Üniversiteye ve İktisada Giriş

Bir İİBF’linin Üniversiteye Girişi

Zorlu bir süreçten geçtiniz, varınızı yoğunuzu ortaya koydunuz ve üniversiteyi kazandınız. Üniversitenin de İİBF bölümüne yerleştiniz. Size burs vermek isteyen milyonlarca hayır sever vatandaştan, devletten ya da bir vakıftan “burs” da ayarladınız. Artık sırtım rahat hayatım kurtuldu hayallerimin başlangıç noktasındayım diye düşünüyorsunuz.

Kayıt işlemleri çabucak bitti hiç evden çıkamadan tek tıkla hallettiniz. Zaten ödemeniz gereken harcı, hurcu, pul, zarf gibi masrafları devlet ödemişti bile.

Sonra aileniz sizi anne, baba, kardeş, şahsi arabanızla okuduğunuz şehre götürüyor. Hemen emlakçıya gidip ev kiralarına bakıyor, evinizi dayayıp döşeyip ya da bir yurda yerleştirip güvende olmanızı sağlıyor ve kitap almanız için değil arkadaşlarınıza ortamlarda mahcup olmamak için cebinize dolgun harçlık koyup sizi önce Allah’a sonra dekana emanet ederek geri dönüyorlar…

Kayıt işlemleri filan derken dersler başladı. İleri düzey İngilizce dil bilgisine sahip olduğunuzu ya da fakültenizde hazırlık sınıfının olmadığını varsayıyorum. Zaten olsaydı hazırlık aşaması fakültenizin hiçbir karşılık beklemeden size ileri düzey bir yabancı dil öğreteceğinden emin olduğum için o gereksiz kısımları pas geçiyorum.

İlk haftanızda tanışma, kaynaşma derken, sınıftaki inek tipli arkadaşlarla arayı yapıp kendi grubunuzu oluşturduktan sonra ikinci hafta amfiye girdiniz. Ortalama yüz veya daha fazla kişi ile aynı sınıftasınız. Türkiye’nin farklı yerlerinden gelmiş “Anadolu Çocukları”… Herkes bir birine bakıyor vay be ne kalabalık, ne güzel ortam, üniversite dedikleri böyle bir şey diye düşünürken öğretmen sınıfa giriyor. Pardon “Hoca” diyecektim öğretmen ve diğer tüm alışkanlıklar geride kaldı çünkü. Kendini tanıtıyor, sonra dersi: Dersi daha önce kontrol edip gittiğinizden dolayı biliyorsunuz adı iktisada giriş dersi. Adı üstünde giriş niteliğinde bu derslerle bi giriş yapıp yavaş yavaş alışacaksınız. Ne kadar zor olabilir ki diye düşünüyorsunuz kafanızda. Hatta matematik, türkçe, tarih gibi dersleri de görünce en kolayı bu derstir diye ümit ediyorsunuz, iktisada giriş dersi neticesinde.

Sonra hoca başlıyor anlatmaya bölümü, dersi tanıtıyor. Ekonomideki temel kavramları öğreteceğini bir iki basit formülle geçiştireceğini daha sonra belli başlı birkaç ünlü şahsiyeti tanıtacağından bahsediyor. Sonra alıyor eline tebeşiri geçiyor tahtanın karşısına, akıllı tahtada çalışmak istemiyor o, tebeşir tozunu yutmanız şart diye, üniversiteler de akıllı tahtalar istemedikleri için tüm akıllı tahtalar da çocuklarımız tebeşir tozu yutmasın diye anaokullarına, ilk okullara gönderildi zaten. Onların daha çok ihtiyacı var çünkü. Birkaç kavram yazıyor hane halkı, firma, devlet vs bahsediyor. Ceteris Paribus diyor habire sizde ceteris paribus nedir diye düşünüyorsunuz kendi kendinize. Marjinal kavramını kullanıyor sizde üniversitelilerin marjinal olması buradan geliyormuş demek ki diye düşünüyor ve marjinal takılmaya karar veriyorsunuz. Hemen eve gitmeden önce kütüphanede olmadığı için “Das Kapital”i satın alıp okuymaya başlıyorsunuz.

 

Sınav dönemi yaklaşıyor, yavaş yavaş fotokopicilere uğruyor onların nasihatlarını dinliyorsunuz. Hocayı onlar kadar dinleseniz daha başarılı olacağın farklında değilsiniz. Tabi siz zorlu bir sınav maratonunu tamamlayıp geldiğiniz için pek canınız ders çalışmak istemiyor. Zaten henüz kış gelmemiş, üniversiteye yeni adım atmışsınız daha en az dört yıl buradasınız bir iki arkadaş, eş, dost yapmışsınız onlarla zaman harcamak varken kim ne yapsın dersi. Zaten yazılıları da hep son akşam çalışarak geçiyordunuz sınav sınavdır deyip geçiştirdiniz. Üst sınıflarda tanıdıkları olanlar onların tavsiyesine uyup kimisi de her zaman ders çalışmayı sevdiği için önceden hazırlanmaya başlıyor. Kimin daha rasyonel davrandığı tartışılır tabi. Marjinal fayda kavramını öğrenmiş olduğunuz için her şeyin herkese farklı marjinal faydası olduğunu biliyor olmanız lazım. Çünkü sınav sorularınızdan biri marjinal kavramı ile ilgili olacaktır. Bu marjinal fayda, marjinal gelir vs olabilir ama onla bağlantılı bir soru olacaktır. Sonra diğer sorulardan biri ise talep ya da arz denklemi grafiği; hiç şaşmaz. Hemen hemen tüm üniversitelerin iktisada giriş sınavı sabit sorusu talep kanunu ile ilgilidir. Çünkü o ana kadar sorulacak pek bir şey yok. Neyse siz muhtemelen Zeynel Dinler ya da Erdal Ünsal’ın kitabından aklınızda kalan bir grafik var hemen çizmeye başlıyorsunuz. Ama eksenlerde nelerin olduğunu neyi ifade ettiğini hatırlamıyorsunuz. Çünkü ilk seferde çok kolay görünen o iktisada giriş grafikleri her geçen hafta artıyor ve iyice birbirine girmiş oluyordu. Neyse aklınızda ne kaldıysa artık yazıyorsunuz grafiğe uygun. Tabi daha ilk sınavınız olduğu için kopya girişiminde bulunmuyorsunuz, sağa sola formül yazmıyor ve asistana soru sorma ayağıyla konu hakkında bilgi toplama gibi yöntemleri uygulamıyorsunuz. Öyle ya da böyle sınav bittikten sonra kampüste soruları tartışıyorsunuz ama herkes kendi cevabının doğru olduğunu iddia edecektir ki olma ihtimali mümkün. İktisat pozitif bir bilim mi normatif mi tartışmasına orada istemeden dahil olmuş oluyorsunuz.

Derken hemen yarınki sınava çalışmak için yurdun ya da şanslıysanız daha doğrusu biraz zenginseniz evin yolunu tutuyorsunuz. Evde kalanlar yemek, bulaşık derdinden sonra, yurtta kalanlar ise yemek saatini bekledikten ve günün yorgunluğunu attıktan sonra tahminime göre akşam haberleri saatinden sonra ders çalışmaya başlıyorsunuz.

Derken sınav haftası bu şekilde bitiyor ve siz kendinizi sizin için en eğlenceli aktivitelere atıyorsunuz. Tabi bu arada bu tempoya ayak uyduramayanların bir kısmı hastalanıyor ve eğlenemiyor bile. Sonra vize sonuçları açıklanıyor. Çatlak bir hocanız yok ise sıfır beş, yirmi iki yetmişbeş, seksenaltı onbir gibi saçma notlar yerine yirmi, yirmibeş, kırk yedi, doksan gibi normal notlar alıyorsunuz ve hemen hesap kitap yapıyorsunuz. Vizenin şu kadarını alsam finalden şunu alsam geçerim, bunu zaten geçemem seneye hallederim gibi dört yıl boyunca kurtulamayacağınız not hesaplarına girişiyorsunuz.

Tabi kampüste hayat devam ediyor, dersler işleniyor, iyice ilerlemiş, sosyalizm ve kapitalizmin eleştirisini yapıyor, harcama yaparken iktisadi akla uyduruyor kendi talep denkleminizi oluşturmaya çalışıp, borsa haberleri okuyor ve finans dünyasını yakından takip ediyorsunuz. Finalde kesin çıkacak diye tüm grafikleri, tanımları ezberliyorsunuz. Gazınızı alamayıp iktisat biliminin kurucusu sandığınız Erdal Ünsal ya da Zeynel Dinler’in hayat hikâyelerini bile okuyorsunuz.

