Dolardaki yükselişin olumsuz etkileyeceği 5 veri

Dolar geçen haftayı 3 TL’nin üzerinde rekor seviyede kapattı. Önemli bir psikolojik eşik olan 3 TL’yi aşan doların yükselişine devam edip etmeyeceği başka bir haberimizin konusu olacak. Bu haberde ise yılbaşından bu yana yüzde 22 değer kaybeden TL’den neden endişe etmemiz gerektiğini 5 grafikte özetlemeye çalışacağız.

Hızla yükselen döviz kurunun elbette birçok yan etkisi olabilir. Ancak bunlardan ilk akla gelenler şunlar oluyor:

ENFLASYONenflasyon-doviz-kuru

Yükselen dolar zam demektir! İthal malların daha da pahalanacak olması Türkiye gibi ara ve yatırım mallarında dışa bağımlı olan ülkelerde fiyatları olumsuz etkiler. Son dönemde yükselen dövizin fiyatlardaki yan etkisini görüyoruz. Dövizin yükselişi gıdadan akaryakıta birçok mal grubunda zam gelmesine neden oluyor.

Aşağıdaki grafik çekirdek enflasyon (gıda ve tütün ürünleri dışarıda tutulduğunda) ile döviz sepeti arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Grafik çok açık bir şekilde dövizin yükselmesinden kısa bir süre enflasyonun artışa geçtiğini ortaya koyuyor.

 

dolarizasyon-doviz-kuruDOLARİZASYON

Doların yükselmesi ya da daha yükselecek olmasına ilişkin beklentilerin ilk etkilerinden biri de dolarizasyon oluyor. Hanehalkı ve şirketler hızla ellerinde tuttukları döviz miktarını artırmaya çalışıyor. 2013’ün ortalarından itibaren yükselen döviz karşısında döviz mevduat hesaplarının da hızla arttığı ortada. 2013 ortalarında yaklaşık 110 milyar dolar düzeyinde olan döviz mevduat hesapları 2015 Ağustos sonu itibariyle 153 milyar doları aştı.

 

 

 

ERİYEN REZERVLER

Sermaye çıkışı sonrası yükselen kura karşı Merkez Bankası düzenli olarak döviz satıyor. Bu yolla döviz kurundaki oynaklığı azaltmaya çalışan Merkez Bankası’nın rezervleri düşüşe geçiyor. Grafikte görüldüğü gibi brüt rezervler hızla gerilerken 100 milyar dolar sınırına dayandı. Net rezervler ise (yani her an satılmaya hazır döviz rezervi) 31 milyar dolar inmiş durumda.

TÜKETİCİ GÜVENİ

Türkiye’de tüketiciler döviz hareketlerine karşı çok duyarlıdır. İlişki oldukça basit: dolar yükseldiğinde tüketici güveni hızla düşer. Bu aynı zamanda harcamaların azalması, yani iç talebin ve büyümenin yavaşlaması anlamına geliyor. Tüketici güveni halihazırda 2008 krizinden bu yana en düşük seviyede. Grafik, döviz yükselirken tüketici güveninin gerilediğini gösteriyor.

REEL SEKTÖRreel-sektor-doviz-kuru

Hanehalkı gibi şirketler de dövizin yükselişinden olumsuz etkileniyor. Bir taraftan talep tarafının yavaşlaması ile satışları olumsuz etkilenen şirketler, diğer yandan döviz cinsi borçlarının maliyet artışı ile karşı karşıya kalıyor. Özel sektörün yurt dışı borçlarını aylık detaylı bir şekilde vermek yerine daha uzun vadeli durumunu gösteren bir grafikle durumu anlatmak istedik. Özel sektörün dış borcunun milli gelire oranı son yıllarda yükselerek yüzde 36 düzeyine ulaştı.

 

 

 

Kaynak: http://www.businessht.com.tr/piyasalar/haber/1125125-dolardan-neden-endise-etmeliyiz erişim tarihi 07.09.2015

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dolardaki yükselişin ilaç firmalarına etkileri

Haberci Dikkati 20 Gence İş Kapısı Açtı

Mehtap Ceylan’ın sunduğu Günün Konuğu programına  Yenişafak  Gazetesi İstihbarat Şefi Recep Yeter konuk oldu. 

Marmara Radyo’da Mehtap Ceylan’ın Günün Konuğu programına  konuk olan Yeni Şafak Gazetesi İstihbarat Şefi Recep Yeter haberci dikkatinin 20 tane genç gazeteci adayına nasıl iş kapısı araladığını anlattı. Yeter, kan vermek için gittiği hastanede bir afişte gördüğü ‘işbaşında eğitim’in ne olduğunu merak edip araştırmış. Ardından da proje haline getirip çalıştığı kuruma sunmuş ve 20 genç gazeteci adayına tecrübe ve iş kapısı aralanmış.

Marmara Radyo’da Mehtap Ceylan’ın sunduğu Günün Konuğu programına  konuk olan Yeni Şafak Gazetesi İstihbarat Şefi Recep Yeter, medyada ilk kez Albayrak Medya Grubu’nda (Yeni Şafak ve TV Net) uygulanmaya başlanan ve İletişim Fakültesi mezunlarının staj problemine çözüm olan İşkur- İşbaşı’nda Eğitim Uygulamasını anlattı.

Bir akrabası için kan vermeye gittiği hastanede duvarda asılı bir afişteki ‘İşbaşı’nda eğitim’ ibaresini gördüğünü ve merak edip gazeteye dönünce içeriğini araştırdığını belirten Yeter “Gördüm ki İŞKUR’un bu projesi aylarca ücretsiz staj yapmak zorunda kalan genç gazeteci adayları için bir fırsat. Ayrıca kurumları da onbinlerce lira yükten kurtarıyor.” dedi.

“Medya için büyük bir fırsat”

İşbaşında eğitim programını hemen bir proje haline getirip yönetime sunduğunu belirten Yeter şunları anlattı: “Bu sayede 20 genç gazeteci adayı arkadaşımız 6 ay süreyle hem İŞKUR’dan harçlık aldı hem de gazete ve televizyonda stajını yaptı. Yeni haberciler yetiştirmek üzere kurulan Medya Sanat Merkezi (MSM) bu konuda medya kuruluşlarına danışmanlık yapmaya başladı ve bizden sonra başka medya kurumları da uygulamaya başladı. Bu sayede belki de yüzlerce gazeteciye iş kapısı aralandı”

‘Muhabirliğe geri dönmekten asla gocunmam’

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Recep Yeter, yaklaşık 14 yıldır Yeni Şafak’ta çalışıyor. İletişim öğrencilerine örnek olması için kariyer yolculuğunu anlatan Yeter, gazetecilik hayatının ilkokul 5. sınıfta iken babası tarafından alınan fotoğraf makinasıyla başladığını belirterek gazeteciliğin insanın içinde bir heyecan olarak daima yaşaması gerektiğini söyledi. Lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte okul dergisi çıkardıklarını anlatan Yeter, “Gazetecilik mesleği sürekli öğrenmeye açık olmayı gerektiriyor. Hiçbir zaman ben büyüdüm, büyük gazeteci oldum denilmemeli. Çok çalıştım, kendimi geliştirdim, editörlük, yayın yönetmenliği yaptım, halen 6-7 muhabir arkadaşımızın başında İstihbarat Şefliği yapıyorum. Ancak her an muhabirlik yapmaya hazırım. Mesleğin duayenleri 20-30 yıl muhabirlik yaparak bugüne gelen insanlar. Bu yüzden gazetecilik heyecanını yitirdiğiniz, gazeteciliği bırakıp başka iş yapmaya çalıştığınız zaman bu mesleği tümüyle bırakmanız gerekiyor.” diye konuştu.

‘Önünüzde iki yol varsa zor olanı seçin’

Gazetecilik mesleğinin tabiatı gereği sınırlara hapsolmamak gerektiğini dile getiren Yeter, gazetecilik mesleği için de krizlerin içinde fırsat barındırdığının altını çizdi. Gazetecilik hayali kuran iletişim öğrencilerine sabah akşam 5 çalışan memur olayım gerisine karışmayım düşüncesinden uzaklaşmalarını tavsiye eden Yeter ”Önünüzde iki yol varsa zor olanı seç. Başaramasan dahi zoru seçtiğin için mutlu olursun. Kolay olanı herkes seçer” ifadelerini kullandı. Öğrencilere röportaj tekIMG_5472-599x275nikleri konusunda tavsiyelerde de bulunan Yeter, karşımızdaki kişi hakkında bilgi sahibi olmamız, yeterli sayıda, iyi ve kimsenin sormaya cesaret edemediği sıra dışı sorular sormamız gerektiğini vurguladı.

”Sevdiğin işi yap hergün tatil yap”

Son olarak öğrencilerin mesleği sevmesi gerektiğini ve ikinci bir dil bilmenin şart olduğunu söyleyen Yeter; “Sevdiğiniz işi yaparsanız eğer icra ettiğiniz meslek, size her gün tatil yapıyormuş gibi gelir” ifadelerinde bulundu.

Haber: Ayşen Bolat

Fotoğraf: Uygar Aydın

Yazıyı Değerlendirin!

İnovasyon Haftası’nın Motivasyon Dolu Konuşması

Türkiye İnovasyon Haftası’nda Young Guru Academy Kurucusu ve Başkanı Sinan Yaman, İnovasyon’a Liderlik konulu konferans için etkinliklere katıldı. Konferansı pür dikkat takip eden biri olarak, inovasyon etkinliklerinin motivasyon dolu konuşmasıydı diyebilirim.

 

“İnovasyon hiyerarşi kaldırmaz”

Young Guru Academy Kurucusu ve Başkanı Sinan Yaman, sahneye çıkar çıkmaz durdu ve salona baktı. Sonra soru sordu: “İnovasyon ne kaldırmaz?” Saniyeler içinde en doğru cevabı düşünmeye çalışan dinleyicilere yanıt Yaman’dan geldi: “İnovasyon hiyerarşi kaldırmaz!”. Yaman’a göre, inovasyon yapabilmek için, yeni fikirler üretip yeni şeyler geliştirebilmek için ilk başta bireylerin kendilerini özgür hissetmeleri ve rütbe olarak kimseden daha aşağıda olmadıkları psikolojisine hakim olmaları gerekli. İşte bu yüzden Yaman, “Egosu küçük, kalbi büyük, zihni berrak, elleri hızlı gençler yetiştirmek gerek” dedi ve salondaki ‘ben inovasyon yapabilirim’ diyen herkesi yerlerinden kaldırp en ön sıralara davet etti. Protokol bandı kaldırıldı. Ben dahil, bir çok genç öğrenci arkadaşım protokolde otururken motivasyonun doruklarına ulaşmıştık bile.

 

‘Create & Connect’

İnovasyonun hiyerarşi değil liderliğine ihtiyaç duyduğunu ve liderlerin sürekli değişmesi gerektiğini söyleyen Yaman, inovasyonun tamamen yaratıcılıkla ve bağ kurabilmekle ilgili olduğunu söyledi. Bir insanın beyninde milyarlarca nöron olduğunu söyleyen Yaman, beyindeki her nöronun bağ kurmaya yaradığını ve ‘create & connect’ mekanizmasını devreye soktuğunu ifade etti. ‘İnovasyon iki kanat ister; biri strateji, diğeri ise yaratıcılık’. Buna örnek olarak ekranda bir bal peteği resmini göstererek salondakilerden bu görsel üzerindeki inovasyonun iki kanadını bulmalarını istedi. Bu görsel üzerindeki şekil altıgendi. Bal peteği arılar tarafından özel olarak altıgen şekilde oluşturulmuştu ve bir araya getirildiğinde arada boşluk bırakmayan tek şekil olan altıgen bu işin stratejisini gösteriyordu.

 

Sinan Yaman,  konferansı boyunca başarıların arkasında inovasyonun yattığını belirterek ‘insight – innovation – implementation’ kavramlarına dikkat çekti.

 

“Dünyanın her yerinden YGA gönüllüleri geliyor”

Young Guru Academy bünyesinde TİM desteğiyle Türkiye genelinde açılan dezavantajlı ilköğretim okullarında inovasyon atölyelerinin açıldığını ve buradaki yetiştiricilerin işadamları tarafından özel olarak seçildiğini anlattı. Harvard Business School’dan bile YGA’ya gönüllüler geldiğini söyleyen Yaman, YGA’nın başarı reçetesinin Yunus Emre’nin dörtlüğünde yattığını söyledi.

 

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır

 

 

“YGA bir sosyal inovasyondur”

Microsoft Genel Müdürü’nün YGA’yı sosyal inovasyon olarak tanımladığını söyleyen Sinan Yaman, krediyi kimin aldığının öneminin olmadığı bir iklimde inovasyonun mümkün olabileceğini söyledi. “Egosu küçük, kalbi büyük, zihni berrak, elleri hızlı gençler yetiştirmek gerek.” İşte bu genç kuşların birlikte uçmasıyla, sanayi & üniversite işbirliğine vurgu yaptı.

 

İnovasyonun en büyük düşmanlarını geri bildirim, olumsuz yargı ve sahte takdir olarak tanımlayan Yaman, bunun yerine ileri bildirim, motive edici eleştiri ve yargılar ile sahici takdirlerin inovasyon ve motivasyonu en başarılı şekilde ortaya çıkarabileceğini ifade etti.

 

Altınok kardeşler: “Zaferden değil seferden sorumluyuz”

Sinan Yaman, inovasyon gurusu olarak tanımladığı tarihin görme engelli dahileri olarak bilinen Selim-Kerim Altınok kardeşleri sürpriz şekilde sahneye aldı ve onların düşüncelerine, duygularına katılımcıların da şahit olmalarını sağladı. Altınok kardeşler, eğitim hayatları boyunca kabartma not tutarak öğrenimlerine devam ettiklerini belirtirken yalnız olmamanın, aynı yolda yürüyecek bir dosta sahip olmanın birbirlerine destek verdiğini söyledi. O yıllarda birbirlerini tamamlayarak kabartma not tutan ve haftasonları tuttukları notları babalarının kasete kaydettiğini söyleyen kardeşler “O yıllarda bizim notlarımızla onlarca kişi sınıf geçti” dedi. Okullarında ise dereceyle mezun olan Altınok kardeşler bunun tam olarak bir inovasyon olduğunu söyledi. “İnovasyon insanın kendini yenileyebilmesidir diyen kardeşler, 45 yaşından sonra bilgisayar kullanmaya hatta bilgisayar programları yazmaya başlamışlardır. 45 yaşından sonra satranç oynanıp Türkiye’de şampiyonluk elde eden Altınok kardeşler “Zaferden değil seferden sorumluyuz” dedi.

Yaman’ın konuşmasından önemli sözler:

 

  • Şirketler için inovasyon endeksini tespit etmek ve sahip çkmak çok önemli.

 

  • İnovasyonu, birlikte başarmayı başaranlar başarır.

 

  • We discuss, we decide, we realize = We love innovation!

 

  • Başarılı insan hata yapmayan değil, hata yaparak sonunda doğruya ulaşan, düştüğünde ayağa kalkan ve kendini yenileyerek devam eden insandır.

 

  • İnovasyon; acelecileri, cimrileri ve korkakları sevmez. Ve hiyerarşiyi…

 

  • “Bülbülle gezen güle gider, ördekle gezen göle gider”

 

Esra Öztürk, İstanbul, 30 Kasım 2013

Türkiye İnovasyon Haftası

 

https://twitter.com/Exponomist 

@Exponomist

 

 

 

 

 

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • young guru academy sinan yaman mükemmeliyet

“Kalkınmanın Temeli Bilim ve İnovasyondur”

T.C. Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatçlar Meclisi işbirliğiyle bu yıl 2.si düzenlenen Türkiye İnovasyon haftasının kapanış konuşmasını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptı.

 

2,5 Milyar TL Proje desteği

Erdoğan, ekonomik büyüme için inovasyonu önemine vurgu yapan konuşmasında ‘bir fikrim var’ diyenlerin en az sanayici, yatırımcı ve girişimciler kadar önem arz etmeye başladığını dile getirdi. İnovasyondan uzak kalan ekonomilerin rekabetçi olma imkanı bulunmuyor diyerek,  Türkiye’de inovasyona yapılacak yatırımları her yönüyle desteklediklerini söyleyen Erdoğan tekno parklar, AR-GE’ye ayrılan pay, genç girişimcilerin desteklenmesi konusuna önem verildiğini ve sadece TÜBİTAK aracılığıyla gelen projelere 2,5 milyar TL destek sağladıklarını ifade etti. Erdoğan, Türkiye’nin kendi uygulamalarını geliştirmeye başladığını ve bunlar arasında savunma sanayi, akıllı kimlik kartları, üstün özellikli x-ray sistemlerinin bulunduğunu söyledi.

 

81 ilde Bilim Merkezleri Açılacak

Erdoğan, “Çocuklarımızı ve gençleri inovasyona özendirmek için her ilde bilim merkezleri kuruldu ve 7 ilde faaliyete geçti. Büyükşehirlerimizden başlayarak bilim merkezlerini 81 ile yaygınlaştırmak amacındayız.” dedi.

 

Kalkınmanın temeli bilim ve inovasyondur.

Marka ve patent konusunda da ciddi gelişmeler yaşandığını dile getiren Erdoğan, Avrupa’da en çok marka başvurusu yapılan ülke olduğumuzu belirtti. “Kobilerimiz birer inovasyon merkezi durumunda. Kobilerimiz her gün yeni ve etkileyici başarılara imza atıyorlar. Hükümet olarak geçtiğimiz 11 yılda kobilere 2,2 milyar destek sağlayarak bu potansiyeli geliştirdik ve güçlendirdik. Ayrıca kobilerin kredi imkanlarını geliştirerek kredi faizi desteği sağladık, kredi kapsamında oluşan faizin 1 milyarlık kısmını hükümet olarak kaşıladık. Bugüne kadar bünyelerinde AR-GE faaliyeti yürüten firmalarımız destek veriyoruz ve önümüzdeki dönemde bu destekleri artırarak devam edeceğiz. Girişimcilerimizin inovasyon faaliyetlerini destekleyeceğiz. Kalkınmanın temeli bilim ve inovasyondur. Şuan insanlığın bulunduğu yer göz kamaştırıcıdır.” dedi.

 

Taklit eden, takip eden asla öne geçemez

Bilim tarihine yön veren, ışığın kendisinden yükseldiği Doğu, bilgi üretme konusunda gerilerde kalmıştı. Taklit eden, takip eden asla öne geçemez. Başkasının eline bakan asla liderlik konusunda yükselemez.

 

Dünyanın en başarılı üniversitelerin AR-GE merkezlerinin ulusal değil uluslararası bir kimlik taşıdığını söyleyen Erdoğan, silikon vadisini örnek göstererek burada dünyanın her yerinden gelen bilim insanlarının başarısıyla büyüdüğünü dile getirdi. Erdoğan, “Bizim bu tarihi gerçeği görmemiz vizyonumuzu ve geleceğimizi bu doğrultuda inşa etmemiz gerekiyor.” dedi.

 

3. Köprüde İnovasyon: Raylı Sistem

 

Başbakan Erdoğan, son dönemde gerçekleştirilecek projelere de değinerek Türkiye’nin dünyanın hızını yakalamak için çalıştığını ifade etti. Marmaray, Yüksek Hızlı Tren, 3. köprü, araçların kullanacağı tüp geçit gibi dünyanın hızına ayak uydurmamızı sağlayacak projelerin geliştirildiğini anlattı. 3. köprüde bir inovasyonda yapılanacağını ve 4 şerit gidiş, 4 şerit geliş ve ortada da raylı sistem olacağını belirtti.

Türkiye’nin artık sanayi ve teknoloji alanında geliştiğini söyleyen Erdoğan “Artık kendi insansız hava aracımızı, kendi tankımızı, kendi helikopterimizi üretmeye başladık ve ihracatına da başlayacağız” dedi.

 

https://twitter.com/Exponomist

@Exponomist

 

 

 

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

İnovasyon Haftası Başladı

T.C. Ekonomi Bakanlığı ve Türkiye İhracatular Meclisi işbirliğinyle 2. düzenlenen Türkiye İnovasyon Haftası başladı.

Açılış konuşmasını yapan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, İnovasyon Haftası’nın geçen yıl elde edilen ilgi sebebiyle bu yıl çok daha özenli şekilde hazırlandığını söyledi. Büyükekşi, bu noktada kendilerine her zaman en  büyük desteği verdiğini ifade ettiği Ekonomi Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’a teşekkürlerini iletti.

 

Büyükekşi, konuşmasında artan dış ticaret hacmine değindi ve küreselleşme sürecinde Türkiye’nin payını arttırdığını söyledi. Türkiye’nin 20 yıl önce, TİM henüz kurulmamuşken uluslar arası rekabet ve AR-GE konusunda çok düşük seviyelerde olduğunu belirterek TİM’in Türkiye’nin değişimine öncülük ettiğini söyledi. Bu değişim gücünün inovasyonla geldiğini “İnovasyonla koşuyoruz, yetmediği yerde İnovasyonla uçuyoruz” dedi.

 

Bu yıl, geçen yıla göre çok daha fazla tekno-park, Ar-GE merkezinin sergileneceğini söyledi ve inovasyona verdikleri önemle şirketleri yeniliğe teşvik ettiklerini sanayyi ve üniversite buluşmasını sağladıklarını ifade etti.

 

Büyükekşi, “İnovasyon değerler sistemi üzerine inşaa ediliyor. İnovasyon için gerekli ideal iklimi yaratmak bizim önceliğimizdir. Gençlerimize, işadamlarımıza güveniyoruz. 2023 hedeflerimizi bu şekilde gerçekleştireceğiz” dedi.

 

https://twitter.com/Exponomist

@Exponomist

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Dershanelerin Ekonomik Boyutu

adem simitGelin bugün tüm siyasi ve dünya görüşlerimizden arınalım olaya sadece ekonomi olarak bakalım. Son günlerde en çok konuşulan ve kavga konusu olan dershanelerin kapatılacak olmasının ekonomik boyutu ve etkileri nelerdir. İki görüşü savunanların da argümanlarını yansıtalım kararı siz verin…

Dershanelerin kapatılması gerektiğini savunanlara göre; dershaneler kapatılmalı çünkü her yıl milyarca TL halkın parası boşu boşuna israf oluyor. Zaten sosyal devlet gereği eğitim ücretsiz olmalı ve herkese eşit verilmeli. Dershaneler ise buna aykırı olarak her sene zaten kıt kanat geçinen ailelere yük olmaktadır. Eğer dershanelere ihtiyaç olmayan bir eğitim metodu ve buna yönelik de sınav sistemi getirilirse o aileler de bu yükten kurtulmuş olurlar. Her yıl 2,5 milyar TL’lik bir para israf olmaz.

Dershanelerin kapatılmaması gerektiğini savunanlara göre ise eğer böyle bir karar verilirse zaten binlerce işsiz ordusu olan öğretmenlere bir yenisi daha eklenecek yani binlerce kişinin işsiz kalacaktır. İşsizlik ve kapanan bu dershanelerin getirdiği zarar da kelebek etkisi ile artan oranlı ekonomiye olumsuz etki edecektir.Ayrıca liberal bir ekonomide özel müteşebbislere devletin müdale etmemesi gerekmektedir. Son olarak da bu sektörlerin kapanması devletin vergi kaybına da neden olur.

Şimdi soruyorum size dershaneler kapanmalı mı kapanmamalı mı?

Bana sorarsınız dünyanın neresinde olursa olsun eğitim,devletin verdiği ile yeterli olmalı ve sınavı geçebilmek için ek kurslara ihtiyaç duyulmamalıdır. Eğer bir sitem değiştirilmek isteniyorsa önce ona olan ihtiyaç giderilmeli ve öyle ortadan kaldırılmalıdır… Vesselam

Twitter: @ekonomiperver

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dershaneler kapanmalı mi
  • dershanelerin kapatılması ekonomik

İstikrarlı Türkiye Ekonomisi

5.si gerçekleştirlen İzmir İktisat Kongresi’nin 2. günü, Kalkınma Bakanı Dr. Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında “Yüksek ve İstikrarlı Büyüme Pespektifinde Türkiye Ekonomisi” temalı panel ile başladı.

Panelde Prof. Dr. Mehmet Bulut  dünya ve Türkiye ekonomisine dair önemli bir sunum yaparken, Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakçı, Maliye Bakanı Müsteşarı Naci Ağbal, Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Doç Dr. Mehmet Yörükoğlu, MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, TOBB Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Memduh Boydak panelist olarak yer aldılar.

“Yüksek ve İstikrarlı Büyüme Pespektifinde Türkiye Ekonomisi” konulu panelde verilen önemli mesajlar ve tartışılan konular ise Türkiye ekonomisinin geleceği bakımından ışık tutacak nitelikte.

 

IMAG1874_1

 

Cevdet Yılmaz:

* Küresel ekonomik ortamda gelişmelerin bu çerçevede yeniden ele alınması gerekiyor. Son on yılda %5’in üstünde büyüme 786 milyar dolar milli gelir ve 10.500 doların üstünde milli gelir elde ettik.

*10. Kalkınma Planı perspektifleri 2023 hedefleri doğrultusunda oluşturulmuştur. 10. Kalkınma Planı  2023 hedeflerinin ilk dilimini oluşturmaktadır. 10. Kalkınma Planı’nda belirlenen dönem sonuna kadar 1,3 trilyonluk ekonomi ve 277 milyar dolar ihracat hedeflenmektedir.

Bu büyüme doğrultusunda istihdamın artırılarak işsizliğin daha düşük oranlara eriştirilmesi hedeflenmektedir.

*Hedeflerimiz bu şekilde ancak asıl önemli olan bu hedeflere ulaşabilmeyi nasıl gerçekleştireceğimiz. Mevcut yerimizi, pozisyonumuzu bilmeli ve varmak istediğimiz noktayı hedeflerken buna nasıl ulaşaağımızı belirlemeliyiz.

*Küresel krizden çıkan dünya, ekonomik anlamda yeniden yapılanıyor. Yeniden yapılanan dünyada sürdürülebilir kalkınmanın nasıl sağlanacağı asıl önemli olan noktadır. Sürdürüleilir kalkınmanın tek başına ekonomik büyüme ile gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Diğer hukuk sistemi, yargı sistemi, sağlık sistemi gibi sosyal yapılar da en az makroekonomik politikalar kadar önem teşkil etmektedir. Ancak bu kavramlar birbiri ile doğrudan ilişki içerisindedir. 

 

*Tüm iktisat politikaların odağındaki mesele ekonomik büyümedir. Ekonomik büyüme olmazsa diğer sosyal politikalar da gerçekleşmez. Ekonomik büyüme olmazsa istihdam artmaz, vergi gelirleri artmaz. Kamu harcamaları düzensiz olur ve dolayısıyla sosyal politikalar istenilen şekilde uygulanamaz. 

 

*Türkiye’nin geçmişteki gibi düzensiz büyüme grafiği yerine istikrarlı büyüme elde etmesi şarttır. Tabi ki burada bahsedilen büyümenin kalitesi de önemlidir. Ekonomik büyüme ile istihdam gibi diğer sosyal dengelerin de oturması gereklidir. Bir yandan ekonomik büyümeye odaklanırken diğer yandan çevre gibi hassas konular da göz önünde bulundurulmalıdır. Çevre meselesi de büyüme kadar önemlidir ve ekonomik büyümeye odaklanırken çevre tahribatına sebebiyet verilmemelidir. Bu noktada artık yeşil büyümenin ele alınması gerekmektedir. 

 

*Diğer yandan ekonomik büyümenin kaynağı ve kalitesi son derece önem arz etmektedir. Büyümenin üretimden mi yoksa tüketimden mi kaynaklandığı, iç talepten mi yoksa dış talepten mi oluştuğunu iyi incelemek önem teşkil etmektedir. Ekonomik büyümenin katma değeri yüksek yapılardan mı yoksa daha kırılgan kaynaklardan mı oluştuğu göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm bu kavramların kaliteli ekonomik büyüme kapsamında ele alınması gerekmektedir.

 

*Son 7 yıl içinde milli gelirin içinde sanayinin payı azaldı çünkü diğer alanlarda fiyat artışı varken sanayi fiyatları artmadığı için payı düştü. Ancak fiziki üretim açısından düşüş söz konusu değil. Teknoloji bazlı, bilgi-yoğun katma değerli bir sanayi üretimi olmazsa olmazlardan biri.

 

 

*Işin özü nitelikli insan nitelikli sermayedir. Dolayısıyla mikro konulara ve yapısal reformlara daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Türkiye artık ince işçilik dönemine girdi, iskelet sağlam, geriye ince işleri tamamlamak kalıyor.

Prof. Dr. Mehmet Bulut

*Mevcut küresel ekonomiler arasında en düşük büyüme Afrika ve Asya Pasifik bölgesinde görülmektedir. Türkiye de yüksek ve düşük gelirli ülke grupları içinde değerlendirildiğinde, yüksek gelir grubunda olmamasına ragmen yüksek gelir ülkesi performası gösterdiği açıktır. Ancak performansa bağlı kalarak objektif olarak 2023 hedeflerine ulaşılması mümkün değildir.

*Geleceğe ABye bakmadan, eurosentesizm olmadan büyüme hedeflerimizi koymalıyız.

*Kurumsal yapı iktisadi gelişmeyi desteklemiyorsa büyüme sorunu çözülemez. Nitelikli nüfus, teknoloji ve AR-GE, yeni ekonmik hinterland ve bölgesel barış konuları çözülmedikçe türkiye ekonomik büyüme hedeflerine ulaşamaz. Ekonomik hinterland modelinden bir Avrupa modelini kastemiyoruz. Merkezi Türkiye olmak üzere bölgesel ekonomik bir alan oluşturulmalıdır.

*Yakın dönemde Arap Baharı konsepti ortaya çıktı ve Arap ülkelerinde iç kriz patlak verdi.

Ancak bazen kriz olarak görünen şeyler bazen fırsata dönüşebilir. Coğrafyayı büyütmek yani ekonomik hinterland yaratmak hedefleriz için elzemdir.

*Marmaray: Geçtiğimiz günlerde “Uluslararası İpek Yolu: Marmaray ile Türkiye İpek Yolu’nun merkezi oldu” konulu bir konferans düzenlendi. Türkiyenin sadece insan taşımaya yönelik değil mal taşımaya yönelik yeraltı sistemlerin de oluşturulması gerekiyor,

zira ekonomi mal taşıma kavramıyla oluşur.

 

 

Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakçı

 

*G20 ülekeleri dünya hasılasının %85’ini oluşturuyor. Ancak küresel kriz sonrası büyüme oranları farklılaşma gösterdi. Rusya başkanlığındaki G20’nin ana teması büyüme ve istihdam oldu. Önümüzdeki yıl Avusturalya G20 zirvesine ev sahipliği yapacak ve şimdiden ülkelerin kendi büyüme stratejilerinin belirlemesi gerektiğine vurgu yapıldı.

*Mevcut küresel entegrasyon girişimlerine baktığımızda AB-ABD, AB-Japonya arasındaki görüşmelerin yeni küresel eğilimleri gösterdiğini söyleyebiliriz.

*Finansal eğilimler de büyüme politikaları önem arz etmektedir. Türkiye’nin büyüme oranları emsal ülkelere göre çok daha dalgalıdır. 1999-2012 yılları arasında ortalama standart sapma %4’ün üzerinde gerçekleşirken, emsal ülkelerde %2’nin biraz üzerindedir. Bu dalgalanma yapıları ve istihdamı olumsuz etkilemektedir.

* 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak ve orta delir tuzağından çıkmak için yüksek büyümeye ihtiyaç vardır. Bunun yanında yurtiçi tasaruufların finansaman kalitesinin ve makroekonomik politikalara değinmek gerekir. Türkye’de, son 10 yıllık dönemde tasarruf oranları olumlu sosyal politikalar ve gelişmeler nedeniyle düşmüştür. Ancak yine de büyüme için birincil olarak yurtiçi tasarrufların artırılması gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmalara başlanmıştır. Örneğin bireysel emeklilik sistemi katılımcı sayısı 330.000’den 760.000’e çıkmıştır. Diğer yandan sigortalar konusunda ürün çeşitliliği ve tüketicilere seçenekler sunulması için çalışmalar yapılmaktadır.

*Kaliteli bir ekonomik büyüme için tasaruuf oranının artırılmasının yanı sıra finansmanın kalitesine önem verilmesi gerekmektedir. BIST’in geliştirilmesi, banka dışı finansman kanunu çalışmaları bu perspektif doğrultusunda gerçekleştirilmektedir.

* Ekonomide yeni dönem yeni sermaye türlerini gerekli kılacaktır. Mevcut sermaye türleri ile yeni dönemde devam etmek mümkün değildir. Özellikle teknoloji odaklı firmaların finansman ihtiyaçlarını karşılayacak finansman girişimlerine ihtiyaç vardır. Bu konuyla ilgili son dönemde ‘melek yatırımcı’ ve ‘fonların fonu’ uygulaması, mikro-finans çalışması güncel örneklerdir.

 

*Mali disiplinin sürekliliği bakımından ihtiyatlı maliye politikaların devam ettirilmesi gerekmektedir. Son on yıllık dönemde Türkiye’nin mali disiplinde ortaya koyduğu performans bir çıpa olmuştur. Bütçe açığı ve kamu açığının düşük olması güven açısından çok kritiktir. Bu düşüşün önümüzdeki dönemde de devam etmesi gerekir çünkü cari açık tasarruf yatırım açığının yansımasıdır. Kamu tasarruf yatırım açığını da düşürmek gerekiyor, zira toplam cari açık %6 iken %2 seviyesinde tasarruf yatırım açığı var. Mali disiplin para politikasını çok daha esnek ve etkili bir konjonktürle zorluklarla mücadeler edebilmesi bakımından önemlidir. 2009 yılında küresel krizle karşılaştığımızda güçlü mali yapımız sayesinde bu konjonktürel zorlukla başa çıkabildik.

 

*Ekonomik istikrar, ekonomik büyüme için koşul fakat tek başına yeterli değildir. Tek başına makroekonomik istikrarlar yüksek büyümenin sağlanması mümkün olamaz. 2023te en büyük 10 ekonomi arasında olmak siyasi bir vizyondur. Teknik açıklamalaı zor olabilir fakat kritik noktalara odaklanırsak 2023 olmasa bile yakın bir dönemde hedeflerin elde edilmesi mümkün olacaktır.

 Müsiad Başkanı Nail Olpak

 

*Kaliteli finansman ülkemizin önüneki önemli gündem maddelerinden olmak zorundadır. Diğer yandan ülkemizin büyük projelerine orta ölçekli firmaların da girmesi gerekmektedir. Böylece hem ekonomik büyüme sağlanır hem de KOBİlerin ululararası lige taşınması sağlanır. Bu aynı zamanda kronik bir sorun olan cari açığa da derman olacaktır. TÜİK vrilerine göre 2012 yılında ihracatın %62.6’sını KOBİler gerçekleştirmiştir.

*Türkiye şuanda tarihi ekonomik bir eşikte. Dünyanın doğusu ve güneyii gelişmiş dünyayı yakalamaya başladı. Artık ekonomi kasalarda saklanmıyor. Şimdi paylaşma ve yaygın bilgi ile ekonomik çevirime geçiliyor.

*Bu topraklarda ekonomik olarak gelişme fırsatını elimizde tutuyoruz ve ülkemizi ve bu coğrafyayı kalkınıdracak paradigmayı elimizde bulunduruyoruz. Bölgede barış, adalet, hak ve özgürlüklerin güven zemininde sağlanması ile ekonomik büyüme devamlı kılınabilecektir.

 

 Maliye Bakanlığı Müsteşarı Naci Ağbal

 

*Maliye politikası ekonomi politikasının en önemli araçlarından biridir. Hem kamu harcamalarının kompozisyonunun değiştirilmesi ve kamu gelirlerinin daha sağlam finansman kaynakları ile sağlanması önemlidir.

*Kamu maliyesinin belli basil göstergeleri en başında manşet gösterge bütçe açığıdır. Diğerleri ise borç stoku ve faiz dışı fazladır. 2009 global krizinin etkilerini bir tarafa bırakırsak bütçe açığının sürekli azaldığını görüyoruz. 90’lı yıllarda %10-12 oranlarına çıkan bütçe açıkları şuan %1 sevyelerine inmiştir. 10 yıllık performans büyümenin kalıcı ve sürüdürlebilir olduğunu göstermektedir. Kamu kesimi bakımından bakıldığında sağlıklı bir maliye politikasına geçebilmek için faiz dışı fazla oluşturma politikası 2007 sonrasına kadar devam ettirilmiştir. Fakat sonrasında bir miktar azaltılsa da şuanda mali disiplin kararlı şekilde devam etmektedir.

*Maliye politikasının önümüzüdeki dönemdeki önceliği kantitatif özelliğin sürüdürülmesidir. Ekim ayında 2014 bütçesi meclise sunulmuş ve OVP’nin kalkınma planlarıyla uyumlu 5018. kanunla gelen yeni bir müessese olduğu gerçeği pekiştirilmiştir. Bu sebeple OVP, hem yatırımcılar ve özel sektör için öngörülebilirlik sağlayan bir araçtır.

Global kriz ortamında maliye politikasında elde edilen başarının mutfak tarafında uzun vadeli bir duruş ve sürdürülebilirlik perspektifi gözetilmiştir. Vergi politikası ve harcama politikası da bu doğrultuda ele alınmıştır. 2013’e kadar vergi politikasına bakıldığında öncelikle kamu maliyesinin temel finansmanının vergi olduğu konusunda kararlı bir görüş var olmaktadır. Vergi gelirlerinin GSYH’ye ve faiz dışındaki gelirlere bakıldığında vergi gelirlerinden ödün verilmesi, aynı zamanda teşvik edici ve gelir dağılımı  dengesine yansımasına önem verilmiştir. Vergi adaleti konusunda ve öngörülebilirlik konusunda ciddi tedbirler alınmıştır. Hem gelir hem de adalet dengesi kompoziyonu konusu ön planda tutulmuştur. Bu doğrultuda yatırım teşvik sistemi hem bölgesel hem sektörel teşviki, ayrıca 2008te uygulamaya konulan arge teşvikleri oluşturulmuştur. Bir taraftan da kayıtlı ekonomiyi teşvik ve kayıt dışı ekonomiyi caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmıştır. Aynı zamanda vatandaşın devletin politikalarına olan inancın artırılmasına önem verilmiştir. Vergi denetimi kanunlarda olum düzenlemeler ile karşımıza çıkmaktadır ve artık güven sağlayıcı bir geri dönüş olmuştur.

* Dönemin temel karakteristiği kamu harcamaalarında kaynakların yeniden dağıtılmasıdır. Kamu harcamalarının önemli bir kısmının faize gittiği bir dönemden çıkılmış ve sosyal harcamalara ayrılan bir bütçeye kavuşulmuştur. Faiz giderlerinin bütçe harcamaları içindeki yeri artık son derece düşüktür. Ekonomik ve siyasi istikrar ile maliye politikalarının kararlılılğı kendi gelirini yönetmiştir. Hükümet ekonomik harcamaları doğru alanlara aktarmış, örneğin yıllardır zor ulaşlabilir olan sağlık alanında yatırım yapılmış ve batı seviyesne ulaştırılmıştır.

*Ciddi anlamda altyapı, ulaşım, sağlık, araştırma geliştirmeye imkan sağlayan yatırımların yapıldığını ifade edebiliriz. 2023 perspektifinde temel önceliklerimize değinmek gerekirse; başlıca cari harcamalarının sıkılaştırılıp rasyonel hale getirilmesini belirtebiliriz. Cari harcamaların bütçe içindeki oranını artıran değil azaltan bir kamu maliye politikası izlemek gerekmektedir. Buradan oluşacak mali alanı eğitim, inovasyon, AR-GE ve altyapı yatırımlarına rekabet ortamı oluşturmak için yatırımlar yapılması önem teşkil etmektedir.

*Özel sektörün rekabet edebilirliği kapsamında vergi yükünün aşağı çekilmesi söz konusu olacaktır. Burada mutlaka kayıt dışı ekonomi ile mücadele anlamında dolaysız vergilerin bütçe içindeki yerinin artırılması gerekmektedir. Maliye politikası bütçenin hazırlanması ve uygulanması sürecinde 5018 sayılı kanunda belirtilen hesap verebilme ve şeffaflık politikası rahatlıkla uygulanabilir olmalıdır. Şeffaflık, kamu maliyesinin en önemli unsurlarından bir tanesidir. Kamu idaresinin toplanan vergileri kullanırken vergilerle neler yapıldığı konusunda daha şeffaf olması gerekmktedir.

 

 TOBB Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar

*Son dönemde dünyada üretim batıdan doğuya doğru kaymaktadır. Türkiye, Asya-Avrupa enerji transfer merkezi haline gelmiştir.

*2023 hedefleri çok iddialı. Bu iddianın sürdürülebilmesi için makro reformların mikro reformlarla birleştirilmesi söz konusu olmazsa 2023 hedeflerine ulaşamayız. Halen AR-GE çalışmaları istenilen düzeyde değil. ABD’de dünyayı etkileyen borç ve bütçe krizi var. Bu kriz erteleme ile sonuçlandı. Şubat ayına kadar bir süreç var önümzde. FED alımlarını kısıtlayacak ve beklenen süreç 2014’ün Mart ayında gerçekleşecek. Bu süreci politika yapıcıların çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bizim gibi cari açık veren ülkelerin döviz sıkıntısı çekmemesi için ilgili bakanların çalışması lazım geliyor.

*Eskiden dünyada ekonomi güçleri vardı, ABD, Rusya ve Çin şeklinde bir sıralama yapılırdı. Şimdi bu değerlendirilirken artık ekonomi blokları devreye giriyor, örneğin; ABD-Pasific ekonomi bloğu. Bunun dışında kalan ülkeler kendi bloğunu oluşturmaya çalışacaklar. Dolayısıyla, bizim güçlü ekonomik bloklara taraf olmamız gerekiyor.

*Dünyada bunlar olurken Türkiyede neler oluyor? Kriz öncesi ve sonrası çok enteresan bir yapı ortaya çıktı. Borç özkaynakları %65 iken sonrasında %105e çıktı. Türkiye büyüyor fakat borçlanarak büyüyor. Bizim borçlanarak büyümemiz gelecek açısından sağlıklı değil. Bayram öncesi ve sonrası kur farkı direk olarak zarar hanesine yazıldı. Bizdeki asıl mesele tasarruftur. Tasarrufu da para kazanan, AR-GE’sini geliştirenler yapabilir. Tasarruf miktar ve oranı dünya ortalamasının aldında ise finansman için mecburen bankalara yöneliyoruz buna mecbur kalıyoruz.

*Eğitim sistemi sınıf geçme, okul bitirme odaklı. Teorik ve Pratik bilginin örtüşeceği ve sanayiye yum sağlayacağı bir eğitim sistemi hayata geçirilmelidir.

*Hak aramayı özendiren değil caydıran bir hukuk sistemimiz var. İnsanlar mahkemeye gitmeye, sonuç almaya istekli olmalılar. Yargı sürecinde ciddi reformlara ihtiyacımz var.

*Gelire değil harcamaya dayalı vergi sistemi şiketleri zora sokuyor. Bu da ekonomik büyümenin önünde büyük bir engel.

*2023’te Kişi başı gelir 25.000 USD olarak hedefleniyor fakat bu gelirin nereye gittiğine de önemlidir. Dünyada dolar milyarderleri konusunda 9. sıradayız fakat şirketlerde benzer bir durum yok. Para politikalarını takip ederken dünyada neler olduğunu iyi anaiz etmek gerekir. Aksi akdirde bu gelişmelerin ve değişikliklerin bize bir faydası olmaz. Dünyaya paralel reformlar yapılması önem arz ediyor. Ekonomik büyüme deyince KOBİlere ve ihracatlarımıza bakıyoruz. Günü kurataran geçici kazanç çözümleri elde etmeye çalışılırken kalıcı büyüme düşünülmediğini görüyoruz.

*Çin’den sonra dünyanın en büyük inşaat şirketine sahip olan bir ülkeyiz. Geçen sene Türk şirketleri 17 milyar dolarlık iş yapmış fakat 1 tane ispanyol kökenli inşaat firması 42 milyar dolar elde etmiş. Biz bu işin inşaat kısmında kalıyoruz oysa müşavirlik kısmına girmeliyiz, teknolojilerle iş yapmalıyız. Türkiyede’ki fizik öğretmenleri yalnızca üniversite sınavına girecek öğrenci hazırlamakla meşgul olduğu sürece bu konuda gelişemeyiz.

*AVM’lerden içeri girer girmez yabancı markaları görüyoruz. Yaygın Türk markası yok. Markalaşmada iyi olamadığımız sürece ülke olarak üst seviyelere çıkamayız.

*Bu şartlarda 2023 hedeflerine ulaşılması güç görünüyor ancak bu kadar kriz gören başka bir ülkede, işadamlarının ayakta duramadığı gerçeği varken bundan sonrada önümüzün açık olacağını ve başaracağımızı söylemek güç değil. Bunun için özel sektöre yurtdışındakii şartların sağlanması konusunda çalışılması gerekiyor.

 

 MB Başkan Yardımcısı Mehmet Yörükoğlu

 

*1980-2000 yılları arasında milli gelirde ABD’ye yakınsama %23-27 oranı arasında seyrediyor.  Sonrasında yükselen ekonomiler söz konusu. Bu durumu iki farklı şekilde yorumlamak mümkün. İlki,performans artışı yok faiz düştü gelişmekte olan ülkelerin istifade ettiği yönünde. İkinci yorum ise finansal istikrar konusunda atılan adımlar ve mali politkaların yapılması konusunda gerçekleştirilen çalışmalarla ortaya çıktığı yönünde.

* Uzan vadeli sürdürülebilir büyümeyi düşündüğümüzde makroekonomik istikrar ve verimlilik artışları konusu noktası baz alınmalıdır. Herşey aslında makroekonomik istikrara bakar. 2000’li yıllarda bu istikrarlı dönem inşaa edildi ve mali disiplin, fiyat istikrarı ve finansal istikrar sağlandı. MB olarak biz, fiyat istikrarsından sorumluyuz.

*1950’den bu yana Türkiye’de %50 değilde %5 ortalama enflasyon olsaydı, yakınsama konusunda kişi başına milli gelir şuanda 15.000 dolar olabilirdi. Son 10 yılda önemli adımlar atıldı ve önümüzdeki dönemde bu adımların meyvelerini göreceğiz.

*Yükselen piyasa ekonomileri önemli oranda oynaklık arz ediyor. Bu tamamen kredi ve kur bazlı bir durum. Uzun vadede büyüme performansı için finansal istikrar ve fiyat istikrarı birlikte gözetilmelidir. Cari açık ve kredi büyümesi önemli noktalara çekilmiştir. Ekonominin, hızlı büyüme hızlı daralma şeklinde oynak hale getiren değil ekonomik aktiviteyi yumuşak bir büyümeye sağlayacak bir tutumda seyretmesi gerekiyor. Bu noktada biz kurun aşırı oynaklığını üreticiler ve ihracatçılar için işlerlerini kolaylaştırmak adına azaltmaya çalışıyoruz. Diğer yandan önümüzdeki dönemde fiyat ve finansal istikrara olan çalışmaları çeşitli araçları kullanarak geliştireceğiz.

 

 Tüsiad Yönetim Kurulu Başkan Yardımısı Memduh Boydak

 

*Sürdürlebilir büyüme için neler yapmamız gerektiği konusu ön planda tutulmalı. Sermaye ve işgücü üretkenliğinin artması gerekiyor. Toplam faktör verimliliği, sermaye ve işgücünün daha verimli olmasıyla elde edilir. Bu noktada işgücünün daha verimli olması, üretim teknolojisi ve sermayenin daha üçlü olması elzem.

*Farzedelim %4 büyüme oluşsun. Bu oranın %0,6’lık kısmı toplam faktör verimliliğinden sağlanıyor. Örneğin aynı orandan Finlandiyada %2 toplam factor verimliliği elde ediyorken biz %1 bile elde edemiyoruz. Bu doğrultuda yapısal önlemlerin de üzerinde durulması gerekiyor. Bunu 2001 krizi sonrası gördük. KOBİlerin üretim verimiliği, kalitesi ve kurumsallaşması, AR-GE tabanında üretim kalitesini artıracak küresel rekabet gücümüzü artırarak büyüme elde edilmesi bakımından önemli.

*Mevcut ekonomik durumda, yani krizden sonra Türkiye zoru başarıyor. Gelişmiş ülkelerde menfi yönlü büyüme oranı var. Sınırlı büyüme oranları büyük ölçüde esnek para ve maliye politikaları ile de sağlanabilirken yalnızca makro-ekonomik araçlarla büyüme elde etmek çok mümkün değil. Korumacı ve içe kapalı tutumlar özel sektörün büyümesini azalttı.

ABD ve AB arasında Transatlantic yatırım anlaşması ve STAlar, diğer geniş ticaret alaşmaları küresel büyümeye fayda sağlayacak gibi görünüyor. Tüsiad olarak umarız ki biz de bu büyümenin içinde yer alırız.

*Almanya’da yıllardır istikrar var. Avrupa’nın lider ülkesi olan Almanya’da, sürdürülebilir makroekonomik büyüme politikaları ile zaman içimde gelişen KOBİler kurumsallaşmış ve dünyanın sayılı şirketleri haline gelmiştir.

*Rekabet, üretim ve artan istihdam talebi paralel ilerliyor.

Fırsatlar: Türkiye’nin 2040’a kadar çalışabilir nüfusu var. Ayrıca kamu borç stokunun düşük olması, şehirleşmenin büyük olması temel fırsatlarımız.

Tehditer: Küresel likidite koşullarının gelişmekte olan ülkelerin aleyhine gelişmesi ve bölgesel kalkınmışlık farklılıkların giderilememesi en büyük sorunlardan biri. Türkiye’de teşvikler sağlanıyor ve bu sorun giderilmeye çalışılıyor.

*Küresel ekonomik entegrasyon girişimlerinin dışında kalınması, AB uyum sürecinin kesintiye uğraması ve bölgedeki siyası istikrarsızlık sorun teşkil ediyor. Gerekenler ise yapısal reformların uygulanması, kayıtdışı çalışmayı engellemek için tedbirler alınması; sosyal politikalar ve eğitim politikaları fırsatken yeterli olmaması halinde tehdite dönüşebiliyor. Örneğin sürekli değişen bir eğitim yerine küresel ihtiyaçları karşılayacak ve uzun vadede uygulanabilecek bir sistem getirilmesi, nitelikli insan sayısının artması ve gelir dağılımı adaleti ve sosyal devlet olma arzusunu gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.

*Türkiyenin yüksek büyüme oranlarına ulaşabilmesi için yatırımların ciddi oranda artması, milli gelire eklenmesi gerekiyor. Bunu cari açık olmadan yapmak için ancak iç tasarruflarla finanse edebiliriz. Bunun sağlnması hem özel hem de kamu kesiminin tasarruflarun artırılmasıyla mümkün olabilmektedir.

*Artık Türkiye’de ‘finansal okur yazarlık’ çalışmaları yapılıyor. Bunun KOBİ düzeyinde gelişmesi gerekiyor; kısa sürede soruç alınamayabilir. Fakat şirketlerde kendi kendini besleyen bir süreçte tasarrufların artırılması  ile mümkün olabilcektir.

*Siyasi öngörülebilirlik ekonomik büyüme için etkilidir.

*Finansal aracılık hizmetleri için daha az maliyetli kaynak yaratılması gerekiyor. Krizlere karşı kırılganlığını azaltabilecek dış sermaye yatırımlarına yönelmek gerekmektedir.

*Arz yönlü konulara odaklanmamız iş dünyası için memnuniyet verici. Üretim tarafındaki konulara büyük bir güç ile odaklanıp yapısal reformlarla ekonomik isktikrarlı büyüme elde ederken küresel rekabette hızla üst basamaklara çıkılabiliriz. Bunun için en temel şart faktör verimliliğin artırılması ve üretim, yatırım, strateji ile etkili uygulamalar gerçekleştirilmesidir.

 

https://twitter.com/Exponomist

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • adalet ve kalkınma partisinin ekonomi politikalarını ekonomik büyüme ile ilişkisi nedir
  • küresel eğilimler çerçevesinde türkiye ekonomisinin değerlendirilmesi
  • Türkiye ekonomisi istikrarlı mı

Çeyrekler itibariyle ipotekli konut satışları

Türkiye’de 2013 yılı itibariyle ipotekli konut satışları kısaca şöyle gerçekleşmiştir.
1.Çeyrek:
Türkiye genelinde 115 bin 508 konut ipotekli satış sonucunda eldeğiştirdi
Türkiye genelinde toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı %42,2 oldu. En yüksek ipotekli satış 27 391 ile İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul %23,7 ipotekli satış payı ile Türkiye sıralamasında ilk sırayı aldı. İstanbul’daki toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı ise %46,7 oldu. Aynı çeyrekte, Hakkâri’de ipotekli satış işlemi gerçekleşmedi.(Tüik 24 Mayıs 2013 Haber Bülteni)
2. Çeyrek:
Türkiye genelinde 129 bin 818 konut ipotekli sotış sonucunda eldeğiştirdi
Türkiye genelinde toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı %44 oldu. En yüksek ipotekli satış 30 267 konut ile İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul %23,3 ipotekli satış payı ile Türkiye sıralamasında ilk sırayı aldı. İstanbul’daki toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı ise %48,7 oldu. Aynı çeyrekte, Hakkari ve Bingöl’de 4 ipotekli satış işlemi gerçekleşti. Toplam konut satışları içerisinde ipotekli satış payının en yüksek olduğu il %52,5 ile Artvin, en düşük olduğu il %6,1 ile Bingöl oldu. (Tüik 26 Temmuz 2013 Haber Bülteni)
3.Çeyrek:
Türkiye genelinde 115 bin 416 konut ipotekli satış sonucunda eldeğiştirdi
Türkiye genelinde toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı %39,3 oldu. En yüksek ipotekli satış 25 028 konut ile İstanbul’da gerçekleşti. İstanbul %21,7 ipotekli satış payı ile Türkiye sıralamasında ilk sırayı aldı. İstanbul’daki toplam konut satışları içinde ipotekli satışın payı ise %46,3 oldu. Aynı çeyrekte, Bingöl’de 3 ipotekli satış işlemi gerçekleşti. Toplam konut satışları içerisinde ipotekli satış payının en yüksek olduğu il %53,3 ile Kars, en düşük olduğu il %3,3 ile Bingöl oldu. (Tüik 24 Ekim 2013 Haber Bülteni)

Yazıyı Değerlendirin!

Bunu Yapana Vergi Yok!

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek önümüzdeki yılın bütçesini dün açıkladı. Önümüzdeki yılın bütçesinde yine aslan payını eğitim ve sağlık aldı. Yoksul, engelli ve yaşlılara da ciddi kaynak ayrıldı. İşte Bütçeler:

Eğitim: 78,5 milyar TL

Sağlık: 75 milyar TL

Yatırım: 42 milyar TL

Sosyal Yardım:  30,4 milyar TL

Engellilere: 4,2 milyar TL

Son olarak da Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Yeni Vergi Kanunu yasalaştığı zaman 3 Çocuk yapan Asgari Ücretli’nin gelir vergisi yükünü 0‘a çekeceklerini dile getirdi.

 

Yazıyı Değerlendirin!

Yöneticiler ile İşçiler Arasındaki Maaş Uçurumu Neden artıyor?

işçi2. Dünya Savaşı’dan sonraki 30 yılda gelir merdivenlerinin alt ve üst basamaklarında yer alanların gelirleri hemen hemen aynı oranda ( yıllık olarak % 3’ün biraz altında ) artmıştı. Ancak bu tarihten itibaren gelir artışlarının büyük bir kısmı merdivenin en üst basamaklarında yer alanlara gitmiştir. O yüzden günümüzde ortanca ücret alım gücü bakımından 1975 yılıyla aynı olmasına karşın, gelir sahiplerinin en üstte yer alan %1’lik kesimi bugün 3 kat daha fazla kazanmaktadır. Gelir düzeyi yükseldikçe gelir artışı da daha fazla olmuştur. Örneğin; Amerika’daki şirket CEO’ları  günümüzde ortalama bir Amerikalı işçiden 500 kat daha fazla kazanıyor. Bu oran 1980 yılında ise 42 kat idi. İngiltere’de üst düzey yöneticilerin maaşı son 9 yılda % 92 artarken, ortalama bir işçinin ücreti yalnızca enflasyon kadar yükseldi. Türkiye’de de yine benzer durum geçerli. Peki bu değişikliğin sebebi nedir?

Pek çok etken bu konuda etkili olsa içlerinden bir tanesi dikkatimizi çekiyor. Modern bilgi teknolojilerinin gelişmesi ve sermaye hareketlerindeki engellerin kalkması sonucu firmalar geniş alanlara hatta geniş kıtalara hükmetmeye başladılar. Bu da yönetimin önemini ve zorluğunu arttırdı. Yöneticilerin kararlarındaki en ufak değişim, şirketlerin karında veya zararında çok büyük oranlı etkiler bırakmaya başladı. Bunun sonunca da yöneticiler daha çok maaş almaya başladılar. İşçilerde ise bu durum söz konusu değildir. Dünya genelinde işsiz insan sayısının çok olması da zaten bu durumu güçleştirdi. İşçi çıktığında yerine girecek bir  kişinin kolay bulunabilmesi işçilerin maaşlarının az oranda artmasına sebep oldu…

Kaynak: Kolay Ekonomi

ADEM SİMİT

Twitter: @ekonomiperver

————————————————————————————————————————————–

#Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Blog Yarışması’nda sitemiz en çalışkan blog kategorisinde oylarınızı beklemektedir.

Yazıyı Değerlendirin!