Türk Rüyası: Refah,Çılgınlık,Panik ve Çöküş

1
1351

Yetişmiş son jenerasyon olarak yeni hayatımızın startı verildi ve koşu başladı. Dile kolay üniversite mezunu bir genç olarak yaklaşık 16-17 yıllık bir eğitim sürecinden geçtik. Ben hep bir beklenti içindeydim.  Herkesin aynı giyindiği, boynumuza sıkı sıkı bağlı kravatlardan kurtulup fikirlerin çarpıştığı, öğrencilerin ellerinde kitaplarla gezdiği, ders aralarında nasıl daha güzel yaşama sahip oluruz sorununu tartıştığı bir üniversite ortamı beklerken yanılmışım. Meğer bu şeylerin hepsi sadece filmlerde oluyormuş. Mezun olduktan sonra yine herkesin aynı giyindiği, ümüğümüze kadar sıkarak giydiğimiz kravatlı hayatımıza geri döndük. Kimilerimiz bir banka gişesinin arkasında kendisinin olmayan paranın alışverişine aracılık ediyor, kimilerimiz de  klima kokan plazalarda faiz oranları ve finansman rakamları arasında şirketlerin kâr marjını arttırmaya çalışıyor.

Henüz hiçbirimiz gerçek bir kriz ile karşı karşıya kalmadık. En büyük buhranımız kendi hayatlarımız. Çevremde olup bitenlere bakıyorum da daha iyiye giderken daha da mutsuz oluyoruz. Çünkü bu refahın bir bedeli olmalı. Akşamları yorgun argın işe geldikten sonra televizyonda izleyecek bir şey bulabiliyor musunuz? Gerçekten bu gençliği peşinden sürükleyebilecek, onlara bir gelecek vaat edebilecek bir fikir adamı var mı bu ülkede. Yazdığı kitapları öğrencilerinden başka okumayan yüzlerce iktisatçının olduğu bir ülkede sizce cari açığımızı yıllardır nereden geldiğini bilmediğimiz paralarla kapatmamız normal değil mi? İşçi ölümleri cinayettir diye bas bas bağırılan tv ekranlarında çalışanların ölen işçilerden farkı nedir. Sendikacılığı sadece ücretlerin arttırılması olarak algılayan bir ülkede işçiler daha çok kazanmak için daha çok çalışmaya mahkum, ölümler ise tabi ki kaderleri.

Ülke ekonomisinin idaresi o kadar kolay zannediliyor ki faiz oranlarını indirirsek belki ülkenin mutluluk endeksini arttırabiliriz. Zaten boğazına kadar borca batmış insanlar belki biraz daha borçlanarak günü kurtarmaya devam eder. Hatta uslu birer tüketici olup bankalara borçlanmaya devam ederlerse belki rüyalarında Ali Ağaoğlu olduklarını bile görebilirler. Lafı fazla saptırmadan asıl konuya geri döneyim. Bu ülkenin 12 yıllık yükselen ekonomik değerlerinin arkasında ne yatıyor düşünen var mı? Faiz oranlarını ve enflasyon oranlarını tek hanelere indirmek gerçekten bize ne kazandırdı. Artık daha düşük faiz oranlarından daha düşük maliyetler ile borçlanıyoruz. İktisada giriş dersine dönelim. Bireyler rasyonel hareket eder. Evet faiz oranlarının düştüğü bir ortamda yatırımcılar olumlu beklentilere sahipse yatırım harcamalarını arttırır. Ilımlı bir enflasyon var ise hem reel olarak faiz oranları geriler hem de üreticiler üretmeye devam eder. İstihdam arttığında haliyle tüketimde artar öyle değil mi? Bu bir saadet zinciri. Peki faiz oranlarının düştüğü bir Türkiye’de işsizlik rakamları nedir? Kayıtdışı ekonomi kaç milyar dolar sizce? İstanbul Demirciler sitesine gidin ve bangladeşli kaçak işçilerin Türkiye rüyası görün veya ülkesinden kaçıp gelen Suriyelilerin bodrum katında penceresiz ortamlarda overlok makinasının başındaki hayat mücadelesini.

Rasyonel birey saçmalığının canı cehenneme tarih tekerrür ediyor bunun farkına varmak gerek. Tasarruf oranları artmalı diyenler ne kadar gerçekçi. Kitlesel üretim, sahte ihtiyaçlar, sürekli büyüyen finansal kesimin olduğu bir dünyada rasyonel bireyler sizce tasarruf mu eder yoksa israf mı? Her geçen gün İstanbul’un her karış toprağına dikilen gökdelenleri, lüks konut inşaatlarını kim dikiyor veya kim satın alıyor bu kadar gayrimenkulü. Tabi ki rasyonel bireyler. Faiz oranları düşmeye devam ederken tabi ki de borsa rakamları yukarı tırmanacaktır. Zengin olmak için paranızı bankaya koymanıza gerek yok. Hisse senedi almak çok kolay, ipotekli krediler ile aldığınız ev birkaç yıl sonra size iki ev parası kazandırabilir. Söylediklerimin birebir aynısını İzlanda yaşadı inanmıyorsanız araştırın. Daha iyi evlerde oturmak, daha ucuza borçlanmak, son çıkan teknolojiyi çıktığı gün satın almak bizi bir adım öteye götürmez sadece bulunduğumuz noktaya tepeden bakmamızı sağlar.

O yüzden artık ne haberler ilgimi çekiyor ne de gazete manşetleri. Eskiden mahalle arasından geçerken insanların bacasından duman tüterdi. Kokuyu ciğerlerinizde hissederdiniz. Anlardınız ki o akşam o evde insanların karnı doymuş, yuvalarını ısıtmış. Şimdi aynı mahalleden geçerken o koku yok, bacalar tütmüyor belki. Ama artık her kapının önünde bir araba, herkesin cebinde son model telefon, bankamatiklerin önü hiç boş kalmıyor. Anlayamadığım tek şey ise gerçekten karnımız doyuyor mu, yoksa borç aldığımız sadece para değil başkalarının hayatı mı…

Yazıyı Değerlendirin!
Paylaş
  • Kutay Çetiner

    harika bir yazı eline usuna sağlık.