‘Para, Para, Para…’

0
2550

Hepimizin bildiği gibi küreselleşen dünyada ülkelerin zenginlik, servet, refah elde etmesi ile sosyal ve kültürel ihtiyaçlarının karşılanması, icadı çok eski yıllara dayanan ‘para’ faktörüne bağlı. Bu unsurlara sahip olan ülkeler, bugün ‘gelişmiş ülkeler’ olarak nitelendirilir. ‘Gelişmekte olan ülkeler’ yeni yeni para kazanmaya başlıyorken, ‘gelişmemiş ülkeler’ para kazanamayan fakir ülkeler olarak adlandırılıyor. Bu noktadan yola çıkarak gelişmişlik ve refah, devletlerin var olan ‘servet ve gelirlerine’[1], yani ‘para’[2] ölçütüne dayanıyor.

 

Para, ülkeler için ekonomik ve siyasi özgürlüğün ta kendisi, ülkelerin refah sahibi olmalarının yegane olmasa da birincil kaynağı. Bu çıkarımı, bugün en özgür ülkeler ve en bağımlı ülkeler arasındaki kişi başına düşen milli gelir, büyüme oranları ile yaşam kalitesi sıralaması arasındaki uçuruma bakarak yapmak mümkün. Burada dikkatleri, ülkelerin gelir düzeylerine göre yapılan sınıflandırmada kullanılan kavramlardan ‘gelişmiş’ ile ‘en özgür’, ‘gelişmekte olan’ ile ‘kısmi özgür’ ve ‘gelişmemiş’ ile ‘en az özgür’ kavramlarının literatüre eşdeğer anlamda girmiş olması çekmelidir. Gelişmişlik ve özgürlük, bir ulusun refah sahibi olmasını sağlar ve bunların varlığı, ulusların ihtiyaçlar piramidinde zirveye yakın sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya başlaması noktasına geldiğini gösterir.

 

Bu yazımda ‘para’nın zengin ülkelerce nasıl elde edildiğini, parasal varlığın akabinde servet ve refah elde etmiş, eğitim, sağlık, kültür ve diğer sosyal konularda tatmine ulaşmış gelişmiş ülkelerin nasıl bu ekonomik seviyeye ulaşabildiğini, gelişmemiş ülkelerin ise bu unsurlara sahip olamama sebeplerini, gelişmiş ülkelerin başını çeken İngiltere ve Avrupa’nın sanayileşme dönemi öncesi ve sonrasındaki durumu, Avrupa dışındaki dünya ülkelerinin durumunu, ‘İngiliz hegemonyası’, ABD’nin yükselişi, ‘küresel güç dengeleri’ ve halen dünya milletinin en büyük sorunu olan ‘gelir dağılımı adaletsizliği’ çerçevesinde ele alacağım. Ülkelerin zengin ve fakir olmaları konusunda son yüzyılda askeri ve siyasi gücün değil ekonomik gücün etkili olduğunu, ekonomik gücün diğer tüm özgürlükleri beraberinde getirdiğini ve toplumsal refah ile üst katman ihtiyaçların giderilmesinin ekonomik gücü olan ülkelerde mümkün olduğunu ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ ve ‘Güç Hiyerarşisi’ne değinerek anlatacağım.

 

Zenginliğin ve refahın altında yatan en büyük faktör sermaye birikimidir. Bu Marx’tan Hayek’e neredeyse bütün iktisatçıların kabul ettiği bir gerçektir. Dünyanın en zengin ve iktisadî bakımdan en güçlü ülkeleri sermaye birikiminin en fazla olduğu yerlerdir. Ve, ne mutlu insanlığa ki, sermaye dünyanın her yerinde potansiyel olarak vardır. Ancak, Batılı kapitalist ülkeler sermayelerini iktisadî süreçlere tam olarak entegre etmeyi başarırken, dünyanın geri kalan yerleri bunu becerememekte ve bu yüzden fakir kalmaktadır.[3]

 

İtiraf etmek utanç verici de olsa, gelişmiş ülkelerin sermaye birikimi, zenginlik ve refahının kaynağı, kapitalist politika uygulayıcılarının geçmişteki sermaye yönetimi başarısı ve dünyanın her yerinde kurdukları şirketlerde[4] acımasızca canlı makineler[5] çalıştırmaları. Fakir ülkelerin gerçekten sermaye yönetimi hatası sebebiyle mi fakir kaldıkları yoksa doğal kaynaklar, nüfus ve harici etkenlerin onları fakirliğe mi mahkum bıraktığı sorusunun üzerinde tartışılması gerekiyor.

 

Küba Devrimci lideri Fidel Castro, 2005 yılında BM’de yaptığı konuşmasında “Bazı ülkelerin denize kıyısı vardır, bazılarının yoktur. Bazılarının enerji kaynakları vardır, bazılarının yoktur. Bazılarının gıda üretimi için bereketli toprakları vardır, bazılarının yoktur. Bazılarında hava kirliliğinden dolayı nefes bile alınmasını engelleyecek derecede makine ve fabrika varken, bazılarında ancak günlük ekmek parasının kazanılabildiği cılız kollar vardır”[6] diyerek bu konuya vurgu yapmış ve ülkelerin geri kalmışlıklarında, fakirliklerinde uygulanan ekonomi politikaları dışında devletlerin seçme hakkının bulunmadığı özelliklerinden etkili olduğunu savunmuştur. Burada, sosyalist bir lider olarak Castro’nun, sosyalist ülkelerin yanlış politikalarını, devlet ve ulus arasındaki gelir düzeyi farkını ve uluslarının yaşadığı sefalete sebep olan politikaları legalize etmeye çalıştığının akıllara gelmesi kaçınılmazdır.

Sonuç olarak refah dediğimiz kavram aslında kapitalizmden geçiyor. Ancak kapitalizmin varolabilmesi için de sömürülebilcek diğer bir taraf gerekiyor. İşte tahterevalli düzeni budur. Fakir ülkelerin ağırlıkları, tahterevallinin diğer tarafında gelişmiş ülkeleri zirveye taşır.

 

Yazı dizimize ‘Gelişmiş Ülkeler Nasıl Başardı?’ konusuyla devam edeceğiz.

 

https://twitter.com/Exponomist

@Exponomist

 

 


[1] ‘Servet ve Gelir’ kavramlarını birikimin ediniliş yönüyle ayırt etmek gerekir. Gelir, teknik olarak sermaye, üretim ve hizmetlerin toplamı olarak nitelendirilebirken servet, bu yollarla edinilmiş olmak zorunda değildir. ‘Servet ve Gelir’ kavramları arasındaki nüansı, gelişmiş ülkelerin sömürgecilik faaliyetlerine bağlıyorum. Zira, asırlar once tüm ülkeler birbirine yakın varlık sahibi iken, son bir asırdır günbegün artan dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliği, bir kesiminin hakedişinin diğer kesimce ideolojik ve politik yöntemlerle gasp edilmesiyle ortaya çıkmıştır.

[2] Para ve para değerine sahip her türlü menkul ve gayri menkul kıymetlerin değeri kastedilmiştir.

[3] De Soto, Harnenda, Sermayenin Sırrı Kapitalizm Batıda Zaferler Kazanırken Diğer Yerlerde Neden Başarısız?, (Liman Kitaplar, 2009)İstanbul, 2. Baskı, Kapak Yazısı

[4] Konolializme ithafen

[5] Köleler

[6] http://devrimcihareket.net/eski/index.php/devrimcihareket/29-sayekim-2000/45-ve-emperyalizm-sanandalyesinde.html

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • paralar paralar
  • PARO
  • her yerden para gelmesi iin
  • para
Paylaş