Ulusal Ekonomi Modeli mi?Yoksa Küresel Ekonomi Modeli mi?

Bugunler de ve son 30 yıldır tartışılan bir konu üzerinde konuşmak istiyorum. Ülkemizde Turgut Özal iktidarıyla birlikte küresel dünyaya adaptasyon ve de ekonomik işleyiş hızlanmıştı. Turgut Özal sonrası koolisyon hükümetleri ve 5 Nisan krizi ile birlikte,bankacılık krizleri sonunda Kemal Derviş Ekonomi Modeliyle yeniden yapılanma ve ekonomik disipline geçiş aşamaları başarıyla sürdürüldü.

Kemal Derviş ve Akp hükümetlerinin uyguladıgı ekonomik politikalarla yabancı sermayenin ülkemize gelişi hızlandı.

Özellikle Finans,Bankacılık ve Sigortacılık gibi stratejik kalemler yabancılar tarafından satın alındı. Ulusal ekonomiyi savunanlara göre kırılma noktası burada başladı. Küresel ekonomik modeli savunanlara göre ise, herşey normal ve olması gibiydi olarak analiz edilmeye başlandı.

-Carry Tired ile birçok yabancı türkiye’nin verdiği yüksek faizle zenginleşti,Türkiye’de bu vizyonla birçok yabancı yatırımcının gözdesi oldu. Dünya da bir ekonomik stilizasyon oldugunu varsayalım:

-Abd’nin Bop politikasının iki temel bacagı oldugunu varsayabiliriz:

*Enerji ve petrol yataklarındaki egemenligini pekiştirmek

*Arap baharı ve Bop ile bitme noktasına gelen kapitalizme yeni pazar bulma arayışı.

Böyle bir vizyonda haritaların yeniden şekillenecgini varsayarsak; Ulusal ekonomi‘nin bu denklem de kazancı ne olabilir?

*Ulusal vizyona sahip aydınlara göre Türkiye’nin bagımsızlıgı ve milli bütünlügünün tehlike de oldugu savunuluyor,

*Türkiye, eğer bagımsızlıgını ve misak-i milli sınırlarındaki devamlılıgını sürdürebildiği takdirde şu olumlu sonuçlara ulaşabilir:

1-Arap baharının yeni tedarikçisi ve yeni pazarların ihracatcısı olabilir.

2-Ilımlı islam ve türkiye modelini bu ülkelere ihraç edebilir.

ABD Ortadogu da türkiyesiz bir modele hiçbir zaman evet demez, ABD her halukarda Türkiye’ye ihtiyacı var, bölünmüş bir türkiye bölge de Abd çıkarları için kabustur.Kaldı ki Irak savaşı sonuçları,Türkiyesiz abd başarılı olamıyor. İşin maddi ve manevi boyutunu kendimize çekebiliriz. Orta vadede belki musul bile bize geçebilir. Nasıl mı? Türkiye Bölge’nin ağabeyi olmaya aday…Kaldı ki:Biz iran da üstün bir devletiz,Türkiye’yi iran ile kıyaslamak ya da iran politikasına hapsetmek çok saçma…

Bu nokta itibariyle Avrupa Birliği kağıt üzerinde bizim için sadece ihracaat boyutu olan bir kalemden öteye gidemiyor. Türkiye, Başbakanın şangay politikasını da hayata geçirebilirse,Ulusal bagımsızlıgını garanti altına alarak bölge’nin denge siyasetin de,denge ekonomik ilişkilerinde önemli adımlar atabilir.Hem şangay hem de bop projesiyle üstüne denge siyasetiyle Türkiye bölge’nin parlayan yıldızı olmaya aday…

Şangay modeli’nin tek tehlikeli boyutu:Çin’in ekonomik gücü…Ancak Şangay modeli Turan inancının bir nebze de olsa gerçekleşmesi adına faydalı ve anlamlı bir proje… Olaya denge siyasetinden baktıgımızda başbakanın ileri görüşlü ve olayları çok iyi analiz ettiğini ifade edebiliriz…Şangay modelinin hayata geçirilmesinin katkıları şunlardır:

1-Bop handikapına karşı rusya ve çin kartı ile ulusal bagımsızlıgın korunması,

2-Bop pazarı ve asya pazarına açılma ve büyüme şansı…

3-Denge siyaseti’nin üç bacagı var:AB,BOP,ŞANGAY Bu üç saç ayak türkiye’nin atı istediği gibi oynamasına yarayacak.

Ulusalcılıgı savunanların dünyadan haberdar olamadıklarını görebiliyoruz:

1-Denge siyasetsiz ulusal ekonomi modelleri tutmaz

2-Dünya dengelerini değiştiremezsiniz ama ülke menfaatini koruyabilirsiniz.

3-Dünya küreselleşiyor yani tekleşiyor.

Ama şu da var bence hem ulusal ekonomi hemde küresel ekonomi yani denge ekonomi modeli mantıklı gibi…

Selam ve sevgiyle,

Bülent Hin

 

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • küresel ekonomik modeli hangisidir
  • dünyadaki yeni ekonemi modeli hangisi
  • global ekonomi ulusal ekonomi
  • yeni ekonomi modeli

“Ulusal Ekonomi Modeli mi?Yoksa Küresel Ekonomi Modeli mi?” için bir yanıt

  1. Yazı güzel ancak çok önemli bir eksikliği içinde barındırmakta. Bu tarz ekonomik analizler yapılırken öncelikle ekonomide bölüşüm sorunu üzerine gidilmelidir. Bölüşüm sorunu ele alınmadan yapılan küresel ve ulusal ekonomi modelleri üzerine tartışmalar oldukça yüzeysel kalacaktır.

    Öncelikle şu soru önemlidir? Küreselleşme denilen olgu bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için kalkınma önünde bir engel mi yoksa bir fırsat mı?

    Ulusal ekonomik modelden vazgeçip, 1980 sonrasında küreselleşme sevdası peşinde koşan Türkiye’de en çok kaybeden kesim hangisidir?

    Yoksul kesim arttıkça küreselleşme ne derece iyi olabilir ve kalkınmanın önünde bir fırsat olabilir?

    Bakınız, küreselleşme politikalarını dayatan Bretton Woods kuruluşları olan IMF ve Dünya Bankasının bizim gibi ülkelerde dayattığı Yapısal Reform Politikaları/Uygulamaları bizlerin aleyhine, gelişmiş ülkelerin lehinedir. Ve bu uygulamalar kendi içerisinde çelişkilerle doludur.

    Mesela Tarım’da sübvansiyon ve desteklemelerin kaldırılmasını öneren küreselleşme öncüsü kurumların destekçisi gelişmiş ülkeler tarıma neden yüksek oranlı sübvansiyon verirler?

    Ya da bizim gibi ülkelerde özelleştirmeleri savunurken mesala bir Fransa da Renault’un %49 ortağı neden Fransız Devleti olur?

    Ayrıca neoliberal küreselleşme süreci her ne kadar liberal demokrasi idealiyle özdeşleştirilmeye çalışılıyorsa da bu sürece derin bir depolitizasyon süreci eşlik etmektedir.

    Dahası ulusal ekonomiyi kötüleyen küreselleşme yanlıları şunu çok iyi bilmelidirler ki, Kleichnecht ve Wengel’in 1998 yılında yazdıkları bir makalede belirttiği gibi, başta sanayileşmiş ülkeler olmak üzere bir çok ülkede ulus devletlerin varlığını ve önemini sürdürmesi devam etmektedir. Öyle ki, siyasal ve ekonomik alanda bütünleşmenin çok ileri düzeye ulaştığı AB’de bile ulus devletlerin bir çok önemli alanda yetkilerini koruduğu ve böyle bir birlik içerisinde bile dış ticaretin AB ülkelerinin kendi aralarındaki mal akımlarının üzerinde yoğunlaştığı ve AB’nin kendi dışındaki ülkelerle dış ticaretinin ise henüz önemli boyutlara ulaşmadığı görülmektedir.

    Bakınız neoliberal küreselleşme ulus devletlerin yetki alanları kadar temel amaç ve işlevlerinde de önemli bir dönüşüme yol açtı. Ulus devletler sanayileşme ağırlıklı büyüme amacından uzaklaşıp bu amaç için gerekli müdahale araçlarını terk edip küçülürken küreselleşme amacı ve sermayenin istekleri doğrultusunda ve küresellşmeye destek verecek şekilde yeniden dönüştürülmektedir.

    Ve yukarıda çok ilei görüşlü olarak lanse edilen başbakan ve onun hükümeti yoksulun yanında değil aksine sermayenin yanında yer almaktadır. Yoksulun yanında olmak ona istediğiniz zaman sırf sadaka dağıtır gibi kömür makarne vb dağıtmak değildir. Onlara bir hak sağlamak ve bu haklarını zamanı geldiğinde devlet olarak yerine getirmektedir. Küreselleşmeye ve sermayeye uşaklık edenler asla ve asla yoksulun yanında olamazlar. Yönetişim kavramı adı altında bir risk unsuru olarak karşılarına çıkmamasını sağlamak amacıyla onlara belirli dönemlerde sadaka dağıtırlar. İktisat literatüründe de bu kavrama “sadaka devleti” adı verilmektedir.

    Siz bunları atlayarak küreselleşme mi yoksa ulusal ekonomi mi kavramı üzerine tartışamazsınız. Tartışırsanızda bu olsa olsa yukarıdaki yazı gibi yüzeysel ve içi boş iddialarla kalmakla beraber ulusal ekonomiyi savunanları dünyadan bir haber olmakla itham edersiniz ki aslında dünyadan bi haber olanların ise yoksulu görmeyen ve ona sadaka dağıtmayı sosyal devlet (!) olarak kabul eden küresel ekonomi savunucuları olduğunu asla ve asla öğrenemezsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir