Ceteris Paribus nedir, ceteris paribus varsayımı nedir

Ceteris paribus nedir?

Ceteris Paribus, Üniversitelerin iktisat bölümünde okuyanların çok sık duyduğu ancak anlamını bir türlü kesin bir şekilde bilmediği, öğrenemediği ceteris paribus her iktisat öğrencisinin sıkça kullandığı bir kelime. Daha doğrusu ceteris paribus her ekonomistin kullandığı bir kavram. Öyleki ceteris paribus kelimesi aslında çok şey ifade etmekte. Türkçe net bir karşılığı olmamakla birlikte ekonomide diğer şartlar sabitken anlamı katmaktadır. Peki diğer şartlar sabitken derken ne anlamak gerek. Bildiğiniz üzere bir çok değişkenin birbirini etkilediği ekonomi biliminde her değişken olağan olarak değiştiğinden bir değişkeni açıklamak için diğer değişkenlere de bakmak ve diğer değişkenlerin her değişiminde ana değişkeni yeniden değiştirmek gerekir. Anlamca düşük bir cümle olduğunun farkındayım ancak tanım olarak böyle. Mantık olarak ise şöyle yorumlayabiliriz. Evet elimizde bir değişken var. Örneğin X değişkeni. X şudur, budur. Ancak bu X diğer şu olabileceği gibi olmaya da bilir. Yani farklı bir şey de olabilir. Peki, X’in bahsettiğimiz şu olmasının koşulu nedir, işte o da diğer değişkenlerin örneğin Y’nin işin içine girmemesi ile mümkündür.
Örnekleyecek olursak: “Enflasyon arttığı zaman işsizlik azalır ( Ceteris Paribus)”. Enflasyon arttığında ancak diğer değişkenler sabitken “döviz kuru, faiz, cari açık…” işsizlik azalır. Diğer değişkenlerden birinin işin içine girmesi sonucu farklı bir netice ortaya çıkarabilir. Enflasyon-işsizlik-döviz kuru üçlemesinde bu sonuç ortaya çıkmaya bilir. Belki de döviz kuruna bağlı olarak enflasyon arttığında da işsizlik artar.
Bu aslında ekonomistlerin birazda kolaya kaçma taktiğidir. Açıklayamadığı ya da etkisini ölçemediği durumlarda ceteris paribus diyerek işin içinden çıkarlar. Oldukça yaygın bir durumdur.
Ceteris paribus nedir açıkladıktan sonra bir iki örnek vermekte fayda var.
Merkez Bankası’nın bankalara uyguladığı zorunlu karşılık oranını düşürmesi sonucu “ceteris paribus” piyasadaki likidite durumunu iyileştirir, para arzı artar.
“Malın fiyatı yükseldiğinde, ceteris paribus, talep edilen miktarı düşer” ise diğer şartların sabit olduğu durumlarda söz konusu olduğu belirtmeye çalışır. Diğer şartların da işin içine girdiği durumlarda bu durumun yanlış olduğu ortaya çıkmaz sadece değişebileceğini gösterir

Ceteris Paribus varsayımı nedir, ceteris paribus nedir ceteris paribus iktisat soruları, ceteris paribus soru bankası, ceteris paribus sözlük yüksel bilgili

Ceteris Paribus nedir, ceteris paribus varsayımı nedir
4 3

Ne aradılar:

  • ceteris paribus nedir
  • ceteris paribus
  • ceteris paribus ne demek
  • iktisatta ceteris paribus nedir
  • ceteris paribus tanımı

Faturasız kaça olur abi?

Sevgili neo-ekonomi Okurları,

Bugün şahit olduğum bir olay ve hala tedavi edemediğimiz bir toplumsal algı sorunu sebebiyle içimden geçenleri kaleme alma gereği duydum. Tesadüf ki, akşam Finansal Tablolar dersinde de aynı konunun sohbeti açıldı. Konumuz KDV.

 

KDV neydi?

Bütçede gelir kalemlerinden biri olması sebebiyle bugün toplumda hala devletin gelir elde etme yöntemi, birincil vergi olarak görülen KDV, Rahmetli Özal’ın, piyasadaki para dolaşım ihtiyacını karşılamak için para basmak yerine belirli oranlarda mal ve hizmet fiyatlarının üzerine eklenilmesi suretiyle piyasada artı para dolaştırılması için tüm dünyada uygulandığı gibi Türkiye’ye de getirdiği bir uygulamaydı. Böylece piyasada dolaştırılan para sayesinde, daha az parasal genişleme gerekecek ve enflasyonda düşüş sağlanmış olacaktı.

– Geçmiş zamanda konuşmamın sebebi o zamanki maksadın bugün halen toplum içinde yeterince algılanamamış olması. –

KDV, bir mutluluk meselesiydi. Üretici, malını toptancıya satarken KDV oranı kadar harcamadığı parayı alır, bir süre daha elinde tutar ve elinden çıkarması gerekene kadar mutlu olurdu, toptancı fazladan ödediği KDV’yi perakendeciye satarken ondan alır ve mutlu olurdu, perakendeci de nihai tüketiciden KDV’sini alır ve bu sirkülasyon böyle devam ederdi. Nihai kullanıcılar ise, yaptıkları her alışverişte bilinçli müşteri ve devletine sadık vatandaş havasına bürünerek mutlaka fiş isterlerdi ki bunlar da belirli dönemlerde dosyalar dolusu fişe ve vergi dairelerinden alınan KDV iadelerine dönüşürdü.

 

Devir değişti, Eski Maliye Bakanı Sn. Unakıtan, o sistem öyle değil böyle olur dedi. Zira, devletin bütçe kaleminde toplam olarak görülen KDV ile toplam iadesi yapılan KDV tutarı arasında açık çıkıyordu. Bunun sebebi ise, hepimizin bildiği fatura tacirleri idi. Oysa, her vatandaşın mutlaka fatura / fiş istediği o dönemde, bu uygulama yerine kayıtdışı ekonomi ile mücadele stratejileri geliştirilse idi, netice bugün farklı olabilirdi.

 

Artık bir dönem sona ermişti. KDV iadesi yerine, çalışanların bordrolarında görünen ve eş/çocuk durumuna göre değişen Asgari Geçim İndirimleri alınmaya başlandı. Eski devletine, vergisine sadık vatandaşlar, bugün kayıt dışının bir parçası olmaya başladı. ‘Fiş alabilir miyim lütfen?’ söylemleri, yerini para üstünü alıp ‘İyi Günler’ diyip dükkandan çıkma moduna bıraktı.

 

Bugün, ‘Herşeyi devletten beklemeyin’ sözünün hepimiz arasında espri konusu olması bile durumun vehametini gösteriyor. Herkese sesleniyorum. Herşeyi devletten beklemeyin. Bu ülkenin ekonomisinin yapı taşları olan her bireyin gösterdiği ekonomik davranışların sonucu makro olur, gelir yine bizim karşımıza çıkar. Kimilerimiz bunun hala bilincinde değil. Sorumluluk, hak, hukuk düşünmek bir tarafa, vergilerin devletin bütçesine girmemesini kar sayanlar ayrı tarafa, durum öyle bir hal almış ki… Kayıtlı ekonomiye destek olacakları yerde bir de soruyorlar şimdi: “Faturasız kaça olur abi?”

 

 

Marmara Üniversitesi, Prof. Dr. Sinan Aslan’a katkılarından dolayı teşekkür ederim.

 

https://twitter.com/Exponomist

@Exponomist

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ahilik

Ahilik nedir?

“Ahi” kelimesi köken itibariyle Arapça bir kelimedir ve “ihvan” “kardeşim” manalarına gelir. 1930’lu yıllarda Türkiye tarihi üzerine çalışmalar yapan Fransız asıllı Polonyalı Türkolog Jean Deny’ye göre bu kelimenin aslı, Türkçe kökenli “akı” kelimesidir.

Sözlük anlamından yola çıkılarak, ahilik nedir ve ahilik teşkilatı kavramının üç aşağı beş yukarı, iktisadi ve içtimai (toplumsal) manası çözülebilir. Bu pencereden bakıldığında ahilik; iktisadi ve içtimai manada ticari hayatta aynı iş koluna mensup esnafların bir çeşit ‘kardeşlik’ örneği göstererek bir araya gelmeleri şeklinde tanımlanabilir.

Ahilik kavramı, daha çok İslam dünyasıyla ya da İslami motiflerle birlikte düşünülse de, ahilik ya da ahi olma sadece bize has bir durum değildir. Anadolu’nun kapılarının Türkler’e açılmasıyla, Anadolu’da hem İslamiyet’i yaymak, hem de Müslüman esnafın teşkilatlanmasını sağlamak amacıyla, önce Selçuklular daha sonra Osmanlılar’da bu tip bir iktisadi ve toplumsal bir örgütlenme görülür. Ancak, yinelemekte fayda vardır ki, ahilik bize has bir durum değildir.

Osmanlı tarihini etraflıca ele alıp inceleyen Prof. Dr. İlber Ortaylı, Son İmparatorluk Osmanlı adlı kitabının bir bölümünde ahilikten bahsetmiş ve şöyle demiştir: “Ahilik, meslek birlikleri, meslek loncaları, meslek dayanışmaları evrensel bir olaydır. Medeni her toplumda evrensel bir olaydır. Tabi bunun (ahilik kavramının) bizim kendimize göre renkleri vardır.”

Ahiliğin bize has rengi, bu kavramın bizde İslamiyet nedeniyle İslami motifler içermesidir. Dini ve mistik bir hava taşımasıdır. Ahilerin aynı zamanda mensup oldukları tarikatın büyüklerinden edindikleri İslami terbiye ile İslam’ı yaymaya çalışmaları, Müslüman esnafı ticari hayatta içtimai hale getirmeleri ve bu örgütlenmeye gayri müslim unsurların alınmaması, bu düşüncemizi az çok destekleyen örneklerdendir.

Peki, ahiliği İslam dünyasından başka uygulayan yok mudur? Bu kavramın evrensel bir kavram olduğu bilindiğine göre, dünya üzerinde örnekleri muhakkak ki vardır. Öncelikle tarihi belgeler incelendiğinde Osmanlı’dan önceki en büyük imparatorluk olan Roma İmparatorluğu’nda ahilik teşkilatı benzeri bir uygulamaya gidildiği görülür. Bu uygulamaya Roma İmparatorluğu’nda collegium denir ve işleyişi aşağı yukarı bizdeki gibidir. Ortaçağ’ın karanlık Avrupa’sında bile bu uygulama vardır ve fraternite olarak adlandırılır.

Adı ahilik, collegium ya da fraternite olsun, bu oluşumun tek yararı iktisadi pencereden bakılırsa anlaşılmaz. Mensuplarının, birlikte hareket edip, ortak bir karar almaları demokratik ortamın çalışmasına bir katkıdır. Yine adını yukarıda andığımız kitaba baktığımızda İlber Ortaylı bu konuda şöyle bir not düşmüştür: “Meslek örgütleri içtimai ahengi sağlar. Evvela insanlar bir araya gelir ve bir kontrol altına girerler. Ortaçağ’ın ekonomik şartları, bunların çalıştıracakları adam sayısı üretecekleri malın miktarını sınırlar. Çünkü fazla mal üretimi rekabet ve yıkım getirir. Ne fazla mal üretilsin, esnafın malı çürüsün, ziyan olsun; ne de az üretilsin, millet sıkıntı çeksin. Bu istenmez. Lonca o yüzden dengeyi sağlayan bir unsurdur.”

İşte bir yazı boyunca anlatılmaya çalışılan ahilik kavramının, iktisadi ve toplumsal manası ve faydaları kabaca budur.

 

KAYNAK: Son İmparatorluk Osmanlı, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Timaş Yayınları 2. Baskı (2006) s.93-104

Ahilik
4 3.5

Ne aradılar:

  • ahilik
  • ahilik nedir
  • ahilik tekilat
  • ahiliğin ekonomiye faydaları

Girişimcilik ve Ekonomik Özgürlükler

Girişimcilik, ekonomik özgürlük ,büyüme ve sağlıklı bir ekonomi  gerek akademik,  gerekse hükümetler açısından yoğun şekilde ele alınan konular arasında yer almaktadır.

Bir ülkenin ekonomik olarak gelişmesinde temel olarak büyümenin ve refahın itici gücü olan girişimci ruha sahip bireylerdir. Girişimcilerin başarısı da devlet tarafından oluşturulmuş adil, sağlıklı bir kurumsal yapı  ve temel ekonomik özgürlüklerin sağlanmış olmasına bağlıdır.Bir ülkede hükümetler bilerek yada bilmeyerek iş yapma özgürlüğünü kısıtlıyorsa bu tutum büyüme ve istihdamı etkileyecek ve bir bütün olarak bütün toplum bundan zarar görecektir.

Genel olarak,Türkiye’de özellikle, yolsuzluklar, siyasi ve makroekonomik istikrarsızlıkların iş yapma kolaylığını zedelediğini görmekteyiz, bunun yanında son yıllarda gerçekleştirilen yapısal reformlar sayesinde belirli düzeyde de olsa bir ilerleme sağlana bildiği gözlene bilmektedir.

Bir toplumdaki ekonomik özgürlük düzeyi ,o ekonomideki kurumsal, örgütsel ve bireysel öğelerin hareketlilik düzeyinide gösterecektir. Tüm ekonomiler  bu öğeler içindeki  ve bunlar arasındaki etkileşimle gelişir.Ancak hareketlilik karşılıklı etkileşimin oranına bağlıdır.Dolayısıyla ekonomik faaliyetin aktif olması, aktörlerin kurallara uygun şekilde girişimcilik faaliyetlirini hareketli ve özgür bir ortamda gerçekleştirmesine bağlıdır.

Büyümenin esas aktörü girişimcidir.Sosyal sermayenin sanıldığı gibi büyümeyi etkilemediği  ama  girişimciliğin büyümede anahtar rol oynadığı bilinmelidir.Serbest piyasananın işlemesini sağlayan temel aktör olan girişimcinin yapıcı kurallar içinde hareket etmesi, ekonomik gelişme ve refah için temel şarttır.Rekabetçi bir ortam içinde ekonomik özgürlüklerin mümkün olduğunca genişletilmesi şarttır.

Girişimciyi destekleyecek kurumların önemli bir görevide, bireyin özgürlük alanını muhafaza etmektir. İyi yapılanmış kurumlar,  gereksiz baskıyı önler ve girişimcinin, başkalarının özgürlüğünü zedelemeden kendi amaçlarının peşinde koşmasına imkan verir.Ayrıca işletmelerin faaliyetlerini sürdürdüğü çevredeki kurumsal kalite, etkilerden arındırılmış bir hukuk sistemi,şefaf ve etkin bir hükümet politikası ile yolsuzluk tan arındırılmış bir özel sektör çevresi girişimcileri’ de işyapma konusunda  cesaretlendirecektir.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • girişimcilik ve ekonmik gelişme
  • islamda ekonomik özgürlük hakkında bilgi
  • ekonomik özgürlük ne demektir
  • ekonomik özgürlük nedir
  • girisimcilik ve ekonomi

Kişi başına düşe(meye)n milli gelir

Haberlerde sürekli duyduğumuz ya da gazete manşetlerinde şahit olduğumuz bir haber; kişi başına düşen milli gelir bu yıl şu kadar artış gösterdi, peki nedir bu kişi başına düşen milli gelir ? En basit anlamıyla kişi başına düşen milli gelir gayri safi milli hasılanın (GSMH) ülke nüfusuna bölünmesiyle elde edilir. Ülkemizde 2000’li yıllardan bu yana kişi başına düşen  milli gelir genel olarak sürekli artış göstermektedir. Herkesin merak ettiği konu,  kişi başına düşen milli gelir her yıl artıyorsa neden hala zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken vatandaşlarımız var?  Adaletsiz gelir dağımı ! Türkiye adaletsiz gelir dağımı sıralamasında 55. sırada. Buradan da anlaşılıyor ki  milli sermayeden herkes eşit şekilde yararlanamıyor.

Türkiye ekonomisi sıcak sermaye hareketlerine dayanan kırılgan bir ekonomik yapıya sahip bu sebeple kur ve faizler bolca oynaklık gösteriyor, bunun yanında ülkemizde sürekli çatışma ortamının hakim olması ve Ortadoğu coğrafyasına yakın olmamız sebebiyle dolaylı yatırımcıların gözünde pek olumlu bir profil oluşturmuyoruz. Dolaylı yatırımlar açısından eksik kalan Türkiye çalışamayan üretemeyen bir konuma geliyor bu nedenle gelirin büyük bir kısmını yüksek faizden kazanç sağlayan sermayedarlar elde ediyor gelir artıyor fakat tek elde toplanıyor. Ancak  kişi başına düşen milli gelir hesaplanırken sanki bu geliri herkes elde ediyor gibi ülke nüfusunun tümüne pay ediliyor. İşte tam bu nokta gelir dağılımı adaletsizliğinin temelini oluşturuyor.

Peki ne yapılabilir ? Türkiye’de ki çatışma ortamı bitirilmeli, bölge siyaseti yakından takip edilerek dolaylı sermaye akımlar açısından cazip hale getirilmelidir. Bunun yanı sıra bölgelere eşit şekilde yatırımlar yapılarak bölge arası gelir dengesizlikleri ortadan kaldırılmalıdır. Sermayesi fazla olan yatırımcıların faiz kazancının önüne geçilmeli ve faiz oranları minimum seviyeye indirilmelidir. Haksız kazanç, vergi kaçakçılığı gibi ekonomiyi baltalayan durumların önüne geçilmelidir. Büyük sermayedarları dolaylı yatırımlara teşvik etmek için gerekli girişimler yapılmalıdır. Böylece dünyada adaletsiz gelir dağılımı gibi bir sıralama yapmaya gerek kalmaz.

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • kişi başına düşen milli gelir 2013
  • kişi başına düşen milli gelir
  • türkiyede kişi başına düşen milli gelir
  • avrupa kişi başı milli gelir 2014
  • Turkiyenin son 20 yildaki kisi basina dusen milli gelir

Pozitif ve Normatif İktisat İlişkisi

İktisadın tanımını aşağı yukarı herkes bilir. Tüm kitaplarda üç aşağı beş yukarı yazılan aynıdır: İktisat, “Kıt kaynakları kullanarak sınırsız insan ihtiyaçlarını mümkün olan en dengeli, en optimal şekilde karşılamaya çalışan bilim dalıdır.”

Bu tanımı verdikten sonra zaten herkes tarafından az çok bilinen şeyleri tekrar etmeyi düşünmüyorum. Bu yazının amacı iktisat bilimine aynı pencereden bakıp gördüklerini iki farklı şekilde anlatanları konu edinmektir.

Pozitif iktisat, kitaplarda çoğunlukla şöyle tanımlanır: ” İktisadın ve/veya ekonominin mevcut durumunu inceleyerek ne olduğunu belirlemeye çalışan ve (buraya dikkat edelim) değer yargısı içermeyen kısmıdır. Bu tanıma göre pozitif iktisadın iki özelliği çıkarılabilir. Birincisi pozitif iktisat aynı zamanda objektiftir. Ekonomideki durumu olduğu gibi, iktisatçılara ve iktisatla ilgilenenlere iletir. İkincisi ve belki de en önemlisi, pozitif iktisat bunu yaparken hiçbir değer yargısından etkilenmez. Tıpkı bilim adamlarının deney yaparken ön yargılarını laboratuvarın dışında bırakması gibi.  Bu duruma ekonomik manada verilecek en güzel örnek ise ekonomik verilerdir. Enflasyon verileri, işsizlik rakamları, büyüme rakamları, v.s.

Normatif iktisat, pozitif iktisattan biraz farklıdır. Farkı anlamak için önce tanımlayalım derim. Çünkü iki bilimsel bilginin farkı önce tanımda gizlidir. Normatif iktisat, ” Toplumsal refahın en üst düzeyde sağlanabilmesi için, ne olması gerektiğini inceler ve buna yönelik olarak önerilerde bulunur. Normatif iktisatta görüldüğü gibi öznel yargılar ağır basar. Tıpkı pozitif iktisat gibi normatif iktisat da ekonomiyi izler ancak farklı olarak ekonomide bir aksaklık yaşanmışsa ve bu toplumun refahını etkiliyorsa sorunu ortadan kaldırmak için çözüm önerileri sunar.

Normatif iktisat, kişisel yargıların kol gezdiği iktisat bölümüdür. Örnek verecek olursak, söz gelimi bir ülkede enflasyon rakamlarının ekonometrik yöntemler ve istatistiksel verilerle %7 olarak tespit edilmesi pozitif iktisadın alanına girer. Bu haberi yazılı ve/veya görsel medyadan alan bir kişinin “Hadi canım, yok artık, en azından %20 olmalıydı. Çünkü fiyatlar yüksek. Zannedildiği gibi düşük değil. ” gibilerinden bir cümle kurması normatif iktisadın alanına girer. Görüldüğü gibi iktisada olduğu gibi yaklaşan da olması gerektiği gibi yaklaşan da düşüncelerine ve cümlelerine aynı konuyu yerleştirdiler: Enflasyon.

Yukarıdaki örnekte ifade edilen durum sadece enflasyon verisi için geçerli değil. Bir yıl içinde ekonomik manada kamuoyuna duyurulan tüm verilerde bu ilişki geçerlidir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının kredi notlarında bile. Ekonomiyle ilgilenenler ve iktisatla haşır neşir olanlar birbirleri arasında ” Ülkemizin kredi notu arttı / azaldı.” gibisinden ifadeler kullanırlar. Bu bir nevi pozitif iktisattır. Ancak bu haber kamuoyuna duyurulduğunda devreye normatif iktisat girer. “Bu kredi notu artışı iyi oldu ama yetmez.” gibisinden kurulan cümleler kişisel yargı cümleleridir ve bununla normatif iktisat ilgilenir. Aynı zamanda ” Ülke ekonomisi daha yüksek bir büyüme trendi yakalamalı ki kredi notu istenilen seviyeye gelsin.” ifadesi de normatif iktisadın bir ifadesidir.

Buraya kadar yazılanlardan pozitif iktisadı profesyonel iktisatçılar, normatif iktisadıysa amatör iktisatçılar ya da kamuoyu kullanır fikrine kapılmayın. Ekonominin nerede olduğunu görmek için pozitif iktisat gereklidir ancak ekonominin bulunduğu yeri daha anlaşılır şekilde ifade etmek ya da onu daha ileriye taşımak için normatif iktisattan da istifade edilmelidir.

Ezcümle iktisadın bu iki kısmı birbiriyle çatışmadan birbirlerini destekleyen iki koldur.

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • pozitif iktisat
  • normatif iktisat
  • pozitif iktisat nedir
  • pozitif normatif iktisat
  • pozitif ekonomi normatif ekonomi

Geniş Tabiri ile Sıcak Para Nedir

Sıcak Para Nedir

Sıcak para, bir ülkeye ani giriş ve çıkışlar yaparak o ülke ekonomisini etkileyen, kısa süreli bir finansman biçimi olarak değerlendirilen, her an ülkeden çıkma endişesi olan hızlı nakit akışlarıdır. Sıcak para, “spekülatif”, “kısa-dönemci” ve “aşırı dalgalanma ve akışkanlık “ gibi unsurlar içerdiği; ve yol açtığı iktisadi istikrarsızlıkların da özü itibariyle bu öğelerden kaynaklanmaktadır.

Sıcak para yatırımları ve para akışlarını altı nokta da ifade edebiliriz:

  1. Hisse senetlerine yönelen portföy yatırımları: Yurtiçi ve yurtdışı hisse senedi ve portföy yatırımlarıyla sıcak para girişinin sağlanmasıdır.
  2. Kısa vadeli borç senetlerine yönelen portföy yatırımları: Kısa Vadeli Tahvil,Sukuk v.b fonlarıyla sıcak paranın ülkeye,şirketlere nakit girişidir.
  3. Bankalara açılan kısa vadeli krediler (ticari kredileri içermiyor): Sendikasyon kredileri
  4. Diğer özel aktörlere açılan (ticari kredileri içermiyor) krediler:
  5. Banka mevduatındaki değişmeler
  6. Banka-dışı diğer varlıklardaki değişmelerden oluşur.

Sıcak Para’nın Tehditleri:

1-Krizden kaynaklı balon etkisi,

2-Sıcak Paranın ülkeyi terketmesi ve likitide sıkıntısı,

3-Güven bunalımı ve likitideye olan ihtiyaç

4-İstihdam daralma

5-Büyümenin negatifleşmesi

 

Sıcak Paranın Alternatifi:

1-Gsmh’nın ve milli gelirin üretimle birlikte büyüyerek likitasyon oluşturması(nakit para akışı)

2-Girişimcilik ve inovasyon ile yenilikçi ürünlerin oluşturulması ve nakdi değer oluşturması.

 

Sonuç itibariyle, Uzun vadede ve bir para çıkışı,spesifik dalgalanma tarzı durumlar da kriz,balon etkisi ,likiti de darlığı sonucunda sıcak paranın yok edici etkisinden sıyrılmak için yeni alternatifler sunmak zorundayız.

Bülent Hin

 

tr.wikipedia.org

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • sıcak para politikası nedir
  • sicak para ne demek
  • sıcak para ne demektir
  • sıcak para nedir vikipedi
  • sıcak paranın borsaya etkileri

Rasyonel Beklentiler

Rasyonel beklentiler kavramı Adam Smith‘den günümüze her iktisatçının ağzına sakız olmuş bir deyimdir. Kimdir peki bu rasyonel yani akılcı davranan bireyler. Ve madem bu kadar akıllılar neden kapitalist sistem her 10 yılda bir kriz ile karşılaşıyor. Gelir dağılımı her geçen gün daha kötüye gidiyor, işsizlik sayısı azalmıyor, yoksulluk sınırında bir değişme yok. İktisata olan merakım beni bu konular hakkında düşünmeye sevk ediyor ama okuduğumuz teorik kitaplarda gerçek dünyanın yansımasını bir türlü bulamıyoruz.

Robert Lucas bundan yaklaşık 45-50 yıl önce Rasyonel Beklentiler teorisi ile ekonomi literatüründe arka planda kalmış bir tartışmayı gün yüzüne çıkardı. Aslında bahsettiği konu hiç dile gelmeyen bir şey değildi. O sadece paketi ambalajlayıp önümüze koydu. Bu kadar basit miydi yani? Önceden açıklanan politikalara ve ekonomik verilere dayanarak bireyler hareketlerini ayarlayacak ve bu politikalar ekonomide herhangi bir etki yaratmayacak. Gelişen ve globalleşen dünyada bilgiye ulaşmak oldukça kolay olduğundan herkes aynı bilgiye aynı anda ulaşacak ve bu oyundan herkes kazançlı çıkacak. Kısa süreli yanılsamalar olsa bile insanlar bir süre sonra kandırıldığını veya hataya düştüğünü anlayıp gereğinin yapılması için baskıda bulunacak. Peki var mı böyle bir dünya?

Beklenilen akılcı davranışlar nedir peki? Her ay sonu eline geçen gelirinin bir kısmını harcayıp bir kısmı ile birikim yapan aileler mi, bir firmanın eline geçen beklenmedik bir para ile yatırım yapıp daha çok insanı mı istihdam etmesi, gerek seçimden önce gerekse seçimden sonra tutarlı politikalar izleyen hükümetler mi veya işverenlerin yükselen enflasyon rakamlarını göze alarak işçilerin reel ücretlerinde iyileştirmeye mi gitmesidir. Galiba birileri ölümden sonraki hayatı ifade etmeye çalışmış olmalı.

Halbuki gerçek olan nedir? 1929 yılındaki Büyük Krizden sonra bir daha telep yetersizliği ile karşılaşmak istemeyen devletler ve üreticiler bugün karşılanamayacak bir talebin hizmetkarı olmamış mıdır. Televizyonlarda tasarruf önlemleri almalıyız diyen politikacılar varken aynı anda bankaların daha ucuza yurt dışından borçlanıp daha pahalıya sattığı kredilere ne demeli. Birikim yapması beklenen halk haftanın 5 günü çalışıp iki günü alışveriş yaparken hangi birikimden bahsediyoruz. Ay sonunu kredi kartı ile getirebilen bir halk hangi ara birikim yapmaya fırsat bulsun. Peki eline beklenmedik bir para geçen fimanın bunu yatırıma harcayıp istihdam yaratacağı ne malum. Bugün borsalar boşuna mı duruyor. Binlerce insana ekmek kapısı açmadan da yüksek kazançlar elde ediyorsunuz hem de çoğu kez bu kazançlar için vergi bile ödemiyorsunuz.

Son olarak işçilerin durumuna değinelim. Eskiden işsizlik yok demek için %0 bir oran gerekirdi. Baktılar ki böyle bir şey mümkün değil. Bari bizde %5 işsizlik oranına doğal işsizlik diyelim. Bu kesime de yaşlıları, çocukları, çalışmak istemeyenleri koyalım. Dünyanın hiçbir yerinde ne enflasyon ne de işsizlik rakamları özel bir kurum tarafından açıklanmaz. Belki bir tane istisnası vardır ama istisnalar kaideyi bozmaz. Devletin açıklamış olduğu enflasyon ve işsizlik rakamları ne kadar güvenilirdir. Enflasyon ve faiz rakamları düşme eğiliminde iken neden istihdam artmaz. Veya firmalar bu kadar kolay finansman kaynağı buluyorken neden her 6 ayda bir fiyatlarına mark-up ve enflasyon düzenlemesi yaparlar.

Kendine temizleyen bir piyasa, herkesin oyunu kurallarına göre oynadığı bir toplum biz sıradan insanlar mı çok iyimseriz yoksa bizleri yönetenler mi ? İktisadın en temel kuralı gereği tüketiciler fayda maksimizasyonu, firmalar da kar maksimizasyonu peşinde koşarken hangi rasyonaliteden bahsediyoruz…

Murat Koçhan

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • rasyonel beklentiler
  • rasyonel beklentiler teorisi
  • rasyonel beklentiler teorisi ve smith
  • ekonomi beklentiler
  • ekonomi beklentileri

CARİ AÇIK ÇÖZÜM MODELİ/CAÇM

CARİ AÇIK ÇÖZÜM MODELİ

Değerli Okuyucularım, Cari açık konusunda çözüm önerilerimizi paylaşmak istiyorum:

Bildiğiniz gibi cari açık ithalatın ihracattan fazla olması durumunda aradaki eksi farktır.

1.Cari Açık Nasıl Önlenir?

Cari açıgı çözmenin yolu BHN modelinden geçer; BHN iki başlıkla CARİ AÇIGI çözer

A.İTHAL MAL İLE İLGİLİ POLİTİKA VE UYGULAMALAR,

1-Öncelikle Cari açıga konu olan ithal malların sınıflandırılması ve sektör ayrıştırılmasının yapılması,

2-İthal edilen mallar ile ilgili eğer o mal ve hizmet T.C sınırları içerisinde üretilebilecek kapasite ve farkındalıga sahipse bu üretilecek ürünlerle ilgili,

-Beş yıl boyunca yerli üreticiye kdv oranı %1 uygulanmalı,

-Beş yıl boyunca yerli üreticinin ssk primleri devlet tarafından karşılanmalı,

-Beş yıl boyunca yerli üreticinin ürettiği mal ve hizmetin leasing yoluyla satışında kdv %0 olarak alınması,

-İthal edilen mal, eğer T.C sınırlarında aynı işlevi görecek mal ve hizmet katogorisindeyse,Kısacası Gümrük Bakanlıgı kıstasına uyuyorsa %35 Kdv ile ithal mala ayrı bir maliyet yüklenerek yurtiçi satışı azaltılarak yerli mal desteklenebilir.Böylece Gümrük birligine takılmadan yurtiçinde sorunu tedarikçi boyutunda maliyetlendirerek sorunu çözmüş oluyoruz.

 

B. BES EMEKLİLİK FONLARI

1-Hedge fonların bireysel emeklilik şirketlerine ortak olması sağlanarak, yüksek miktarda para akışının türkiyeye girişini sağlayabiliriz.

2-Ücretli v.s BES’e yönlendirerek

C.KATILIM BANKALARI

-Katılım bankalarının sukuk ihracı,sukuk takası işlemleri

-Özel şirketlerin sukuk ihracı,Satın aldıkları sukuk fonlarını iskontolu takas sistemiyle ana paraya döndürmeleri

CARİ ACIGA İLAÇ OLACAKTIR, BU ASIR DA BU MODEL GEÇER

 

Selam ve Muhabbetle,

Bülent Hin

 

 

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • cari açık nasıl çözülür
  • cari açık nasıl giderilir
  • türkiyenin cari açık sorunu nasıl çözülür

Yeni Dünya ve Hedge Fonlar Üzerine Mülahazalar

Evet yanlış duymadınız yeni dünya ve hedge fonları üzerine bugun konuşacagız. Dünyayı anlamakta zorluk çekenler için hedge fonların öneminden bahsedecegiz.

Arap baharı ve ilerleyen süreçte asya ve orta dogu ekonomisinde hedge fonların önemi daha fazla artacaktır. Arap sermayedarlar, Avrupa da oluşan kriz nedeniyle yatırımları için güvenilir limanlar aramaktadırlar. Dünya konkjekturune baktığımızda hedge fonların yeni satın almalarla büyüyecegini ifade edebiliriz.

Hedge Fonlar Neden Önemli?

1.Çok güçlü sermayeye sahipler,

2.Çabuk ve hızlı hareket ediyorlar,

3.Etkileyici Büyüme Hızları Var,

4.Altın,Değerli maden,Sukuk ve finansman ihracında,takasında finansa yeni bir ivme kazandırabilirler,

5.Katılım Bankacılığına yeni bir ivme kazandırabilirler,

6.Bes Sistemine Değer Katabilirler aynı zamanda sisteme artı değer katabilirler,

Hedge Fonlar Neden Türkiye’yi Tercih Ederler:

1-BES Sisteminin cazibesi ve yeni bir pazarın ortaya çıkması,

2-Katılım Bankacılığındaki Büyüme Trendi ,

3.Altın,Değerli maden,Sukuk ve finansman ihracında,takasında finansa yeni bir pazarın doğuşu,

4.Türkiye’de enerji,inşaat,sağlık,medya,sigorta ve emeklilik,otomotiv yan sanayi,ağır sanayi v.s  sektörlerinde oluşan cazibe,

5.Türkiye’de orta ve uzun vadede Avrupa menşei birçok banka hedge fonlar tarafından satın alınabilir,

6.Tekafül Sigortacılıgına olan ilgi finansa ayrı bir değer katabileceklerini gösteriyor,

7.Elbette birikimli insan kaynagının Türkiye de olması da ayrı bir tercih nedeni,

Sonuç olarak, Hedge fonlar pozitif sermaye akımlarını güçlendiren ivmelerdir. Aslında bir şans ve bir kazançtır.

Selam ve sevgiyle,

Bülent Hin

 

 

Yazıyı Değerlendirin!