Şeref Oğuz ile Ekonomi-Kritik 1.Bölüm

0
3583

ŞEREF OĞUZ İLE EKONOMİ-KRİTİK I. BÖLÜM

YENİ ORTA VADELİ PROGRAM ÜZERİNE..

yeni-dolarYeni Orta Vadeli Program’ın açıklanmasından sonra eleştiri okları, 10. Kalkınma Planı ile yeni OVP’nin uyumsuz olduğu iddiası ve ekonomik büyümenin aşağı yönlü revize edilmesi noktasına atıldı. Buna karşılık hem Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz hem de Başbakan Yardımcısı Ali Babacan rakamların yapılan sağlam çalışmalar sonucunda oluşturulduğuna vurgu yaptı.

 

Güncel ekonomik pozisyonumuzda neler olup bittiğini daha iyi kavrayabilmek için Sabah Gazetesi yazarı, ekonomist Şeref Oğuz ile rakamların, yüzdelerin ve virgüllerin içinde boğulmadan Türkiye’nin mevcut gelişme ve sorunlarına dair keyifli bir ekonomi-kritik yaptık.

 

10. Kalkınma Planı istikrarlı büyümeye odaklanırken Yeni OVP de öncelikler cari açığın düşürülmesi yönünde ve küresel ekonomideki durum da göz önünde bulundurularak büyüme oranları aşağı yönlü olarak revize edildi.

 

Yeni Orta Vadeli Program’ın sorunu, küresel kriz ortamının psikoloji ile revize edilmiş olması. Mevcut küresel bir kriz olmasaydı, program bu şekilde oluşturulmazdı. Yeni OVP’nin hükümetçe açıklanan önceliği cari açığı azaltmak ve enflasyonu düşürmek oldu. Genel öncelik bu olduğuna göre 2023 hedefleri bekleyebilir denilmek istendi. Küresel krizde pozitif ayrıcalık, Türkiye’nin mevcut avantajını elinden kaybetmemesi. Ekonomik kriz varken hedef, öncelik olamaz.

 

Küresel kriz sonrasında sadece G20 ülkelerinde 25 milyon insan ilave işsiz kalırken Türkiye’de 2,5 milyon istihdam yaratabildik. Küresel krizde Avrupa başta olmak üzere bazı Güney Avrupa ülkelerinde de ülke iflasları söz konusu olurken Türkiye pozitif ayrışmış ve %8,8 büyümeyi bile görebilmiştir. Bu Türkiye için bir avantajdır. Bu avantajı kaybetmemek küresel krizin etkilediği dünyada diğer ülkelerin de içinde bulunduğu durgunluk çapasına kapılmamak için mevcut koşu ritmini düşürme kararı alındı. Ancak burada bir sorun mevcut. Bu ritm düşürme kararına benzer bir tedbir 2012’de de uygulandı. O dönemde %8,8 büyürken dünya krizi yeni bir boyut kazanabilirdi. Bu sebeple hükumet tedbirli hareket etmekten yana oldu. Hükumetin tabiriyle 5. viteste giden bir otomobili 4. vitese indirme niyeti gösterildi. Ekonomik büyüme hedeflerinde bir gaz / fren tartışması oluştu. Kabinenin Zafer Çağlayan gibi bazı üyeleri hızın artırılması taraftarı olurken Ali Babacan gibi bakanlar frenden yana oldu. 4. vitese düşelim derken 1. vitese düştük. %8,8 olan büyüme %2,2’ye düştü. Tabiri caizse, vites düşürelim derken neredeyse tam gaz giden otomobili durduyorduk. Bu düşüş karşısında yeniden ekonomik büyüme hedefleri artırılmak istendi. Kullanılan finansal yöntemler yüzünden kredi hacmi ve harcamalar şişmeye başladı. İnsanlar yeniden borçla yaşamaya başladılar. OVP tam da bu psikolojinin ortasında yapıldı.  Ekonomik büyüme rakamı 2013 için %3,6 olarak revize edildi, sonraki dönemlerde ise %4 ve üzerine çıkılması hedefleniyor. Bu kriz ortamında IMF bile OVP’den daha cesur çıktı ve Türkiye’nin 2013 yılı büyümesi için %3,8 beklenti bildirdi.

 

Programdaki temel sorun ihtiyatın haddinden fazla artırılması. İnsan hayatında olduğu gibi sakınılan göze çöp batar, tedbirler gerektiğinden fazla arttırıldığı zaman tedbir olmaktan çıkar. Bu aşırı tedbir tutumu ülkenin içine kapanmasına sebep olur ve ekonomik büyüme ivmesini düşürür. Bu sebeple yeni OVP’de tedbirler abartılmış görünüyor. Türkiye’nin daha cesur bir OVP’ye ihtiyacı var. Şuanda 820 milyar dolar olan GSYH’ın, 2023’te için 2 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Önümüzdeki on yıllık süreçte yaklaşık %150 bir artış olması gerekiyor. Ortalama basit bir bileşik faiz hesabı ile Türkiye’nin her yıl ortalama %9,6 büyümesi gerektiğini ortaya çıkarır. Mevcut büyüme oranı ise %3,6 dolaylarında. Arada bir uçurum var. Bu durum karşısında Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bu programın 3 yıllık bir süreci kapsadığını ve sonraki dönemleri kapsamadığını bildirerek ihracat artışı üzerinden daimi bir atılım yapılmasının mümkün olabileceğini ifade etti.

 

Bu noktada endüstriye bakılması gerekiyor. 2023 yılı için hedeflenen 500 milyar dolar ihracat rakamına ulaşılması mevcut ürün şekli, katma değer düzeyi, AR-GE’siz sanayi ve dışa bağımlılık unsurları göz önünde bulundurulduğunda 1-1,5 trilyon dolarlık ithalat gerektiriyor. Hal böyleyken, Türkiye’nin kazanması yerine, içerideki emeği ve değeri ucuz fiyata yurtdışına ihraç etmesi anlamına geliyor. Tabiri caizse ihracatın hamalı olmak, bu yükü taşımak ülkeye kazandırmaz ve cari açığa kalıcı çözüm değildir. İstihdam, gelişmişlik düzeyi ve saire unsurlara etkisi giderek azalır.

 

Sn. Şeref Oğuz’a sohbetimiz boyunca göstermiş olduğu nezaket ve engin bilgilerini paylaşmasından ötürü teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

https://twitter.com/serefoguz

https://twitter.com/Exponomist

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • EKONOMİST ŞENAY ŞEREF
  • ekonomist şeref
  • seref oguz
Paylaş