Türkiye Ekonomisi: Döviz Kuru

Geçtiğimiz son cumhurbaşkanlığı seçimi esnasında televizyonda bir ekonomisti izlerken ekonomimiz hakkında veriler sunuyor ve Türkiye ekonomisi hakkında bilinmedik bilgiler veriyordu. Bilinmedik veriler veriyordu çünkü verdiği veriler hiçbir yerde yoktu. Ancak biri anlatırken öğrenilecek ya da oturup farklı değişkenler arası ekonometrik analizler yapılarak bulunup yorumlanabilirdi. Öyle ki program bittikten sonra bende geçmişe bir dönüp 1980 yılı sonrasında ekonomimizi analiz etmeye başladım. Daha önce tabii ki ekonomimizin geçmişi hakkında çok şey okumuş detaylı düşünmüştüm ancak bunu yazıya dökmek ve daha doğru veriler vermek için biraz araştırma yapmak istemiştim. Analiz ederken resmi kurumlar tarafından açıklanmış verileri kullanarak sonuçların gerçekliğini, ekonometri ve istatistik kullanarak güvenilirliğini ve Microsoft Excel kullanarak da işlemlerin kesinliğini yakalamaya çalıştım. Size kalan ise aklınızı kullanarak verilerin sentezini yapmaktır.

Son zamanlarda farklı nedenlerden dolayı yükselme eğiliminde olan döviz, daha çok dolar üzerinden konuya başlamak istedim. Sürekli oynak seyreden doları etkileyen faktörlere belki bu yazıda yer veremeyeceğim ama iktisadi olarak diğer değişkenlerle olan ilişkisini irdelemeye çalışacağım.

Bu ve sonraki makro değişkenlerin analizinde 1980 sonrasını analiz edeceğim. Çünkü 1980 hem Türkiye siyasi tarihi hem de ekonomisi için önemli bir tarihtir. Siyasi olarak darbe sonrası yeniden oluşum, ekonomi olarakta 24 Ocak sonrası farklı bir oluşum meydana gelmiştir. Ayrıca tüm dünyanın katıldığı bir ekonomik konjonktürü irdelemek dış dünya ile olan ilişkileri anlamak ve en önemlisi elimizdeki mevcut kaynak ve donanımları düşünürsek 1930’lu yılları, savaş dönemini, hayvanlarla yapılan tarımı, tarımdan beslenen istihdamı ve sanayi olmadan gerçekleşen büyüme ile günümüz imkânlarını kıyaslamak hiçte akla uygun değil açıkçası.

dolar-grafigieuro-grafigi

Dolar kuruna baktığımız zaman 1980 sonrası sürekli artış eğiliminde olduğu doğrudan göze çarpıyor. Ancak en büyük artış oranını ise 2000-2001 yani Türkiye’deki kriz yıllarında gerçekleştiğini görüyoruz. “Yeni yıla Borsa 9 bin 437 puandan, dolar 677 bin liradan, mark da 322 bin liradan başladı. Şubat ayında Merkez Bankası doları 1 milyon 78 bin liraya çıkarırken, serbest piyasada 900 binden işlem gördü. Repo faizleri ortalama 1255’lere indi. Nisan ayına gelindiğinde ise devlet Bakanı Kemal Derviş ile Ulaştırma Bakanı Öksüz arasındaki Telekom gerginliği nedeniyle dolar 1,2 milyon lirayı, Mark da 555 bin lirayı gördü. Bu süreçte gerçekleşen farklı siyasi olaylar, özellikle Amerika’ya gerçekleşen saldırılar sonucu dolar yıl içinde 1 milyon 500 bini görmüştü.” İşte bu yıldan sonra dolar yükselişini sürdürdü.

doviz-artis-oraniSon 30 yılda ortalama döviz kuru 621.622 TL olarak gerçekleşti. Uluslar arası alanda serbestleşen Türkiye’nin gittikçe döviz ihtiyacı artıyor her ithalat artışında biraz daha döviz gerekiyordu. Öyleki Türkiye Cumhuriyet tarihinden beri bir türlü kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyordu. Sürekli gereken döviz ihtiyacı ve dışarıyla olan ilişkilerden dolayı yurt dışındaki bir çatlak bizi etkiliyor ve arka arkaya krizler ile piyasalar dalgalanıyordu. Birazda 2001 krizi sonrası Türkiye’yi inceleyecek olursak doların 1500 TL’den başlayarak 2014 yılına kadar 1900 TL bandında seyrettiğini görüyoruz. Son 17 Aralık operasyonu olarak adlandırılan girişim sonrası ise doların 2.000TL’yi aştığını gördük. Tarih bize şunu defalarca gösterdi ki 11 Eylül saldırılarında, Amerika’nın Irak’ı işgalinde, Arap baharında ve Türkiye için ise devlet liderleri arasındaki sürtüşmelerde ve doğrudan siyasetin seyrini etkileyecek girişimlerde dövizin çok oynak olduğunu her an yükselişe geçebileceğini görüyoruz. En ufak bir siyasi etkiden doların etkilenmesi döviz bazında çokta güçlü olmadığımızı gösteriyor açıkçası. Türkiye’nin elindeki döviz rezervlerinin fazlalığını ise ben buna bağlıyorum. Şöyle ki TCMB’nın kasasında Cumhuriyet tarihinin en fazla döviz rezervleri mevcut ancak bu rezervleri bu tür ani dalgalanmalarda açık piyasa işlemleri ile piyasaya müdahale etmek için sakladığını düşünüyorum. Birçok defa gazetelerin “TCMB’nin rezervleri tükendi.” Şeklinde başlıklarını hatırlıyorum. Eğer döviz rezervlerimiz Çin kadar güçlü olabilseydi Amerika’yı tehdit dahi edebilir ve kur savaşlarına dâhil olabilirdik. Geçtim o denli güce sahip olmayı kendi cari açığımızı dahi finanse edemiyor ve sürekli döviz ile borçlanmaya devam ediyoruz. (bkz Hazine verileri). Bu konunun devamını Cari açık ile dövizi irdelerken değineceğim. Peki, ama TCMB rezervleri olmasa ve dövize müdahale edemezse ne olur? Bunu şöyle anlamak gerekir. TCMB döviz kurunu belirlemiyor. Bir piyasa oyuncusu gibi piyasadan döviz alıp piyasaya döviz satarak döviz kurunu arzu edilen düzeyde tutmaya çalışıyor. Peki, döviz kurları çok yükselse ne olur çok düşse ne olur, hangisi en iyisi?

Her piyasada olduğu gibi arz ve taleple şekillenen döviz kuruna TCMB müdahale etmez ise örneğin çok yükseldiği durumda: Türkiye’nin yapısı ile alakalı olan ithalat sorunu burada en önemli sorun olarak karşımıza çıkar. Öyle ki biz üretimimizin büyük kısmını hatta ihraç ettiğimiz malları üretebilmek için bile ithalat yapmak zorundayız. Ivır zıvır kalemleri es geçsek dahi ciddi oranda enerji ithalatı gerçekleştiriyoruz. Bu ithalatı dış âlem ile Türk Lirası üzerinden gerçekleştirmediğimizden genelde dolar olmak üzere döviz ile gerçekleştiriyoruz. Artık yurt dışındaki ürünler bizim için pahalı hale gelmiş olacaktır. Ucuz diye üretmeyip ithal ettiğimiz mallara daha fazla ödeme yapacağız. Ben bu tarafta olanlardanım açıkçası. Yıllarca “düşük kur, yüksek faiz” bileşeni ile idare ettiğimiz ekonomi politikamıza hiçbir faydası olmadı. Oysaki yüksek kur nedeni ile gerçekleşemeyen ithalat ve alamadığımız malları yurt içinde üretmeye zorlanacağız. Hatta bunu devlet kendi eliyle yapmak zorunda kalacaktır. Çünkü bahsettiğimiz mallar zorunlu mal kategorisinde. Ancak politika olarak hep rahat ithalat ve ihracat yapabilmek için düşük tutulan kurların hiçbir faydasını görmedik. Grafikten de görüleceği üzere, döviz kurundaki artışla aynı yönde bir ithalat ihracat farkı görülmekte.

Sonuca doğru yaklaşmak gerekirse; döviz kurun finansal boyutu ile değil de makro ekonomik analizi olarak bunlar herkesin bildiği şeyler lakin söz konusu kurun en rasyonel olması gerektiği düzey sizin ithalat ihracat bileşimine ve ekonomiye hangi açıdan baktığınıza bağlı. Çünkü döviz kurunun başta cari açık olmak üzere paralelinde enflasyon oranına doğrudan, büyüme oranına ve işsizlik rakamına dolaylı olarak etkisi vardır. Bu denli önemli olan döviz kurunun en ideal seviyesini söylemek tabi ki haddime değildir. Ancak yukarıdaki saydığım nedenlerden dolayı yüksek döviz kurunu tercih edenlerdenim. Bu elbette kısa dönemde sancılı olacaktır ancak kalıcı çözüm için gerekli olduğunu düşünüyorum.

Kaynaklar:

-http://tcmb.gov.tr

-http://tuik.gov.tr

-http://arsiv.milliyet.gov.tr

-kisi.deu.edu.tr/yasar.uysal/

-Türkiye Ekonomisinde Krizler, Gülten Kazgan, 2008

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • ekonomik döviz
  • Öyle dolar döviz kuru
  • ekonomik büyüme-döviz kuru ekonometrik analiz
  • türkiye ekonomisi döviz

“Türkiye Ekonomisi: Döviz Kuru” için 2 cevap

  1. Güzel bir yazı olmuş ,elinize sağlık fakat anlayamadığım bir nokta var. Ülke olarak ihracat ettiğimiz bir ürünü üretirken bile ithal ettiğimiz ürünlere ihtiyaç duyuyoruz. Kurdaki yükseliş extra maliyet olarak yansıyor malesef. İhracatımızı enflasyonu doğrudan etkiliyor. Ancak siz yüksek kuru savundugunuzu yazmisiniz, bende bunu anlayamıyorum. Neden? iktisat bölümü ogrencisiyim ve neden böyle düşündüğünüzü öğrenmek istiyorum açıkçası. Yazılarınızı takip etmeye devam edeceğim. İyi çalışmalar.

    1. Öncelikle yorumunuz için teşekkürler. Yukarıda yaptığınız yorum kesinlikle doğru ancak yazımın sonunda belirttiğim “kısa dönemde sancılı olacaktır…” kısmına dikkat çekmek isterim. Elbette kısa dönemde etkisi büyük olacaktır ama bu politikadan vaz geçmeyip direnebilirsek iç talebe karşılık verebilmek için ithal etmek yerine içeride üretmek zorunda kalacağız. Bu sadece enerjide imkansız olabilir onun haricinde durgunluk üstüne durgunluktan sonra yani dibi gördükten sonra mekanizma yukarıya doğru hareketlenecektir. şimdiye kadar düşük kur yüksek faiz ile gelebildiğimiz nokta belli. Hep durağan seyreden bir grafik izledik. ama tam tersi politikada aşağı doğru bir grafik oluşacak ve dip yaptıktan sonra yukarı doğru daha hızlı eğim alacak. Belki son otuz kırk yıldır mevcut politikayı izliyoruz önümüzdeki kırk yılda yüksek kur politikasını uygularsak dediklerim anlaşılacaktır. ancak biz ülke olarak hep kısa dönemli politikalar izlediğimiz için geleceğe bir türlü adımlar atılamıyor. bu dediğiniz iktisatın makro dalında öğretilen bir konudur. ülkeler ithalatı kısmak ihracatı arttırmak için kurları yükseltirler bunu devalüasyon konusu ile birleştirerek yorumlamanızı tavsiye ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir