FAİZ TAKINTISI VE ARADA KALAN BANKALAR

0
1477

 

Herkese merhaba. Bu ilk yazımda okuyanları sıkmamak adına hem güncel bir konudan bahsetmek,

hem de araya kendimle ilgili notlar serpiştirerek çaktırmadan kendimi tanıtmak istedim. Aslında

bu yazının konusunu seçmek konusunda beni tetikleyen şey, bugün bir tanıdığımdan duyduğum,

hükümetin politikalarını destekleyici konuşmaları ve özellikle “senin 10 tane evin olacak, yattığın

yerden de faizinden para kazanacaksın, yok öyle!” cümlesi oldu. Bu yüzden şu “faiz” konusuna bir

açıklık da ben getireyim istedim.

Vatandaşın kafasındaki faiz ile ekonomistlerin tartıştığı faiz, her ne kadar birbiriyle bağlantılı

olsa da, farklı şeyler. Sıradan bir vatandaş olarak, 2000 li yılların başında (henüz Kocaeli Üni.

Metalurji Mühendisliği Bölümü’nü yeni kazanmışken) T.C. Ziraat Bankası’nda (o zamanlar Türkiye

Cumhuriyeti’ne ait bir bankaydı) içinde cüzi bir miktar para olan bir vadeli mevduat hesabım vardı,

ve bankanın duvarında asılı olan panoya baktığımda yıllık %64 gibi mevduat faiz oranları gördüğümü

hatırlarım. Şimdi ise bu rakamın %10 un bile altında olduğunu biliyorum. İşte bu, hala sıradan bir

vatandaş olan beni –ve çoğumuzu- doğrudan etkileyen faiz oranları. Demek ki 10-15 yıl öncesine göre

faizler oldukça düşmüş.

Peki bankalar bu mevduat hesaplarını nasıl açıyor? Bu faizi nasıl belirliyor? Tabiki onların da kredi

aldığı veya fazla nakdini yatırdığı bir kuruluş var: TCMB.

Şimdi gelelim ekonomistlerin tartıştığı faiz oranlarına. Bu faiz oranları, yukarıda bahsettiğim gibi

bankaların, sizin benim gibi vatandaşların paralarını değerlendirdiği,

1- TCMB’nin belirlediği gecelik veya geri alım garantili (repo) faizleri

veya daha uzun vadede

2- “Açık Piyasa İşlemleri” (APİ)

olarak bilinen, tahvil alım-satım piyasasında belirlenen faizlerdir.

Bu faizlerin halk arasında lakapları bile var. 1 no.lu şıktaki TCMB repo faizine ekonomistlerimiz

“Politika Faizi” demiş. 2 no.lu şıkta belirtilen tahvil piyasasında alınıp satılan 2 yıllık Türkiye

Cumhuriyeti (üzerine basa basa) tahvilinin (gösterge tahvil) üzerindeki faize de “Gösterge Faiz”

buyurmuşlar.

TCMB bu iki faizi aslında para hacmini (veya para tabanını) yani dolaşımda olan Türk Lirasının

miktarını (Q) kontrol etmekte kullanıyor. Bu hacme göre TL dövize karşı değer kazanıyor, kaybediyor,

enflasyon oluşuyor, yani bir çok makroekonomik gösterge aslında bu “faiz” denen şeyden etkileniyor.

Vatandaş ise bunun etkisini mevduat faizleri veya banka kredilerine ödenen faiz oranlarındaki değişim

olarak kendini gösteriyor. Ancak asıl amacın yatırımcının kazanması veya kaybetmesi değil, ekonomik

istikrarın ve dengenin sağlanması olduğunu unutmayalım. Faiz bu yüzden önemli bir araçtır.

Dönelim başa. 2013 yılında banka bana yıllık %10 ile mevduat açabiliyorsa, benim paramı yıllık %10

dan daha yüksek getiriyle değerlendiriyor demektir. Bu başka bir kuruma %10 dan daha yüksek faizle

verilen bir kredi olabilir, ya da getirisi yıllık %10 dan daha yüksek bir tahvil olabilir. Aradaki fark,

bankanın karı olarak kalacaktır. Temiz iş. (O ülkenin ekonomik görünümü iyiyse tabi) Görüldüğü gibi,

yatırımcıya gelene kadar faizin 1 numaralı bağımlısı zaten bankalardır. Buna TCMB dahil. Bankaların

varlığını sürdürmesinin en önemli, belki de tek yolu budur. Bu sayede bankalar kredi hacmini

arttırabilirler ve o ülkenin farklı sektörlerine daha çok kredi sağlayabilirler. Bu krediler kontrol altına

tutulduğunda sağlıklı bir ekonomik büyümeye dönüşebilir. Bir ülkenin bankacılık sistemi çökerse, o

ülkenin ekonomisi çöker. (bkz. İzlanda, Güney Kıbrıs) Ayrıca faiz takıntısı olan herkesin, hükümete

yakınlığıyla bilinen bazı bankaların önerdiği piyasanın çok üzerinde mevduat faiz oranlarına da bir

bakmalarını rica ederim.

Son olarak örnek bir grafikle yazıyı noktalayalım. Grafikte 2006-2011 arası (2. AKP dönemini

kapsayan) toplam kredi hacmi (Kaynak: BDDK) büyüme ve enflasyon rakamlarını tek bir grafikte

görebiliriz. Özellikle küresel kriz sonrası geçişte, yani 2009-2010 geçişinde kredi hacminde ciddi

bir artışla beraber (260 milyar USD den 340 milyar USD’ye) bir toparlanmanın geldiğini görebiliriz.

Enflasyon da malum bir biçimde büyümeye paralel bir seyir izlemiş oluyor.

Grafik için ==> http://img96.imageshack.us/img96/3981/r2j7.png

YİĞİT ÖZEN

Twitter: https://twitter.com/yigitozen83

 

Yazıyı Değerlendirin!
Paylaş