Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış

Türkiye her zaman ki gibi gündem olarak çok hareketli günler geçirmekte. Hem içeride yaşanan ekonomik anlamda doların TL karşısında yükselişi , siyasi ve politik anlamda şehit cenazeleri, terör olayları patlamalar , Rus Büyükelçisine suikast derken bu zor günlerden geçmekteyiz. İsterseniz önce ekonomik anlamda doların gidişatına değinelim. Dolar şu an 3.53 TL durumda . Her şey Trump’ın Başkanlık seçimini kazanmasından sonra başladı. Aslında Amerika’daki think-tank yani düşünce kuruluşları Hilary Clinton’nın Abd ekonomisi için daha iyi olacağını düşünseler de piyasalar Trump’ın başkan olmasını oldukça iyi karşıladı ve doların gelişmekte olan piyasalarda(Türkiye de dahil) ezici bir üstünlüğü söz konusu duruma geldi. Amerikan Federal Rezerv Bankası ( Fed ) in de elinde bir de faiz aracını da düşünürsek herhangi bir faiz arttırımı, 3.60 seviyelerin üzerini görme durumunu bize gösterebilir. Bu da hem kamu hem de özel sektörün dolar ile borçlandığı ülke veya şirketlere borcunun katlanarak artması demektir. Peki dolar arttı TL ucuzladı. TL para biriminin de fiyatı düştü ve TL olan mallarımız da ucuzladı. Bu ihracatımıza niye yansımıyor ve ihracat yapabilir miyiz sorusunu akla getiriyor.Ama gerek dış ticaret yaptığımız Avrupa veya Dünya ülkeleriyle politik olarak kriz yaşamaktayız. Ve mallarımız ne kadar kaliteli diye kendimize sormalıyız. Avrupalıya cazip gelecek bir fiyat var ama mal kalitesi şüpheli olduğu için ihracatımıza doğrudan olumlu yansıyacağını düşünmüyorum. Merkez Bankasının acilen kuru kontrol altına alma silahı olan ‘faiz’ bir an önce kullanılmalı çünkü her olay da olduğu gibi ekonomide de zaman kavramı çok önemlidir. Yaraya zamanında müdahale etmezseniz oluşan yara başka yaralara da sebebiyet verebilir. Siyasi iktidarın Merkez Bankasına faizleri düşür baskısıyla Merkez Bankası, bu baskı altında nasıl bir karar alacağı merak konusu ama yetkinin Merkez Bankasına bırakılması şart. Ekonomiyi de ekonomiden anlayanlar konuşmalı tartışmalı veya demeç vermeli. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ ın doların yükselişi 20 Ocak’a kadar sürecek diyerek süre vermesi doları talep eden yabancı yatırımcıya da güven aşıladı ve maalesef TL’yi olumsuz yönde etkileyecek bir açıklama oldu. Trump’ a dönelim. Trump göreve 20 Ocak’ta başlayacak. Ve başladıktan sonra da Trump seçim zamanı yaptığı konuşmalar da bir sürü projeden ve yapacaklarından bahsetmişti. Demek ki bu kamu harcamalarına yöneleceğine işaret ediyor. Kamu harcamalarına yönelirse Trump, bu enflasyonu da arttıracaktır ve artan enflasyon ile birlikte Abd deki faizleri de arttıracaktır. Eğer Merkez Bankamız doları 3.20-3.30 seviyelerine getirmezse çok zorlu zamanlar bizi bekliyor. Fakat gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz Orta doğu coğrafyasında ki patlamalar, katliamlar, iktidar değişimleri, darbe girişimleri gibi politik olaylar fazlasıyla ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor ve bu da dolar karşısında para birimimizi geri plana itiyor. Dünya üzerinde ki yatırımcı da parasını ülkemizden ya çekiyor ya da başka bir ülkeye gidiyor veya yatırım için ülkemizi tercih etmiyor. Ülke ekonomimiz serbest piyasa ekonomisine dayalı atomisite ve mobilite koşullu bir piyasa bu ortam da yatırımcıya fazlasıyla ihtiyacımız var . Yapısal reformlar çare mi? Kesinlikle. Yapısal reformları şöyle anlatalım. Bir ülkenin her türlü olumsuz gelişmeyi kaldırabilmesi bunu karşılayacak bir sisteme sahip olması için tekrardan yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Örneğin cari açığı düşürmeliyiz, ithalatı düşürmek veya ihracatın ithalatı karşılama oranını arttırmalıyız. Büyüme , işsizlik, enflasyon , sosyal transfer harcamalarına , hukukun bağımsızlığı ve egemenliğine, eğitimde tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi köklü reform, Teknoloji Bilim Sanayi ve Arge konusunda ayrılan payın arttırılması, Liyakat sisteminin gelmesi ve otarşik bir yapıya gelmeye yakın olması istenen tablo. Bir an önce yapısal reformları hayata geçirmek zorundayız yoksa ülke olarak orta gelir tuzağı ile uğraşmaya(10 bin dolar) üretimdeki kapasitenin artmaması bu da büyümeyi, üretimin düşmesi ihracatımızı arttırmamızı ve dışarıdan ürün almamızı da engelleyecek bir takım gelişmeleri de kötü yönde etkileyecek bir dış politikadan uzak durulması gereklidir. CBA yani Nba ‘nin anayasası toplu iş sözleşmesi ne verilen ad. Nba de 1998 ve 2010 da olmak üzere 2 defa oyuncular lokavta gitti yani orda çalışma ücretleri ve çalışma koşulları konusunda Nba yönetimi ve Oyuncular birliği başkanı Chris Paul anlaşamamış bir çok Nba oyuncusu Amerika’yı terkedip kısa süreli kontratlarla Avrupa’ya gelmişti bunlardan birisi de Ünlü Nba yıldızı Deron Williams’ın Beşiktaş a gelmesiydi.  Carmelo Anthony ne kadar bu sefer de anlaşmayı zor olarak görse de anlaşma bu hafta içerisinde gerçekleşti. Ve anlaşılan maddeler kamuoyuna yansıdı. Tek tek maddeleri yazma taraftarı değilim . Nba bu sene inanılmaz anlaşmalara imza atarak bu sene ki kazancını 6 milyar dolar lık bir pasta payına kadar çıkarmakta. Yani bunu bizim Fransa’dan yaptığımız ithalat kadar düşünebilirsiniz. Bir spor organizasyonun bu noktalara gelmesi korkunç. Tabi artan gelirler kulüplere ve oyunculara yaptıkları transfer trade(alım-satım) anlaşmalarında max kontratlar konusunda bir çok düzenleme yapıldı. Nba’ye girme yaşı hala 19 da kaldı.(Nba 20 yaşını istese de gerçekleşmedi.) Anlaşmayı oyuncular Nba yönetimine diz çöktürdü desek daha doğru olacak. Özellikle Chris Paul , Carmelo Anthony ve Lebron James yönetimindeki oyuncular birliği neredeyse bütün isteklerini Nba başkanı Adam Silver a kabul ettirdiler.Böyle önemli bir organizasyonun gittikçe büyüyen bir pastanın tekrardan 1998 de ve 2010 da yaşadığı krizi yaşamaması için ellerinden gelen özveriyi gösterdiklerini düşünüyorum.

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış
9 3

Ne aradılar:

  • nba ekonomisi

Yıkatmam ben saçlarımı orada

İstanbul  Gayrettepe;  anlı  şanlı  bir  otelin  kuaför  salonu.  Sabah  09.30  gibi  saatler. Kadın  ıslak  saçlarına  fön  çektirmek  için  girer.  Oturur;  kalfa  saçlarını  havlu  ile  kurulamaya  başlar  ama  ortamda  keskin  bir  peynir  kokusu.  Dipteki,  kapısı  açık  odada  diğer  çalışanlar  kahvaltı  etmektedir.

Kadının  saçlarına  fön  çekmek  için  usta  elemen  gelir;  peynir  kokusu  keskinleşir.

Gelişen  diyalog  şöyledir:

_ Affedersiniz  ama  sanırım  elleriniz  ve  siz  peynir  kokuyorsunuz;  çok  rahatsız  oldum

_ Hanımefendi  ne  kadar  hassassınız  ama  o  peynir  değil;  tereyağı .   Yıkayalım  ellerimizi.

Saat  10 a geliyor;  çalışan  insana  kahvaltı  ne  alaka;  haydi ettiniz  o  kapı  niçin  açık;  haydi ettiniz ;  neden  sizin  diş  fırçanız,  yıkanmış elleriniz yok?

yonca-sacUsta  ve  kalfa  hiç  sakınmadan  ellerini  yıkayıp  ağızlarını  çalkalarlar; ama  nerede?

Hani biz kadınların  saçlarını  koyup  yıkadıkları s aç  yıkama  yerleri  var  ya;  oraya  giderler müşterinin  gözü  önünde  ellerini  ağızlarını yıkayıp;  çalkalayıp  lavaboya  tükürürler.

Şimdi  ben  hangi  birini  anlatayım;  hiç  bir insanın  özellikle  müşterinin  yanında  ağız  çalkalanıp  lavaboya  tükürülmeyeceğini  mi?

Yıkanmamış ya  da  öylesine  yıkanmış  ellerle  benim  bin  bir  emek  uzattığım  saçlarıma   dokunulmayacağını   mı?

Hele  ki  el ağız  yıkamak  için  özel bir  lavabo  olması  gerektiğini  mi?

Şimdi  kaç  kadın,  nasıl,   o lavaboda  saç  yıkatabilir?

Ben  mecbur kalmadıkça;   ki  çok  nadirdir ; asla…

Bu arada ;  bu eylemlerden  sonra  lavabo temizlenmedi;  bilginize…..

Bu ufacık  örnek bile ülkemizde  hizmet  sektörünün  durumunu  anlatmıyor  mu sizce?
17.11.2016   SARIBAL

Bu  yazıyı  yazarken  anımsadım; bir kuaför  yazısı  daha  yazmıştım ben  J

http://www.yoncaayas.com/ya%C5%9Fanmi%C5%9F-bir-kuaf%C3%B6r-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC

(  Yonca  AYAS  Yaşanmış Bir  Kuaför  Öyküsü)

Yıkatmam ben saçlarımı orada
4 2

Büyük Kaşiflerden İnovasyon Dersleri

“Tehlikeli bir yolculuk için adam aranıyor. Düşük ücret, acı soğuk, tamamen karanlık uzun aylar, sürekli tehlike ve güvenli geri dönüş şüpheli. Başarı durumunda şeref ve takdir.

Bu ilan 1913 yılında bir londra gazetesinde yayınlanmış. Cevap vermeyi düşünür müydünüz? Cevabınız eğer evet ise tam bir inovatörsünüz. Sizin gibi 1000’i aşkın adam cevap verdi. Sör Ernest Shackleto’ın liderliğinde bir Antarktika kutup seferi için seçilmeyi umuyorlardı. Sör Ernest Shackleton, Güney Kutbu’na yaptığı  1909 seferinde ün kazandı. Bu durum, yıllar geçmesine rağmen aslında bir inovasyon projesi niteliğinde bir çıkıştır. Modern çağ inovasyonu, tarihten, tarihi keşiflerden ve bu keşiflerin yolculuğundan esinlenmekten vazgeçemiyor.

Çoğu insan sadece gerekli olduğunda ve kaybedeceği hiçbir şey olmadığında maceraya atılır. Bu Kolomb ve Macellan için de böyleydi; ikisi de memleketlerini terk etmişlerdi. Benzer şekilde, dünya daha hızlı değişirken, kuruluşlar değişen pazarlarla karşılaşır. Eski Çözümlerin artık işe yaramadığını görmek kaçınılmaz bir gerçek olma yolunda. Bir zorunluluk hissi ve yeni vaad edilmiş topraklar aramaya başlamak ise aşikar olsa gerek.

12 Nisan 1961 yılında Sovyetler Birliği kozmonot Yuri Garagin’i uzaydaki ilk insan yaparak dünyayı şaşırttı. Başkan JFK Amerika’nın prestijini geri kazanmak zorundaydı ve Amerika’nın üstünlüğünü göstermek istiyordu. Yaptığı bir konuşma da: “ Bütün ulusun, içinde bulunduğumuz on yıllık dönem bitmeden bir insanın Ay’a ayak basmasını ve Dünya’ya sağ salim dönmesini sağlama hedefine ulaşmaya kendini adaması gerektiğine inanıyorum.” Tüm kaşifler birinci olmak için çabalar. Güney Kutbu’na ulaşan Amundsen, Nil’in kaynağını arayan Livingstone, Everest dağına tırmanan Hillary.. Girişimciler de aynı tutkuyu paylaşır: Rakipleri kurnazlıkla alt etmek amacıyla dünya için yeni inovasyonlar geliştirir ve bunun için çabalar.

Genellikle girişimciler ve kaşifler yalnız gitmeyi tercih eder. Kolomb, amerika’ya üç gemide doksan kişilik bir mürettabatla yelken açtı. Tenzing Norgay onu bir buz yarığına düşmekten kurtarmasaydı, Hillary Everest’i fethedemezdi. Amundsen dört arkadaşıyla hafif yolculuk ederel Güney Kutbu’na ulaşan ilk insan oldı. Apollo programındaki her uçuş mürettebatının yedek mürettebat üyeleri vardı; bazılarının devreye girmesi gerekti. Karmaşık kuruluşlarda da tek başına inovasyon yapamazsın. Yeni bir ürün geliştirmek, üretmek, pazarlamak, satmak, faturalamak ve onarmak için her disiplinden insanlara ihtiyacın mutlaka olur.

Keşif yolculukları; bilinmeyen bir hastalık, tropikal bir fırtına ya da mürettebat isyanının yol açtığı beklenmedik aksilikler nedeniyle uzun yıllar sürebilir. Macellan ve Elcano’nun 1522’de, bir buçuk yıllık hazırlığın ardından başladıkları ve gemiyle ilk kez dünyanın çevresini dolaştıkları seferleri üç yıldan fazla sürdü. Kennedy’nin 5 mayıs 1961’deki konuşmasının ardından Amerikalıların Neil Armsrong’u Ay’a çıkarması sekiz yıl sürdü. İnovasyon sürecinde, yeni bir ürünü geliştirme sürecinin ortalama süresi, konseptten sunuşa yaklaşık 18 ila 36 aydır ve benzer bir sıra izler.

Birçok gemi yolda kaybedilebilir. Macella’ın dünyanın etrafını dolaşması sırasında, beş gemisinden dördü geri dönmedi. Macellan’da Pasifik’te saldırı altındayken ölümcül şekilde yaralandı. Yine de geriye kalan son gemi, Victoria’nın kargosu tüm seferi faydalı kıldı. İnovasyonda da durum aynıdır. Yeni geliştirilmiş her yedi ürün fikrinden altısı yolda yok olur. Yedi üründen sadece biri pazara başarıyla girer.

Tesadüf, daha büyük ödüllere yol açar. Bazen kaşifler ilk önce küçük ve ada olduğunu düşündükleri şeyin devasa bir kıta olduğunu ortaya çıkar. Kolomb’dan çok önce Kuzey Amerika’yı keşfetmiş vikingler gibi. Bir örneği de SMS hizmetinin geliştirilmesiyle karşılaştırılabilir. İlk olarak B2B pazarı için geliştirildi ama tutmadı. Gençler SMS fikrinin birbirleriyle iletişim kurmanın ucuz bir yolu olarak tutunca, üç milyarı aşkın kullanıcıyla dünya çapında bir pazara dönüştü. Tesadüfler, asla mucize değildir; olması gerekendir.

İnovasyon kaçınılmaz tutkuların, başarıların ve mücadelenin bir ürünüdür. Azim etmenin, çıkılan yolda yürümenin bizlere yansıtan bir unsurudur. Girişimcilik ile yola çıkan ve inovasyon ile sonuçlanıp dünyayı değiştiren her idol; başarının, becerinin ve var oluşun bir mucididir.

Büyük Kaşiflerden İnovasyon Dersleri
6 3.5

Kanlı Pizza Yiyoruz

Evinizde sıcak evinizde otururken hiç aklınıza geliyor mu?
Bazen sizin bizim ya da bize çok benzeyen insanların üstünde kan lekeleri olan pizzalar yediğimiz. Evet kan lekeleri olan pizzalar, ya da gencecik çocukların telaşının ter damlaları…..
En hızlı pizzayı biz yollarız….reklamlarının peşinden bazen saat tutarak istediğiniz pizzaları yetiştirmeye çalışan, motosikletleri ile sadece kendi canlarını değil trafiği de ölüm pazarına çeviren genç çocuklar.
Bu başımızı döndüren hız dünyasına ayak uydurmuş yeme alışkanlıklarımız ve bazen koldaki saatler ile yapılan zaman hesaplarımız. Bir geç gelse de parayı vermesek, bu keyfi denesek…. Pizzanın boğazınızdan inmesini engelleyecek bir gün, o egosantrik özleminiz.
Pizza taşıyan çocuklar iki kuruş ekmek parası için çalışırken geciken pizzaların parası onlardan kesilirken…..
Biz evimizde hızlı tüketimin dayattığı, tüketeceğimiz zevkin peşinde…..neden?pizzadilimi
Acıkmadan sipariş versek; 30 dakika değil de 45 dakika beklesek…..olmaz mı?
Olmaz, olmaz, olmaz….. parayı veren düdüğü çalar; hızlı dünyada hızlı lezzeti yakalar….
Gencecik çocuklar vızır vızır sokaklarda; küçük motosikletlerin rüzgarında, iki kuruş para kazanma savaşında……
Biz ise kanlı pizzamıza hızlı kavuşmanın şehvetine kapılmış paramızın üstünlüğüne oynamakta…..
Bir yetkili el atmalı bu davaya; yediğimiz olmamalı artık kanlı pizza……

3.2.2016 01.55

Kanlı Pizza Yiyoruz
1 1

Yayıncılık Alanında Girişimcilik mi?

Evet Yayıncılık alanında girişimcilik mi o  ne o? Yayıncılık alanında girişimcik
diye bir ses duydum sanki. Hani şu 3.Milyar TL’lik pastadan bize de pay düşermi diyen girişimcileri
duyar gibiyim. Sorunun cevabı maalesef zor.

Radyo Televizyon Yayıncılarının 2014 raporu bize şu sonucları vermektedir,

*Eğer çok yoğun bir sermayeniz yoksa ve de ulusal bir yayıncılık yapmayacaksanız işiniz zor demektir.
*Ulusal reklam piyasasının kemikleştiği bir yaklaşımda yayıncılık başabaş olmak isteyen yatırım yapmak isteyen
satın alma ile ancak istediği sonucu elde edebilir.
*Radyo’da reklam gelirlerinin %80’ni de ulusal yayınlardan elde ediliyor. Radyoculuk da bölgesel yayın yapan
kuruluşların önü açık gibi görünüyor.
Dünya Dijitale Koşuyor?

Yapılan bir araştırmaya göre 2014 yılında dijital reklamcılık reklam cirosu 1,4 milyar TL’ye koşuyor.
Yani, Televizyon reklam gelirlerinin yarısı kadar bu sonuçları ortaya koyuyor:

*Dijitalin önemi daha da artacak, şirketler ve bireyler dijitalleşecek.
*Herkes bir gün 15 dakika ünlü olacak sözü gerçekleşmeye başladı.
*Web Tv yayıncılığı ön plana çıkmaya başladı,

Dijital de kitlelere ulaşmak daha ucuz ve daha hızlı, Etki anlamında ise Televizyon etkisini kaybetmedi,
kaybetmiyor olarak görünüyor.

Bir İnsan Neden Medya Patronu Olur?

Yapılan bir araştırmaya göre, ortalama bir gazetenin maliyeti 10 cent yani 30 kuruş Satış ortalama fiyatı
70 kuruş toplam da şu an ülkemizde gazete satışları 4.Milyon ikiyüzyirmibeşbin seviyesinde görünüyor. Bu da
şunu ortaya koyuyor: Bu kadar mütevazi bir kar ile bu işi yapmak düşündürücü ama gazeteciliğin katma değeri
reklamlar’dır.

Büyüme rakamları açıklandı:

Büyüme rakamları açıklandı pozitife doğru dönmüşümüz, 2014 yılında reklam gelirleri bize iktisadi açıdan
şunu göstermiştir:

*Evet tüketim de bir daralma var bunun yanı sıra ülkenin seçim sürecine girmesi ekonomi de tüketimi yavaşlattı.
ancak açıklanan paketler ve bu pozitif büyüme haberi gelecek için olumlu bir haber.

Selam ve Muhabbetle,

@gencfastmakale

Yazıyı Değerlendirin!

Değişim Yönetimi, Kendin olmak ve Başkalaşma

Kendin Olmak:

Hayatta aslolan şey kendimiz olmak ve kendimiz kalabilmektir. Tabi bunu başarabilmek için
hayatın dengelerini bilmemiz ve yaşama sımsıkıya bağlı olmak ve yaşamımızda uyanık olmamız gerekiyor.
Kendin olmak ve kendin kalmanın en etkin noktası çizgilerimiz yaşamamızda gizlidir.

Elbette çizgimizi yaşayacağız, bizi çizğilerimizle insanlarda ilgi ve ahenk uyandıracağız.
İlgi ve ahenk uyandırmanın ilk noktası; kendimiz olmaktır.Dünya yansa ve menfaat tavan yapsa biz kendimiz
olduğumuzda kazanırız.
Değişim Yönetimi:

Neden değişiriz diye bir soru sorduğumuzda şu cevap önemlidir? Atılım yapmak ve hayatımızı
geliştirmek için değişiriz. Değişim hayat standartlarına göre bir hayat tarzı demek değildir,
Değişim yönetimi, Hayata bakış açımızda hayatı bilinçli yaşamak, bilinçli yaşarken farkındalıklarımızı davranış haline getirebilmemizdir.

Her yenilik değişim değildir ama Her değişim bir yenilenmedir. değişim yönetiminde esas olan değişimin hayatımıza kattığı dinamizimdir. Değişim, çizgilerimizi değiştirmek değil, çizgileriçin yaşarken hayat dinamizimizde atılım yapabilmektir.

Başkalaşma:

Başkalaşma demek değişim yaşayan bireyin çizgilerinden taviz vermesi ve kendini yok saymasıdır.
Biz değişirken, davranışlarımız olumsuz değişiyor, insanlara zulmediyorsak, haksızlıkta tavan yapıyorsak,
bu bir başkalaşmadır. Değişimin olumsuz yönde değişimine başkalaşma diyoruz.

Başkalaşmayla mücadele de uygulanacak davranış stili,

*Alçak Gönüllü Olmak,
*Değişimi bir atılım olarak görmek,
*İnsanlara zulmetmemek,
*Kendi işimize odaklanmak olarak sıralayabiliriz,

Değişimin bizim hayata açılan atılımımız olması temennisiyle,

Selam ve Muhabbetle,

@gencfastmakale

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • değişime açık olmak
  • baskalasma kendimiz olma

Ekonomide Öz Yönetim ve Kültür İlişkisi

Kültür, bir sistemin bireysel birimleri arasındaki sinapslarda yatar. Bu sistemin birimleri ister beyindeki nöronlar olsun ister bir grubu oluşturan bireyler ve ya  büyük bir holdingin bireyleri olsun. Günümüz iş dünyasının çoğu girişiminde iş başında olan kültürün genel tiplerine ve kültürlerin nasıl işlediklerini tanımlayan ve etkileyen türlü boyutlara dair biraz bilgimiz vardır elbet. Asıl sorun ; bu bilgi birikiminin nasıl kullanacağımızdır.

Körü körüne itaat, bilgilendirilmiş rıza ve değer odaklı öz yönetim sadece kültür tipleri değildir ayrıca yönetim için kullanılabilecek bir yaklaşım tarifidir. İşletmeler insanların davranış ve performans biçimine şekil veren kuralları, yapıları, politikaları ve prosedürleri titizlikle yaratırlar. Kurum içi çeşitli ve olağan durumlar çoğu girişim modülünü ikinci plana bırakır. Bu bir gerçek. Küresel ekonominin yenilik ve yenileşim odaklı çalışmaları daha çok kültür etkileşiminden kaynaklanan bir yapı içerisinde yürütmesi akla eğitim ve disiplini getirir.

1990’ların ortalarından beri teknoloji alanındaki hızlı değişimler, dışarıya aşırı bağlantılı olan yeni bir işçi tipi yaratmıştır. Üretimde rol oynayan kişi ve kurumlar düzen, yönetim  gibi temel yapı taşlarından oluşan değerleri günümüzde de sergilemektedir. Diğer bir tabirle oluklar hala yerli yerinde duruyor. Kapitalizmin yeni koşullarında başarılı olmak bu statüyü baştan sona değiştirmek ve öz yönetim, öz kültür altında değerler yitirilmeden girişim, yenilik ve zaman odaklı ilerlemek öğrenilmeli ve her bireye benimsetilmelidir. Bu sürecin temelinde;

– Yönetim; olayları kontrol etmek için aradığımız yol,

-Kültür; olayların oluş biçimi ve gerçekleştirilmesi,

Statüsü temel benimsenmesi gereken kavramlardır.Ayrıca yönetimin içinden kültüre ulaşacakları yerde, yönetim oluklarını kültürün içine yerleştirmek istiyorlarsa, şirketler kültür aracılığıyla yönetmeyi öğrenmek zorundadırlar.

Kültür aracılığıyla yönetim, kuruluşun üzerine giydirilen kurallar ve otoriteler kalıbı ile yönetmekten çok, ana gövdenin içinden yönetmek ile ilgilidir. Kültür aracılığıyla yönetirken elbet kurallar pek iyi çalışmaz ama değerler çalışır, motivasyon insanları birbirinden bağlamaz ama inançlar bağlar ve dış kontroller daha az etkilidir, öz yönetim daha etkindir.

Anlaşıldığı üzere; kültür etkileşimi çalışan verimliliğini yükselten, emeğin sağladığı faydayı maksimuma eriştirecek bir etki yaratan bir kavramdır. Hangi işletme olursa olsun dış bağımlılık yerine öz değerler ile yönetim kurgusu oluşursa ve bu da çalışanlara yansırsa emin olun Türkiye’nin günümüz gizli kriz sendromundan çıkmasına yardımcı olacaktır.

Son söz olarak;  ABD’nin 1901-1909 yıllarında başkanlığını yapan Theodore Roosevelt’in bir sözü ile bitirelim.

-Eğer kanunsuzluktan ve kararsızlıktan, akılsızlıktan ve ya vurdumduymazlıktan kendimizi yönetmeyi reddediyorsak, o halde hiç kuşkusuz sonunda dışarıdan yönetilmek zorunda kalacağız.

 

https://twitter.com/GkhnAktoprak

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomi ve kültürün ilişkisi
  • ekonomi yönetim kültürü ilişkisi
  • yönetim ve kültür ilişkisi

Türkiye ve Dünyada Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri

Sanayi devriminden sonra işgücünde meydana gelen artış ve buna bağlı olarak çalışma ilişkilerinin karmaşık bir yapıda olması , Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri hususunda devletlerin atılımda bulunmasını sağlamıştır. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri kavramı İlk olarak İngiltere’de ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimi işçi sınıfı meydana getirmiş, toplumun en kalabalık kesimini oluşturmalarını sağlamıştır. İşverenlerin aşırı kar güdüsü ve kazanma hırsı çalışanların daha fazla sömürülmesine neden olmuştur. Çalışma ekonomisi ve Endüstri ilişkilerinin, Türkiye’de kuruluşu 1859’a kadar uzanan Siyasal Bilgiler Fakültesi ile olmuştur. Çalışma İktisadı ve Sanayi İlişkileri bölümünün geçmişi, ilk önce İstanbul üniversitesi’nde “İçtimai Siyaset”, sonrasında Mülkiye’de “Sosyal Siyaset Kürsüsü”ne dayanır.

Çalışma Ekonomisi ; İş gücü piyasalarının nasıl işlediği üzerine bize çıkarımlar sunar. Gerek özel işci gruplarının iş gücü piyasasındaki deneyimleri ile gerekse işcilerle firmalar arasındaki istihdam ilişkisinin çeşitli yönleriyle ilişkilidir. Modern Çalışma Ekonomisinin incelediği konuların başlıcalarını şu şekilde sayabiliriz; 1.Geçtiğimiz Yüzyıl boyunca birçok sanayileşmiş ülkede kadınların işgücüne katılma oranları neden istikrarlı şekilde yükseldi?
2.Göçmenliğin yerli işcilerin ücretleri ve istihdam olanakları üzerinde etkisi nedir?
3.Asgari Ücret , daha az beceriye sahip işçilerin işsizlik oranını arttırır mı?
4.İş Sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin istihdam ve kazançlar üzerindeki etkisi nedir?
5.Pozitif Ayrımcılık programları, kadın azınlıkları kazançları ile firmaların kadın ve azınlıklardan kaç kişiyi istihdam edeceği v.b. Konularda nasıl etkide bulunur?
6.Sendikların hem kendi üyelerin hem de ekonominin geri kalanı üzerindeki ekonomik etkileri nelerdir?
7.Cömert İşsizlik sigortası uygulamaları işsizlik sürecinin uzamasına neden olur mu?
Yukarıda yazılı maddeler incelendiğinde Modern Çalışma Ekonomisi, modern toplulukların karşılaştıkları sosyal ve ekonomik problemlere işaret eder ve problemlere önlem alınmasına yardımcı olur.

Türkiyedeki ekonomik politikalar , Çalışma Ekonomisinin global manadaki hedefleri doğrultusunda şekillenmektedir. Gerek göçmen politikaları gerekse sendikal faaliyetler AB normları doğrultusunda yapılmaktadır. 1993 yılında yayınlanan Kopenhag kriterleri ile tam üyelik için ekonomik ve siyasi kriterler belirlenmiştir. Kopenhag Ekonomik Kriterleri iki temel ekonomik hususu kapsamaktadır. Bunlar Ülkenin işleyen bir piyasa ekonomisi olması ve Ülkenin AB piyasaları ile rekabet edebilme gücüne sahip olmasıdır. Çalışma Ekonomisinin kapsamına Çalışma Sosyolojisinden İş Sağlığı güvenliğine kadar birçok konu girmektedir. Ülkemizde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkilerinde ders olarak da gösterilen İş Sağlığı Güvenliği yaptırımları konusunda eksiklikler vardır. Yazımı kaleme almış olduğum 13/05/2015 tarihi de Ülkemiz için kara gün olan Soma Faciasının birinci yılına denk geldi. Ülkemizde işci-işveren ve devlet üçlüsünde çoğu zaman hakkı yenen ve mağdur olan işci olmuştur. Ülkemiz refah seviyesi için işci haklarının iyileştirilmesi ve gerek işveren gerekse devlet karşısında daha iyi bir konuma getirilmesi Çalışma Ekonomisinin amaçları arasındadır. Çalışma Ekonomisinin temelinde iş gücü olmakla iş gücünün temel aktörü işcidir. Ve İşci sınıfı da gelişmiş ülkelerde işveren ve devlet karşısındaki konumu
ülkemizdekinden iyi bir durumdadır.

Çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri ; işçi-işveren ilişkileri, sosyal güvenlik, endüstriyel demokrasi, servet ve gelir politikası, uluslararası planda sosyal politika olmak üzere birçok dalda ülkelere büyük faydalar sağlamakta Yerel Yönetimlerde Çalışma Ekonomistleri önemli noktalarda rol almaktadır. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri ilişkileri bölümü Ülkemizde birçok Üniversitede okutulmaktadır. Toplumların sosyal sorunlarını saptamak ve bu sorunlara yönelik çözüm yolları üretmek toplumsal refahın sağlanmasında önemli bir aşamadır. Dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerin üniversitelerinde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri alanında, lisans, yüksek lisans ve doktora programları mevcuttur Ülkemizde Dünya konjektörüne göre gelişmiş ülkelere göre geride kalmıştır. T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yaptığı çalışmalar Çalışma Ekonomisinin ülkemizdeki geleceği açısından önemlidir. Atatürk’ün yıllar öncesinden söylediği ”muasır medeniyet seviyesi”ne ulaşma hedefi toplumun bütün fertlerinin şiarı olursa kimilerine göre nitelendirildiğimiz 3.dünya ülkesi olma yaftasından kurtulmamıza olanak sağlar. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim…

 

Kaynak;

Çalışma Ekonomisi George J. Borjas
http://en.wikipedia.org/wiki/George_J._Borjas
http://tr.wikipedia.org/wiki
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/16/1122/13215.pdf

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • çalışma ekonomisi george j borjas
  • dünyada endüstri ilişkiler sistemi
  • dünyadaki çalışma ilişkileri
  • dünyadaki sanayi ilişkileri
  • türkiye\de ve dünyada endüstri ilişkileri

En Çok Yaşanan Dolandırılma Hikayeleri

Bugünkü yazımda insanların en zayıf noktaları olan kolay para kazanma ya da bir malı değerinden daha ucuza almak isteğinin yol açmış olduğu dolandırılma hikayeleriyle  bir nevi ders niteliğinde bir yazı sizleri bekliyor.  Dolandırıcılık, en genel anlamıyla aldatma amacı ile yapılan kasıtlı eylemdir. Dolandırıcılık, türlerine göre farklılık gösterebilmektedir. Arkeoloji, edebiyat, emlâk, belge sahteciliği vb. dolandırıcılık türleri vardır. Yazımda 4 tane farklı dolandırıcılık hikayesi ile gerçek hayatta çok fazla karşılaşılan durumlar gözler önüne serilmiştir. Hikayelerde geçen isimler tamamen temsili olmakla birlikte yazının tek amacı bilinçlendirmedir.

Dolandırıcılık yapan kimseler bu işin eğitimini almış kendilerince sürekli gelişen her  ihtimali düşünen  çok tehlikeli insanlardır. Bu yüzden günlük yapılan alışverişten , arada sırada yapılan internet alışverişlerine kadar yapılan her işlemde maksimum seviyede ihtimam gösterilmesi maddi açıdan yararımıza olacaktır. İlk hikayemiz Fırıncı Ahmet Ustanın başından geçenleri anlatmaktadır. Fırıncı Ahmet Bey 40’lı yaşların sonuna gelmiş 3 çocuk babası kendi halinde bir vatandaşımızdır. Ahmet Bey çocuğunu evlendirecektir ve banka hesabında para biriktirmektedir. Ahmet Bey normalde kazandığı paraları fırın ile işyerine en yakın olan ATM ye yatırmakta zaman açısından kazançlı olduğunu düşünmektedir. Gel zaman git zaman parasını yatırmıştır fakat günlerin birinde ATM cihazına kopyalama makinesi takılmış ve kartı kopyalanmıştır ve düğün için biriktirdiği para dolandırıcılar tarafından çekilmiş ve parası kül olmuştur. Banka zararının sadece bir kısmını karşılamış  ve Ahmet Bey Mağdur olmuştur. Bu hikayeden çıkarılacak ders para yatırmak ya da çekmek için kullanılan ATM’lerin şubenin bulunduğu yer ATM’si olmasına azami ihtimam gösterilmesi gerekmektedir. Şubeler 24 saat  kameralar ile izlendiğinden daha güvenliklidir. Mağdur olunma şansı daha azdır. İkinci Hikayemizin kahramanı ise sıkı bir Rottweiler hastası olan Mustafa’nın başından geçen bir olay; Mustafa 2014 Temmuzunda internette dolaşırken bir ilan görür ilan da Rottweiler yavru köpeğinin fiyatı 800 TL dir,  etrafından aldığı duyumlarda o cins bir köpeğin daha  pahalı olduğu ve böyle bir alışveriş sonuncunda hayalini kurmuş olduğu köpeğe hemen kavuşacağı hissine kapılır ve satıcı ile internet üzerinden iletişime geçer ve köpeği satın almak için satıcının bildirmiş olduğu hesaba 800 TL gönderir. Köpek kargoyla gelir ve gelen köpek sokak köpeğidir ,  Mustafa Bey dolandırıldığını anlar daha da satıcıya ulaşamaz. Buradan çıkarılacak dersler vardır. Bir Kişinin Rottweiler cinsi köpek almak isteği varsa öncelikle Petshop gezilebilir ya da eğer illa ki istek internetten alınma yönünde ise ortak bir yer belirlenip teslim alınmak yoluyla satış sonlandırılabilir,  böylece  insanlar mağdur olmamış olurlar. Üçüncü hikayemiz ise haberi olmadan icraya verilen Meryem Ablamız, Meryem hanım’ın adresine icra dairesinden bir ödeme emri gelir ve ödeme emrinde 700 TL borcu olduğu 7 gün içinde ödemez ise paranın icra yolu ile tahsil edileceği yazmaktadır. Meryem Ablamızın yaşı 60′ lar da okuma yazması ise daha ilk okul başlangıç seviyesindedir. Gelen yazıyı toruna Ali’ye okutur lakin benim böyle bir borcum yok diyerek gelen yazıyı önemsemez. Aradan 2 ay geçer ve eve İcra Dairesinden İcra Memuru haciz için gelir ; Ödeme Emrinde yazılı olan  700 TL’lik borç avukatlık masrafları ve icra masrafları ile birlikte artık 1500 lira olmuştur ve borç Meryem Ablamıza ait olmamasına rağmen artık icranın durdurulmasının tek yolu aslında olmayan borcun ödenmesi gerekmektedir. Öykümüzde Mağdur olan Meryem Ablamızın icradan tek kurtulmasının yolu borcu ödeyip Menfii Tespit davası açmasıdır. Ama olay buralar gelmeden önce Ödeme Emri eline ulaştığı zaman eğer itiraz etse idi borç engellenmiş olacaktı dava açmak zorunda kalan taraf GSM Operatörü olacaktı böylece Mahkemede imza incelemesi ile hattın dolandırıcılık amaçlı açıldığı belli olacaktı. Aslında 2 sene önce Kimliğini kaybeden Meryem Ablamız adli makamlara başvuruda bulunsa bu dolandırıcılığın da yapılması engellenecekti. Dördüncü hikayemiz İnternetten telefon alan Ziya Amcamız ; Ziya Amca İnternette dolaşırken Normalde 2000 TL olan Telefonun 200 lira olduğunu gördü ve hemen almak istedi. Ziya Bey internetten telefonu almak için kredi kartı bilgilerini sisteme girdi ve telefonu sipariş etti. Telefonu geldi İmitasyon tarzı olan telefonu aldı ve kısa zamanda telefon bozuldu asıl sıkıntı bilgilerini sisteme girdikten sonra başladı. Ürünü satın aldığı site güvenlikli site değildi ve kredi kartı bilgileri pekte iyi niyetli olmayan 3.kişilerin eline geçti ve niyahetinde Ziya Beyin birçok internet sitesinden farklı adresler verilerek birçok harcama yapıldı ve Ziya Bey’in 200 Liralık alışverişi ona 5000 liraya maloldu. Ziya Bey eğer alışverişi internet üzerinden sanal kart oluşturarak yapsa idi başına böyle işler gelmeyecekti. Eğer ki 3D Güvenlikli alışveriş yapılması yönünde bankaya talimat verse idi yine olaydan etkilenmeyecekti. Ayrıca Kredi kartının limitini çekebileceği minumum seviyeye çekse idi daha az mağdur olabilirdi.
Sonuç olarak  gerçekten çok da farklı olmayan hikayelerde görüldüğü gibi , Dolandırıcılık suçunu meslek edinen kişiler var.  Tüketici toplumu olarak yaptığımız alışverişler de bilinçli tüketici olmamız gerekmektedir. İlla ki İnternet üzerinden alışveriş yapılacaksa eğer sanal kart oluşturulması en azından 3D Güvenlikli siteden alışveriş yapılması ve Bankadan para yatırması ya da para çekilmesi yapılacaksa şubeye bağlı olan ATM den para çekilmesi  faydalı olacaktır. İcra konusunda da önerim eğer bir borç ile ilgili olarak muhatap iseniz borçlu değilseniz derhal itiraz etmeniz eğer borç sizin ise anlaşma yoluna gitmenizdir. Kısacası dolandırıcılık olayları hikayelerden çok daha çeşitlidir , eğer başınıza daha önce gelmeyen ve şüphelendiğiniz bir durum gelirse ve dolandırıldığını düşünüyorsanız zaman kaybetmeden polise başvurmanız yararınıza olacaktır. Dolandırıcılığın olmadı bir dünya dileğiyle….
Dolandırıcılık için İhbar sayfası;
http://www.egm.gov.tr/sayfalar/ihbar.aspx
Dolandırıcılık Wikipedi sayfası;
https://tr.wikipedia.org/wiki/Doland%C4%B1r%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1k

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • dolandırılanların hikayeleri
  • gerçek dolandırıcılık hikayeleri
  • icra hikayeleri
  • DOLANDIRILMA HİKAYELERİ
  • banka dolandırma hikayeleri

Ülkemizde Dergi ve Ekonomi

Herkesin bir dönem aldığı ya da halen almış olduğu dergiler vardır.Kimileri abone olarak bunu rutin hale getirirken kimisi de bu dergileri nadiren takip etmektedir.Sonuç itibariyle, sosyal medya ve internet ortamının gelişmiş koşullarına rağmen dergi okuyucuları bu tutkudan vazgeçememektedirler.

TUİK’in Yazılı Medya Araştırmasına göre ülkemizde 2010 yılındaki toplam dergi tirajı 139 milyon civarındayken bu rakam 2011’de 4 milyon azalmış yaklaşık 135 milyona gerilemiştir.O yılki bu tiraj kaybının sebebi küresel olarak geçirmiş olduğumuz krize bağlanabilir.Çünkü ülkemizde ve dünyada, başta Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere bir çok ülkeyi  kapsayan geniş ölçüde etki yapan bir kriz yaşandı.Buradan çıkarımla Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nin yine doğru olduğuna kanaat getireceğiz.Bu teoride Maslow, beslenme ve barınma gibi fizyolojik ihtiyaçların insanların ihtiyaçları arasında en önde geldiğini ifade etmiştir.2011 yılında her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de bu krizin etkisi ciddi derecede hissedildi.Çalışanlar tüketim alışkanlıklarını kısmak zorunda kaldılar aileler biraz daha dikkatli ve tutarlı harcamalara yöneldiler.Hatta ciddi oranda bir işsizlik söz konusuydu.Haliyle öncelik yeme-içmede olduğu için insanlar kitle iletişim araçlarından biri olan yazılı medyayı tüketmeye geçici bir süre ara verdiler.

Sonraki yılda, 2012’de toplam dergi tirajları 32 milyon artış göstererek 165 milyona ulaşarak büyük bir tiraj patlaması yapmıştır.Daha detaylı incelemek gerekirse o yıl yerel, bölgesel ve ulusal dergi tirajlarının tümünde artış olmuştur.Bu da demek oluyor ki ekonomik koşullar 2011 e göre belirgin seviyede iyileşme göstermiştir.2013’e bakacak olursak 2012’ye oranla 374 bin civarında bir tiraj artışı olduğunu söyleyebiliriz.Ülkemizdeki basılı medya okur-yazarlığı sayısı ayrı bir tartışma noktası olduğu yadsınamaz bir gerçektir.Fakat bu oranın artışını sağlayan şeylerden en önemlisi de ekonomik koşullardır.Uluslararası ticaretin önemli bir durağı ve geçiş güzergâhı olan ülkemizdeki bireylerin alım gücü arttıkça basılı medyayı takip etme oranları o derece artacaktır.Bunda şüphe yoktur.Nitekim Japonya,Almanya ve eğitimde lider gösterilen Finlandiya’ya baktığımızda açık bir şekilde bunu görürüz.

Ayrıca hepimizin de bildiği gibi hemen hemen tamamına yakını aylık çıkan bir çok dergide değinilen konulara geniş çapta ele alınmış bir şekilde bulabiliyoruz.Bu da dergilerin albenisini daha yüksek kılıyor.Ayrıca gazetelerde de bazen durum bu şekilde diyebiliriz.Yayın ekipleriyle uzun süren yazı dizilerini günlük gazetelerde bile kimi zaman görmek mümkün.

Özetle dergiler, sosyal medyada bulunan bilgi ağı kadar bireylere geniş bir bilgi imkanı veremese de gündemdeki seçilmiş veya herhangi  bir konuda detaylıca bilgi verebilme açısından avantajlı durumdadır.Ayrıca internet üzerinden tek kaynakta kimi zaman yeterince bilgiye ulaşılamazken, dergilerde ise bu durum neredeyse ortadan kalkmış ve kaynak taraması yapılmış ve yazı dizisi önceden yazarlar tarafından detaylıca araştırılmış bir şekilde okuyucuya sunulmaktadır.Tirajlar da gösteriyor ki insanlar ekonomik koşulları iyileştikçe dergileri tüketiyor ve takip edebiliyor.Bu da bize açıkça şunu söylüyor; ekonomik anlamda güçlenen toplumlar aynı zamanda medyayı özellikle basılı medyayı geniş ölçüde takip etme şansına sahip olabiliyorlar.

Sinan Yılmaz

Yazıyı Değerlendirin!