Yeni Türkiye’nin Değişmeyen Sorunları

Yeni Türkiye sloganı ile yola çıkan hükümetin karşısında kapı gibi duran bir gerçek var. Yetişmiş arz fazlası beyinler. Bu yetişmiş işgücü veya kalifiyeli olduğunu zanneden birkaç milyon zavallı gencin Yeni Türkiye’nin ekonomisindeki rolü ne olacak. Ülkenin en çok mezun veren fakültelerini alt alta yazarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Atanamayan binlerce öğretmen, öğretmeni olmayan yüzlerce köy, fen bilimlerini iş olsun diye okuduktan sonra iş bulamazsam formasyon yaparım diyen binlerce genç. Diğer taraftan her 5 üniversite mezunundan 3 tanesinin iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu olduğu gerçeği. Diyelim ki gençler mezun olduktan sonra hizmet sektöründe veya alan meslekte çalışmayacak. Amaç yeni yetişen gençlere paranın kullanım değerini, basit ekonomik bilgileri öğretmek veya finansal okur yazarlık kazandırmak. Peki ne kadar başarılı olduk. Ülkenin verdiği cari açıktan anlaşılıyor sanırım. En çok istihdam yaratan sektör hangi sektör veya en kârlı sektör? Cevabı basit tabi ki hizmet sektörü. Peki biz ne üretiyoruz da neyin hizmetini sunuyoruz. İhracatın ithalatı karşılama oranı nedir? İhracatımızda katma değer oranı yüzde kaçtır? Mamül olarak ne ihraç ediyoruz? 10 yılda milli gelirimizi 2,5 arttıran, ihracatını 150 milyar dolara, merkez bankası rezervini 130 milyar dolarlara çıkartan Türkiye’de işsizlik neden azalmadı.

12 yılda 5 kez değişen milli eğitim bakanı, her dönem yap boz yapılan eğitim sistemi, özel kolejlerin çıkardığı birincilerle övünen ülkem, devletin okulundaki çocuklar acaba ileride ne olacak hiç düşünmez mi? Kaç tane ülke ile vize kaldırıldı? Dünyanın çoğu ülkesine vizesiz gidiyoruz öyle değil mi? Güzel ülkemin sınır komşusu Suriye kim gitmek istiyor, Irak’a turistik gezi yapan kaç kişiyiz? Peki ya İran, sınırdan su sokarken bile kaçak yollardan sokuyoruz.  Kıbrıs adasını hala çözüm bekliyor. Rusya bir kumar oynuyor bizde yakından takip ediyoruz. Ekonomide rasyonel beklentiler teorisine göre birey tatmin düzeyini en yükseğe çıkartana kadar rasyonel davranır. Hem kendi faydasını hem de toplumun faydasını maksimize eder. Adam Smith’in dünyasında kredili satışlar var mıydı acaba, asgari ücret ile mortagage kredisi kullanabilen işçi kesimi  veya faiz gerçekten tüketimden vazgeçmenin bedeli miydi?

Cebimizdeki para ne kadar değerli, hani verimliliği artırmak için şirketler ar-ge yatırımı yapmak zorundadır ya? Bizim insanımız gelirinden ne kadarını tasarruf edebiliyor. Aileler dişinden tırnağından arttırdığı paraları da çocukları üniversiteye girsin diye dershanelere akıtırken, üniversite mezunu gençlerin cv’lerinde yabancı dil olarak işaretlediği ingilizceyi adını söyleyecek seviyede bildiği bir ülkede kusura bakmayın ama slogan üretene kadar gerçeği kabullensek daha iyi. Koştuğunu zanneden Türkiye başını eğip ayaklarının ucuna bir baksın. Yürüyen koşu bandı ile form tutmaya çalışan obezite bir gençten farkımız yok…

 

 

Yazıyı Değerlendirin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir