Varlığı Dert Yokluğu Yara, Bir Aracı Kuruluş: Hz. Banka

0
1120

Bir ülkenin ekonomik yapısı herkesin bildiği gibi iki ana unsur üzerine temellenir. Bunlar ekonominin reel kısmı ya da başka bir deyişle bir üretim süreciyle ortaya çıkan kısmıdır ki buna reel ekonomik yapı denir. Bir diğer kısım ise reel ekonomiyi, elindeki kuvvetli finansal güçle destekleyen ekonomik aktörlerin yer aldığı kısımdır ki buna da finansal ekonomik yapı denir. İşte yazımızın konusu ve başrolü olan banka ve bankacılık sektörü, finansal yapıda yer alır.

Bütün kitaplarda aşağı yukarı aynı tanım banka için kullanılır: Elinde fon fazlası olan kimselerle fon talebi olan kimseleri bir araya getiren finansal aracı kuruluşlardan birine banka denir. Bankalar işte bu aracı kurum olma vazifelerini, elindeki finansal kaynakların büyüklüyle orantılı olarak yerine getirirler ve bu kaynaklar bazen o kadar önemli hale gelir ki, bazı bankalar, kaynak yetersizliği nedeniyle ve ekonomik yardım paketleri gelmediği sürece ekonomik hayatlarına son verebilirler.

Bir bankanın finansal gücü, her işletmedeki gibi, aktif-pasif / mevduat-kredi vs. uyumuna bağlıdır. Mevduatları ve kredileri dengeli dağılan, likidite ve karlılık arasında uyumu sağlamış bir bankanın hem finansal anlamda sıkıntı çekmesi zordur hem de bu gücüyle yukarıda zikredilen görevini de yerine getirebilir. Aksi durumu 2000, 2001 ve 2008 yıllarında gördük. Bu yıllarda yaşanan krizlerin nedeni çoktur ama bankacılık açısından yapılan ters seçim ve ahlaki tehlike örnekleri verilebilir.

Gelelim, yukarıdaki başlığa. Banka gerçekten var olduğunda bir dert mi, yok olduğundaysa ekonomik açıdan bir eksiklik mi? Bu soruya kendi açımdan az veya çok iktisattan anladığım kadar cevap vermeye çalışırsam şöyle bir şey söyleyebilirim. Bir banka, yukarıda zikredilen görevini yerine getirirken, kendi içinde finansal yapısını ayarlarsa, likidite ve karlılık arasındaki dengeyi sağlam kurarsa hem küçük çaplı hem büyük çaplı yatırımcı için fon sağlayabilir ve onlara destek olabilir. Teoride, bütün dünya üzerinde olması gereken de budur.

Türkiye’de Bankalar

            Ülkemize gelince, bu sektörü, yani bankacılık sektörünü, milat sayılacak bir tarih olan 2000 yılından başlayarak ele almak gerekir. Krizle finansal açıdan zayıflayan bankacılık sektörünün ve doğal olarak merkez bankasının toparlanması, yaklaşık 12 yıldır sürdürülen ekonomik program sayesinde oldu ve bu sıkı disiplin gerektiren program hala devam ediyor. Ancak zaman zaman geçmişin alışkanlıkları unutulmuyor. Özellikle bankacılık açısından kötü olanlar.

Şu anda bankalar, likidite-karlılık dengesinde ipin ucunu biraz kaçırmış durumdalar. Bankalar, nakit görünümlerine, karlı kalmaktan daha az önem verir hale geldiler. Yani bankalar için şu anki öncelik karlılık. Kurumlar Vergisi beyannamelerinde vergi rekortmeni olarak bankaların gösterilmesi bu durumun bir kanıtı olsa gerek.

Bu durumun ortaya çıkmasında, bankaların bankası olan Merkez Bankası’nın da rolü yadsınamaz. Bankalar arası borçlanma faizlerinin çok düşük seviyelere gelmesi, tüketicilere sunulan kredilerin çeşitlendirilmesi ve kredi alımının çok kolay hale gelmesi, bankaların tatlı karlar elde etmesine yol açmıştır.

            

Tüketiciler ve Bankalar

            Tüketicilerin banka hizmetlerinden biri olan kredilere bu kadar kolay ulaşmaları hem bir nimet, hem bir külfettir. Nimettir, çünkü kendi finansal birikiminiz yeterli olmadığında, sık sık olmasa da bankalardan kredi alırsınız. Aldığınız krediyle ihtiyacınızı, taleplerinizi vs. karşılarsınız. Külfet olansa, aldığınız kredinin masraflarından kaynaklanır ve bu konuda bankalar masraf açısında tüketiciye yük olmada birebirdirler ve bu işlerini sinekten yağ çıkarırcasına ve başarıyla yerine getirirler.

Bugün, yazılı ve görsel medya araçlarının çoğunda dile getirildiğine göre, 2012 yılı içinde Tüketici Hakem Heyetleri ’ne yaklaşık 230 bin şikâyet ulaşmış ve bu şikâyetlerin %54’ü bankaların bize sundukları hizmetlerde aldıkları bedellerin yüksekliğiyle ilgiliymiş. Yani, Türkiye’deki bankalar sadece faizden para kazanma (spread) yoluna gitmiyorlar, diğer kazanç kapılarını ya da fırsatları da değerlendiriyorlar.

Tüketicilerin bankalar kaynaklı bu sorununu çözme ümidi ise, bu yıl içinde yürürlüğe girmesi beklenen Yeni Tüketici Yasası. Bu yasaya göre artık tüketiciler, dosya masrafı, komisyon vs. taleplerinde oldukça sınırlı ve makul davranmak zorunda kalacaklar. Umarım böyle de olur.

Son olarak ekonominin iki yakasını bir araya getiren bankalar, salt karları için sinekten yağ çıkarırcasına tüketicilere ve yatırımcılara yük olmamalıdır. Çünkü aksi bir durum, bizi tekrar 2000’li yılların başına götürebilir.

Yazıyı Değerlendirin!
Paylaş