan sadece gerekli olduğunda ve kaybedeceği hiçbir şey olmadığında maceraya atılır. Bu Kolomb ve Macellan için de böyleydi; ikisi de memleketlerini terk etmişlerdi. Benzer şekilde, dünya daha hızlı değişirken, kuruluşlar değişen pazarlarla karşılaşır. Eski Çözümlerin artık işe yaramadığını görmek kaçınılmaz bir gerçek olma yolunda. Bir zorunluluk hissi ve yeni vaad edilmiş topraklar aramaya başlamak ise aşikar olsa gerek.

12 Nisan 1961 yılında Sovyetler Birliği kozmonot Yuri Garagin’i uzaydaki ilk insan yaparak dünyayı şaşırttı. Başkan JFK Amerika’nın prestijini geri kazanmak zorundaydı ve Amerika’nın üstünlüğünü göstermek istiyordu. Yaptığı bir konuşma da: “ Bütün ulusun, içinde bulunduğumuz on yıllık dönem bitmeden bir insanın Ay’a ayak basmasını ve Dünya’ya sağ salim dönmesini sağlama hedefine ulaşmaya kendini adaması gerektiğine inanıyorum.” Tüm kaşifler birinci olmak için çabalar. Güney Kutbu’na ulaşan Amundsen, Nil’in kaynağını arayan Livingstone, Everest dağına tırmanan Hillary.. Girişimciler de aynı tutkuyu paylaşır: Rakipleri kurnazlıkla alt etmek amacıyla dünya için yeni inovasyonlar geliştirir ve bunun için çabalar.

Genellikle girişimciler ve kaşifler yalnız gitmeyi tercih eder. Kolomb, amerika’ya üç gemide doksan kişilik bir mürettabatla yelken açtı. Tenzing Norgay onu bir buz yarığına düşmekten kurtarmasaydı, Hillary Everest’i fethedemezdi. Amundsen dört arkadaşıyla hafif yolculuk ederel Güney Kutbu’na ulaşan ilk insan oldı. Apollo programındaki her uçuş mürettebatının yedek mürettebat üyeleri vardı; bazılarının devreye girmesi gerekti. Karmaşık kuruluşlarda da tek başına inovasyon yapamazsın. Yeni bir ürün geliştirmek, üretmek, pazarlamak, satmak, faturalamak ve onarmak için her disiplinden insanlara ihtiyacın mutlaka olur.

Keşif yolculukları; bilinmeyen bir hastalık, tropikal bir fırtına ya da mürettebat isyanının yol açtığı beklenmedik aksilikler nedeniyle uzun yıllar sürebilir. Macellan ve Elcano’nun 1522’de, bir buçuk yıllık hazırlığın ardından başladıkları ve gemiyle ilk kez dünyanın çevresini dolaştıkları seferleri üç yıldan fazla sürdü. Kennedy’nin 5 mayıs 1961’deki konuşmasının ardından Amerikalıların Neil Armsrong’u Ay’a çıkarması sekiz yıl sürdü. İnovasyon sürecinde, yeni bir ürünü geliştirme sürecinin ortalama süresi, konseptten sunuşa yaklaşık 18 ila 36 aydır ve benzer bir sıra izler.

Birçok gemi yolda kaybedilebilir. Macella’ın dünyanın etrafını dolaşması sırasında, beş gemisinden dördü geri dönmedi. Macellan’da Pasifik’te saldırı altındayken ölümcül şekilde yaralandı. Yine de geriye kalan son gemi, Victoria’nın kargosu tüm seferi faydalı kıldı. İnovasyonda da durum aynıdır. Yeni geliştirilmiş her yedi ürün fikrinden altısı yolda yok olur. Yedi üründen sadece biri pazara başarıyla girer.

Tesadüf, daha büyük ödüllere yol açar. Bazen kaşifler ilk önce küçük ve ada olduğunu düşündükleri şeyin devasa bir kıta olduğunu ortaya çıkar. Kolomb’dan çok önce Kuzey Amerika’yı keşfetmiş vikingler gibi. Bir örneği de SMS hizmetinin geliştirilmesiyle karşılaştırılabilir. İlk olarak B2B pazarı için geliştirildi ama tutmadı. Gençler SMS fikrinin birbirleriyle iletişim kurmanın ucuz bir yolu olarak tutunca, üç milyarı aşkın kullanıcıyla dünya çapında bir pazara dönüştü. Tesadüfler, asla mucize değildir; olması gerekendir.

İnovasyon kaçınılmaz tutkuların, başarıların ve mücadelenin bir ürünüdür. Azim etmenin, çıkılan yolda yürümenin bizlere yansıtan bir unsurudur. Girişimcilik ile yola çıkan ve inovasyon ile sonuçlanıp dünyayı değiştiren her idol; başarının, becerinin ve var oluşun bir mucididir.

Büyük Kaşiflerden İnovasyon Dersleri
6 3.5

Koç Holding’de Duygusal Zeka Dönemi

Ölümler acıdır; özellikle ölenin sevenleri için ama hayat da sürmektedir. Yaradan’ ın insanoğluna bahşettiği en güzel ve belki de en kötü özellik anların anını unutmak. Acılar da sevinçler de ilk yaşandığı anda yakalandığımız şiddeti ile kalsaydı dayanamazdı kalbimiz.
Yakın zamanda, ülkemizin ve dünyanın önemli ekonomi devlerinden KOÇ HOLDİNG yönetim kurulu başkanını, ülkemiz ise değerli bir insanını kaybetti. Anılarda gülümsemesi, başarıları, tevazusu ile kaldı Mustafa KOÇ. Bir aile için büyük bir acı; sevilen bir insanın aniden elinden gidivermesi.
Günler geçti; dalgalar duruldu. Yaşam ve iş yaşamı devam etmek zorundadır. Özellikle ülkesine, dünyaya karşı sorumluluğu olan kurumlar ve kişilerin ne yazık ki uzun yas dönemlerine hakkı yoktur.
İşte bu acı olay sonrası Koç Holding yönetim kurulu da dümenin yeni kaptanını seçmek zorundaydı. Aslında nefesler tutulmamıştı çünkü sanki kaptan belli gibiydi ama……
omer-kocGazeteyi açıp okuduğumda biraz şaşırsam da habere çok sevindim. Daha doğrusu ÇEKO’ da okumanın getirdiği ekonomi bilgim; orta, büyük ölçekli firmalarda almış olduğum Sağlık Sistemi Danışmanlığı ve Yöneticiliği tecrübem ile baktığımda ÖMER KOÇ doğru bir isim. Çünkü demeden önce;

Bu ülkede kitaplarla, sanatla, müzeler ve sergiler ile biraz ilginiz varsa; bu sohbetleri yapabildiğiniz seçkin, kültürlü dostlarınız varsa; ÖMER KOÇ hakkındaki olumlu şehir efsaneleri ya da gerçekler er geç kulağınıza takılır. Benim de kulağıma yılar önce televizyonda kültür sanat programı yaparken gelmişti ÖMER KOÇ hakkında övgüler ve biraz da şehir efsaneleri. Hatta bir ara kendisi ile tanışmayı bile kafaya taktım ama olmadı. Şimdi; ‘ nereden bu bağlantı?’ derseniz:
Talya Otel Antalya’ da en özel mekandı benim için; düğünüm de orada oldu; oğlumun bir iki doğum günü de. Hatta adının geçtiği deneme kitaplarımın tanıtım kokteylinin sponsorü oldu TALYA OTELİ. İdealim yaşlılığımda orada lobide oturup yeni kitaplarımı yazmaktı ama bakalım.
Ömer KOÇ tarafından çok sevildiğini düşündüğüm SUNA İNAN KIRAÇ AKDENİZ MEDENİYETLERİ ARAŞTIRMA ENTSİTÜSÜ VE MÜZESİ ise yazılarıma konu olmuştu ve televizyon programlarımda bol bol tanıtımını yapıp; merdivenlerinde eski halk ozanlarının şiirlerini okumuştum. Bu iki mekanı bilip de oralarda dolaşınca KOÇ AİLESİ hakkında konuşmalar kulağınıza çalınıyor tabi ki.

Konuya dönersek; KOÇ HOLDİNG başında Ömer Koç var artık. Tüm aile sanatla bilimle uğraşsa da başta d a dediğim gibi ben ve benim gibi insanlar için o ailede Ömer KOÇ ayrı bir yerde durmakta. Bir çok ekonomistin; iş adamının aklına niçin Ömer KOÇ sorusu gelmiştir ama ben o soruyu sormadım bile; sadece sevindim. Çünkü artık iş yaşamında mantıksal; ekonomiksel bakış açılarının yanı sıra daha sofistike; daha derin analizlere ihtiyacımız var. Hani diyorlar ya biraz da duygusal zeka diye. Mustafa KOÇ zamanında holding bunu biraz daha yakalamıştı ki yapılan övgülerden belli.
İşte bence Ömer KOÇ bu derinliğe fazlasıyla sahip. İş tecrübesi ve başarıları ise holding içinde ele aldığı sektörlerden belli. Bunun yanı sıra bildiğim kadarı ile sanata düşkün halalarının da doğal varisi ve göz bebeği. Yani ailenin bir kısmı için değerli bir isim o. Bugüne kadar ise işini yapmış, medyaya çıkmamış ancak sanat ve edebiyat tutkunlarının niteliklerini bildiği bir sanat sevdalısı, destekçisi. ( Şimdi herkes biliyor ama; geç bir keşif)

Yine iş yaşamına dönersek; rekabet içinde artık başka alanları da düşünmek zorundasınız ; özellikle Koç Holding gibi ülke lokomotifi firmalar örnek teşkil etmelidir. Sistem, daha insana dayalı ve duygusallığın da mantıkla gittiği yönetimler ile; bilişim teknolojileri yanında yine insanca sıcak ilişkilerin korunması ile olmalıdır. Uluslararası piyasalarda ise bazı iş adamları sanat ve bilim konuştukları kişilerle antlaşma imzalıyor iki seçenek arasında kaldıklarında. Dünyaya bir şeyler bırakmak gerektiğini; katıda bulunmak gerektiğini keşfedeli çok oldu uluslararası piyasalar. Ömer KOÇ; koleksiyonerliği ile bile çözülemeyecek düğümleri çözebilecek bir isim. Koleksiyonerliğin getirdiği dost ilişkilerini, derin bakış açısını tecrübe ve eğitimle birleştirmiş bir insanın başarılı olacağını kim inkar edebilir ki?

Almak istediği bir eser için araştırma yapabilen; o satın alma yarışının heyecanına dayanabilen; ve onları özenle muhafaza edebilen bir insan sizce iş yaşamının derin yüksek dalgalarını yönetemez mi?

Başka bir bakış açısından, siyaset açısından bakarsak: KOÇ AİLESİNİN VE HOLDİNGİN bazı görüş ve tavırlarını beğenmeyen siyasi çevreler bile holding başkanının ülke kültür mirasına hakimiyetini, sahip çıkışını yadsıyabilir mi? Böylesine bir insanı siyasi polemiklerle harcayabilir mi? Ülke değerlerini hatta dünya değerlerini muhafaza etmek dilinde değil; yüreğinde ÖMER KOÇ’ un. O dünyada çok farklı çevrelerin de dostu ve gözbebeği. İlim ve sanat çevresinin.

Özetle, yakıştınız siz o koltuğa Ömer KOÇ; holdinginiz adına; ülke adına ve hatta dünya adına.
Vehbi KOÇ ile başlayan klasik geleneğin başarısının; babanız ile başlayan değişim içinde; Mustafa KOÇ tarafından renklendirilen tarzın sizinle daha derinleşip daha farklı vizyon ile yukarıya çıkacağını umut etmekteyim. Koç Holding ‘ te duygusal zeka; derin bakış açısı manevi değerleri biraz daha görüp, muhafaza etme devridir bu. Kolay gelsin…..

Foto: emlakkulisi .com

27.02.2016
BEŞİKTAŞ 14.34

Koç Holding’de Duygusal Zeka Dönemi
2 4.5

Ne aradılar:

  • Ömer koç röportajları
  • ömer koç röportaj
  • Duygusal Zekâ Öğeleri!! !! grafikler
  • koç holding ömer koç
  • ömer koç

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri

Öncelikle Ankara’daki patlamada hayatını kaybeden 28 vatandaşımızın ailelerine başsağlığı ve yaralılarımıza acil şifa dileyerek cümlelerime başlamak istiyorum. Ekonomiden daha önemli şeyler de var ‘insan hayatı’ gibi. Ama maalesef daha da kötüsü böyle facialara alıştırılmış bir toplum olmak o her şeyden daha da kötü olsa gerek. Umarım artık bu ülkede ‘insan hayatının’ önemi anlaşılır ve gerekli istihbarat güçleri bombalar patlamadan eylemler olmadan önce haberdar olurlar da bu insanlar sokaklara bu korkuyla çıkmazlar. Tabi anlayana.

Konumuza gelecek olursak biliyorsunuz ki ülkemizin cumhurbaşkanının zamanında ‘Kardeşim Esad ‘ ile başlayan serüven Katil Esad ‘ a kadar ilerledi. Araları bozuldu. Kanlı bıçaklı oldular. Tabi iki ülke ilişkiler bundan fazlasıyla zarar gördü hem ekonomik hem de diplomatik açıdan zararları olduğu gayet açık. Komşunuzla iyi olmak zorundasınız. Uzağa mal satabilecek gücünüz var mı kendiniz mi üretiyorsunuz gibi sorular gelebilir bizim ülkenin büyüklerine tabi ki de bu konuda sessiz kalacaklarına eminim. Çünkü daha önceki yazılarımda dile getirdiğim gibi ithal girdiği dayalı bir ihracatımız var. Yani malımızın alet edevatın bir kısmını dışardan ara mal olarak ithal ediyorsun sonra bu parçaları birleştirip dışarı ihraç ediyorsun ama ihraç ederken dışardaki ülkenin vergi gümrüğü derken o sattığın malın bedeli ya vergiye ya da onu birleştirmek için kullanılan ara mal ithalatına gidiyor. Komşu ülkeler bu konuda daha hesaplı davranabiliyor petrol konusunda İran örneğinde olduğu gibi. Suriye’ de uzun zamandır bir Işid tehdidi sürmekte. Işid petrol kaynaklarını ele geçirmek için silahlanarak hem Suriye Ordusu hem de Rus askerleri ile çatışmak zorunda kalıyor. Nato ve BM’nin  Işid tehdidi karşısında Nato birliğindeki ülkelere çağrı yaparak Işid tehdidine karşı tek yürek olalım çağrısında bulundu. Dünya devletleri orada . Herkesin bir çıkarı var. Amerika hem Esad rejiminden rahatsız hem de Petrol ü kendisi ele geçirmenin peşinde. Türkiye : Esad ve Suriye içerisinde bulunan YPG terör örgütünün yok olmasından yana. Rusya ise Esad’ın yanında ve Işid’ den kurtulmak istiyor. Herkesin ortak bir amacı var Işid ‘ den kurtulmak. Bunun yanında rejim değişikliği isteyen Türkiye ve Ruslar karşı karşıya. Rus uçakları Türkiye Suriye sınırında keşif yaptığı sırada Türkiye hava sahası ilan edilmesinden sonra Rus uçağı düşürüldü. Ve diplomatik kriz daha da büyüdü. İki ülke ilişkileri tıkanmış durumda. Rusya düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla Türkiye’nin yok olmasını istediği YPG in Moskova da büro açmasına izin verdi. Amerika ise Işid ile savaşta kendisine yakın gördüğü YPG ile silahlı mücadeleyi sürdürmekte ve Türkiye ile araları bu sebepten bozmuştur. Kısacası herkes kendi isteklerini Suriye üzerinden diretmekte.  Suriye halkı ne düşünüyor kimse sormuyor. Suriye’nin geleceğine yine Suriye Halkı karar vermelidir şahsi fikrim. Bu savaş ortamlarında hem Türkiye’de hem Amerika ‘da borsa inişli çıkışlı.’ Güvenli Liman ‘ olarak adlandırılan altın ise son zamanların en büyük çıkışını kaydetti. Altında gramın 120 lira çeyreğin ise 198 lira ya gelmesi an meselesi. Borsa 73 bin seviyesinden ve dolar da 2.96 seviyesinden işlem gördü. Fed in kademeli de olsa faizleri arttırma ihtimali olması ise doların TL’yi baskılamasına devam ediyor. Ve Türkiye’deki  Doğu da süren çatışmalar ve ülkenin olası Suriye’ye askeri harekatı ihtimali ise Doların 2.95 ile 3.00 arasında işlem görmesine neden oluyor.

Emtialar da durum ne peki? Petrol  de arz yönlü konuşmalar sürdükçe Brent Petrol  ün varil fiyatı 33 dolar seviyesinde. Bu da Petrol İhraç eden ülkelerinde İhracat rakamlarına olumsuz yansımakta. Madem az fiyattan satıyoruz bari arzı arttırıp bol bol satalım diye uğraşmaktalar fakat bunlarda üretilen malın fiyatını olumsuz etkilemekte. Ve petrolün bu seviyelerde olması  gelir kalemini sadece buna bağlayan Suudi Arabistan Kuveyt gibi ülkelerin önünü kapatıyor. Bir de Suriye’ye olası kara harekatı  durumu bulunun Suudiler petrol ü olumsuz etkileyen Işid güçlerine karşı Türkiye gibi Katar gibi ülkelerle birlikte saldırma yapması gündemde. Türkiye’nin özellikle müttefiki Amerika ve fazlasıyla ihracat ve ithalat yaptığı ve Türk turizmini canlandıran Ruslarla arasının kötü olması bizi her yönden kötü etkileyecek gibi görünüyor. Orta Doğu çok karışık durumda petrol doğal gaz dolar terör olayları mezhepsel olaylar derken çok karışık bir coğrafyanın tam göbeğindeyiz umarım devlet politikaları insanların canını tehlikeye atmaz.

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri
2 2

Ne aradılar:

  • suriye krizi ve dünya

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu

Güneydoğu Anadolu’ da Terörizm ’in yarattığı toplumsal bunalım birçok ekonomik sektörü olumsuz yönde etkilemektedir ve bunun yanı sıra ülkemizin ekonomik istikrarına da darbe vurmaktadır. Ülkemizde terör daha çok bölgesel olarak ele alınmaktadır. Bu bölgede insanlar kırsal da tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar ve önemli bir ekonomik getiri elde etmektedirler ayrıca son dönemlerde Turizm de ön plana çıkmaya başlamıştır. Her ne kadar Turizm’den elde edilen gelir yüksek olmasa da birçok önemli turizm mekânları bu bölgededir. Artan terör olayları toplumda huzursuzluk ve gelecek kaygısı yarattıkça yatırımlar azalmakta, istihdam oranı düşmekte, ekonomik sirkülasyon azaldıkça kırsaldan kente olan göçler de artmaktadır. Mera hayvancılığı yapan köylüler hayvanlarını otlatmaya çıkaramamaktadır. İnsanlar ihtiyacı olan herhangi bir şeyi çıkıp marketlerden işyerlerinden almaya cesaret edememekteler.  Düşününüz ki her gün evinizin çatısından kurşunlar uçuşmakta yakınlarınızda bombalar patlamakta ve terörü iliklerinize kadar hissetmektesiniz, bu şartlar altında nasıl bir ekonomik faaliyetten bahsedebilirsiniz ki!

Son yıllarda Güneydoğu’da durum o hale gelmiştir ki, cebinde birkaç kuruşu olan herkes ‘iş’ yapmak için önce Kandil’i ziyaret etmektedir. Bu alanda belediyeler örgütün emme basma tulumbasıdır. Örneğin Cizre-Silopi minibüs hattında bir yer almak Kandil’deki bilmem hangi gerilla ağasını ve aynı zamanda örgütü parayla beslemekten geçmektedir. (Kayahan Uygur, 2015, Eylül 5, PKK’nın Yeraltı Ekonomisi, Akşam Gazetesi.) Bu alıntıda Terörün, hem ekonomiye ne derece darbe vurduğunu göstermek, hem de kendi ekonomik hakimiyetini kurmak ve insanlar üzerinde nüfuzunu artırmak için başvurduğu yollardan birini sizlere aktarmak istedim.

Bölgede yatırımların artması biz gençlerin ve ticari hayatta yerini almak isteyen genç müteşebbislerin çabalarıyla aynı zamanda devlet destekleriyle mümkün olacaktır. Unutmayınız ki hiçbir ekonomik sistem, şiddet ortamında gelişip büyüyemez.  Güneydoğu Anadolu bölgemizde huzur ve sükûnetin sağlanacağı günler yakındır ve inanıyorum ki bu durum bölgenin, GSYH içindeki payını kademe kademe artırırken birçok yenilik ve başarıyı da beraberinde getirecektir.

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu
4 3.5

İran’a Uygulanan Ambargo’nun Kaldırılması Türkiye Ekonomisi İçin Ne İfade Etmekte?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki İran ve Batı arasında ilişkiler 1950’li yıllara dayanmakta ve sonrasında gelişmekteydi.  1979 Şah rejiminin devrilmesinden sonra ilişkiler kopma noktasına geldi ve Batı’nın yaptırımları zirveye ulaştı. Ancak bu devrimden sonra İran-Türkiye ilişkileri Batı ile tam tersine yükseldi. 1980 darbesiyle kötü etkilenen ikili ilişkiler daha sonra gelişmeye başladı.  Türkiye, İran-Irak savaşındaki tarafsız konumunu koruyunca ticari ilişkiler üst seviyelere taşındı fakat belirli dönemlerde bazı krizler baş gösterdi ve ilişkiler sekteye uğradı. Refahyol hükümeti döneminde kurulan D-8 (Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Nijerya, Mısır, Endonezya) ülkeleri, bu ülkeler arasında Ticaret, Finans, Enerji, Sağlık, Sanayi, Kalkınma ve Tarım gibi birçok konuda işbirliğini amaçladı. D-8 ile birlikte Türkiye İran ile olan ticaretini arttırdı. Ancak ABD ve İran arasındaki gerilim Türkiye’nin İran ile olan siyasi ilişkilerini çoğu zaman olumsuz etkiledi. Türkiye’nin İran ile dış ticaret hacmi 2000 yılında 1 milyar dolar civarındayken bu miktarın ödemelerin altın ile yapılmasıyla 20 milyar dolar civarına çıktığı dönemler olmuştur. Son 3 yılda ticaret hacmi düşüş göstermektedir fakat 16 Ocak 2016’da kaldırılan Ekonomik Ambargo bu durumu, iki ülkenin de lehine değiştirecektir. İran’ın petrolü için hali hazırda alıcı olarak bekleyen birçok AB üyesi ülke bulunmaktadır. AB’nin istekli olması ve ABD’nin siyasi çıkarları Türkiye’nin iştahını kabartmakta ve ticaret hacminin yeniden tırmanışa geçerek iki ülkenin de ekonomik işbirliğini arttırması beklenmektedir. Ekonomi bakanlığı verilerine göre İran ekonomisinde özellikle Telekomünikasyon, Petrokimya, İnşaat, Otomotiv ve Ulaştırma alanlarında Türk girişimciler için büyük fırsatlar mevcuttur. İran-Türkiye arasında ticaretin en büyük kısmını doğalgaz ticareti oluşturmaktadır. Dünyada ikinci büyük doğalgaz rezervi %17 ile İran’ın elindedir. Ülkemiz her yıl İran’dan 10 milyar metreküp doğalgaz almaktadır fakat fiyatların aşağı çekilmesi durumunda daha fazla alınacağı ikili ilişkilerde belirtilmiştir. Yeni dönemde Türkiye-Azerbaycan-BP ortaklığıyla yürütülen TANAP(Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi) içerisine İran’ın da dahil olma ihtimali yüksektir ve İran doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya satılması beklenmektedir. TANAP ile ilk etapta yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınacak ve proje sonunda ise yıllık 30 milyar metreküp düzeyine çıkacaktır. Doğalgaz ile birlikte İran önemli derecede Ham Petrol üreticilerindendir. 2013 yılında İran’dan 4,8 milyon ton petrol ithal edilmiştir. Türkiye İran ile olan ticaretini arttırmak için kolları sıvamış durumda ve hedef ilk aşamada 30 milyar dolar olarak belirlenmiştir. Aynı zamanda İran Türkiye için önemli bir Turizm kapısıdır.  Yaptırımların sona ermesiyle İranlı turist sayısının 2 milyonu bulması tahmin edilmektedir. Sonuç olarak ekonomik ambargonun kaldırılması iki ülkenin ticari ilişkilerini arttıracaktır. Fakat iki ülkenin bölgesel güç olma iddiası özellikle dış politikadaki tutumları bu durumu engelleyecek gibi görünse de uzun vadede bu durumun olumlu yönde ilerlemesi beklenmektedir. Bölgedeki güç dengelerinin değişmesi ülkelerin ekonomileri üzerinde etkiler yaratmakta ve son yıllardaki krizlerden birçok ülkeye göre daha az etkilenen ülke konuma yükselen Türkiye için önemli fırsatlar sunmaktadır. İki ülkenin sınır komşusu olması ve birbirleriyle olan ilişkileri göz önüne alındığında, bölgede dengelerin her iki ülke açısından, özellikle ekonomik ve siyasi ilişkiler bağlamında gelişim göstermesi beklenmekte ve dış politikada daha sıkı ilişkiler ve üst düzey ziyaretlerle beraber gelişmekte olan ekonomilerine katkı sağlaması beklenmektedir.

Yazıyı Değerlendirin!

Yayıncılık Alanında Girişimcilik mi?

Evet Yayıncılık alanında girişimcilik mi o  ne o? Yayıncılık alanında girişimcik
diye bir ses duydum sanki. Hani şu 3.Milyar TL’lik pastadan bize de pay düşermi diyen girişimcileri
duyar gibiyim. Sorunun cevabı maalesef zor.

Radyo Televizyon Yayıncılarının 2014 raporu bize şu sonucları vermektedir,

*Eğer çok yoğun bir sermayeniz yoksa ve de ulusal bir yayıncılık yapmayacaksanız işiniz zor demektir.
*Ulusal reklam piyasasının kemikleştiği bir yaklaşımda yayıncılık başabaş olmak isteyen yatırım yapmak isteyen
satın alma ile ancak istediği sonucu elde edebilir.
*Radyo’da reklam gelirlerinin %80’ni de ulusal yayınlardan elde ediliyor. Radyoculuk da bölgesel yayın yapan
kuruluşların önü açık gibi görünüyor.
Dünya Dijitale Koşuyor?

Yapılan bir araştırmaya göre 2014 yılında dijital reklamcılık reklam cirosu 1,4 milyar TL’ye koşuyor.
Yani, Televizyon reklam gelirlerinin yarısı kadar bu sonuçları ortaya koyuyor:

*Dijitalin önemi daha da artacak, şirketler ve bireyler dijitalleşecek.
*Herkes bir gün 15 dakika ünlü olacak sözü gerçekleşmeye başladı.
*Web Tv yayıncılığı ön plana çıkmaya başladı,

Dijital de kitlelere ulaşmak daha ucuz ve daha hızlı, Etki anlamında ise Televizyon etkisini kaybetmedi,
kaybetmiyor olarak görünüyor.

Bir İnsan Neden Medya Patronu Olur?

Yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir gazetenin maliyeti 10 cent yani 30 kuruş Satış ortalama fiyatı
70 kuruş toplam da şu an ülkemizde gazete satışları 4.Milyon ikiyüzyirmibeşbin seviyesinde görünüyor. Bu da
şunu ortaya koyuyor: Bu kadar mütevazi bir kar ile bu işi yapmak düşündürücü ama gazeteciliğin katma değeri
reklamlar’dır.

Büyüme rakamları açıklandı:

Büyüme rakamları açıklandı pozitife doğru dönmüşümüz, 2014 yılında reklam gelirleri bize iktisadi açıdan
şunu göstermiştir:

*Evet tüketim de bir daralma var bunun yanı sıra ülkenin seçim sürecine girmesi ekonomi de tüketimi yavaşlattı.
ancak açıklanan paketler ve bu pozitif büyüme haberi gelecek için olumlu bir haber.

Selam ve Muhabbetle,

@gencfastmakale

Yazıyı Değerlendirin!

Büyüdükte Ne Oldu ?

Türkiye ekonomisi şok bir büyümeyle 2015 yılının 3.çeyreğinde %4  büyüdü. Beklenti %2.8 civarındaydı. Fakat beklentilerin çok daha üzerinde gelmesi piyasaları oldukça şaşırttı. Bu beklentilerin dışında ve çok iyi gelen büyümenin arkasında sebep ne peki? Öncelikle Türkiye 3.çeyreğinde seçim maratonundaydı daha doğrusu Haziran seçimlerinde koalisyon çıkmasıyla ve tek başına iktidar kurulamamasıyla, erken seçime gidildi ve en yakın tarih olarak 1 Kasım belirlendi. Bu zaman boyunca artan belirsizlikler dışarda yatırım kararlarını etkilese de iç piyasa da talebin ne denli arttığını göstermekte. Devletin yaptığı kamu harcamalarını da sayarsak iç talep canlandı. Tarım sektörü en fazla büyümeden etkilenen sektör olurken %11 civarında bir büyüme elde ederken onu sanayi sektörü ve hizmet sektörü izlemekte.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek; cari açık/GSYH %3 ‘e düşürmek istediklerini söylese de ihracat rakamlarının düşüklüğü ve son zamanlarda kavgalı olduğumuz ihracatçı dostumuz Rusya ile azalacak ihracatı düşünürsek  bunun da cari açığa yansıyacak olması aşikar. Eğer doğal gaz da Rusya ile sorun olursa ithalatı kısacağımız fakat daha ucuz olan Katar’a gideceğimiz konuşuluyor. Rusya’ya yaptığımız meyve sebze ve giyim ihracatını başka bir ülkeye kaydırarak bu ihracat açığımızı kapatmamız şart. Devlet Başkanları her geçen gün keskin cümleler kurdukça köprüler atılmaya yüz tutmuş durumda. En kısa zamanda ülkelerarası bu sorun çözülmezse hem siyasi hem ekonomik açıdan sıkıntılara gebe olacağı açık.

Peki bu büyüme kuru nasıl etkiledi? Kur da pek bir oynama olduğunu söyleyemeyiz. Dolar/TL 2.95 seviyelerinde. Aslında hem Türkiye’den gelen 3.çeyrekte beklenmeyen büyüme rakamlarındaki artış hem de Amerika’daki işsizlik maaşı başvurularındaki artışın Dolar/TL ‘i bir nebze aşağı çekeceği umuduna sahip olanlar bekledikleri düşüşü göremediler. Bu da Türk ekonomisinin kırılgan olmasından ve yaşanılan artışların spekülatif olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmakta. Türk ekonomisinin potansiyel büyüme hızı %5 olarak görülür. Bu veya bunun üzerinde büyüme yakalasın ki artık etkilenen değil etkileyen bir ekonomi haline gelsin. Yoksa dışa bağımlı tüketen tasarruf yapmayan üretmeyen bir ekonomi ile ne cari açığı ne de büyümeyi ne de buna paralel olarak işsizliği belli bir noktalara getirmesi zor görünüyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Ekonomi Nedir

Ekonomi Nedir

Ekonomi, insanların sınırsız tüketim isteklerini sınırlı, kıt kaynaklarla en iyi nasıl tatmin edilebileceğini inceleyen sosyal bir bilim dalıdır.  Eski Yunanda ekonomi nedir, ekonomi sözcüğünün sözcük anlamı, 1 evin mal varlığını yönetme sanatıydı. O dönemde alaka ya da tesir alanı 1 evden ibaret olan ekonomi, bugün her dünyayı ilgilendirmekte ve etkisi altına almaktadır.

Ayrıca ekonominin birden çok tanımının yapılması mümkündür;
1. Ekonomi, para kullanılarak ya da para kullanılmadan insanlar arasında değişim işlemlerine neden olan faaliyetlerin incelenmesidir.
2. Ekonomi, insanların çeşitli mallar (buğday, sığır, pardesü, konser, yol, bombardıman uçakları ve yat gibi) üretmek ve bunlan tüketmek üzere toplumun çeşitli üyelerine bölüştünnek için kıt ya da sınırlı üretim kaynaklannı (toprak, işgücü, makine gibi sermaye malları ve teknik bilgi) hangi biçimde kullandıklannı inceler.
3. Ekonomi, insanı, günlük geçimini kazanırken ve yaşamından zevk alırken inceler.
4. Ekonomi, insanlığın tüketim ve üretim etkinliklerini nasıl düzenlediğini inceler.
5.  Ekonomi nedir, Ekonomi servetin incelenmesidir.
Bugün iktisatçılar aşağıda tanım üstünde anlaşmış görünüyorlar. “Ekonomi, insanların ve toplumların para kullanarak ya da para kullanmadan zaman içinde çeşitli mallar üretmek ve bunları bugün ve gelecekte tüketmek üzere, toplumdaki bireyler ya da gruplar arasında bölüştürınek için, kıt üretim kaynakları kullanmak konusundaki tercihlerini inceler.”
Ekonomi, tarih incelemelerinden geniş ölçüde yararlanır. Kristof Kolomb’un altın dolu Amerika’yı keşfinden sonra İspanya ve Avrupa da yüzyıllarca fiyatlann yükselmesi bir raslantı eseri miydi? Buhar ve demiryolu devri neden Londra daki gecekondu sakinlerine yararlı oldu? Tarihin yorumu için analiz araçlan gereklidir. Çünkü, olaylar kendi açıklamalarını getirmezler.
Modern ekonomi biliminin ilk görevi, üretimin, işsizliğin, fiyatların ve bunlara benzer olayların davranışını tanımlamak, açıklamak ve aralarındaki ilişkiyi saptamaktır.

“Neden ekonomi okumalı?” sorusunun en iyi yanıtını Lord Keynes birçok tartışmaya neden olmuş klasik kitabımn sonunda şöyle verir :
“İktisatçıların ve siyasi yazarların düşünceleri, doğru olsun olmasın, genellikle sanıldığından çok daha etkilidir. Diyebiliriz ki, dünyayı bu düşünceler yönetmektedir. Her türlü entellektüel etkiden uzak olduğunu sanan pratik insanlar, genellikle artık hayatta olmayan bir iktisatçının esiridir. İktidarda bulunan ve havadan sesler işiten çılgınlar, birkaç yıl önce yazı yazmış akademik bir yazardan ilham alırlar. Eminim ki, edinilmiş çıkarlann gücü, düşüncelerin dolaylı etkisinden çok daha zayıftır. Bu hemen kendisini göstermez, belirli bir gecikmeye bağlıdır zira iktisadi ve siyasi felsefe alanında 25-30 yaşlarına geldikten sonra yeni teorilerin etkisi altına girenler çok değildir. Bu nedenle memurların ve siyaset adamlannın hatta ihtilalcilerin olaylara bakarak uyguladıkları düşünceler o kadar yeni olmayabilir. İyilik ya da kötülük için er geç tehlikeli olan, edinilmiş çıkarlar değil, düşüncelerdir”.

Ekonominin Tarihi, Geçmişi, Kökenleri

Kendisinden önce ekonomi hakkında birçok görüş belirtilse de, klasik ekonomi geleneğinin 1776da Adam Smithle başladığı kabul edilir. Onu bu kadar kritik yapan, ekonominin literatür analizinden ve ahlaki araştırmasından epey, işleyişiyle ilgilenmesiydi. A.Smith, 1776da Ulusların Zenginliği adlı 5 ciltlik 1 yapıt yayınlamış, burada kendinden önce yapılamayan, genel ve tutarlı 1 iktisadi düzen modeli ortaya koymuştur.

Tarihsel dönemlere bakıldığında, muhtelif ekonomik düzenler görülmektedir. Bu düzenler, üretim kaynağı, miktarı, yöntemi gibi konularda birbirinden epey değişik unsurlar göstermektedir. Tarihte ekonomik düzenlerde üretim kaynakları şunlar olmuştur: Toprak, emek, sermaye ve veri. Toprağın üretim aracı olduğu Sanayi Devrimi öncesi sezon, insanların yalnızca toprağı işleyerek yaşadığı ve üretimlerinin yegane tarımsal mahsüller olduğu dönemdir, bu yüzden toprak kutsal sayılmış ve savaşların başlıca nedeni olmuştur. Sanayi Devrimiyle sanayileşen, makineleşen ve atik üretime geçen insanoğlu, tarımsal üretim tekelini kırdı. Bu dönemde ekonomik aktörler; insanın kol gücünü misal alan makinalar, bunların bulunduğu fabrikalar ve buralarda çalışan işçiler ve bunları yöneten sermaye sahibi kapitalistlerdi. 20. yüzyılın ikinci yarısında, teknoloji alanında, özellikle bilgisayar, yaşanan gelişmeler de günümüzde ekonomik aracın veri olmasını sağlamıştır. Bu amaçla ve insan beynini misal alarak üretilen bilgisayarlar, bu yepyeni devrin sembolleri haline gelmiştir.

Bilgi Çağını başlatan bu gelişmeler bütün insanlığı olduğu gibi ekonominin tanımını da değişime sevketmektedir. Klasik dönem ekonomi nedir tanımı olan; Sermaye, emek, hammadde gibi limitli kaynakları ve araçları olan, Sanayi Dönemi kökenli ekonomi tanımı yerine; günümüzün bilgiye, insan beynine dayanan ekonomi sistemi, bilginin ve insan aklının sınırsız olmasından dolayı sınırsız kaynağa ve araca sahiptir. Dolayısıyla ekonomi de sınırsız kaynakların idaresini inceleyen sosyal bilim olma gerçeğiyle karşı karşıyadır.

Mikro Ekonomi ve Makro Ekonomi Nedir

Mikroekonomi, herhangi bir piyasada malın fiyatının nasıl belirlendiği, bir tüketicinin maksimum fayda elde etmek için parasını nasıl harcayacağı, bir firmanın üretim ve maliyet yapısı ve bu yapı ile ait olduğu ürün piyasasında nasıl davranacağı gibi konular üzerinde durur. Alfred Marshall “Ekonominin İlkeleri” kitabıyla mikroekomi teorisine katkılarda bulunmuştur.

Makroekonomi, ekonomideki toplam gelir, toplam tüketim, toplam tasarruf, toplam yatırım ve genel fiyat düzeyi gibi makro değişkenlerin nelerden etkilendiklerini ve ekonomide tam istihdam, fiayat istikrarı ve ekonomik büyüme gibi temel hedeflerin nasıl elde ediileceğini inceler. John Maynard Keynes’in “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı kitabı makroekonominin temelini oluşturur.

Ekonomi Nedir
3 2.67

Ne aradılar:

  • ek9nomi nedir
  • kıt kaynaklarla toplam fay
  • MAKRO EKONOMİDE DEVRİ AKIMLAR MODELİ HAKKINDA YORUMLAR
  • neo ekonomi nedir