Güç Dengeleri – Tahterevalli

0
1754

Güç Dengeleri ve Gelir Dağılımı Adaletsizliği

Dünya ülkelerinin gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler olarak kategorize edilmesinin ardında elbette gelişmişlik seviyeleri yatmaktadır. Gelişmişlik seviyelerinden kasıt ise refah düzeyleri olmakla birlikte refah kaynağının ‘para’ ya da ‘doğal kaynaklar’ olup olmadığı tartışılır. Zira refahın ana kaynağı mülkiyettir; mülkiyet kavramını ise ‘sahiplik’ ve ‘kontrol hakkı / kontrol gücü’ başlıkları altında ayrıca incelenmesi gerekir. Bugün, küresel gelir dağılımı adaletsizliğinin başlıca sebebi, her türlü kıymetli mülkün küresel güçler tarafından kontrol altına alınmış olmasıdır. Sahip olanların yararlanamadığı kaynaklar, kontrol becerisine ve gücüne sahip olanlar tarafından en verimli şekilde istifade edilir.

 

Gelir dağılımı adaletsizliğinin kökeni güç dengelerinde yatıyorsa gücün kimde olduğunu kaynakların mülkiyet hakkının kimde olduğu, üretimi kimin yaptığı, bölüşüm şekline kimin karar verdiği; kısacası kimin patron olduğuna bakarak çözümlemek gerekir. Bu çözümlemeyi yaparken gelir dağılımındaki orantısızlığa küresel ve yerel bazda ikiye ayırmakta fayda var.

 

Küresel gelir dağılımına bakıldığında en yüksek gelir sahiplerinin önceki bölümlerde belirtildiği gibi gelişmiş ülkelerin sanayi, teknoloji, inovasyon gibi alanlarda optimum performans gösterip dünya ticaretinden önemli bir pay sahibi olmakla birlikte 241 trilyon dolarlık aşağıdaki tabloda toplam servetten görüldüğü gibi küresel servetten de en yüksek payı almışlardır. Bu oranları ülkelerin nüfusları ile karşılaştırdığımızda ise son derece korkunç bir tablo ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Hindistan dünya nüfusunun %16,45’ini oluşturmasına karşın dünya servetindeki payı %1,5 ile sınırlıdır. Çin, dünya nüfusunun %21,40’ını oluştururken payı %9,21’dir. Türkiye, ise toplam nüfusta %1,1 pay alırken, toplam servetin yalnızca %0,56’sına sahip olabilmiştir.

 

 

Küresel Servet Dağılımı Raporu[1]

Yetişkin Nüfustaki Pay

Küresel Servetteki Pay

Asya Pasifik

23,72

19,96

Çin

21,40

9,21

Hindistan

16,45

1,50

Avrupa

12,50

31,66

Afrika

11,79

1,13

Latin Amerika

8,42

3,79

Kuzey Amerika

5,71

32,75

Türkiye

1,11

0,56

 

 

Bu noktada servet elde edilirken kullanılan yöntemleri maalesef legal (sanayi üretimi, teknoloji üretim, ve bunların ihracatı ve sair) ve illegal olarak ayırt etmeden sonucu değerlendirmek zorunluluğu bulunuyor. Zira, oranlar dünya servetindeki ülkelerin aldıkları payı gösteriyor, almaları gereken payı değil. Edinilen servet gelişmiş ülkelerde yalnızca kendi kaynaklarından oluşmamakta. Önceki bölümde bahsedilen dünyanın mümkün olan her noktasına giderek fakir ülkelerin en mahrem alanlarına kadar girip, -zaman zaman o ülkelerin kendi ekolojik yapılarını bozmamak için korumaya çalıştıkları kaynaklar da dahil- doğal kaynaklardan elde edilen gelirleri kayıt dışı olarak büyük patronların hesaplarına aktardıkları Hiatt tarafından söylenmişti. Hiatt, Afrika’daki sömürüyü anlatırken ‪Uganda‘da 2000 yılında resmi kayıtlara göre yalnızca 0,0044 ton altın üretilip 10,83 tonluk ‪altın ‪ihracatı yapıldığını, ‪Ruanda‘da ‪elmas madeni bulunmamasına rağmen 2000 yılında 30 bin 500 karat ‪elmas ‪ihracatı yapıldığını ifade ediyor.

 

Teknolojinin kifayetsiz kaldığı tek konu olan doğal kaynakları çoğaltma mümkün olmadığında Johan Galtung’un teoremi devreye giriyor: “İnsanları kaynakların olduğu yere götürün, ya da kaynakları insanların olduğu yere getirin”.[2]

 

Güç dengelerinde sermaye sahiplerinin en önemli tuzağına da değinmeden geçmemek gerekir. Tüm bu politikaları gerçekleştiren kapital merkez, 20. yüzyıldaki rezerv paranın tahtında oturduğundan beri hem senyoraj hem de biriken mevduatlarla 2., 3. ve hatta yakında literatüre girecek olan 4. dünya ülkelerini borçlandırma tuzağına düşürerek bu devletleri kendisine bağımlı kılıyor. Bu yolla, hem devletlerin politikasını, eğitim ve sağlık gibi en kritik sektörlerini, medyasını, doğal kaynaklarını avucunun içine alarak bağımlılığı uzun vadeli olarak garanti altına alıyor hem de uzun yıllar yaptığı ‘yatırım’ların faiz gelirlerini elde etmiş oluyor. Bu doğrultuda, finansal akımların kontrol edildiği ülkeler ve devletlerden aşağıdaki grafikte görülen Dolar milyarderi oranları ortaya çıkıyor.

Milyoner Dağılımı (Kişi)[3]

Servet Dilimi (USD)

Türkiye

Brezilya

Hindistan

Almanya

Fransa

Japonya

1-5 Milyon

86.046

191.590

154.954

1.579.825

2.063.547

2.495.776

5-10 Milyon

8.989

17.280

15.121

101.538

102.150

112.432

10-50 Milyon

6.306

10.920

10.101

48.896

42.140

44.937

50-100 Milyon

659

985

986

2.950

1.997

2.024

100-500 Milyon

462

622

658

1.420

824

809

500 Milyon -1 Milyar

48

56

64

86

39

36

1 Milyardan Fazla

40

41

50

45

17

16

Toplam

102.550

221.494

181.934

1.734.760

2.210.714

2.656.030

 

 

 

 

 

 

 

Gelişen ülkelerin servet dağılımı fotoğrafı bize şunu söylüyor: Bu ülkelerin zenginliği, 1 ila 5 milyon dolarlık servet sahiplerinin üzerinde yükseliyor. Almanya’da 1.5 milyon, Fransa’da 2 milyon, Japonya’da ise 2.5 milyon kişi yer alıyor bu ‘tabanda’. Japonya’da 1 milyon dolar üzeri serveti olan her 155 bin kişiden biri milyarder iken, Almanya’da her 35 bin kişiden biri dolar milyarderi. Türkiye’de ise 2 bin kişiden biri milyarder. Türkiye, diğer gelişen ülkeler içinde de en kötü fotoğrafı veriyor; Brezilya’da 4 bin kişiden biri, Hindistan’da ise 3 bin kişiden biri milyarder. Gelir dağılımımız gibi ‘ultra zenginlik’ bile dengesizlik içeriyor.[4] Küresel servet dağılımının aşağıda verilen genel grafiğinde ise yıllardır olduğu gibi ABD en büyük pay sahibi. Dünyadaki 13 ülke toplam servetin %88’ini elinde tutuyor.

 

 

 

 

Küresel gelir dağılımı adaletsizliğinin ana sebebi kapitalist ülkeler kadar çokuluslu büyük sermayeli şirketlerdir. Gelir dağılımına yerel bazda baktığımızda ise bahsedilen mekanizmanın mikro ölçekli olarak aynen işlediği görebilir. Küresel alanda güç gösterisi yapan sermaye sahipleri, yerelde de çok uluslu şirketler, enerji ve inşaat sektörünü elinde tutanlar, medya, bankalar ve ismini Arapça anmakta mahzur gördüğüm bazı sivil ‘topluluklar’ın üst düzey yöneticileri olarak sahip oldukları mülkiyetten –yalnızca doğal kaynaklara ithaf değildir- istifade etme şekilleriyle ülkedeki yatırımlara, üretime, istihdama, siyasi dengelere ve politikalara yön vermektedirler. Bu güç dengesindeki olumlu ya da olumsuz her türlü oynaklık doğrudan iç politikalara yansımakta ve sonuç doğrudan kişilerin belirli kişilerin avantajına ya da dezavantajına olurken, çalışan kesimin durumunda değişiklik olmamasına rağmen gelir dağılımı grafikleri değişikliğe uğramaktadır. Aşağıdaki tablo 2. Dünya Savaşı’nda bugüne dek küreselleşme, uluslararası ticaret ve sanayileşme sürecinin yansıdığı ülkelerin kendi içlerindeki gelir endeksini ortaya koyuyor.

 

 

II. Dünya Savaşı Sonrası Gelir Düzeyi Adaletsizliği – Gini Endeksi[5]

 

 

 

Sosyo-Ekonomi: İhtiyaçlar Hiyerarşisi / Güç Hiyerarşisi

Önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi bugün zengin, refah sahibi, eğitim, sağlık ve kültür seviyeleri yüksek toplumlar, dönemlerini iyi değerlendirip sanayi, teknoloji, bilişim, inovasyon alanlarında başarıyı yakalamış ve bununla doğru orantılı olarak küresel siyasi güç elde etmişlerdir. Gelişmemiş ülkeler ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde belirttiği gibi temel ihtiyaçlarını bile rahatlıkla karşılayamayacak durumda oldukları için dünyanın en gerisinde kalmış, ne yazık ki orada bırakılmışlardır. Toplumlar henüz barınma gibi, güvenlik gibi, yeme içme gibi temel ihtiyaçlarını hayatlarında endişe etmeyecekleri bir seviyede karşılayabildikten sonra yetkinlik gerektiren alanlara yönelebilirler. Bugün adını bilmediğimiz ülkelerde insanlar bazı küresel güçlerin sömürgeciliklerine maruz kalıyorsa, yaşam mücadelesi veriyorsa, türlü türlü hastalıklar içinde sefalet çekiyorlarsa, onlara kalkınmanın yolu ‘inovasyondur, bilimdir, sanayidir, teknolojidir’ nasıl diyebiliriz?

 

Endonezya’da marka spor ayakkabıların el emeğiyle üretildiği fabrikalarda, ancak 3 yıllık ücretlerinin toplamı, kendi ürettikleri ayakkabıyı satınalmaya yetecek çocuk işçilerin çalıştığını hatırladığınızda pasta yerken, sadece pastayı yiyenlerin payının büyüdüğünü söyleyebiliriz.[6]

 

Neden dünyadaki bazı ülkeler zengin, servet sahibi, maddi ve kültürel ihtiyaçları karşılanmış iken diğerleri bu durumda değildir? Çünkü dünya bir ‘tahterevalli’dir.

bir de, aşağıda daha çok insan olmalı yukardakilerden.

yoksa durmaz tahterevalli.

tahterevalli.

evet, bütün düzen bir tahterevalli.

 

https://twitter.com/Exponomist

@Exponomist

 


[1] Credit Suisse Global Wealth Report, 2013

[2] World Review of Political Economy, Journal of the World Association for Political Economu, Volume 1, Number 2, (Pluto, 2010) sf. 198

[3] Credit Suisse, Global Wealth Report 2013

[4] Uğur Gürses, 14.10.2013 tarihli Köşe Yazısı, Radikal Gazetesi

[5] http://en.wikipedia.org/wiki/Gini_coefficient

[6] Silier, Yıldız, Özgürlük Yanılsaması, (Yordam, İstanbul, 2013), sf. 121-122

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • almanyanin kuresel servetteki payi
  • esra öztürk
  • esra öztürk gazeteci
  • esra ozturk yeni safak
Paylaş