Final sınavı yaklaşıyor ve o kalın kitaptan saçma sapan bir soru geliyor ya da kitapta olmayan ama hocanın siz başka bir şey ile meşgul olurken anlattığı şeyi soruyor. Tabi konu hakkında bilginiz illaki vardır ama sorunun cevabını verir mi bilinmez. Siz bilmediğiniz bu soruyu boş bırakmak istemediğinizden cevaba şöyle başlıyorsunuz: Bu konuya değinmeden önce şu konudan bahsedecek olursak… Şeklinde sorulan yerine bildiğinizi anlatmaya başlıyorsunuz ne koparsam kardır hesabı. Çoğu soruyu, sınavı böyle geçiştiriyor olacaksınız da. Ne kadar işe yarar bilinmez ama son sınıfa doğru işe yaramayacağını göreceksinizdir. Çünkü artık sorular daha net gelecek ve cevaplar net şekilde beklenecektir. Bu giriş olduğu için sizde giriş gelişme sonuç yerine sadece girişi yazıyorsunuz ne var bunda…

 

Derken finallerde aynı şekilde bittikten sonra sonuçlar açıklanıyor. Kiminiz tam hesap ettiğiniz gibi geçiyor ya da kalıyor kimi de tam tersi ile karşılaşıyor. En komik olanı da vize final ortalamasından, çan eğrisinden filan haberi olmayanların yaptıkları hesap sonucu uğradıkları hüsrandır. İyisi ile kötüsü ile ilk dönem bitiyor, kalanlar bütlere okulunda bütünleme sınavı olmayanlarda kendini yaz sezonuna saklıyor. Yaz okulu aslında kulağa ilk başta hoş geliyor hem tatil yaparım hem de okula giderim. Yazın ne güzel sıcak mis gibi kışın karından yağmurundan iyidir diye düşünürsek çok doğru aslında ama gerçekte öyle olmadığını kalınca anlıyorsunuz. Hayatınızın en kötü yazını geçirmenize bile neden olabilir. Hele ki Akdeniz, Ege gibi yerlerde okuyorsanız… Tamam, üniversitelerimizin sınıfları hep klimalı kışlar sıcak yazlar ise serindir, zaten bikini ile de okula gidilebiliyor sorun yok ama yine olsun can sıkıcı işte.

 

Finaller, bütünlemeler her şey bitti ara yıl tatili geldi, sizde iyi bir tatili hak ettiniz değil mi. Ne de olsa üniversite okuyordunuz. Türkiye’de sayılı insanlardan biriydiniz artık. Sokakta öyle kolay bulanacak biri değildiniz. Üniversite okuduğunuzu duyanlar size hayretler içinde bakacak ve size gıpta edeceklerdi. Hele okuduğunuz bölüm iktisat dedin mi anlamını bilen üç beş kişiden biri olacaktınız. Tüm devlet kurumları, fabrikalar, özel işletmeler sizi otogardan karşılayacak daha o anda sizi işe almak için sıraya girecektiler.

Siz o teklifleri şimdilik bir kenara bırakarak nasıl olsa işiniz garanti diye KPSS’ye de çalışmayarak, onu umursamayarak tatilinizi yapıyorsunuz. Aileniz sizi görünce gözleri yaşarıyor uzun zamandan beridir sizi görmediği için… Özlediğinden pastalar, börekler yapıp misafirler kabul ediyor… Siz liseden arkadaşlarınızla buluşarak yaşadıklarınızı, gördüklerinizi anlatmak için can atıyorsunuz. Sizin gibi şanslı birkaç üniversiteyi kazanan arkadaşlarınız konuya hakim, siz merkezli konuşmalar geçiyor hep. Tabi üniversiteyi kazanamadığı için o gün dershaneyi ekenler orada iken, hızlandırılmış kurslara, kamplara katılanlar ve okumayı sevmediği için değil; ülkenin üretimini daha önemli gören zanaat erbabı arkadaşlarınız da sanayide haftanın yedi günü çalıştığından o gün orada bulunamıyor.

 

Tatilde bitiyor siz bir hafta daha fazladan tatil yapıyor nasıl olsa ilk hafta ders yok, öğrenci gelmez, öğretmen gelmez gelse de ders yapmaz yapsa da sormaz mantığı ile bir hafta sonra valiziniz elinizde okuduğunuz şehrin otobüsünün kalktığı perona doğru yol alıyorsunuz…

Yazıyı Değerlendirin!

Ne aradılar:

  • iktisada giriş 1grafiklerin mantığı
  • türkçeye ekonomi kavramını girişi nasıldır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir