Makro Ekonomik Göstergelere Genel Bakış

Türkiye ekonomisi nereden nereye geldi? Hangi göstergelerimizde bir iyileşme ya da hangi göstergelerimizde olumsuz durum mu söz konusu? Temel ekonomik göstergelerimiz nedir? Yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyen göstergeler hangileri? Bu soruları yanıtlamaya çalışacağım.

ENFLASYON

Enflasyon fiyatlar genel seviyesindeki sürekli artışı ifade eder. Bu oranın çok yüksek olması ya da çok düşük olması ekonominin gidişatına kötü etki yapabilir. Çok düşük olması, tüketicinin tüketim miktarını düşürüyor. Tüketici fiyatların daha da düşecek beklentisiyle tüketimini kısmaktadır, bu da talep yetersizliği durgunluk ve işsizlik gibi problemlerin doğmasına sebep olur. Yüksek olması ise karar sürecini, yatırımları, dış ekonomik ilişkileri, toplumu olumsuz etkiler. Özellikle de toplum üzerinde etkisi büyüktür. İnsan ilişkileri para üzerine kurulur, yoksullaşmaya doğru giden halk yığınları, kitlesel işsizlik gibi birçok sorunla karşı karşıya kalabiliriz. Yani enflasyonun düşük olması veya yüksek olması büyük problemleri doğurabilir. Türkiye’ de enflasyon oranında iniş çıkışlar söz konusu(2004-2013). %6.16 oranıyla 2012 yılında en düşük seviyeyi gördü. %10.45 oranıyla 2011 yılında en yüksek seviyesini gördü. Ülkemizde hedeflenen korunmak istenen enflasyon oranı ise  % 5’tir.

FAİZ ORANI

Faiz paranın bir dönemdeki, getirdiği paya denir. Paranın kirası olarak da tanımlanabilir. Merkez Bankası faizi Para Politikasının etkili aracı olarak kullanıyor. Faiz oranı, yurt içindeki yatırımcılar için büyük öneme sahiptir. Çünkü faiz oranlarının düşük olması yatırımcıyı cezbeder. Yatırımlarında kullanacakları kredilerin maliyeti azalacağından yatırımlar artar. Faiz, işsizlik oranının azalmasında, enflasyonun düşmesinde, tasarruf ve yatırımların artmasında hayati öneme sahiptir. Faiz oranlarının yüksek olması yurt dışındaki sermaye açısından çok önemlidir. Dışarıdan ülkemize yapılacak olan yatırımların artması demektir. Tabiri caizse piyasada yüksek faiz oranlarının varlığı durumunda yabancı yatırımcı ülkemizde parasına para katar. Yüksek faiz yurt dışındaki yatırımcıyı düşük faiz yurt içindeki yatırımcıyı cezbeder. Bu oranın dengelenmesi gerekli. Türkiye Şubat 2002 tarihinde %62 oranında faiz oranına şahit oldu. Mayıs 2013 tarihinde ise %6.5 oranını gördü. Anlattığım mekanizma aracılığıyla üreticinin 2000’li yıllarda nasıl bir çıkmaza girdiğini rahatlıkla görebilirsiniz, reel sektör tam anlamıyla çökme aşamasına geldi. O dönemdeki krizle birlikte borçlar daha da arttı ve yurt dışındaki alacaklılar vadesi gelmemiş kredileri çekmeye başladı. Görüldüğü üzere faiz oranlarının aşırı yükselmesi ülke ekonomisini uçuruma sürükledi.

 

DIŞ BORÇ ORANLARI

Kredi derecelendirme kuruluşları için de büyük öneme sahip olan veri dış borçtur. Dış borç olgusunun hayati öneme sahip olduğunu gösteren açık örnektir, Osmanlı Devleti’ nin yıkılışı. 1854 yılında Kırım Savaşıyla beraber artan maliyetler sonucu Osman Devleti ilk dış borcunu aldı ve O. Devleti yıkılana kadar borç alınmaya devam etti. Borçlanma sonucu, borç veren ülkelerin Osman Devleti üzerinde baskısı arttı iç işlerine bile karışır hale geldiler. Düyunu Umumiye adlı bir kurum oluşturan 7 tane ülke âdete Osmanlıyı köşeye sıkıştırdı ve mali esarete mahkûm etti. Görüldüğü üzere dış borçlanma hayati öneme sahiptir. Söylemek istemezdim ama bu bir gerçek, başımıza IMF belasını getirdiler. Bu bela 1961 de ilk Stand-By antlaşmasıyla başladı ve 2013 tarihinde sona erdi. Bela diyorum çünkü ülke ne zaman bir darboğaza girse yüksek faizli krediler ve yaptırımı zor politikalarla bizi baş başa bıraktılar. Sıkılaştırıcı politikalar önererek sıkışan darboğaza giren ekonomiyi canlandırmak yerine, bizi daha da uçuruma sürüklediler. Gelelim istatistiki verilere, Türkiye Cumhuriyeti’ nin 2002 yılındaki kamu kesimi dış borç oranı 56.8 milyar dolar ve 2013 yılında 117.7 milyar dolardır. Gidişat o kadar da kötü değil, Türkiye nüfusu 2000’li yıllarda 67 milyon iken şuan yaklaşık olarak 77 milyondur. Nüfus oranıyla birlikte artan talep, üretim ve üretimde kullanılan ara mal miktarı da artacağı için borç oranı normaldir. Hele ki IMF’ye borcun sıfırlandığı bir ortamda dış borç rakamımızı gayet normal buluyorum. İşin ayrı boyutu Kamu borç stokunun artması kamu harcamalarının arttığı anlamına gelir. Kamu harcamalarının artışı bir bakıma yatırım ve istihdam demektir. Yani bu politika bilinçli olarak uygulanıyor.

İŞSİZLİK

İşsizlik bir ülkedeki yerleşik kişilerin normal ücret düzeyinde iş aradığı halde iş bulamaması anlamına gelir. İşsizlik, ülkede toplumsal huzur, saygınlık, aile yapısı gibi unsurlarda bir kötüleşme meydana getirir. Bu sıraladıklarım işsizliğin toplumsal boyutuydu. Devlet açısından ağır kayıplara sebep olur, ekonomi mevcut kaynakları tam kullanamaz, kayıt dışı istihdam, kayıt dışı istihdam sonucu vergi gelirlerinde bir azalış, emekteki kayıptan dolayı üretimde azalma, ekonomik güvensizlik, girişimlerin başarısızlığı vs. gibi nedenler de işsizliğin ekonomik boyutunu gösterir. İşsizlik 2005 yılında % 9.5 iken 2013 yılında % 9 oranında seyir izlemektedir. Görüldüğü üzere 8 yıl geçmesine rağmen oranda kayda değer bir değişim olmamış. İstihdam oranında sürekli bir artış olmaması işsizlik rakamlarının iyileşmemesine sebep oluyor. Genç işsizlerin sayısının artmasıyla birlikte her geçen yıl işsizler ordusu büyüyor. Halk arasında ne iş olursa olsun çalışayım yeter, maaşın hiç önemi yok iş olsun yeter gibi cümleleri sık sık duyarsınız. E iş böyle olunca, kişilerin mesleki becerileni kullanma yetisi de günden güne azalıyor. Kişi kendini geliştirmediği alanda çalışmak zorunda kalıyor, bırakılıyor. Problemin çözümü için devletin yatırım alanında gerekli teşvik programlarını uygulaması gerekir. Yatırımların alt yapısını sağlam hazırlamak şart. İşçi işveren üzerinden alınan vergi ve primlerin oranlarının düşürülmesi sonucunda kayıt dışı istihdam oranı azaltılabilir.

TCMB REZERV ORANI

Bir ülke Merkez Bankası neden rezerve ihtiyaç duyar? Cevabı oldukça basit, karşı karşıya kalacağı krizler. Ekonomik çıkmazlardan kurtulmak ve gerektiğinde piyasayı hareketlendirmek için, rezerv biriktirir. Yani bunları bir takım ihtiyati önlem olarak adlandırabiliriz. Ülke ihracatını yeterli oranda yapamaz ve ithalatı karşılama oranı düşmesi durumunda, hane halkı ithalat için yeterli dövize sahip değilse Merkez Bankası rezervleri ithalatçıya destek finanse edilir. Vadesi gelmiş bir dış borç için Hazine MB rezervlerini kullanabilir. Yerli parayı zayıflatarak ihracat geliri elde etmek için MB rezervleri araç olarak kullanabilir. Ancak bu yöntem her ne kadar ihracatçı açısından sevimli bir durum gibi görünse de, ithalatçı açısından riskli bir durum. Yerli para değeri düşürülerek kur yükseltilir ve ithalat giderlerinde artış olur bu da ithalat kalemindeki açıkların artmasına sebep olur. İthalat oranındaki artış Dış Denge açıklarının git gide artmasına sebebiyet verir. Kısacası MB rezervlerini doğru kullanarak ekonomik dengeyi sağlamalı. Ne zaman hangi politikayı uygulayacağına doğru şekilde karar vermeli. Merkez Bankası, 2000 yılında yaklaşık olarak 22 milyon dolar ve 2013 yılında yaklaşık olarak 120 milyon dolar rezerve sahiptir…

 

HARUN LEBE

https://www.facebook.com/profile.php?id=100004954864919

harunlebe@hotmail.com

 

 

KAYNAKÇA

kobitek.com/enflasyonun_sonuclari

dunyabulteni.net/haberler/223872/osmanli-devleti-ilk-kez-dis-borc-aldi

ekodialog.com/osmanli_ekonomisi/osmanli_devletinde_dis_borclar.html

zaman.com.tr/murat-yulek/merkez-bankalari-neden-rezerv-biriktirir_1029322.html

Alptekin GÜNEY – İ ŞSİZLİK NEDENLERİ SONUÇLARI VE MÜCADELE YÖNTEMLERİ

ekodialog.com/Konular/faiz_ces.html

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • makro ekonomik göstergeler nelerdir
  • makro iktisada genel bakis
  • makro ekonomik göstergeler
  • 2004 2014 türkiye ekonomisine genel bakış
  • makroekonomik göstergeler nelerdir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir