Sosyalizm’den Liberalizme Yolculuk

Son günlerde okuduğum bir kitap var. Andrey Heywood tarafından yazılmış “Siyasi İdeolojiler” kitabı geçmişten günümüze bütün siyasi fikirlerin tarihçesini, nereden çıktığını, yapıtaşlarını, neler vaad ettiğini ve hangi sonuçları verdiğini gayet güzel bir şekilde anlatmış. Bende bu okumanın üzerine kitabın bana düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak istedim.  Tabii ki siyasi ideoloji denince ilk akla gelen kavramlar; sosyalizm, komünizm, liberalizm ve liberalizmi ilke edinmiş ekonomik yapı kapitalizm…Ben özellikle Sosyalizm ile Liberalizm arasındaki mücadeleye değinmek istiyorum

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile birkaç ülke istisna dünyanın her yanında liberalizm ve kapitalizm hakim olmuş. Gerek toplumsal gerek ekonomik çevrede gün geçtikçe etkisi artmaya da devam ediyor. Liberalizm deyince bireyci,akılcı, adaletten yana, hoşgörünün hakim olduğu ve farklılıkların desteklendiği bir siyasi görüş akla gelir. Karl Marx ömrünü sömürüye ve adaletsizliğe karşı harcamışken onun öğretisini örnek alan Bolşevikler bu anlayışla iktidara gelip tam zıttı uygulamalar ile Karl Marx’ın onca yıllık emeğini heba etmiştir bence. Bugün sol görüşlü akademisyenler, düşünürlerin anlattığı hak, adalet, adil gelir dağılımı,sınıfsız toplum hayalleri acaba ne kadar gerçekleşebildi öğrenilmesi gereken bir durum.

Marx’a göre iktidar işçi ve köylü sınıfın elinde olmalı ve üretim araçlarının mülkiyeti kolektif olmalıdır. Lenin uzun uğraşlar sonunda bunu gerçekleştirmeye yaklaştı. Evet yaklaştı diyorum çünkü; 1917 yılında Çarlık Rusya’yı 150 kişilik bir grup ile indirip kendi ideolojisini kuran Lenin’in Rusya’sında çoğu şey Marx’ın anlattığı gibi tezahür etmedi. Bolşevik=Çoğunluk demektir. 1917 yılında yapılan devrim ile Bolşevikler iktidara geldi ve kendilerini eleştirenleri, küçük bir azınlığı dar ağaçlarında sallandırdı. Yaklaşık 70 küsur yıl ülke tek bir parti tek bir düşünce tarzı tarafından yönetildi. Halkın refahını ve mutluluğunu temin etmesi gereken sistem bizatihi fakirliğin ve mutsuzluğun kaynağı oldu. Yaratıcı zekayı ve özgür bireyi hapsetti. Kaynaklar insanlar için olması gerekirken, insanlar kaynaklar için çalışır duruma geldi. Düşünün ki uzaya astronot gönderen Sovyetler uz
aya giden astoronotların dönüş masrafı merkezi yönetim tarafından onaylanmadığı için  bir süre astronotlarını uzayda bekletti ve ABD’nin yardımı ile dünyaya geri getirebildiler. İktidarı eleştiren düşünür ve yazarlar sınırdışı edildi, kimileri zindanlarda çürüdü, kimileri faili meçhul cinayete kurban gitti. Devrim ile gelen iktidar olası bir devrime karşı direndi. Kendi damarlarını tıkadı. Ben sosyalizm karşıtı değilim hatta sahip olduğu değerleri benimseyen bir insan olarak belki de dünyada refahın ve huzurun sağlanabileceği bir sistemin bu kadar yanlış bir şekilde tezahür etmesine kızgınım. Biz hep sistemi eleştirdik halbuki eleştirmemiz gereken bizleri yönetenler olmalı…

Sovyet Rusya’nın dağılması demek Sosyalizmin gücünü kaybedip yerini Liberal düşünce akımına bırakması demekti. Peki 70 yıllık başarısız bir Sosyalizm deneyiminden sonra Liberalizm insanlara ne sundu. Kanayan yaralar kapandı mı, refah ve mutluluk adil bir şekilde dağıtıldı mı diye sorarsanız heralde son 20 yılda yaşananları göz önünde bulundurursak cevap apaçık ortada. Kamu mülkiyetini savunan Sosyalizm üretim artışında düzenli bir artış sağlayamamış, farklı verimlilikteki işçilerin performansları adil bir şekilde değerlendirilmemiştir. Peki liberal bir ekonomide bu sağlanmış mıdır? Üretimi artırıp maliyetleri düşürmek adına ucuz işgücünün olduğu yerlerde üretim tercih ediliyor. Çalışanların ücreti geçimlik düzeyde tutulmaya devam ediyor. Son 20 yılda hız kazanan özelleştirme kavramı bence bir sömürü aracı olarak kullanılıyor. Aslında özelleştirme ile amaçlanan devlet bütçesindek
i hantallığı azaltmak, verimliliği arttırmaktır. Normal de kurumların çalışanlara satılması özelleştirmenin asıl amacıdır. Böylelikle çalışanlar hem emeklerinin karşılığı olan ücreti alacak hem de kardan pay alacaklardır. Böylece gelir dağılımı  düzelecek, verimlilik süreklilik kazanacaktır. Çünkü çalışanlar işletmelerinin daha fazla kar etmesi için daha özverili çalışmayı tercih edeceklerdir. Fakat Liberalizm bu kavramın da içini boşaltıp, sömürmüştür. Bugün kamu işletmelerinin özelleştirilmesinin en büyük nedeni aşırı bürokrasi ve önlenemez zarar olgusudur. Hadi aşırı bürokrasiyi anladık peki zarar etme olgusuna ne demeli. Kamu kesiminin amacı zaten kar elde etmek değil sosyal adalet ve refahı sağlamaktır. Bundan dolayı kamu kurumlarının bazılarının zarar etmesi olağan bir durumdur. Özellikle stratejik öneme sahip olan alanlarda bu böyledir.

Bugüne baktığımızda ben ve benim jenerasyonum Sosyalizmin etkili olduğu dönemde yaşamadık. Ama okuduk, araştırdık, canlı tanıklarından dinleme fırsatı bulduk O gün ile bugün arasında değişen nedir? O gün ideoloji uğruna savaşlar vardı, bugün değerli yeraltı kaynakları adına (sözde demokrasi getireceğiz yalanı) savaş var. O günde demokrasi için çabalayanlar hapiste veya ölü, bugünde. İşçiler ve emekliler zar zor geçiniyor. Afrika’daki çocuklar hala aç ve yaşam savaşı veriyor. Peki o gün sosyalizme karşı duranlar bugün yaşananlara niye ses çıkartmıyor? Ya biz seslerini duymuyoruz ya da bir köşede sahte mutluluğun keyfini çıkartıyorlar. Modern toplumlar, sahte ihtiyaçlar üretmekle beraber, insanları gözü doymaz tüketicilere dönüştürmenin yanında, yaygın aptallaştırıcı refahın yayılmasıyla hem eleştiri hem de karşıt görüşü felce uğratmıştır…

Velhasıl kelam bu kadar sözün ardından sorumlu olarak siyasi ideolojileri, soyut fikirleri ve ölmüş adamları  eleştirmek işin kolayına kaçmaktır. Yanlış olan sistem değil, biziz. Ne demişler; iktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.

Yazar: MURAT KOÇHAN ‘a Teşekkürler.

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • liberalizm komunizm sosyalizm üzerine makaleler
  • komunizm kapitalizm sosyslizm liberalizm anlatan kitap
  • liberal ekonomide adalet
  • liberalizm sosyalizm
  • liberalizm ve ahlak

“Sosyalizm’den Liberalizme Yolculuk” için 3 yanıt

  1. “Bugün sol görüşlü akademisyenler, düşünürlerin anlattığı hak, adalet, adil gelir dağılımı,sınıfsız toplum hayalleri acaba ne kadar gerçekleşebildi öğrenilmesi gereken bir durum”

    Oku da ogren o zaman.. Sovyet Rusya’da Gini katsayisi 0.2 idi; modern tarihin hic bir zamaninda hic bir ulkede bu sayiya yaklasilabilmis bile degil. Issizlik sifirdi. Egitim ve saglik herkese esit ve ucretsiz olarak sunuluyordu. Bugun Turkiye’de bir isci cocugu AKM’de bir opera seyredebiliyor mu?! Bolsoy balesi sanatin her turlusunu halka acik ve ucretsiz sundu. Kapitalizme gecildikten sonra Natasalik basladi, Sovyet Rusya’nin doktorlari fahise olarak pazarlandi kapitalizmde, krizler cikti, issizlikle tanisildi, yasam beklentisi 74’ten 68’e indi, fakirlik ve yoksulluk mantar gibi turerken Abramovic gibi mafyatik para burjuvalar hortladi kapitalizmle beraber..

    Acikcasi cok bos bi yazi olmus; bu aralar kapitalizmin icine girdigi sistemik krizden kelli sosyalizm, Marxism vs.. gibi kavramlarin populerligi artti, internet sitesi olan twitter’i olan bir sey yaziyor konuyla ilgili. Ne gunlere kaldik..

    1. Anladık sen olaya güllük gülistanlık bakmışın. Gini katsayından yola çıkıp da koskoca bir sistemi aklamışın. Madem bu kadar mükemmel bir sistemdi insanlara rahatlık mı battı. Gorbaçov’un kafasımı güzeldi Perestroyka’yı yazdı. İnsanlara fikir özgürlüğü mü verildi. Yazıyı önyargılı okumuşsun. Fazla kibirin içinde boğulup gitmişsin 🙂

  2. Niyazi Berkes’in kitaplarını da okumanızı önerebilirim Türkiye özelinde değerlendirme yapabilmeniz için.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir