DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları

Terör örgütü DAEŞ, AB ülkeleri olan Fransa’da, Almanya’da, Belçika’da terör eylemleri yapmıştır. Her terör örgütünün bir hamisi vardır tezi DAEŞ için tartışmaya açık ve iyice ele alınması gereken bir konu olarak düşünülmektedir. Çünkü bu örgüt kendi içerisinde karmaşık bir yapıdadır ve birden fazla devletten, örgüte katılım olmaktadır. Örgüte katılanların arasında birçok emekli asker olduğu göz önünde bulundurulursa, örgüt içerisinde birçok istihbarat ajanının etkin olduğu düşüncesi ağırlık kazanmaktadır. Nitekim Batılı İstihbarat örgütlerinin sahadaki rolü hakkında fikir sahibi olmak için şu bilgi önemlidir. Merkezi New York’ta bulunan Soufan Group isimli stratejik araştırma merkezinde görevli eski İngiliz diplomat ve istihbaratçı Richard Barrett’in Haziran 2014’te yayımladığı “Suriye’deki Yabancı Savaşçılar” raporu örgüte yabancıların katılımının arttığını gözler önüne sermektedir. Rapora göre Suriye’deki çatışmaların başladığı tarihten itibaren 12.000 yabancı savaşçı destek için örgüte katılmıştır. Bu katılımın yüzde 25’ini Batılı devletlerden giden katılım oluşturmaktadır. Yine bu rapordan alınan bilgilere göre örgüte Türkiye’den 400, Fransa’dan 700 ve İngiltere’den 400 kişi katılarak görev almıştır. Fransa ve İngiltere’den katılanların ise hepsi sonradan Müslüman olan ve kendisini cihatçı olarak deklare etmiştir. Bu durum gerçekten Avrupa gizli servisleri İngiliz MI6, Fransız DGSE, Alman BND gibi örgütler tarafından bilinmemekte midir? Biliniyorsa bu katılımları önlemek için neler yapılmıştır? Ülkelerinde sosyal medya üzerinden örgütlenen bu katılımcılar görmezden mi gelinmektedir? Ne yazık ki bu kişiler kendi ülkeleri tarafından belirli bir strateji dâhilinde hareket etmiş ve ediyor olabilirler. Netice olarak bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği ve mücadele ediyor gibi göründüğü DAEŞ ile en çetin mücadeleyi, geçtiğimiz günlerde El-Bab şehrinin bir kısmını ele geçiren Türk Ordusunun en seçkin birlikleri olan Bordo Bereliler vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin terörle mücadele ederken istihbarata ve desteğe ihtiyaç duydukları bir dönemde yalnız bırakıldığını bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan dile getirmiştir. Bu karmaşık örgütle mücadele zor gibi görünse de imkânsız olduğunu söylemek doğru olmasa gerek. Türk İslam Tarihinin, gurur ve şeref dolu birikimiyle bu tür parazit oluşumların üstünden gelmekte zorluk çekmeyeceğine inancımız tamdır.

Sonraki yazılar için takipte kalınız. Saygılarımla.

Kaynakça:

1-Asci, B. (2015) “Avrupa Işid’e Katılımlara Neden Önlem Almıyor” , 21. Yüzyıl, 77,20-23

2-Bal, İhsan. Terörizm: terör, terörizm ve küresel terörle mücadelede ulusal ve bölgesel deneyimler. Vol. 12. USAK Books,

3- http://www.ahaber.com.tr/dunya/2014/09/07/avrupalilar-neden-iside-katiliyor Erişim Tarihi: 31 Aralık 2016

4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Irak_ve_%C5%9Eam_%C4%B0slam_Devleti Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

5- http://www.sabah.com.tr/dunya/2016/04/14/29-alman-askeri-daese-katilmis Erişim Tarihi 31 Aralık 2016

 

DAEŞ ve Gizli Servis Ajanları
7 3

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış

Türkiye her zaman ki gibi gündem olarak çok hareketli günler geçirmekte. Hem içeride yaşanan ekonomik anlamda doların TL karşısında yükselişi , siyasi ve politik anlamda şehit cenazeleri, terör olayları patlamalar , Rus Büyükelçisine suikast derken bu zor günlerden geçmekteyiz. İsterseniz önce ekonomik anlamda doların gidişatına değinelim. Dolar şu an 3.53 TL durumda . Her şey Trump’ın Başkanlık seçimini kazanmasından sonra başladı. Aslında Amerika’daki think-tank yani düşünce kuruluşları Hilary Clinton’nın Abd ekonomisi için daha iyi olacağını düşünseler de piyasalar Trump’ın başkan olmasını oldukça iyi karşıladı ve doların gelişmekte olan piyasalarda(Türkiye de dahil) ezici bir üstünlüğü söz konusu duruma geldi. Amerikan Federal Rezerv Bankası ( Fed ) in de elinde bir de faiz aracını da düşünürsek herhangi bir faiz arttırımı, 3.60 seviyelerin üzerini görme durumunu bize gösterebilir. Bu da hem kamu hem de özel sektörün dolar ile borçlandığı ülke veya şirketlere borcunun katlanarak artması demektir. Peki dolar arttı TL ucuzladı. TL para biriminin de fiyatı düştü ve TL olan mallarımız da ucuzladı. Bu ihracatımıza niye yansımıyor ve ihracat yapabilir miyiz sorusunu akla getiriyor.Ama gerek dış ticaret yaptığımız Avrupa veya Dünya ülkeleriyle politik olarak kriz yaşamaktayız. Ve mallarımız ne kadar kaliteli diye kendimize sormalıyız. Avrupalıya cazip gelecek bir fiyat var ama mal kalitesi şüpheli olduğu için ihracatımıza doğrudan olumlu yansıyacağını düşünmüyorum. Merkez Bankasının acilen kuru kontrol altına alma silahı olan ‘faiz’ bir an önce kullanılmalı çünkü her olay da olduğu gibi ekonomide de zaman kavramı çok önemlidir. Yaraya zamanında müdahale etmezseniz oluşan yara başka yaralara da sebebiyet verebilir. Siyasi iktidarın Merkez Bankasına faizleri düşür baskısıyla Merkez Bankası, bu baskı altında nasıl bir karar alacağı merak konusu ama yetkinin Merkez Bankasına bırakılması şart. Ekonomiyi de ekonomiden anlayanlar konuşmalı tartışmalı veya demeç vermeli. Örneğin Başbakan Binali Yıldırım’ ın doların yükselişi 20 Ocak’a kadar sürecek diyerek süre vermesi doları talep eden yabancı yatırımcıya da güven aşıladı ve maalesef TL’yi olumsuz yönde etkileyecek bir açıklama oldu. Trump’ a dönelim. Trump göreve 20 Ocak’ta başlayacak. Ve başladıktan sonra da Trump seçim zamanı yaptığı konuşmalar da bir sürü projeden ve yapacaklarından bahsetmişti. Demek ki bu kamu harcamalarına yöneleceğine işaret ediyor. Kamu harcamalarına yönelirse Trump, bu enflasyonu da arttıracaktır ve artan enflasyon ile birlikte Abd deki faizleri de arttıracaktır. Eğer Merkez Bankamız doları 3.20-3.30 seviyelerine getirmezse çok zorlu zamanlar bizi bekliyor. Fakat gerek ülkemiz gerek içinde bulunduğumuz Orta doğu coğrafyasında ki patlamalar, katliamlar, iktidar değişimleri, darbe girişimleri gibi politik olaylar fazlasıyla ülke ekonomimizi olumsuz yönde etkiliyor ve bu da dolar karşısında para birimimizi geri plana itiyor. Dünya üzerinde ki yatırımcı da parasını ülkemizden ya çekiyor ya da başka bir ülkeye gidiyor veya yatırım için ülkemizi tercih etmiyor. Ülke ekonomimiz serbest piyasa ekonomisine dayalı atomisite ve mobilite koşullu bir piyasa bu ortam da yatırımcıya fazlasıyla ihtiyacımız var . Yapısal reformlar çare mi? Kesinlikle. Yapısal reformları şöyle anlatalım. Bir ülkenin her türlü olumsuz gelişmeyi kaldırabilmesi bunu karşılayacak bir sisteme sahip olması için tekrardan yapılandırılmasına ihtiyaç vardır. Örneğin cari açığı düşürmeliyiz, ithalatı düşürmek veya ihracatın ithalatı karşılama oranını arttırmalıyız. Büyüme , işsizlik, enflasyon , sosyal transfer harcamalarına , hukukun bağımsızlığı ve egemenliğine, eğitimde tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi köklü reform, Teknoloji Bilim Sanayi ve Arge konusunda ayrılan payın arttırılması, Liyakat sisteminin gelmesi ve otarşik bir yapıya gelmeye yakın olması istenen tablo. Bir an önce yapısal reformları hayata geçirmek zorundayız yoksa ülke olarak orta gelir tuzağı ile uğraşmaya(10 bin dolar) üretimdeki kapasitenin artmaması bu da büyümeyi, üretimin düşmesi ihracatımızı arttırmamızı ve dışarıdan ürün almamızı da engelleyecek bir takım gelişmeleri de kötü yönde etkileyecek bir dış politikadan uzak durulması gereklidir. CBA yani Nba ‘nin anayasası toplu iş sözleşmesi ne verilen ad. Nba de 1998 ve 2010 da olmak üzere 2 defa oyuncular lokavta gitti yani orda çalışma ücretleri ve çalışma koşulları konusunda Nba yönetimi ve Oyuncular birliği başkanı Chris Paul anlaşamamış bir çok Nba oyuncusu Amerika’yı terkedip kısa süreli kontratlarla Avrupa’ya gelmişti bunlardan birisi de Ünlü Nba yıldızı Deron Williams’ın Beşiktaş a gelmesiydi.  Carmelo Anthony ne kadar bu sefer de anlaşmayı zor olarak görse de anlaşma bu hafta içerisinde gerçekleşti. Ve anlaşılan maddeler kamuoyuna yansıdı. Tek tek maddeleri yazma taraftarı değilim . Nba bu sene inanılmaz anlaşmalara imza atarak bu sene ki kazancını 6 milyar dolar lık bir pasta payına kadar çıkarmakta. Yani bunu bizim Fransa’dan yaptığımız ithalat kadar düşünebilirsiniz. Bir spor organizasyonun bu noktalara gelmesi korkunç. Tabi artan gelirler kulüplere ve oyunculara yaptıkları transfer trade(alım-satım) anlaşmalarında max kontratlar konusunda bir çok düzenleme yapıldı. Nba’ye girme yaşı hala 19 da kaldı.(Nba 20 yaşını istese de gerçekleşmedi.) Anlaşmayı oyuncular Nba yönetimine diz çöktürdü desek daha doğru olacak. Özellikle Chris Paul , Carmelo Anthony ve Lebron James yönetimindeki oyuncular birliği neredeyse bütün isteklerini Nba başkanı Adam Silver a kabul ettirdiler.Böyle önemli bir organizasyonun gittikçe büyüyen bir pastanın tekrardan 1998 de ve 2010 da yaşadığı krizi yaşamaması için ellerinden gelen özveriyi gösterdiklerini düşünüyorum.

Türkiye Ekonomisi, Dış Gelişmeler ve Nba Anayasasına Genel Bakış
9 3

Ne aradılar:

  • nba ekonomisi

OVP ANALİZİ

Başbakan Yıldırım yakın bir zamanda Türkiye’nin geleceğine dönük Orta Vadeli Programı(OVP) açıkladı.2017-2019 yılını kapsayan bu program da büyüme den, enflasyona, cari denge den, işsizlik oranına bir sürü parametre sunuldu. Burada 2016-2017 yılını yani bu yılı ve gelecek yılı baz alırsak rakamlar şöyle; Büyüme tahminleri 2016 için %4.5 iken %3.2 ye inmiş. Enflasyon 2016 için %7.5 2017 için %6.5. İşsizlik oranı 2016 için %10.5 2017 için %10.2. Bütçe Dengesi 2016 için %-1.6 2017 için %-1.9. Cari Denge 2016 için %-4.3 2017 için %-4.2. Kişi Başına Gelir 2016 için 9 bin 243 dolar 2017 için 9.529. GSYH 2016 için 2.148 milyar TL 2017 için 2.404 Milyar TL. Bu verilere göre büyümeyi ele alalım çünkü beklentimiz %4.5 iken %3.2 ye neden düşürdük? Büyümeyi etkileyen en önemli faktör sermaye birikimidir. Yani yatırımların olması şart. Yatırım tasarrufa bağlı. Tasarruf ise gelir artışına endekslidir. Yani bir insanın geliri artarsa yastık altına koyabileceği para da o kadar artacaktır. Ülkemizde milli gelir beklentisinin 10 bin dolarlardan 9 bin dolarların konuşulduğu bir ortamda sermaye birikiminin arttırılması zor görünmektedir. Bir diğer büyüme kalemi teknolojik gelişme. Ülkemizde  teknolojik gelişmeye dair neredeyse hiçbir kayda değer gelişme yok. Üçüncü bir parametre ise nüfus ve işgücüdür. Nüfus arttıkça işgücü de artacaktır. Yani üretim faktörü gelirlerini arttırmalıyız. Ve geçen günlerde World Justice Project ( Dünya Adalet Projesi) 2016 yılı hukukun üstünlüğü endeksini açıkladı. Sıralamaya göre 113 ülke arasında 99.sırada kendimize yer bulduk. Listeye baktım ve Özbekistan , Sierra Leone, Myanmar gibi ülkeler ile aynı konumdayız. Bu endeks şu açıdan önemli büyümeyi etkileyen en önemli kalem , sermaye birikimidir. Yani yatırımları arttırabilmeniz için ülkedeki sadece ekonomik değil insan hakları ve adalet gibi nitel kavramları sağlamanız lazım ki yabancı yatırımcı gelsin yatırımını yapabilsin. Türkiye’nin ülkedeki insan hakları hak ve hürriyetin konumu , terör sorunu gibi önemli konuları halledip yapısal reformları harekete geçirmeli ve büyümeyi arttıracak politikalar izlenmesi gerekmektedir.

OVP ANALİZİ
4 2

Ne aradılar:

  • expectation manager
  • role expectation
  • türkiyede enflasyon

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri

Öncelikle Ankara’daki patlamada hayatını kaybeden 28 vatandaşımızın ailelerine başsağlığı ve yaralılarımıza acil şifa dileyerek cümlelerime başlamak istiyorum. Ekonomiden daha önemli şeyler de var ‘insan hayatı’ gibi. Ama maalesef daha da kötüsü böyle facialara alıştırılmış bir toplum olmak o her şeyden daha da kötü olsa gerek. Umarım artık bu ülkede ‘insan hayatının’ önemi anlaşılır ve gerekli istihbarat güçleri bombalar patlamadan eylemler olmadan önce haberdar olurlar da bu insanlar sokaklara bu korkuyla çıkmazlar. Tabi anlayana.

Konumuza gelecek olursak biliyorsunuz ki ülkemizin cumhurbaşkanının zamanında ‘Kardeşim Esad ‘ ile başlayan serüven Katil Esad ‘ a kadar ilerledi. Araları bozuldu. Kanlı bıçaklı oldular. Tabi iki ülke ilişkiler bundan fazlasıyla zarar gördü hem ekonomik hem de diplomatik açıdan zararları olduğu gayet açık. Komşunuzla iyi olmak zorundasınız. Uzağa mal satabilecek gücünüz var mı kendiniz mi üretiyorsunuz gibi sorular gelebilir bizim ülkenin büyüklerine tabi ki de bu konuda sessiz kalacaklarına eminim. Çünkü daha önceki yazılarımda dile getirdiğim gibi ithal girdiği dayalı bir ihracatımız var. Yani malımızın alet edevatın bir kısmını dışardan ara mal olarak ithal ediyorsun sonra bu parçaları birleştirip dışarı ihraç ediyorsun ama ihraç ederken dışardaki ülkenin vergi gümrüğü derken o sattığın malın bedeli ya vergiye ya da onu birleştirmek için kullanılan ara mal ithalatına gidiyor. Komşu ülkeler bu konuda daha hesaplı davranabiliyor petrol konusunda İran örneğinde olduğu gibi. Suriye’ de uzun zamandır bir Işid tehdidi sürmekte. Işid petrol kaynaklarını ele geçirmek için silahlanarak hem Suriye Ordusu hem de Rus askerleri ile çatışmak zorunda kalıyor. Nato ve BM’nin  Işid tehdidi karşısında Nato birliğindeki ülkelere çağrı yaparak Işid tehdidine karşı tek yürek olalım çağrısında bulundu. Dünya devletleri orada . Herkesin bir çıkarı var. Amerika hem Esad rejiminden rahatsız hem de Petrol ü kendisi ele geçirmenin peşinde. Türkiye : Esad ve Suriye içerisinde bulunan YPG terör örgütünün yok olmasından yana. Rusya ise Esad’ın yanında ve Işid’ den kurtulmak istiyor. Herkesin ortak bir amacı var Işid ‘ den kurtulmak. Bunun yanında rejim değişikliği isteyen Türkiye ve Ruslar karşı karşıya. Rus uçakları Türkiye Suriye sınırında keşif yaptığı sırada Türkiye hava sahası ilan edilmesinden sonra Rus uçağı düşürüldü. Ve diplomatik kriz daha da büyüdü. İki ülke ilişkileri tıkanmış durumda. Rusya düşmanımın düşmanı dostumdur hesabıyla Türkiye’nin yok olmasını istediği YPG in Moskova da büro açmasına izin verdi. Amerika ise Işid ile savaşta kendisine yakın gördüğü YPG ile silahlı mücadeleyi sürdürmekte ve Türkiye ile araları bu sebepten bozmuştur. Kısacası herkes kendi isteklerini Suriye üzerinden diretmekte.  Suriye halkı ne düşünüyor kimse sormuyor. Suriye’nin geleceğine yine Suriye Halkı karar vermelidir şahsi fikrim. Bu savaş ortamlarında hem Türkiye’de hem Amerika ‘da borsa inişli çıkışlı.’ Güvenli Liman ‘ olarak adlandırılan altın ise son zamanların en büyük çıkışını kaydetti. Altında gramın 120 lira çeyreğin ise 198 lira ya gelmesi an meselesi. Borsa 73 bin seviyesinden ve dolar da 2.96 seviyesinden işlem gördü. Fed in kademeli de olsa faizleri arttırma ihtimali olması ise doların TL’yi baskılamasına devam ediyor. Ve Türkiye’deki  Doğu da süren çatışmalar ve ülkenin olası Suriye’ye askeri harekatı ihtimali ise Doların 2.95 ile 3.00 arasında işlem görmesine neden oluyor.

Emtialar da durum ne peki? Petrol  de arz yönlü konuşmalar sürdükçe Brent Petrol  ün varil fiyatı 33 dolar seviyesinde. Bu da Petrol İhraç eden ülkelerinde İhracat rakamlarına olumsuz yansımakta. Madem az fiyattan satıyoruz bari arzı arttırıp bol bol satalım diye uğraşmaktalar fakat bunlarda üretilen malın fiyatını olumsuz etkilemekte. Ve petrolün bu seviyelerde olması  gelir kalemini sadece buna bağlayan Suudi Arabistan Kuveyt gibi ülkelerin önünü kapatıyor. Bir de Suriye’ye olası kara harekatı  durumu bulunun Suudiler petrol ü olumsuz etkileyen Işid güçlerine karşı Türkiye gibi Katar gibi ülkelerle birlikte saldırma yapması gündemde. Türkiye’nin özellikle müttefiki Amerika ve fazlasıyla ihracat ve ithalat yaptığı ve Türk turizmini canlandıran Ruslarla arasının kötü olması bizi her yönden kötü etkileyecek gibi görünüyor. Orta Doğu çok karışık durumda petrol doğal gaz dolar terör olayları mezhepsel olaylar derken çok karışık bir coğrafyanın tam göbeğindeyiz umarım devlet politikaları insanların canını tehlikeye atmaz.

Suriye Krizi ve Dünya Devletlerinin Ekonomik ve Siyasi Emelleri
2 2

Ne aradılar:

  • suriye krizi ve dünya

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu

Güneydoğu Anadolu’ da Terörizm ’in yarattığı toplumsal bunalım birçok ekonomik sektörü olumsuz yönde etkilemektedir ve bunun yanı sıra ülkemizin ekonomik istikrarına da darbe vurmaktadır. Ülkemizde terör daha çok bölgesel olarak ele alınmaktadır. Bu bölgede insanlar kırsal da tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar ve önemli bir ekonomik getiri elde etmektedirler ayrıca son dönemlerde Turizm de ön plana çıkmaya başlamıştır. Her ne kadar Turizm’den elde edilen gelir yüksek olmasa da birçok önemli turizm mekânları bu bölgededir. Artan terör olayları toplumda huzursuzluk ve gelecek kaygısı yarattıkça yatırımlar azalmakta, istihdam oranı düşmekte, ekonomik sirkülasyon azaldıkça kırsaldan kente olan göçler de artmaktadır. Mera hayvancılığı yapan köylüler hayvanlarını otlatmaya çıkaramamaktadır. İnsanlar ihtiyacı olan herhangi bir şeyi çıkıp marketlerden işyerlerinden almaya cesaret edememekteler.  Düşününüz ki her gün evinizin çatısından kurşunlar uçuşmakta yakınlarınızda bombalar patlamakta ve terörü iliklerinize kadar hissetmektesiniz, bu şartlar altında nasıl bir ekonomik faaliyetten bahsedebilirsiniz ki!

Son yıllarda Güneydoğu’da durum o hale gelmiştir ki, cebinde birkaç kuruşu olan herkes ‘iş’ yapmak için önce Kandil’i ziyaret etmektedir. Bu alanda belediyeler örgütün emme basma tulumbasıdır. Örneğin Cizre-Silopi minibüs hattında bir yer almak Kandil’deki bilmem hangi gerilla ağasını ve aynı zamanda örgütü parayla beslemekten geçmektedir. (Kayahan Uygur, 2015, Eylül 5, PKK’nın Yeraltı Ekonomisi, Akşam Gazetesi.) Bu alıntıda Terörün, hem ekonomiye ne derece darbe vurduğunu göstermek, hem de kendi ekonomik hakimiyetini kurmak ve insanlar üzerinde nüfuzunu artırmak için başvurduğu yollardan birini sizlere aktarmak istedim.

Bölgede yatırımların artması biz gençlerin ve ticari hayatta yerini almak isteyen genç müteşebbislerin çabalarıyla aynı zamanda devlet destekleriyle mümkün olacaktır. Unutmayınız ki hiçbir ekonomik sistem, şiddet ortamında gelişip büyüyemez.  Güneydoğu Anadolu bölgemizde huzur ve sükûnetin sağlanacağı günler yakındır ve inanıyorum ki bu durum bölgenin, GSYH içindeki payını kademe kademe artırırken birçok yenilik ve başarıyı da beraberinde getirecektir.

Terörizm Gölgesinde Ekonomik Faaliyetler; Güneydoğu Anadolu
4 3.5

Büyüdükte Ne Oldu ?

Türkiye ekonomisi şok bir büyümeyle 2015 yılının 3.çeyreğinde %4  büyüdü. Beklenti %2.8 civarındaydı. Fakat beklentilerin çok daha üzerinde gelmesi piyasaları oldukça şaşırttı. Bu beklentilerin dışında ve çok iyi gelen büyümenin arkasında sebep ne peki? Öncelikle Türkiye 3.çeyreğinde seçim maratonundaydı daha doğrusu Haziran seçimlerinde koalisyon çıkmasıyla ve tek başına iktidar kurulamamasıyla, erken seçime gidildi ve en yakın tarih olarak 1 Kasım belirlendi. Bu zaman boyunca artan belirsizlikler dışarda yatırım kararlarını etkilese de iç piyasa da talebin ne denli arttığını göstermekte. Devletin yaptığı kamu harcamalarını da sayarsak iç talep canlandı. Tarım sektörü en fazla büyümeden etkilenen sektör olurken %11 civarında bir büyüme elde ederken onu sanayi sektörü ve hizmet sektörü izlemekte.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek; cari açık/GSYH %3 ‘e düşürmek istediklerini söylese de ihracat rakamlarının düşüklüğü ve son zamanlarda kavgalı olduğumuz ihracatçı dostumuz Rusya ile azalacak ihracatı düşünürsek  bunun da cari açığa yansıyacak olması aşikar. Eğer doğal gaz da Rusya ile sorun olursa ithalatı kısacağımız fakat daha ucuz olan Katar’a gideceğimiz konuşuluyor. Rusya’ya yaptığımız meyve sebze ve giyim ihracatını başka bir ülkeye kaydırarak bu ihracat açığımızı kapatmamız şart. Devlet Başkanları her geçen gün keskin cümleler kurdukça köprüler atılmaya yüz tutmuş durumda. En kısa zamanda ülkelerarası bu sorun çözülmezse hem siyasi hem ekonomik açıdan sıkıntılara gebe olacağı açık.

Peki bu büyüme kuru nasıl etkiledi? Kur da pek bir oynama olduğunu söyleyemeyiz. Dolar/TL 2.95 seviyelerinde. Aslında hem Türkiye’den gelen 3.çeyrekte beklenmeyen büyüme rakamlarındaki artış hem de Amerika’daki işsizlik maaşı başvurularındaki artışın Dolar/TL ‘i bir nebze aşağı çekeceği umuduna sahip olanlar bekledikleri düşüşü göremediler. Bu da Türk ekonomisinin kırılgan olmasından ve yaşanılan artışların spekülatif olarak değerlendirilmesinden kaynaklanmakta. Türk ekonomisinin potansiyel büyüme hızı %5 olarak görülür. Bu veya bunun üzerinde büyüme yakalasın ki artık etkilenen değil etkileyen bir ekonomi haline gelsin. Yoksa dışa bağımlı tüketen tasarruf yapmayan üretmeyen bir ekonomi ile ne cari açığı ne de büyümeyi ne de buna paralel olarak işsizliği belli bir noktalara getirmesi zor görünüyor.

Yazıyı Değerlendirin!

Sükunet

Ülkece hepimizin başı sağolsun diyerek başlamak istiyorum izninizle.Ülke gergin. Siyasetçisinden yazarına, esnafına , öğrencisine , akademisyeninden, doktoruna , avukatına , mühendisine mimarından öğretmenine daha bir çok meslek grubundan insanına. İçi yaralı ve mutsuz kaygılı. Bu ortamda yazı yazmak ne kadar anlamsız olsa da daha güçlü daha sabırlı ve sükunet içinde birlik ve beraber içinde kardeşçe yaşamaya çalışmalıyız.Deneyelim artık çok can gitmedi mi? Çok ağlayıp üzülmedik mi ? İçimiz parçalanmadı mı? Yeter kardeşim bir yerden başlayalım…Birimiz değil . Hepimiz..  Koalisyon sonucunda 3 tl nin üzerine çıkan dolar son günlerde 2.90 nın altına kadar inmeye başladı.Bunda Amerikan’ın yani Fed in faiz i arttırmaması ve kurdaki volatilite den kaynaklanmakta.Doların önceki gibi 2.50 lere kadar inmesi için hükümetin kurulması reformların hayata geçirilmesi makro ekonomik politikaların uygulanması ve iktisadi kurumların alacağı kararlar ile ülkemizde süregelen güvenlik endişelerinin bir an önce kalkmasından geçmekte.Komşularımızında siyasi ve ekonomik anlamda şaha kalkmaları bizim için çok önemli.Özellikle yanı başımızda olan Suriye’deki Işid tehdidi ve diğer terör örgütlerinin çatışmaları , ülkedeki seçim ortamı hükümetin belirsiz olması yatırımları geciktirmekte.Üreten bir ekonomiye sahip değiliz . İthalata dayalı bir ihracatımız var , ara mal ithalatımız çok fazla. Kısalım diyoruz, ithalat düşüyor ama verilere bakınca ihracatımızda düşüyor. Eğer başka ülkelerin mallarını alıp onları satma gibi bir politikamız yerine kendimiz üretsek dışarı satsak İhracat ın İthalatı karşılama oranı fazla olucak bu da cari açığa yansıyacak.Ve artan üretim kapasitesi, refahı yükseltip işsizliğe yansıyacak büyümeye başlayacağız. Ama maalesef ARGE yatırımlarımız çok düşük teşvikler az. Devletin,insanların teknoloji konusunda yapacağı projelere destek vermesi şart. Aziz Sancar ı tebrik etmek istiyorum Türkiye’den ilk kez bilim adına Nobel kazandı.Fakat bakıyorsunuz Aziz Sancar Türkiye’de doğmuş fakat çalışmalarını yerleştiği ve vatandaşı olduğu Amerika ‘da yapmak zorunda kalmış. Türkiye’de olsa sizce bunu başarabilir miydi sizlere bırakıyorum bunun cevabını. Yeterli destek ve imkan konusunda çok gerideyiz. En son Mete Atatüre Cambridge Üniversitesi’nde kuantum fiziği üzerine çalışan Doç.Dr. Mete Atatüre ölçülemez denilen ışığın sesini ölçtü. Bilim dünyası onu konuşuyor.Bilkent mezunu Mete hocayı canı gönülden kutluyorum.Seçim 1 kasımda az bir süre kaldı.Ülkemiz zor günlerden geçiyor herkesi Sükunete çağırıyorum. Biz, birimiz eksikken çok zayıfız hep birlikte çok güçlüyüz unutmayın. Seçim sonrası görüşmek üzere sağlıcakla kalın…

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • prof mete atatüre

Tek Kutuplu Bir Dünya

İnsanlık tarihinden beri süregelen bir egemen düşünce bulunmaktadır.Her devirde kesinlikle bir süper güç bulunacaktır ,sahip olduğu bölgeyi veya Dünya’da ki  dengeleri  o değiştirecektir.Peki bu her zaman böyle midir ? Kimi otoriterlere göre militarizme önem veren asıl güçtür.Kimine altyapı,kimine ekonomi,kimine kültür.Sonuçta her devirde bir egemen güç  , ve  bu egemen gücün yaymak istediği  ideolojik kavgası bulunacaktır.Fakat unutulmamalıdır ki  bu egemen güce karşı gerek militarist gerek ekonomi gerekse teknolojik   tabanlı bir anti-güç olarak büyüyen başka bir  güç  belirecektir. Evrensel olarak da kendi iç mekanizması olarak da devletler her zaman bunun için tedbirler almıştır.Orta Çağ da burjuva sınıfının ortaya çıkması ve  sonraki dönemlerde  işçi-kapitalist çatışması SSCB-ABDa kutuplaşmasını doğuracaktır.

En son geldiğimiz yakın tarihte SSCB-ABD soğuk savaşında SSCB’nin dağılmasıyla ABD bu savaştan şimdilik galip çıkmıştır.Dünya Komünizm etkisinden arındırılmış ve kapitaist sistem galip çıkmıştır .Şimdi en temel sormamız gereken  soru  ABD egemenliğinden sonra hangi ülkenin dünyada süper güç olma rolüne sahip olacağıdır . Çin,Hindistan ,Rusya …Belki de  petrol zengini bir Arap ülkesi bu koltuğa sahip olacaktır.

Ekonomistlere göre  Çin’in yükselen üretim gücü ABD’nin varisi olma yolunda en büyük seçenek.Son zamanlarda geçmiş 14 yılın en düşük büyüme hızı olarak 7,7  bir trend yakalasa da , hala  diğer ülkelere göre oldukça yüksek bir noktada.Ayrıca işçi potansiyeli ile daha şimdiden çoğu fabrikayı içerisinde bulunduran bir ülke.

Nufus olarak Çin’i geçeceği düşülen Hindistan ise sadece popülasyon olarak  şu an 1 milyarı geçmiş durumda.Üstelik  Çin gibi henüz çocuk sınırlamasına karşı bir politika yok.Fakat hala  ekonomisi tarıma dayalı bir ülke olan Hindistan,  İngiliz ekonomistlere göre   her ne kadar GDP(General Domestic Product) ölçeğini değiştirerek bir gecede 10 yılın en düşük seviyesi % 5’den, % 7’lerin üzerine çıkartsa da , tarıma dayalı olan ekonomiyi seri üretim haline getirmeden  ve fabrika otomasyonuna geçmeden lider bir ülke konumuna geleceğini savunmamaktadır.

Rusya ise SSCB’nin dağılmasıyla kendini  piyasa ekonomisine çabuk entegre etmiş ,özelleştirmeleri  tamamlamış ve Putin önderliğinde tüm medya baronlarını etkisiz hale getirmiştir.Her ne kadar yakın zamanda bir kriz geçirsede  dünya ülkesi olma yolunda  ilerlemektedir.Fakat Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s’in yayınladığı son büyüme raporunda Rusya’da ki iyi   gidişatı bir kenara bırakırsak, gelecek yıllarda ekonomik büyümenin cansız olacağını belirtti.

ABD ve  Avrupa Birliği Serbest Gümrük Pazarı’na alternatif olarak kurulmuş Şanghay İşbirliği Örgütü   sayesinde  Rusya ve Çin geniş bir pazar bulmuş, ABD’ye karşı yeni bir güç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bütün bunların sonucunda dünya tek düzeye indirgenmiş bir konumda tarihte hiçbir zaman devam etmemiştir.Her daim ülkelerin karşısına gerek ekonomik  gerek askeri gerekse de ideolojik olarak hep bir anti-güç ortaya  çıkmıştır.Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Şanghay İşbirliği Örgütü açılında yaptığı konuşmada  ”Tek kutuplu dünya düşünülemez.” sözü akıllarda yer etmiş ve ABD’nin koltuğuna talip olduklarının açıkça bir belirtisidir.

 

 

Tek Kutuplu Bir Dünya
2 3.5

Ne aradılar:

  • facebook burak dogan loc:TR

Seçim Sonrası Ekonominin Durumu

Geride bıraktığımız seçim atmosferinden çok seçim sonrası siyasi ve özellikle ekonomik atmosfer önem kazanmaya başladı. Tek başına bir iktidarın seçimlerden çıkmaması siyasi olarak farklı boyutlar taşımakta. Seçim sonuçlarının yani siyasal atmosferin bu denli belirsiz olması ister istemez finansal piyasaları da yakından etkiledi. Çünkü ekonomik ve siyasal istikrarın birbirinden etkilendiği hepimiz biliyoruz.

Güne kimine göre olağan kimine göre sert bir şekilde yükselişle başlayan döviz kurları doların kendi rekorunu kırması ve sepet kurun da 3 liraya yaklaşması akıllarda soru işareti bıraktı. Oysa henüz piyasaları etkileyecek her hangi olağan üstü bir durum gerçekleşmemişti. Her seçim sonrası 5 puanlık yükselişler alışıla gelmiş bir şeydi. Bunu borsanın 8 puana yaklaşan değer kaybı izleyince merkez bankasının piyasaya etkisi gecikmedi ve gerekli önlem alınarak oynaklık kontrol altına alınmaya başlandı.

Bugünden sonra asıl gözlerin çevirileceği dolar ve euro kurları her an tepkisini gösterecek şekilde bekliyor. Hükümetin kurulması ne kadar erken tamamlanırsa, koalisyon ya da azınlık, dalgalanmanın etkisi de  o kadar az olacaktır. Bu nedenle bence finansal piyasaların ipi yine Adalet ve Kalkınma Partisinin elinde. Ne kadar diğer partilerle uzlaşmacı ve iyimser hareket ederse piyasa oyuncuları o kadar az etkilenecektir. Bu konuda döviz kurlarını ve beraberinde faiz oranlarını akabinde enflasyon ve büyüme oranlarının bağlı olduğu bu piyasa için bir an önce hükümetin kurulmasının gerekliliğini belirtmek isteriz. Her ne kadar geçmiş dönemlerde koalisyon hükümeti aklımızda kötü izlenimler bıraksa da Türkiye’nin sağlam temeller üzerine oturtulduğu lanse edilen bir ekonomisi bulunmakta. Bu tür kısa süreli dalgalanmalara dayanabilecek ve ani iniş çıkışlara etki edebilecek bir TCMB rezervi bulunmaktadır. Bu seneryolara TCMB’nın tepkisiz kalacağını düşünmüyorum. En kötü ihtimalle çok hızlı yanıt alabildiği ve acil durumlara sakladığı bir faiz planının her an kullanılmaya hazır olduğunu düşünüyorum.

Peki bir hükümet ortaya konamaz ve güven oyu meclisten alınamazsa ne olacak? İşte bu konuda ciddi endişeler tartışabiliriz. Demokratik, olaysız ve adil bir seçim sonrasında kurulamayan hükümet nedeniyle gidilen ikinci bir seçim yabancı yatırımcı açısından bir güvensizlik oluşturacaktır. Çünkü yıllardan beri tanıdığı bir ülkede olacak ikinci seçimin sonucunu kimse kestirebilecek durumda değildir. Yapılacak olası bir erken seçimin sonucu ne olur bilinmez ama seçim kararı alındığı gün özellikle dolar yükselişini belli bir şekilde gösterecektir. Üzülerek söylemek gerekirse yabancı sermaye bağlı olan döviz ve borsayı aynı bant aralığında tutmak için yabancı sermayeyi ürkütmeden politika yürütmemiz gerekecektir. Bunun en iyi örneklerini faiz tartışmaları sırasında görmüştük. Şu an faiz üzerinde de geleceğe dönük bir belirsizlik yaşanması nedeni ile sıcak para havayı koklamakta ve geleceğe dair kararlar vermektedir. Yarın kurulacak bir hükümetin ya da oluşacak koalisyonun faiz oranlarına bakış açısını emin olun en az bizim kadar yabancı yatırımcı da merak etmektedir. Bu nedenle içimizde ne yapıyorsak yapalım bunu el altından yapalım. Eğer riskleri göze alabilecek durumdaysak endişemiz olmamalı, er ya da geç bir hükümet kurulur ve kaldığımız yerden devam ederiz. Ancak eğer risk almadan en az kayıpla geçiştirmek istiyorsak bir an önce siyasi uzlaşmanın gerektiğini belirtmek istiyorum.

Bu nedenle bundan sonra dolar,euro,faiz ve borsa için söz seçmenin değil doğrudan hükümet kurmakla yetkili kişilerin ve diğer muhalif siyasetçilerindir.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • seçim sonrası ekonomi durumu
  • ekonomi sonrası durumu
  • ekonominin durumu neden bu kadar kötü

Soykırım Fiyaskosu

1915’te yaşanan Rusya, Ermenistan ve Osmanlı arasında geçen çatışmalar sonunda birçok kayıp verildi, her iki taraftan da. Öncelikle olaya kısaca bir değinelim isterseniz.1914’te başlayan 1.dünya savaşı sırasında Rusya ile Osmanlı arasındaki çekişmeye Ermenilerde katıldı. Ermeniler o zamanlar bağımsızlığını ilan edememişler ve Osmanlı himayesinde varlıklarını sürdürmekteydiler. Hatta Osmanlı Ordusu arasında Ermeni uyruklu askerlerde barınıyordu. Rusya’nın baskıları artmaya başladıkça Ermeniler umutlanmaya başladı. Ve Rusya’nın Osmanlıya saldırılarında Ermenilerin büyük yardımları oldu. Osmanlı bünyesindeki Ermeni askerleri Rusya’nın yanında yer aldı. Osmanlı ise kendi ülkesinde yaşayan Ermeni kökenli kanaat önderlerini çağırdı gerekli toplantılar yapıldı. Ve Rusya cephesine giden Ermeni askerlerine tutuklama kararı çıktı. Daha sonra ülkeden terhis edilmesi konuşuldu ve kabul edildi. Binlerce Ermeni ülkeden terhis edilecekti ama gerek savaş ortamında olunması gerekse ülke içindeki intikamcı grupların yaptığı faşizan saldırılar sonucunda, savaş anında istenmeyen olaylar gelişti ve birçok Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti. Uluslararası sözleşmeye göre bir olaya soykırım denebilmesi için, ulusal, ırksal, etnik veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen yok etme eylemi olarak tanımlanır literatürde. Osmanlı Hükümeti kasten mi yoksa savaş ortamında çeşitli ırkçı grupların hataları sonucu mu bunlar oldu bilemiyoruz ama yaşananlar oldukça üzücü. Ki şunu unutmayalım devletlerin uyguladığı politikaları insanlardan bağımsız tutalım Ermeni hükümetinin politikası ile ermeni vatandaşı aynı klasmanda tutulmamalı. Bir ülke katliam yapmışsa devlet eliyle yapmıştır askeriyle yapmıştır yapmışsa, halkı bundan bağımsızdır ondan her Ermeni’yi gördüğümüzde sen şöylesin böylesin denmemeli kesinlikle. Neyse Avrupa Parlamentosunda alınan karar sonucunda yine gördük ki Türk hükümetinin dışarda ne kadar zayıf ne kadar güçsüz olduğunu bir kez daha görmüş olduk. İhracat yaptığımız ülkeler bile ekonomik anlamda işbirliğinde olduğumuz ülkeler bile soykırım ifadesini kullandı. Herkes ABD’nin ne diyeceğini merakla bekliyordu. Amerikan devlet başkanı Barak Obama ise, Ermenice büyük felaket anlamına gelen ‘Meds Yeghern’ diyerek aslında iki tarafı da memnun edemedi. Türk hükümetinden soykırım ifadesini kullanmaması yönünde talepler gelmesine karşın bu olayı büyük bir felaket olarak nitelemesi bile doğrudan olmasa da dolaylı anlamda ‘soykırım’ ifadesini çıkarabiliriz. Ermeni hükümeti ise tam olarak Obama ‘nın ağzından soykırım ifadesi çıkmamasını da ağır bir dille eleştirdi. İki tarafı da memnun edemedi Obama fakat kaçak dövüşerek en azından olayda başrolde yer almak istemedi Türkiye ile ilişkilerini de düşününce diyebilmesi çok ta kolay değildi ama büyük felaket demesi bile aslında bazı şeyleri bıyık altından çok ta rahat anlattı. Başta Rusya olmak üzere çoğu Avrupa ülkesi ise soykırım ifadesini kullandı. Türk hükümeti ise yine dış politika da tam bir fiyasko yaşadı. Türkiye’den soykırım ifadesini kullanan ülkelere karşı yaptırım konuşmaları başladı. Fakat başta 2014 verilerine göre en çok ihracat yaptığımız Almanya olmak üzere Rusya gibi ülkelerin soykırım demesi ve bunlara ekonomik yaptırım uygulamamız durumunda çok ama çok büyük bir sıkıntıya gireceğimiz çok açık özellikle seçim arifesi öncesi.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • fiyasko yaşanıyor rusya