İKİ HADİSE İKİ YAZI

Dünden Bugüne: Altın

Altın, çok çok uzun zamandır doğada mevcut bir element ya da madde. Aslında periyodik cetvele baktığımızda altın ile ilgili şöyle bir künye çıkar: Simgesi; Au. Latince adı ise Aurum. “Parlayan, ışıldayan (nesne)” anlamında. 1B gurubu geçiş elementi. Yani sertlikleri nedeniyle doğada yapı malzemesi olarak kullanılabilen bir elementtir. Bu, altının kısa künyesi.

Edebiyatta, şiirlere ve deyimlere; sinemada filmlere konu edildi. Kadınların ziynet eşyası, evlerin süsü haline geldi.  Ekonomik hayata malumunuzdur ki Lidyalılar ile girdi. O dönemde bazılan paralardan bir kısmının ekonomi tarihi ve genel atarih anlamında ilk altın para olduğu kabul edilir.

İktisat tarihiyle ilgilenenler bilirler. Bilinen para sistemlerinden önem arzeden iki tanesinde altının rolü vardır. Diğer sistemlerde de etkilidir ancak mal para sistemi ve altın para standardına ayrıca değinmek isterim.  Mal para sisteminde ve altın para standardında ülkeler ekonomik güçlerini Merkantilizmin de etkisiyle elindeki altın stoklarına ya da genel anlamda değerli maden stoklarına bağlarlar. Bizim, en güçlü devletleri kurduğumuz zamanlarda kullandığımız metal para sistemi altına dayanıyordu. Bu durumda yukarıdaki teorinin örneği.

Yaşadığımız yüzyılda ekonomik düşünceler değişse de altının rolü değişmedi. Hala kadınlar için ziynet eşyası, aşırı lüksü sevenler için süs ve yatırımları değerlendirmek için bir yatırım aracıdır. Ülkeler içinse hala ekonomik bir güç göstergesi.

Altın rezervlerinin büyük ksımını elinde tutmak bir ülke ekonomisi için elbette güzeldir ancak fiyat dalgalanmaları keskin olursa, risk taşır.

İnsanların büyük çoğunluğunun ekonomik kararlarını etkileyen piyasalar ve bu piyasadki emtialar için geçerlidir bu durum. Mesela, İngiltere’de John isimli birisinin yediği pirzoladan ve pirzola fiyatının dalgalanmasından çok çok küçük bir kesim zarar görür belki de görmez. Ancak altın piyasasına yatırım yapan İngiliz John için, fiyat dalgalanmaları önemlidir. Üstelik sadece John için de değil. Herkes için önemlidir. Leon Walras’ı saygıyla anmak istiyorum burada.

Ülkemizde son günlerde işte Leon Walras’ı bir kez daha haklı çıkaran bir gelişme yaşandı altın piyasasında. Bundan çok kısa bir zaman önce hem global hem yerel piyasada zirve yapan altın fiyatları tepetaklak olmaya başladı. Yatırım aracı olarak kullanılan ve ülkemizde düğünlerin bir numaralı demirbaşı çeyrek altın hariç kaldı. Çünkü bu işi bilenlerin söylediklerine göre yüksek işçilik maliyeti çeyrek altının fiyatını da yüksek tutuyordu. Darphane, işte bu yüksek fiyatlar biraz daha yükselmesin talep karşılansın diye altın piyasasına müdahale etti. Etmeseydi inanın ki altın kaynaklı küçük bir krizimiz olacaktı. Burada da Keynes’i saygıyla anmak istiyorum.

Gümrük Birliği ve Ülkemiz

Konuya girmeden önce gümrük birliğini hatırlmakta fayda vardır. Malum, bir şeyi en iyi tanıtan kendi tanımıdır. Gümrük Birliği; “üye ülkeler arasında ticaretin serbest bırakıldığı, gümrüklerin kalktığı, üye olmayan ülkeler içinse, birlik ülkelerinin ortak bir tarife uyguladıkları bir tür ekonomik entegrasyon” şeklinde tanımlanır.

Ülkemiz bildiğiniz gibi 1 Ocak 1996 tarihinde gümrük birliğine dahil olmuş bir ülkedir. Dönemin başbakanının ekonomik bir zafer olarak gördüğü bir olay gerçekleşmiştir o dönem için.

Ancak insan gerçekten hayret edilecek bir varlık. Şöyle ki aynı konuya algısı, zaman içinde değişebiliyor. Şöyle ki 1996 yılından günümüze arada geçen 17 yılda ekonomiyi idare edenler için bu zafer algısı değişmiş durumda. Bakan Zafer Çağlayan’ın geçenlerde gümrük birliğindeki uygulamalardan şikayet etmesi bunun bir işareti olsa gerek.

Bununla birlikte Zafer Çağlayan, birlik içinde (gümrük birliği yani) Türkiye aleyhine ekonomik uygulamalrdan şikayet etmiş olabilir. Kendince haklıdır ve ortada gerçekten Türkiye aleyhine sürekli bir ekonomik çifte standart varsa, bakanın bu sözleri destek toplayabilir.

Bu şikayetlerin bir diğer nedeni de acaba şu olabilir mi? Ekonomik güç olarak iki kutuplu bir Avrupa, Gümrük birliğini layıkıyla yerine getiremiyor da acaba bu yüzden mi bakan şikayette bulundu. Başbakanın son zamanlarda birkaç kez dile getirdiği AB alternatifi bir oluşuma üye olmak (Şangay Beşlisi gibi) ya da güçlenen TL ile bir TLZONE kurmak gibi fikirleri bana bu soruyu sorduruyor.

Sonuç

            Önümüzdeki zaman dilimi en azından 2013 sonu çok iyi karşılanmalı. Çok iyi okunmalı. Hem küçük yatırımcılar hem de devletler için bu oldukça önemli. Yukarıda yazılan dengesizlikler ya da haksızlıklar sürekli olmayacaktır. Ekonominin ve onun öznesi insanın ruhuna aykırı olur diye düşünüyorum.

Kaynakça

 Periyodik tablo bilgileri için; www.tubitak.gov.tr

“AB, Gümrük Birliği ve Türkiye, Prof. Dr. C. Dura – H. Atik, 2007 (Gen. 3. Baskı) Nobel Yayınları

Yazıyı Değerlendirin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir