Şeref Oğuz ile Ekonomi-Kritik 3.Bölüm – İhracatta Katma Değer

0
2818

İHRACATIN SORUNU: NİTELİKSİZ NİCELİK

Yeni Orta Vadeli Program Maliye Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı’nın ortak çalışması ile oluşturuldu. Programın, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu yapısal sorunlar göz önünde bulundurularak oluşturulduğunun altı çizildi. Bu yapısal sorunların başında düşük tasarruf, enerjide dışa bağımlılık ve katma değeri düşük ihracat  geliyor.

Sabah Gazetesi Ekonomi yazarı Sn. Şeref Oğuz ile son dönemde ihracatta rakamsal boyutta artış olması ve çıtanın yükseltilmesine karşın aşamadığımız asıl sorun “niteliksiz nicelikli” ihracat konusunu konuştuk.

Türkiye’nin orta vadede elde etmek istediği büyüme oranını yakalayabilmesi için ihracatı kayda değer oranda artırması gerekiyor. Ekonomik büyümenin temelinde tasarruflardan sonra ihracata dayandırılmak istendiğinin sürekli altı çiziliyor. Nitekim 2023 Türkiye İhracat Stratejisi’ne göre 500 milyar dolar ihracat hedefleniyor. Bu hedef tabi ki kulağa hoş geliyor ancak önümüzde iyi analiz edilmesi gereken bir endüstri var. Türkiye’nin mevcut sanayi, teknoloji ve bilimsel gelişmelerinin ihracata ne denli yansıdığı konusunda neler söyleyebilirsiniz?

500 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirebilmek için 1- 1 buçuk trilyon dolarlık ithalat yapacağız

İhracatı artırarak ekonomik büyümede bir yapılması tabi ki mümkün. Ancak mevcut ürün deseni, katma değer düzeni, gelişmemiş AR-GE ve dışa bağımlılık yapısıyla 500 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirebilmek için 1- 1 buçuk trilyon dolarlık ithalat yapıyor olmak gerekir. Hal böyleyken, Türkiye’nin kazanması yerine içerideki değeri çok ucuz fiyata yurt dışına transfer etmesi anlamına geliyor. Bu durum tabiri caizse ‘ihracatın hamalı’ olmak anlamına geliyor. Bu şartlarda ihracatı artırmak kalıcı bir çözüm değildir, cari açığı azaltmaz. İstihdamı genişletici etkisi giderek azalır.

İhracat

İthal ham maddeyi ya da yarı mamulü işlemede ne kadar katma değer eklendiği önemlidir

Bu noktada önemli olan yapılan ihracatın katma değeridir. En basit şekilde şöyle örneklenebilir: Demir cürufu ithal edip, elektrikle işleyip, ki bu da enerjide dışa bağımlı olduğumuz için cari açık demektir, ihracat yapılması sıfır katma değerlidir ve son derece anlamsızdır. Cürufu elektrik gibi bir katma değerle birleştirip demir olarak satarsak kilo fiyatı 1 dolar, savunma sanayi ürününe çevirirsek kilosu 34 dolar, bir silaha çevirirsek 245 dolar, uyduya çevirirsek 1 milyon dolara satarız. İthal ham maddeyi ya da yarı mamulü işlemede ne kadar katma değer eklendiği önemlidir. Fakat bu katma değer bizde çok sınırlı.

Türkiye toplam ürettiği ürünleri ortalaması 1,5 dolardan ihraç ediyor. Rekabet halinde olduğumuz diğer devletler kilosu 3,5 dolardan ihracat yaparken Kore 4,5 dolardan ihracat yapıyor. Türkiye ile diğer ülkelerin arasındaki fark üniversitedir, AR-GE’dir, yaratıcılıktır, tasarımdır, patenttir, inovasyondur; bunlar katma değerlerdir. Bunlar Türkiye’de yeni yeni gelişmeye başladı ve daha çok zamana ihtiyacımız var.

Özal’dan sonra üretimde katma değer dönemi başladı

1980 öncesinde Türkiye, Çukurova pamuğunu kilosu 1 dolardan ihraç ederdi çünkü üzerine değer koyacak ne bir sermayesi ne de teknik bilgisi vardı. Merhum Özal’dan sonra iplik fabrikalarına geçtik ve pamuğun kilosu 1 dolar yerine 2,5 dolara ihraç etmeye

başladık. Sonra pamuğu kumaşa çevirme teknolojisini öğrendik ve kilosu 4 dolara satmaya başladık. Konfeksiyon atölyelerini kurmaya başladığımızda ise aynı pamuğun kilosunu 14 dolardan ihraç etmeye başladık.  Ama markalaşma noktasında gelişmiş olsaydık bir t-shirtün üstüne bir logo ekleyip kilosu 85 dolardan ihraç edebilirdik. Sonuç olarak bu katma değerler üretime yansıtılmadığı sürece ihracat üzerinden kazanılmaz.

Mevcut şartlarda ihracattan kazanmak için döviz kuruna muhtaç kalıyoruz. Rekabetçi kura sahip olmak için paranın değerini düşürmek gerekiyor. Paranın değeri düşürüldüğü zaman yurtiçindeki kazançlar da düşmüş oluyor. Zaten şuanda ihraç edilen her 100 birimlik malın 65’ini ithal etmek durumundayız. Geriye kalanını içeride üretiyoruz. Bu dilimle hem kazanmak, hem yeni yatırım yapmak, hem AR-GE’ye yatırmak, hem de tasarım ve yeni ürün geliştirmek zorundayız. Türkiye’nin toplam milli gelir üzerinden AR-GE’ye yatırım yaptığı oran %0,85. Geçmişe göre iyi bir oran. Fakat maalesef yatırımlar AR-GE’nin yalnızca araştırma kısmında kalıyor. Geliştirme konusunda çok sınırlıyız.

Türkiye’nin cari açığı yok akıl açığı var

İşte tüm bunlar ‘orta gelir’ tuzağıdır. Dolayısıyla cari açığa, ekonomik büyümeye, dış ticaret açığına başka türlü bakmak gerekiyor. Bu yüzden ben buna ‘akıl açığı’ diyorum. Türkiye’nin cari açığı yok akıl açığı var.

Bir sonraki bölümde ‘Kentsel Dönüşümün Ekonomik Büyümeye Etkisi’ konusunu paylaşacağız.

Sn. Şeref Oğuz’a sohbetimiz boyunca göstermiş olduğu nezaket ve engin bilgilerini paylaşmasından ötürü teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Birinci ve İkinci Bölümü Okumak İsteyenler ==>

https://neoekonomi.com/seref-oguz-ile-ekonomi-kritik1/

https://neoekonomi.com/seref-oguz-ile-ekonomi-kritik2/

 

https://twitter.com/serefoguz

https://twitter.com/Exponomist

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • kilo başına ihracat şeref oğuz
Paylaş