Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış

Türkiye her zaman ki gibi gündem olarak çok hareketli günler geçirmekte. Hem içeride yaşanan ekonomik anlamda doların TL karşısında yükselişi , siyasi ve politik anlamda şehit cenazeleri, terör olayları patlamalar , Rus Büyükelçisine suikast derken bu zor günlerden geçmekteyiz. İsterseniz önce ekonomik anlamda doların gidişatına değinelim. Dolar şu an 3.53 TL durumda . Her şey Trump’ın Başkanlık seçimini kazanmasından sonra başladı. Aslında Amerika’daki think-tank yani düşünce kuruluşları Hilary Clinton’nın Abd ekonomisi için daha iyi olacağını düşünseler de piyasalar Trump’ın başkan olmasını oldukça iyi karşıladı ve doların gelişmekte olan piyasalarda(Türkiye de dahil) ezici bir üstünlüğü söz konusu duruma geldi. Amerikan Federal Rezerv Bankası ( Fed ) in de elinde bir de faiz aracını da düşünürsek herhangi bir faiz arttırımı, 3.60 seviyelerin üzerini görme durumunu bize gösterebilir. Bu da hem kamu hem de özel sektörün dolar ile borçlandığı ülke veya şirketlere borcunun katlanarak artması demektir. Peki dolar arttı TL ucuzladı. TL para biriminin de fiyatı düştü ve TL olan mallarımız da ucuzladı. Bu ihracatımıza niye yansımıyor ve ihracat yapabilir miyiz sorusunu akla getiriyor.Ama gerek dış ticaret yaptığımız Avrupa veya Dünya ülkeleriyle politik olarak kriz yaşamaktayız. Ve mallarımız ne kadar kaliteli diye kendimize sormalıyız. Avrupalıya cazip gelecek bir fiyat var ama mal kalitesi şüpheli olduğu için ihracatımıza doğrudan olumlu yansıyacağını düşünmüyorum. Merkez Bankasının acilen kuru kontrol altına alma silahı olan ‘faiz’ bir an önce kullanılmalı çünkü her olay da olduğu gibi ekonomide de zaman kavramı çok önemlidir. Yaraya zamanında müdahale etmezseniz oluşan yara başka yaralara da sebebiyet verebilir. Siyasi iktidarın Merkez Bankasına faizleri düşür baskısıyla Merkez Bankası, bu baskı altında nasıl bir karar alacağı merak konusu ama yetkinin Merkez Bankasına bırakılması şart. Ekonomiyi de ekonomiden anlayanlar konuşmalı tartışmalı veya demeç vermeli. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ ın doların yükselişi 20 Ocak’a kadar sürecek diyerek süre vermesi doları talep eden yabancı yatırımcıya da güven aşıladı ve maalesef TL’yi olumsuz yönde etkileyecek bir açıklama oldu. Trump’ a dönelim. Trump göreve 20 Ocak’ta başlayacak. Ve başladıktan sonra da Trump seçim zamanı yaptığı konuşmalar da bir sürü projeden ve yapacaklarından bahsetmişti. Demek ki bu kamu harcamalarına yöneleceğine işaret ediyor. Kamu harcamalarına yönelirse Trump, bu enflasyonu da arttıracaktır ve artan enflasyon ile birlikte Abd deki faizleri de arttıracaktır. Eğer Merkez Bankamız doları 3.20-3.30 seviyelerine getirmezse çok zorlu zamanlar bizi bekliyor. Fakat gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz Orta doğu coğrafyasında ki patlamalar, katliamlar, iktidar değişimleri, darbe girişimleri gibi politik olaylar fazlasıyla ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor ve bu da dolar karşısında para birimimizi geri plana itiyor. Dünya üzerinde ki yatırımcı da parasını ülkemizden ya çekiyor ya da başka bir ülkeye gidiyor veya yatırım için ülkemizi tercih etmiyor. Ülke ekonomimiz serbest piyasa ekonomisine dayalı atomisite ve mobilite koşullu bir piyasa bu ortam da yatırımcıya fazlasıyla ihtiyacımız var . Yapısal reformlar çare mi? Kesinlikle. Yapısal reformları şöyle anlatalım. Bir ülkenin her türlü olumsuz gelişmeyi kaldırabilmesi bunu karşılayacak bir sisteme sahip olması için tekrardan yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Örneğin cari açığı düşürmeliyiz, ithalatı düşürmek veya ihracatın ithalatı karşılama oranını arttırmalıyız. Büyüme , işsizlik, enflasyon , sosyal transfer harcamalarına , hukukun bağımsızlığı ve egemenliğine, eğitimde tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi köklü reform, Teknoloji Bilim Sanayi ve Arge konusunda ayrılan payın arttırılması, Liyakat sisteminin gelmesi ve otarşik bir yapıya gelmeye yakın olması istenen tablo. Bir an önce yapısal reformları hayata geçirmek zorundayız yoksa ülke olarak orta gelir tuzağı ile uğraşmaya(10 bin dolar) üretimdeki kapasitenin artmaması bu da büyümeyi, üretimin düşmesi ihracatımızı arttırmamızı ve dışarıdan ürün almamızı da engelleyecek bir takım gelişmeleri de kötü yönde etkileyecek bir dış politikadan uzak durulması gereklidir. CBA yani Nba ‘nin anayasası toplu iş sözleşmesi ne verilen ad. Nba de 1998 ve 2010 da olmak üzere 2 defa oyuncular lokavta gitti yani orda çalışma ücretleri ve çalışma koşulları konusunda Nba yönetimi ve Oyuncular birliği başkanı Chris Paul anlaşamamış bir çok Nba oyuncusu Amerika’yı terkedip kısa süreli kontratlarla Avrupa’ya gelmişti bunlardan birisi de Ünlü Nba yıldızı Deron Williams’ın Beşiktaş a gelmesiydi.  Carmelo Anthony ne kadar bu sefer de anlaşmayı zor olarak görse de anlaşma bu hafta içerisinde gerçekleşti. Ve anlaşılan maddeler kamuoyuna yansıdı. Tek tek maddeleri yazma taraftarı değilim . Nba bu sene inanılmaz anlaşmalara imza atarak bu sene ki kazancını 6 milyar dolar lık bir pasta payına kadar çıkarmakta. Yani bunu bizim Fransa’dan yaptığımız ithalat kadar düşünebilirsiniz. Bir spor organizasyonun bu noktalara gelmesi korkunç. Tabi artan gelirler kulüplere ve oyunculara yaptıkları transfer trade(alım-satım) anlaşmalarında max kontratlar konusunda bir çok düzenleme yapıldı. Nba’ye girme yaşı hala 19 da kaldı.(Nba 20 yaşını istese de gerçekleşmedi.) Anlaşmayı oyuncular Nba yönetimine diz çöktürdü desek daha doğru olacak. Özellikle Chris Paul , Carmelo Anthony ve Lebron James yönetimindeki oyuncular birliği neredeyse bütün isteklerini Nba başkanı Adam Silver a kabul ettirdiler.Böyle önemli bir organizasyonun gittikçe büyüyen bir pastanın tekrardan 1998 de ve 2010 da yaşadığı krizi yaşamaması için ellerinden gelen özveriyi gösterdiklerini düşünüyorum.

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış
9 3

Ne aradılar:

  • nba ekonomisi

Muhasebesel Karlılık mı? Finansal Sürdürülebilirlik mi?

Yatırım stratejisi, her şeyden önce uzun vadeli, getirisi kat kat üstünde, karlılığın belirli bir seğmentte sürdürülebildiği ancak nakit akışın ise maksimum seviye ulaştığı bir öngörüyü esas alır. Finansın bir dili vardır: Finansın dilinde önce nakit akış sonra karlılıktır. Günümüzde yatırım stratejisinde dikkat edilecek ilk husus, sürdürülebilir nakit akış noktasıdır. Nakit akış ayakta kalmaktır, kısacası işletmeler için düşük karlı ancak popülasyonu yani sürümü fazla olan nakit akışlı işler önceliklidir ve önemlidir. Yatırım stratejisi genellikle iki strateji üzerine odaklanmıştır: Sermaye yoğun piyasaya hakim davranışlarla karlılığı ön plana alan nakit akışı ikinci plana atan yaklaşımlar: Bu genellikle, mobilya, beyaz eşya vs sektörlerde uygulanan bir bakış açısıdır. Pazar odaklılık burada başlamaktadır. İşletme eğer yoğun bir sermayeye sahipse kendine güveniyor ve likitidasyonunu iyi yönetiyorsa bu stratejiyi uyguluyor. Diğer bir yatırım stratejisi ise, Nakit akışı ön plana alan karı ikinci plana atan ve alışlarındaki vadelendirmeyi çok iyi yöneten bakış açılarıdır. Günümüzde perakende sektörü, sigorta sektörü(bir farkla), Bankacılık diyebiliriz. Perakende de esas olan anlık nakdin hızlı bir şekilde işletmeye kanalize edilmesi ve kanalize edilen nakit ile yeni yatırımlara yönelme şeklinde olabilmektedir, Yani sürümden kazan, kazandığını karını biriktir ve yatırıma dönüştür veya finans enstürümanlarını kullanarak yüksek mevduat ortamında paranı zenginleştir stratejisi öngörülmektedir. Gelelim bankacılık ve sigortacılık sektörlerindeki örneklere… Bankalar bankasürans yoluyla hem sigortacılıkdan elde ettiği iki tür kar vardır, Birinci kar komisyon geliri diğer kar ise paranın vadeye kadar olan ki zaman değeridir. Avrupa da bu yüzden sigorta şirketleri banka kuruyor, ülkemizde ise tam tersi bankalar sigorta şirketi kurmaktadır. Burada pazar odaklılık artık karlılığa endekslenmiş durumdadır. Çünkü, yabancı yatırımcı milyarlarca dolarlık satın alma yaparken iki şeye odaklanmıştır, Bir nakit akış ikincisi ise karlılıktır. Önceliği ise karlılık diğeri ise nakit akıştır, Evvelsi gün bir sigorta şirketinin yeni bir iş modeli bu konuya çok iyi bir örnek olsa gerek, Sigorta şirketi sağlık poliçelerini ve branşını elden çıkararak karlılığı esas almış, diğer sigorta şirketi ise, sigorta bacagında nakit akışı hastaneler bacagında ise karlılığı esas alarak bize yatırım stratejisi konusunda yeni bir farkındalık imkanı sunmuşlardır. Sonuç olarak; Muhasebenin dili raporlama ve muhasebesel karlılıktır, Finansın dili maksimum nakit akış ve sürdürülebilir karlılıktır. Vesselam, Gençfast

Muhasebesel Karlılık mı? Finansal Sürdürülebilirlik mi?
1 3

Ne aradılar:

  • FİNANSAL VE MUHASEBESEL OLARAK NAKİT
  • finansal sürdürebilirlik nedir
  • finansal sürdürülebilirlik nedir
  • SÜRDÜRÜLEBİLİR KARLILIK STRATEJİLERİ

Dolardaki yükselişin olumsuz etkileyeceği 5 veri

Dolar geçen haftayı 3 TL’nin üzerinde rekor seviyede kapattı. Önemli bir psikolojik eşik olan 3 TL’yi aşan doların yükselişine devam edip etmeyeceği başka bir haberimizin konusu olacak. Bu haberde ise yılbaşından bu yana yüzde 22 değer kaybeden TL’den neden endişe etmemiz gerektiğini 5 grafikte özetlemeye çalışacağız.

Hızla yükselen döviz kurunun elbette birçok yan etkisi olabilir. Ancak bunlardan ilk akla gelenler şunlar oluyor:

ENFLASYONenflasyon-doviz-kuru

Yükselen dolar zam demektir! İthal malların daha da pahalanacak olması Türkiye gibi ara ve yatırım mallarında dışa bağımlı olan ülkelerde fiyatları olumsuz etkiler. Son dönemde yükselen dövizin fiyatlardaki yan etkisini görüyoruz. Dövizin yükselişi gıdadan akaryakıta birçok mal grubunda zam gelmesine neden oluyor.

Aşağıdaki grafik çekirdek enflasyon (gıda ve tütün ürünleri dışarıda tutulduğunda) ile döviz sepeti arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Grafik çok açık bir şekilde dövizin yükselmesinden kısa bir süre enflasyonun artışa geçtiğini ortaya koyuyor.

 

dolarizasyon-doviz-kuruDOLARİZASYON

Doların yükselmesi ya da daha yükselecek olmasına ilişkin beklentilerin ilk etkilerinden biri de dolarizasyon oluyor. Hanehalkı ve şirketler hızla ellerinde tuttukları döviz miktarını artırmaya çalışıyor. 2013’ün ortalarından itibaren yükselen döviz karşısında döviz mevduat hesaplarının da hızla arttığı ortada. 2013 ortalarında yaklaşık 110 milyar dolar düzeyinde olan döviz mevduat hesapları 2015 Ağustos sonu itibariyle 153 milyar doları aştı.

 

 

 

ERİYEN REZERVLER

Sermaye çıkışı sonrası yükselen kura karşı Merkez Bankası düzenli olarak döviz satıyor. Bu yolla döviz kurundaki oynaklığı azaltmaya çalışan Merkez Bankası’nın rezervleri düşüşe geçiyor. Grafikte görüldüğü gibi brüt rezervler hızla gerilerken 100 milyar dolar sınırına dayandı. Net rezervler ise (yani her an satılmaya hazır döviz rezervi) 31 milyar dolar inmiş durumda.

TÜKETİCİ GÜVENİ

Türkiye’de tüketiciler döviz hareketlerine karşı çok duyarlıdır. İlişki oldukça basit: dolar yükseldiğinde tüketici güveni hızla düşer. Bu aynı zamanda harcamaların azalması, yani iç talebin ve büyümenin yavaşlaması anlamına geliyor. Tüketici güveni halihazırda 2008 krizinden bu yana en düşük seviyede. Grafik, döviz yükselirken tüketici güveninin gerilediğini gösteriyor.

REEL SEKTÖRreel-sektor-doviz-kuru

Hanehalkı gibi şirketler de dövizin yükselişinden olumsuz etkileniyor. Bir taraftan talep tarafının yavaşlaması ile satışları olumsuz etkilenen şirketler, diğer yandan döviz cinsi borçlarının maliyet artışı ile karşı karşıya kalıyor. Özel sektörün yurt dışı borçlarını aylık detaylı bir şekilde vermek yerine daha uzun vadeli durumunu gösteren bir grafikle durumu anlatmak istedik. Özel sektörün dış borcunun milli gelire oranı son yıllarda yükselerek yüzde 36 düzeyine ulaştı.

 

 

 

Kaynak: http://www.businessht.com.tr/piyasalar/haber/1125125-dolardan-neden-endise-etmeliyiz erişim tarihi 07.09.2015

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dolardaki yükselişin ilaç firmalarına etkileri

Koalisyon ve İç Piyasalar

Seçim bitti.Sonuçlara göre halk koalisyonu işaret etti.Yani bir araya gelin ve birlikte seçim meydanlarında söyledikleri vaatleri makul bir biçimde gerçekçi bir şekilde bize yansıtın dedi.Seçimin üzerinden 27 gün geçti.Bu sırada meclis başkanlığı seçimi yapıldı.Seçim muhalefetin de desteğiyle AKP’nin adayı İsmet Yılmaz’a gitti.Şimdi önümüzde bir koalisyon var.Cumhurbaşkanı 45 içerisinde hükümetin kurulmasını isteyecek.En yüksek oy alan partiden başlayarak hükümeti kurma görevini verecek.Eğer bir anlaşmaya varılamaması halinde ise ‘erken seçim’ gündemde olacak.Meclis Başkanlığı seçimleri sonucunda Akp-Mhp daha ön plana çıkmış durumda.Piyasalarda bu belirsizliklerle kaynamaya devam ediyor.Dolar kuru 2.69’a kadar yükseldi.Euro ise 2.96-2.99 arası gidip geliyor.Tabi ki euro’daki bu hareketliligin sebebi Euro bölgesinde olan Yunanistan’da ekonomik çöküşün ön planda olmasından kaynaklı.Kreditörlerin Yunanistan’a sunduğu yeni reform paketini Başbakan Çipras halka götürüp referanduma sunacak.Euro’da neler olacağını zaman gösterecek. Acaba Yunanistan Euro bölgesinden çıkacak mı? Çıkarsa arkasından başka ülkelerde gelir mi? Her şey referandum sonucunda HAYIR çıkmasına bağlı.Dolar kuru , ABD Merkez Bankası Fed in güvercin davranması sonucu küçükte olsa hareketlilik yaşanmaktadır.Ayrıca tabi ABD’DEKİ tarım dışı işsizlik oranları ,fabrika mal siparişleri, iç borç dış borç miktarları ihracat ve ithalat oranları ve enflasyon oranları da Kur’u oynatan Diğer Etkenlerdir. İç piyasaya gelecek olursak haziran ayı enflasyon eksilere kadar indi.Bu memurlara yapılacak enflasyon farkı temmuz ayı zammı’nın vergilere gideceğini gösteriyor.Çünkü zamlar bir üst vergi matrahı geçecek memurlara bu enflasyon farkı vergi olarak geri dönecek.Nitekim enflasyon artınca büyük dalgalanmaların olması beklenir.Ama enflasyon düşmesine rağmen hala

kur da bir düşme bir iyileşme söz konusu değil bunda siyasi belirsizliklerin bir an önce giderilmesi yeni bir hükümetin acil olarak

kurulması gerekir.

Yazıyı Değerlendirin!

Bankalar, Kasalar Soygunculara Yol Açar

Türk  Bankacılık sistemi için ekonomik anlamda bazı fikirlerim olsa da henüz kendimi bunları konuşmaya hazır hissetmiyorum Gerçi geçtiğimiz günlerde hazırlayıp sunduğum MEZOPOTAMYA PRENSESİ İSİMLİ TELEVİZYON programında sektör çalışanlarının bazı sorunlarına değindim. Uzun süredir yazmayı düşündüğüm bu yazının başına oturunca da çalışanların sorununun bize de yansıdığını algılayıverdim birden bire…. Sorun az personel ile çok iş yapmak ……

Ancak;

Elinde, evinde 3 5 takısı olan kişiler için özelliklede sürekli takmıyorlarsa banka kasaları güvenilir bir alternatif olarak sunulmaktadır öyle de sayılabilir ama ne yazık ki inanılmaz aksaklıklar, yanlışlıklar ve vurdumduymazlık ile bezenmiştir bu sistem.

Olaya bakalım:

Çantanızda, cebinizde takılarınız bankaya gidiyorsunuz; ya da kasadaki yükte hafifi pahada ağırları almaya; dikkatiniz çekerim ülkemizin en eski en büyük bankalarından birinden söz etmekteyim; olay aynen vaki yaşayanlar anlattı:

Gidiyorsunuz; fısıldayarak görevliye: ‘’Kasaya inecektim ‘’ diyorsunuz.

Ortalık yerde,  belki yanınızda maddi değeri yüksek, vazgeçtim manevi değeri yüksek anneden kalma bir set. Oradasınız; savunmasız, soyulmaya açık.

Sonra görevli bağırıyor: ‘ Kasa için bekleyen’   herkes size bakmakta… Pardon… Yanınızdakileri bırakacaksınız sorun daha küçük gibi gelebilir; ama ya kasadan bir şeyler alacaksanız; düşünsenize bankadan çıktığınız anda; her hangi biri elinizdeki çantayı alıp kaçsa bitti iş.

İlk bakışta,  görevli suçlu gibi duruyor değil mi? Hayır efendim ne yazık ki o insan orada vezneye bakıyor, para sayıyor;   fırsat bulunca da sizinle kasaya iniyor. Özetle çok işe az eleman.

İşin kötüsü bu olay sadece kasada da böyle değil; bazen çekmek zorunda kaldığınız yüksek miktarda paraları da ortalık yerlerde tutuşturuyorlar elinize. Düşünsenize o bankada 50 bin liranız var ve sisiz çekmek için bin bir cilve yapmışlar; bir gün nakit lazım oluyor ortalık yerde sayıp elinize veriyorlar. Şimdi paranız çok yüksek olunca özel bankacılık var eyvallah; ama şöyle arada bir yerdeyseniz hani küçük yatırımcı sayıyorlar ya sizi, O para emekli ikramiyeniz olabilir,   aylar ya da yıllarla biriktirmiş olabilirsiniz. Hayır efendim ortalık yerde sayarlar elinize. Buyurunuz soyulunuz diye. Hani bakarsak bankaları ayakta tutan da hep bizim gibi küçük yatırımcıdır. Biraz saygı ve özen lütfen.

Sonuç olarak geçtiğimiz günlerde televizyon programımda yaptığım yorum ile bu anlatılanlar birleşince suçlu karşınızdaki çalışan değil; az para ile çok para kazanmaya çalışan banka yönetimlerdir. Anlamadıkları şu: Biz yok, onlar yok.

Hep yazdığım gibi; tahvil, senet, borsa diyorsunuz da toplumun bel kemiği orta direğin beklentilerini unutuyorsunuz. Çok paranız varsa özel bankacılık ki 50 bin liranızı çok paradan bile saymıyorlar.

Ne olacak bu işler..?

Dr. F. Yonca AYAS 15.04.2015

AKDENİZ TV’de her Çarşamba Saat 16.30-17.30 arası yayınlanan MEZEPOTAMYA PRENSESİ  adlı programımda bu ve benzer konuları incelemekteyiz.

AkdenizTV’de yayınlanmış geçmiş bölümlere aşağıdaki bağlantı üzerinden erişebilirsiniz.

İzlemek için: http://www.akdeniztv.com.tr/program-kategori/69/mezopotamya-prensesi.aspx

Yazıyı Değerlendirin!

İnternet Üzerinden Para Kazanalım

Günümüzde artık her yetişkin insan yaklaşık her gün internete giriyordur. Haliyle, bir çoğumuzun sinirlerini oynatan reklamlarla da karşılaşıyordur ki bu reklamlar özellikle de Youtube videolarında karşımıza çıkıyor olsak gerek. Bugün girdiğiniz herhangi bir web sayfasında, izlediğiniz videolarda hatta facebook, twitter ve google gibi sıklıkla kullandığımız sayfalarda bile reklamlar karşımıza çıkıyor. Google firmasını ele alarak devam edecek olursak, firmalar reklamlarının Google’da görülmesi için bir “tık başı maliyet” (tbm) belirler ve reklamlarına her tıklandığında, belirlenen miktarı Google’a öder. Google ise, bu paranın bir kısmını, o reklamı yayınlayan kişiye öder. Peki Google reklam yayımcısı olmak için ne yapmalıyız ?

Bunun için bir gmail hesabına ihtiyacımız var. Gmail hesabını artık sadece mail hesabı olarak düşünmeyin. Google hesabı olarak ele alabilirsiniz. Google hesabı oluşturduktan sonra, hesabınızı bir Google Adsense üyesi yapın. Artık reklam alabilirsiniz. Bu konuyu en yüzeysel haliyle özetleyecek olursak, Google Hesabınızla bir Youtube kanalı oluşturup Adsense üyeliğinizi bu kanala bağladıktan sonra kanalınıza attığınız videolarda reklamların çıkmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca başka bir Google hizmeti olan Blogger’dan bir blog sitesi oluşturup yine burda da reklam yayımlayabilirsiniz. Blog sitenizde reklam yayımlarken önerilen reklam boyutlarına dikkat etmenizi tavsiye ederim. Unutmayın, görüntüleme başı para kazanmazsınız, tıklama başı para kazanırsınız; ancak görüntülenmeniz ne kadar yüksek olursa, aldığınız reklam tıkları da o kadar artacaktır.

Bir diğer yöntem ise link kısaltma (örn: adf.ly). Bir link kısaltma hizmetine üye olduktan sonra bu hizmet üzerinden çok basit bir şekilde elinizdeki linkleri kısaltarak da para kazanabilirsiniz. Şöyle ki, kısaltılmış linklerde reklamlar görülecektir ve kullandığınız hizmet bu reklamlardan para kazanır. Siz de o reklamların daha fazla görüntülenmesini sağlarsanız, size de bir miktar komisyon ödemesi yapılacaktır.

İndirme başı da para kazanabilirsiniz. Bir dosya indirme hizmetine (örn: turbobit) okuyucularınızla paylaşmak istediğiniz dosyaları yükleyin ve linklerinizi paylaşın. Dosyanız indirildikçe siz de ufak bir miktar gelir elde edersiniz.

Bütün bu hizmetleri bir arada kullanabilirsiniz. Örneğin Youtube kanalınıza yüklediğiniz videoya reklam alıp, blog sayfanızdaki yazıya bu videonuzu ekleyebilirsiniz. Aynı yazıda paylaşmanız gereken bir dosya varsa, bunu da dosya paylaşıp sayfasına yüklediğiniz linki kısaltarak paylaşabilirsiniz. Böylece blog sayfanıza giren birisi, hem sayfanızdaki reklama tıklamış olabilir, hem videonuzdaki reklama tıklamış olabilir hem de link kısaltmadan ve dosya indirmeden para kazanabilirsiniz. Son olarak, tüm bu hizmetlerin belirli bir ödeme eşiği bulunduğunu hatırlatalım. Örneğin, Google Adsense hizmetinden ödemenizi alabilmeniz için 200 TL eşiği geçmiş olmanız gerekmektedir. İçlerinde en güvenilir olanı ise kesinlikle Google firması.

internetten para kazanma yöntemleri, internetten nasıl para kazanılır, internetten para kazanma siteleri, internetten para nasıl kazanılır, adsense, anket

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • internet para kazanma 2015
  • interneten nasll para kazanallm

FED Tarihe Politika Hatasıyla Başlamış

Kriz Ekonomisi dersinde, 1929 Büyük Buhranını ele alırken Fed kararlarının krizin derinleşmesi noktasında ne denli önemli olduğundan bahsettik. Aklıma hemen geçtiğimiz günlerde Fed ’in aldığı, gelişmekte olan ülkeler açısından bir hayli önem arz eden kararını hatırladım. Bu yazımda Fed ‘in 1929’ da aldığı kararlarla, geçtiğimiz günlerde aldığı karar arasında nasıl bir ilişkiyi inceleyeceğim.

  1. Dünya savaşından çıkmış ülkelerde sosyal ve ekonomik bunalım söz konusuyken. Savaş tazminatları emek ve çıktı sorunlarıyla karşı karşıyayken, Amerika ‘da refah dönemi hakimdi. ABD’ ye o dönemde müthiş bir fon akımı vardı. Aynı zamanda ABD savaşta hasar gören yara alan Avrupa ülkelerine finansal anlamda yardım ediyordu. ABD’ nin iyimser tavrı bol para, bol kredi, yüksek karlılık politikaları spekülasyona yol açtı diyebiliriz. Hisse senetlerinin çok düşük fiyatlarda bile alıcı bulamaması (spekülasyon kaynaklı) krizin görünen yüzünü oluşturuyor.

Peki Fed buhranda doğru karar alabildi mi ?

Kriz dönemi öncesinde dünyada Klasik düşünce hakimdi. Klasik düşüncede devletin ekonomiye müdahalesi söz konusu değildir. Kriz veya dalgalanma durumlarında ekonomi TT ve TA ile kendi kendine dengeye gelir. Bu durum böyle olmayınca, 1929 Kriziyle birlikte Klasiklerin kararları sorgulanmaya başlar hale geldi. Bu boşluğu Keynesçi düşünce akımı doldurdu ve devletin ekonomiye müdahalesini savundular.

Bu düşünce gereği Fed hemen piyasaya müdahale ederek, Sıkılaştırıcı Para Politikası uyguladı. Öğrendiğim bilgiler ışığında, kriz dönemlerinde uygulanan para politikası genişleme yönünde olmalı. Eğer sıkılaştırıcı politika uygularsanız piyasaları bunalıma sokarsınız ki öyle de oldu. Uygulanan politika karşısında piyasalar bunalıma girdi ve kriz daha da derinleşti. Fed Para Politikası ve finansal işleri gerçekleştirme noktasında hata yapmıştır. O dönemde aldığı kararın (sıkılaştırıcı para politikası) gerekçesini dolara yapılacak olan spekülatif ataklar şeklinde yorumladı. Belli bir süre sonra Fed eylemsizlik kararı alarak piyasaya müdahale etmeyi durdurdu.

Peki Şimdi Fed Nasıl Kararlar Aldı ?

Fed 29 Ekim 2014 tarihi itibariyle tahvil alımını durdurdu. Yani 2008’de ki Mortgage Kriziyle para arzını arttıran Fed, şuan para arzında daralmaya giderek normalleşme sürecine girdi. Normalleşme sürecinin adının geçmesiyle birlikte piyasalarda hareketlenme başladı bile. Para arzını şuanda kısmış değiller ancak verdikleri mesaj bile dalgalara sebep oldu. Para arzının kısılmasıyla birlikte faiz artıracak olan Fed, sermaye akımını ülkesine doğru çekecek. GOÜ’ler hiç de iyi olmayan bir durumla karşı karşıya kalacak. Türkiye’ de MB faiz artırımına rağmen, kurun artışını çaresizce seyretmekte. Ülkelerden çıkacak olan sıcak sermaye akımı döviz kurlarını ve döviz rezervlerini olumsuz yönde etkileyecek. Bu olumsuzluk, acaba Dolara karşılık alternatif bir para birimi tercih edilmeli mi sorusunu aklıma getiriyor.

Sonuç olarak ;

Fed 1929 Buhranında yanlış politika uygulayarak, hatta eylemsizlik kararı bile alarak krizi derinleştirdi. O dönemde birçok bankanın faaliyetini durdurmasında büyük rol oynadı.

Ancak günümüzde 2008 Mortgage Krizinde doğru karar alarak genişlemeci politika uyguladı ve bu aralar sıkılaşmaya gideceğini açıkladı. Yetkililer hedef işsizlik ve büyüme rakamlarına ulaşıldığını ve artık genişleme yerine normalleşme sürecine (sıkılaşma) geçeceklerini açıkladılar.

Fed ’in bu politikayı izlemesi acaba piyasaların hassasiyetini mi test ediyor sorusunu aklıma getirdi. Acaba Fed faiz artırmadan önce bir algı operasyonu yada spekülasyon mu yapıyor ?

 

HARUN LEBE

harunlebe@hotmail.com

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • spekülatif ataklar
  • fed politikaları

Faizsiz Bankacılık Nedir?

Faiziz Bankacılık

Faizsiz bankacılık, temel yapısı itibariyle parasal işlemlerle mal ve hizmet hareketlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlandığı, her para hareketinin mutlaka bir mal veya hizmete karşılık geldiği; gelirin ise, kâr ve zarar ortaklığı esasına göre bölüşüldüğü bir sistemdir.

Geleneksel bankacılıkta para bir mal gibi değerlendirilip, meselâ 100 lira 110 liraya karşılık satılabilir. Buradaki 10 liranın karşılığı aranmaz, bunun neden 10 lira olduğu sorgulanmaz ve buna sermayenin zaman değeri, iskonto haddi gibi hayali karşılıklar bulunmaya çalışılır.

Faizsiz Bankacılık Nedir?

Faizsiz bankacılık, para karşılığında ancak eşit miktarda değişilir, yani faizsiz ödünç verilir. Eğer paradan para kazanılmak isteniyorsa, bu kazancın mutlaka topluma sunulan bir hizmet, bir katma değer veya malın değerindeki bir artışa karşılık gelmesi gerekir. Yani bir parasal işlemde para tarafındaki bir artışın, mal veya hizmet tarafındaki reel bir artışla dengelenmesi gerekir.

Bugünkü Katılım bankalarının işlem kalemleri içinde en fazla yer tutan ve üretim desteği olarak adlandırılan yöntem, bir malın kurum tarafından peşin alınıp, üzerine bir kâr ilâvesiyle vadeli ve daha yüksek fiyattan satılması işlemidir.

Her ne kadar bu yöntem Katılım bankaları için öngörülen temel bir yöntem olmasa ve temel yöntem olarak mudârebe ve müşâreke denilen ortaklık yöntemleri kabul edilmiş olsa bile, bu yöntemi faizli kredi yöntemine benzetmek büyük bir hatadır. Çünkü her şeyden önce bu bir ticarettir. Hiçbir anlam taşımayan para-para hareketi değil, insanların ihtiyaç duyduğu bir mal-para hareketidir.

Nasıl ki, daha önce sözünü ettiğimiz gibi, fiyatı Antalya’da 50 kuruş olan portakalı oradan satın alıp İstanbul pazarlarında 1 liraya satmak bir ticarettir. Çünkü portakalın mekân değeri yükseltilmiştir ve ona 50 kuruşluk bir değer katılmıştır. Bu sebepledir ki, İstanbul tüketicisi ona 1 lira vermeye hazırdır. Aksi halde bu fiyatı sadece satıcının dayattığını iddia etmek fiyatların tespitinde talep unsurunun fonksiyonunu yok saymak demek olur.

Portakalı Antalya’dan 50 kuruşa alıp onu İstanbul’da 1 liraya satma işleminde, tüketiciye elinin erişemediği bir mekândaki malı onun elinin erişeceği bir mekâna taşımak ticaret olarak adlandırılır ve buradaki 50 kuruşluk fark portakalın değerindeki reel bir artışa karşılık gelir.

Malın mekân değerinin arttırıldığı bu işlemde bir sakınca yok ise; faizsiz bankacılık aynı şekilde, kişinin ancak yıllar süren bir tasarruf sonrası edinebileceği bir malı ona hemen şimdi sunmak ve eline vermek de bir ticarettir; dolayısıyla bunda da bir sakınca yoktur. Burada da malın zaman değeri arttırılmıştır.

Başka bir ifadeyle, bir malı bir yerde ucuz alıp başka bir yerde kâr ilavesiyle satmakla, yine bir malı peşin düşük fiyata alıp, ona yıllar sonra ancak sahip olabilecek müşterisine hemen şimdi bir kâr ilavesiyle vadeli satmak arasında bir fark yoktur. İkisi de ticarettir. İkisinde de malın değerinde bir artış meydana gelmiş ve bu değer artışı, satış kârı olarak satıcıya sunulmuştur. Nitekim peşin alıp vadeli satmada oluşan fiyat farkı, müşterinin bu maldan hemen faydalanmaya başlamasının karşılığıdır.

Yani yıllar sonrasına ertelenen faydanın hemen elde edilmesi sağlanmıştır. İşte bu değer artışı, vadeli satıştaki fiyat farkının karşılığıdır. Onu faize benzetmenin hiçbir makul ve mantıklı tarafı yoktur.

Diğer taraftan, faizsiz bankacılık vadeli satışta müşterinin ödediği fiyat farkı, onun yıllar sürebilecek tasarruf zahmetinin satıcı (veya Katılım Bankası örneğinde, kendisine kâr payı ödenecek mevduat sahibi) tarafından daha önce çekilmiş olmasına da karşılık gelir. Yani fiyat farkı daha önceden yapılmış tasarruf zahmetine karşılık gelmekte ve bu zahmet de müşterinin eline maldaki reel bir değer artışı olarak geçmektedir.

Geçmişte bazıları tarafından her ne kadar bu zahmet faizi haklı kılan sebeplerden biri olarak anılmışsa da burada bu zahmet, şimdi reel ve belirli bir değer artışına karşılık geldiği için faizden hemen ayrılır. Faiz ise hayalî-sanal veya gerçek olsa bile miktarı önceden belirlenemeyen bir gelire dayandığı için reddedilmiştir.

Vadeli satışta fiyat artışını makul ve haklı kılan başka sebepler de vardır. Satıcının, ödeme şekline göre malın fiyatında değişiklikler yapması tamamen ekonomik bir hadisedir. Satılan bir malın bedelini hemen tahsil etmekle daha sonra tahsil etmek arasında satıcı açısından ciddi fark vardır.

Bir malın fiyatı peşin 100 lira ise, bu bedelin sonradan ödeneceğinin ifade edilmesi satıcının satma eğilimini düşürür. Bu, arz eğrisinin sola kayması demektir. Arz eğrisinin sola kaymasının ekonomik sonucu ise, bilindiği gibi, doğrudan fiyat artışıdır.

Şu halde vade farkı sadece zamanın fonksiyonu değildir.

Vade farkı, müşteri açısından, kullanımını erkene almak suretiyle malın değerinin arttırılmasına karşılık gelirken; satıcının da vadeli satışla karşılaştığı bazı mahrûmiyet, külfet ve rizikoların yanı sıra enflasyon ihtimalinin de karşılığı olmaktadır.

Vade farkının faize en çok benzeyen yönü, bu farkın vade nisbetinde, yani vadeye paralel artmasıdır. Buna dayanarak, fıkhî ölçüler içerisinde vade farkına faiz hükmünü vermek mümkün olmadığı gibi, aklen de mümkün değildir. Çünkü vade uzadıkça satıcının karşılaştığı ve vade farkına karşılık gelen mahrûmiyet, külfet ve diğer rizikolar da aynı nisbette artmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse, peşin veya vadeli olsun, alış-verişlerde kesin fiyat satıcı ile müşterinin îcâb ve kabûl ile üzerinde anlaştıkları fiyat olup, şartlara göre değişen bu fiyatın yüksek veya düşük olması, karşılığında mal olduğu için, hukuken onun faizle alâkasını keser. Ayrıca, vadeli satış halinde bir taraftan satıcının karşılaşacağı aleyhine durumlar, alıcının da ancak bir müddet beklemek suretiyle elde edebileceği bir mala hemen sahip olabilmesi gibi sebepler vadeli satışlardaki fiyat farkını haklı ve meşru kılar.

Katılım bankalarının vadeli satış işlemini geleneksel bankaların faizli kredi işlemine benzetmek doğru değildir. Katılım bankaları fiilen bir mal veya hizmet ticaretinin gerçekleşmesini sağlar ve bu işlemde tam bir tüccar gibi davranırken, kredi işleminde banka sadece ödünç veren durumundadır.

Faizli kredide verilen kredinin ticari hayata döndürüleceğinin garantisi yoktur. Döndürülse bile, bunu yapan banka değildir. Kredinin bir işde kullanımından oluşacak her hangi bir değer artışı banka adına değil, borçlu adına sağlanır. Bu değer artışının olup olmadığı, ne kadar olduğu bankayı ilgilendirmez. Olmadığı hallerde bile önceden belirlenen faiz oranı her halükârda ödenmek zorundadır. Bütün bunlar geleneksel bankanın işlemini “faiz” kategorisine koyarken, Katılım bankalarının işlemleri “ticaret” kategorisi içinde değerlendirilmek zorundadır.

Kur’an ise, faizin haram, ticaretin helal kılındığını ifade eder. (Bakara, 275) Katılım bankalarının vadeli mal satışı ile geleneksel bankaların faizli ödünç işlemlerini aynı kategoride değerlendirmek faizle ticareti aynı saymak demektir ki, Kur’anî bakış bunu şiddetle reddeder.

Faizsiz Bankacılık
Faizsiz Bankacılık

faiziz bankacılık, faizsiz bankacılık helal mi, faizsiz bankacılık nedir, faizsiz kredi veren bankalar, faizsiz bankacılık nasıl oluyor

Faizsiz Bankacılık Nedir?
1 5

Ne aradılar:

  • faizsiz bankacılık
  • faizsiz bankacılık nedir
  • faizsiz bankaclk
  • faizsiz para nasıl bulunur
  • faizsiz

Ne Olacak Bu Doların ve Yatırımların Hali?

Değerli dostlar,

Uzun bir aradan sonra tekrar karşınızdayım. Türkiye son günlerde zorlu ve sancılı bir süreç geçirmekte ve bunun akabinde piyasalar da döviz faiz denkleminde yükselişler söz konusu. 17 Aralık operasyonu sonrasında mevcut iktidarın söylemleri dövizin ateşini yükseltti ve bir devalüasyon yaşadık.

Dövizin yükselmesi ve TL’nin değer yitirmesi ihracatçı açısından ufakda olsa bir sevinç yarattı ancak ithalatçı açısından ise stress dolu günler başladı. İç piyasa da firmalar döviz kurlarını sabitlediler,alışlarını yavaşlattılar.Herkes yerel seçim sonrasını beklemekte. Yatırımlar birer birer bu süreçte yerel seçim sonrası içinde olsa askıya alındı.

Birçok şirket yapılan bütçelerini revize etti. ancak kimse bu belirsiz ortamda yatırımları ve dövizli çalışmaları için kur tespiti yapamamaktadır. Her yatırım güvenli ve sakin bir deniz arar varsayımından çıkarak; Türkiye ekonomisi için ilk altı ayın yatırımlar açısından kayıp oldugunu söyleyebiliriz.

Yatırımlar dışında iç talebte de daralma bekleyebiliriz. Bunun nedeni ise, Bddk’nın kredi kartlarına uyguladıgı taksit sınırlandırmasında aşırı bir kontrol ve sağlamcılık belirlemesi iç piyasa da bazı sektörler de perakende satışlarada yavaşlama ve bunun neticesinde talep de daralma meydana getirebilir. Bu politikanın tüm sektörlere uygulanması durumunda ekonomi de kırılgan bir talep daralması yaşayabiliriz. İşte bu nokta da talebi arttırıcı önlemnler alınmalı ekonomi tüketime teşvik edilerek para darlamasının ve ekonomi motivasyonunun düşmemesime özen gösterilmelidir.

Ne olacak Bu Doların Hali? Mevcut hükümet ve merkez bankası yerel seçimlere kadar dövizi sabitlediklerini düşünmekteyim. Yerel seçimler sonrasında yaşanabilecek siyasi ve ekonomik söylemler ve olayların şiddeetinin artması durumunda dövizin ateşinin yükselebilecegini söylemekteyiz…dDoların ateşinin yükselmesi de düşmesi de siyasetin takınacagı tavra göre netleşecektir. İşte bu nokta da aklı selim bir iktidar söylemlerinde yumuşak bir uslup kullanması dövizin ateşini düşürecektir aksi durumda haziran-2014 itibariyle dövizin kurunun 3,25 olması hayal değildir. Mevcut iktidarın şiddet ve sert uslupla siyasi ve güncel olaylara karşı göstecegi şiddet yabancı yatırımcınınj ve iç piyasa yatırımcısının yatırım yapma motivasyonunu ve de belirsizliğini gösterecektir.Sonuç olarak Türkiye ekonomisi yatırımlar açısında duragan döneme girmiştir.ilk 6 ayı kaybetmiş durumdayız gelecek altı ayın kazanılması ve yatırımların kaçmaması ve piyasalara güvenin sarsılmaması için mevcut iktidara görevler düşmektedir.

Sağlam bir ekonomi ve sağlam yatırımlar için bizi izlemeye devam ediniz.

Bülent Hin

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • Ne olacak bu doların hali
  • yerel seçimler döviz kurlarını nasıl etkiliyor 30 haziran 2015

2013 Sonlanırken Altın, Dolar, Borsa

Yıl sonu yaklaşırken tüm yatırımcıların aklında tek soru var, piyasalarda neler oluyor? Emtia, döviz, borsa tüm rakamlar akılları karıştırıyor. Günü gününü tutmayan rakamlar görüyoruz. Sisli bir dağ yolunda ilerlerken kimi zaman sis farları dahi işe yaramaz teknik analiz, temel analiz, beklentiler, gelen veriler tüm argümanları birleştirdiğimizde bile bu ara önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Neler oldu ? Neler olabilir? Sorularının yanıtını arayalım…

2008 global krizi tüm ekonomik dengleri alt üst ediyor. Neredeyse tüm bilinen tabular yıkılıyor. Kimi ekonomi kahinleri bende demiştim derken kimileride herşey güzel olacak demeye devam ediyor. Söylenen sözlerin belirsizliği kadar ekonominin batakta oldu aşikar. Tüketime dayalı sistem can çekişmeye başladığında kararlar alınıyor ve serum misali piyasalara para pompalama operasyonu baş gösteriyor. FED aldığı kararla tahvil alımı yapacağını duyurup para musluklarını açıyor ve can çekişen ekonomi serumun etkisiyle canlanmaya başlıyor. Akan paralar kendine yön arıyor ABD’verileri düzelmeye başlıyor, gelişen ülke ekonomilerine dahil olarak ekonomilerini genişletiyor. Sonsuz kaynak kullanımı misali genişleyen ülke ekonomileri sıcak paraya bağımlılığını sürdürürken muslukların kapanacağı gündeme geldiğinde aynı ülkeler korku içinde yaşamaya başlıyor. Dünya ülkeleri bir aile ise ABD’nin aile reisliğini üstlendiği bir gerçektir. Bugüne geldiğimizde aile reisinin çocuklarına günü geldiğinde dedi gibi “kendi ayakların üstünde durman gerekiyor” sözünü ülkemiz ve diğer gelişen ülkeler için söylendiğini var sayabiliriz. Türkiye’nin sıcak para bağımlılığı ve dış ticaret açığı çözülmediği sürece ülke ekonomisinin kırılganlığının sona ermeyeceğini söylemem şu ana kadar söylenenlerden farklı bir söz olmaz. Sorunların net olduğu kadar çözümleride bir o kadar net !

Dolar
Dolar / Lira sepeti ABD tarafından gelen pozitif veriler sayesinde tüm piyasalarda olduğu gibi güç kazanamaya devam edip zirve yenileme çabaları içinde. Merkez Bankası’nın ay sonu yapacağı döviz ihaleleri çerçevesinde doların yükselişine sekte vurulması ve 1,98 – 2,00 liranın arasında yılsonu rakamı hedefleniyor. 6 Aralık günü ABD tarım dışı istihdam verisinin beklenende daha iyi gelmesi durumunda hedeflenen rakamlara ulaşılması zor görünsede Merkez Bankası tarafından yapılan açıklamalar hedefin kararlılığını niteler düzeyde.

Altın
Gram altının doların yükselişi ile destek bulması bir nebze fiyatları ayakta tutuyor fakat global piyasalarda ons açısından bakıldığında görüntü aynı değil. Ekim sonunda yaptığım bir yorumda 1355$’ın aşılamaması durumunda ilk etapta 1220$’a kadar geri çekilme olacabileceğini söylemiştim. Keza bu günlerde bu rakam çerçevesinde dip yapma çalışmaları devam ederken artan baskılar 1150$ ile fiyatlamayı gündeme getiriyor, bu baskının devam etmesi ve dolara uygulanacak bir baskının sonuç vermesi durumunda gram altında 68-70 TL arasına çekilme yaşanabilir.

Borsa
ABD verilerindeki pozitif sonuçları BIST negatif fiyatlamaya devam ediyor. Sonuç itibariyle ABD borsaları ile kolerasyonumuz neredeyse tamamen ayrışmış durumda. ABD borsaları yeşil iken biz kırmızıları yakıyoruz. BIST 100 için 2013 yılının sonlanmasına 3 hafta kala 69.000-71.000 arasına bir çekilme ihtimalinin yüksek olduğunu belirtlelim.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • altın dolar