Küresel Sermaye İle Ulusal Sermayenin Savaşı

0
2392

Türkiye 1960-1980 dönemi boyunca uygulamış olduğu ithal ikameci sanayileşme politikasını, 24 Ocak 1980 Kararları ile terk ederek, dış ticareti serbestleştirmiş, daha moda bir deyimle liberalleştirilmiştir. Belli sınırlar çerçevesinde döviz kuru piyasada oluşan arz ve talep tarafından belirlenmesi kararı alınmış ve ihracatın arttırılabilmesi için devalüasyon gerçekleştirilmiştir.

12 Eylül 1980 darbesi ile 24 Ocak 1980 Kararları birçok Latin Amerika ülkesinde olduğu gibi daha da uygulanabilir hale gelmiş ve 24 Ocak 1980 Kararlarının mimarı Turgut Özal darbe hükümetinin Başbakan Yardımcısı olmuştur.

1990 yılına kadar çeşitli kararlar ile dış ticaretimiz serbestleştirilmeye devam etmiştir. Ama en önemli dönem 1990-1996 dönemi olmakla beraber bu dönemde, Türkiye Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğine uyum sürecinde ticaretin serbestleşmesi adına oldukça önemli uygulamalara sahne olmuştur.

Türkiye 11 Ağustos 1989’ da yürürlüğe konulan 32 sayılı karar ile tüm döviz işlemlerini ve sermaye hareketlerini serbestleştirmiş yani liberalize etmiştir.

2001’de ise krizin ardından Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı ile serbestleştirilen piyasanın denetimini sağlayacak yapısal uyum politikaları uygulamaya konularak Serbestleşme süreci tamamlanmıştı.

2002 Kasım’ında iktidara gelen AKP hükümeti, bu yapısal uyum politikalarına sımsıkı sarılmakla birlikte, özelleştirmeler ve küresel sermayeyi ülkeye çekecek çeşitli kanun, karar, yönetmelik ve ekonomi politikaları ile ulusal sermayeyi küresel sermaye karşısında yalnız bırakmıştır.

1980’den itibaren başlayan bu politikalar bütünü yerli üreticiyi yalnız bırakmakta ve küresel sermayeye yem etmektedir.

Şimdi şu soruyu sorabilirsiniz: “iyi de bu yüksek büyüme rakamları, bu yüksek ihracat rakamları nedir?”

 Öncelikle şuna cevap verelim, yüksek ihracat rakamları varda ithalat rakamlarımız oldukça düşük mü? Yani yıllardır konuşulan  yüksek cari açık nereden geliyor? Şunu öncelikle belirtelim; Türkiye’de ihracat ithal malına endeksli. Dolayısı ile ihracat yapabilmeniz için ithalat yapmanız gerekiyor. Çünkü Türkiye üreten değil montajlayan bir ülke. Yerli üreticiyi destekleyecek politikalar maalesef uygulanmıyor.

Diğer taraftan büyüme birinci olarak, kısa vadeli sermaye yatırımlarına ve ithal girdiye dayalı ihracata bağlı. Bakıyorsunuz büyüme arttıkça cari açık artmakta, büyüme azaldıkça cari açık azalmaktadır.

Bakın TÜİK’in son açıkladığı büyüme ve cari açık rakamlarına. Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYİH) geçen yıla göre sabit fiyatlarla yüzde 2,9’luk artışla 28,8 milyar TL oldu. Yani büyüme hızı yavaşladı.

Diğer taraftan cari açık 2012’nin ilk 7 ayında 15,7 milyar dolar azaldı. Evet cari açığı azalması olumlu bir gelişme de, bu ekonomik büyüme hızının yavaşlaması ne olacak?

Her şey bir yana büyümenin bir diğer kaynağı olan kısa vadeli sermaye hareketlerine uzun vadede nasıl güvenebilirsiniz?

Peki ne yapmalıyız?

İngiltere geçenlerde Yeni Sanayi Stratejisi’ni açıkladı. Bu stratejiye göre devlet Serbest Piyasa üzerine bir nevi müdahale ederek (Keynesyen Politikalarla) sağlık, eğitim gibi alanlarda öncü yani yol gösterici olacak. Ancak en önemlisi yeni bir iş bankası kurularak, yerli üreticiye kredi imkanları sağlayacak ve küçük ve orta ölçekli işletmelere destek verilecektir.

Yani devlet küresel sermayeye karşı yerli üreticisini koruyacak ve ulusal sermayeye destek vererek üretimini arttırma yoluna gidecektir.

Peki bizim hükümetimiz ne yapıyor?

Elindeki devlet bankaları ile yerli üreticiye düşük faizli kredi vermeyi bir kenara bırakın bu bankaları nasıl olurda özelleştiririm derdine düşüyor.

Fındık fiyatlarının 3,8 TL olmasını seyrediyor (2008’de taban fiyat 4 TL idi).

Yerli üreticiye vergi indirimi, sübvansiyon teşvik doğru düzgün yapılamadığı gibi, 1999’da deprem vergisi diye gelen ÖTV hala yerli üreticiden alınmaya devam ediyor.

Bakıyorsunuz üretimin en önemli girdisi olan Petrol fiyatlarında Türkiye dünyada başı çekiyor.

Sonuçta yerli üreticiyi destekleyecek veya öncü olacak bir sanayi stratejisi bile geliştirilemediği gibi yerli üretimin önüne set çekiliyor.

Dolayısı ile küresel sermaye karşısında ulusal sermaye hep kaybeden taraf oluyor.

O halde ne yapmalıyız da ulusal sermaye, küresel sermaye ile başa çıkabilsin? O da bir sonraki yazının konusu…

Arş. Gör. Mehmet SONGUR

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • küresel sermaye nedir
  • kuresel sermaye
  • ulusal sermaye
  • ulusal sermaye küresel
  • ulusal sermaye ve küresel sermaye savaşı
Paylaş